Atatürk Inkılabıyla Hıristiyan devletlerden farkımız kalmadı

Atatürk Inkılabıyla Hıristiyan devletlerden farkımız kalmadı

*

celal nuri ileri türk inkilabi m. kemal atatürk laiklik lozan hiristiyan hukuku kapak

“Türk Inkılabı” isimli kitabın kapağı…

***

CHP’nin ideologlarından Celal Nuri, 1926’da kaleme aldığı “Türk Inkılabı” isimli kitabında, M. Kemal’in yaptığı inkılabın “faydalarından” bahseder. M. Kemal tarafından milletvekili “atanan” Celal Nuri, kitabının 136’ncı sayfasında bu faydalardan birinin de devletler hukuku bakımından; “Hıristiyan devletlerden fark(ımızın) kalmamasıdır” der ve ekler: “Artık (dünyada) iki Hukuk-i düvel yoktur!”[1]

*

celal nuri ileri türk inkilabi m. kemal atatürk laiklik lozan hiristiyan hukuku sayfa 136

Kitabın 136’ncı sayfası…

***

.

**********

.

KAYNAK:

.

[1] Celal Nuri (İleri), Türk Inkılabı, Ahmed Kamil Matbaası, Istanbul 1926, sayfa 136.

Bu kitap 2000 yılında “Atatürk Kültür Merkezi Yayınları” tarafından Latin harfleriyle de neşredildi.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Reklamlar

Müslümanlara uygulanan baskı: Kemalist Türkiye’de bir Öğretmenin Dramı

Müslümanlara uygulanan baskı: Kemalist Türkiye’de bir Öğretmenin Dramı

***

Darıca Ilk Okulu Öğretmeni Nureddin Atikoğlu’nun kemalizmden çektiklerini okuduğunuzda kemalist rejimin hüküm sürdüğü yıllarda müslümanlara uygulanan baskıyı ve ülkemizde Islam’ın nasıl yok edilmek istendiğini daha iyi anlama fırsatı bulacaksınız. Nurettin Atikoğlu, başına gelen olaylardan sonra kendi bakanlığı Milli eğitim bakanlığına bir gazete aracılığı ile soruyor ve cevap verilmesini bekliyor.

Işte Nureddin Atikoğlu’nun gazetede yayınlanan yazısı:

“Onbir yıl mesleki hayatı olan ilk okul öğretmeniyim. Mesleğime, bütün maddi mahrumiyetime rağmen bağlı, şevk ve samimiyetle devam etmekteyim. Bulunduğum illerin en ücra köşelerinde sebatla ve çereme imkanlarım nisbetinde faydalı olarak çalıştım. Yapılan teftişler neticesinde beğenilmeyen bir rapor almadım. Mesleğimde bu aşk ve gayretimi, müfettişlerin yılda bir defa uğradığı veya uğramadığı yıllarda dahi üzerimde amir varmış gibi çalıştıran ilahi kuvvetin daimi kontrolünde olduğumu, mesleğimin, dolayısı ile asil milletimin manevi mes’uliyetini hamil olduğumu ihtar eden inanç ve milliyetçiliğime borçluyum. En zor şartlar altında da olsa milletime hizmeti (maddi menfaat dilenciliği yapmadan) en büyük şeref ve minnettarlık borcu saymaktayım. Bu arzu, aşk ve ülkü benimle ebediyete kadar yaşayacaktır.

Hal böyle iken, sahifenin öbür yüzü oldukça elem ve hüzün verici, huzur ve ahenk bozucudur.

Şöyle ki:

1963-1964 Öğretim yılında Gölcük/Ümmiye Köyü Ilk Okulunda çalışırken, ders esnasında Jandarmalarla sarıldım, arandım. Şahsi kütüphanemden, Islam Tarihi, bir çok dini kitaplar ve mecmualarım müsadere edildi. Bir gün Kaza Jandarma Komutanlığına istendim. Kumandanlıkta yazılı, Kaymakamlıkta da Jandarma Komutanlığının iştirakiyle sözlü ifadem alındı. Kitapların üzerinde bulunan tek kelime “eski yazı”dan Elif cüzü bulundurmamdı. Kur’an-ı Kerim okumuş bulunmamdan, bir Müslüman olarak dinimi öğrenme gayretimden, dinimin temeli olan namazımı kılışımdan ve nihayet sayın Valimiz tarafından da Hz.Peygamber (a.s.) ‘e ümmet oluşumdan ötürü kınandım.

Tahkikat devam etti, tamamalandı ve neticede Cumhuriyet Savcılığınca “ademi takip” kararı ile müsadere edilen kitaplarım iade edilerek daha başlangıçta Türk Adliyesi kararını vermiş oldu. Fakat ne var ki, üstlerimin hırsları geçmemiş olacak ki, hiç bir istinad bulamadan Il Disiplin Kurulu kararı ile Darıca’ya naklim yapıldı. (Karar hala bana tebliğ edilmemiştir.) Köylülerim, benden evvel duymuşlar. Nakli durdurmak istisnasız imza toplayarak Vilayete müracaat etmişler. Vali bey isteklerinin yerine getirileceğini söyleyerek memnuniyetle yolcu etmiş. (Bana müjde ile sonradan haber verdiler) dördüncü gün vali bey beni istemişti, gittim. Köylülerimin teşebbüsünden bahsederek yine de Darıca’ya gönderileceğimi emir buyurdular. Ben “Gitmeyeceğim” demedim. “Hizmet için vatanımın her yeri aynıdır, fakat niye gideceğimi bilmiyorum” cevabını verdim.

Aramızda geçen kısa muhavede anlaşamakla beraber, halkın dini hislerine tercüman olduğum, şeriatçı ve ümmetçi olduğum tesbit edilmişmiş. Darıca gibi kalabalık bir öğretmen kitlesi içerisine vermeye mecbur olduklarını ve daima kontrol altında bulundurulacağımı söylediler. Şeriat devrinin geçtiği, ümmetçiliğin öldüğü ihtar edilerek huzurundan çıkarıldım. Neticede buraya gönderildim. Köylülerin tekrar müracaatları üzerine bir sene sonra arzularının yerine getirileceği vâadediliyor. Bir sene sonra tekrar müracaat, iki yılın doldurulması mecburiyeti ile tekrar red.

Dediklerini tatbik sahasına koymuş olacaklar ki, buraya geldikten sonra, tutum ve hareketim, evime kimlerin gelip-gittiği hususunda gizli tahkikat yaptırılmış.

Bu ders yılında yapılan veli toplantısında, ahlaka intikal eden konuşmam ilavelerle tahrif edilerek vilayete bildirilmiş. Yine bir tahkikat, ifade ve savunmalar. Neticeye bakılınca bunların hiç birisine itibar edilmeyerek, hedeflerine doğru kayış ve üç günlük maaş kesimi ile mükafatlandırılıyorum.

1965 Cumhuriyet Bayramında sınıf süslemelerim sırasında bir “hilal”in ipucu olarak fotoğrafı çekilmiş, yok şeriatı, yok Osmanlılığı ifade eder, ileri görüşlülüğüyle üst makamlara bildirilmiş. Dahası var:

Aralık ayı, yılbaşı geliyor. Sınıfım için 1966 Sönmez takvimi aldım ve sınıfıma götürdüm, daha asmadan okul müdürü, müdahale etti.

Ben:

– Kardeşim, bunda ne mahzur var, sebebini izah edin? Dini, ahlaki, milli ve ilmi bilgilerle dolu bir takvimdir, dedim.

– Dini propaganda yapıyor, nurculuk hakkında yazıyor, dedi.
– Nereden biliyorsunuz, hiç kullandınız mı, ne ile beni ikna ve ikaz ediyorsunuz? soruma,
– Hocam, kullanmazsanız iyi olur, Saatli Maarif Takvimi kullanın. Hakkınızda tahkikat konusu olur, dedi.

Geçen yıl astığımda okula gelen müfettişle, Ilk Öğretim Müdürleri tarafından müdahale edildiğini, ihtar edilmiş
olduğumu söyledi.

Tahammülün de bir haddi var. O anda insan üzülerek, kendi kendisine gayr-ı ihtiyari:

– Ecdadımın mübarek kanıyla yoğrulmuş, şehitler ve gaziler diyarı Türkiyem’de mi yaşıyorum, diye sorası geliyor.

Şimdi sayın hükümetimizden ve bilhassa cevaplandırılmasını istiyorum.

Bu meslekte; Mesleğininin maddi kifayetsizliği nazarı itibara almadan, sırf manevi zevkini tadarak, kudsiyetini idrak ederek, mesleğinin şerefiyle, mütenasip olmadığı gerçek ve inancıyla, içkili ziyafet, oyunlu kulüp masalarına dahi oturmayan, mevcut güç ve gayretini mesleki çalışmalara sarfeden, milletini; cahil, gerici, kara takkeli yobaz, köylü, şehirli, geri kafalı gibi iftiralardan münezzeh tutarak seven ve hizmetinde olan, bununla beraber “Allah indinde en makbul din Islam’dır” fermanı ilahisiyle yüce dinin saliki olma şerefine nail olarak, icraatiyle emri ilahiyi yerine getiren insanlar, vazifeye, emniyet ve huzur içerisinde devam edecekler mi? Yoksa; Allah’a kul, Peygambere ümmet olduğu, dini vecibeleri yerine getirebilmek için camiye gittiğinden dolayı, şeriatçı, ümmetçi, nurcu… Efendilerle içki masalarında sabahlamadığımızdan, biriç ve konken masalarında, balo ve benzeri erkekli dişili alemlerinde teşriki mesai etmediğimizden, lokmasıyla beslendiğimiz necip halkımızla ülfetimizden ve haşır neşir olmamızdan gerici, yobaz olarak mı isimlendirileceğiz? Kendi gözlerimizdeki odunu görmeden, milliyetçi ve mukaddesatçı gözünde kıl aralamaya kalkışarak, takibat, tahkikat uydurarak 8 nüfuslu 35 lira asli maaşlı bir öğretmenden (ifadeler ve savunmalar nazara alınmadan) üç günlük maaş keşimi (iktisadi abluka) vs. vs. derken siciller karalanıp üzerine titrediğimiz şeref ve haysiyetimizle mi oynayacaktır?

Eğer birincisi tatbik edilecekse, huzur ve emniyetimizin ifadesini, ikincisi tatbik edilecekse; gücümüz ve yaşımız ihtiyarlamadan neticeyi öğrenmek herhalde bir vatandaş olarak hakkımız olsa gerektir.

Arzumuz ve emelimiz; birincisinin tatbiki ve tahakkuku ile ard düşünceli, geri zihniyeli, milliyet ve maneviyattan yoksun, geri kafalı zavallı ilericilerimizin de ıslahı nefs ederek “tarik-i müstakim” olarak, birlik ve beraberlik ve vahdet yolunu ihtiyarila, düşmüş oldukları dalaletten kurtulmalarıdır.

Allah’ın veli kişisi Yunus Emre, bizim ilerici geçinenlere ne güzel ders vermiş ama anlayana can kurban;

“Ilim, ilim bilmektir,
Ilim, kendin bilmektir,
Sen kendini bilmezsen,
Ya nice okumaktır?”

Nur içinde yatsın. Bu gidişle kendimizi (benliğimizi) aramaya çıkmanın zamanı gelmiş, hatta geçmiş olsa gerek.

Son sorumu tekrar ediyorum

Dini, milli, ahlaki ve ansiklopedik bilgilerle dolu, Sönmez Duvar Takvimini sınıfıma asarsam, yasaklara ve kanunlara riayet etmemiş mi olurum? Bu hususta bir sakınca ve yasak var mıdır?

Hürmetlerimle…”

Darıca Ilk Okulu Öğretmeni/Nureddin Atikoğlu[1]

Öğretmen Nureddin Atikoğlu’nun bu mektubu, kuşkusuz ki, zulüm devrinin yüzbinlerce uygulamasından sadece bir tanesi idi. Sesini duyuramayan binlerce Nureddin öğretmen vardı. Bu mektup hakkında yorumda bulunma ihtiyacı hissetmiyoruz. Mektup iyi okunduğunda kemalizmin, Müslümanlara neler çektirdiği kolayca anlaşılır.

 

**********

 

KAYNAK: 

[1] Yeni Istiklal Gazetesi, 15 Aralık 1965, sayı 227, sayfa 3.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Kemal Atatürk’ün eseri: Kuran ve Ezan’ın yasaklanması

Kemal Atatürk’ün eseri: Kuran ve Ezan’ın yasaklanması – 1 

Kurtuluş Savaşı sonrası, 3 Mart 1922 de, Büyük Millet Mecılsi’nin üçüncü toplanma yılını açış konuşmasında, Mustafa Kemal, sözü camilere getirdi. Burda Türkçe Ezan ve Kaemat gerçekleştireceği işaretini verdi.[1]

1924 Yılında Cumhuriyetin en büyük laik aşaması yapıldı: Halifelik kaldırıldı. Dolayısıyla Şeriye ve Evkaf Vekaletleri de (Osmanlı’da kanunların şeriata uygunluğunu denetleyen bakanlık/Şeyhül Islamlık) kalkıyordu.

3 Mart 1924 tarihli kanunun birinci maddesi, Türkiye Cumhuriyetinde halkla ilgili bütün işlemlerin yürütülmesini Türkiye Büyük Millet Meclisi ve hükümete bırakıyordu. Ancak dinsel sorunları halledebilmek için Başbakanlığa “bağlı” Diyanet Işleri Reisliği kuruldu. Camiler, medreseler, tekke ve zaviyelerin idaresi[2], imam, hatip vaiz, şeyh, müezzin ve kayyumların atanmaları, il ve ilçelerdeki müftülük örgütleri de bu kuruluşa bağlandı. Diyanet Işleri Reisliğinin bir de Danışma Kurulu vardı.

Amacı “Cumhuriyet ve laikliğe hizmetti”. Bu kurul, ezan ve salatın Türkçeleştirilmesi, hutbelerin Türkçe okunmasını ele aldı. Ayrıca, hutbelerin konularının siyasi, sosyal, askeri, mali içtimai ve iktisadi sorunları kapsamalarının da üzerinde duruldu.[3]

(Yani Diyanet dini laikliğe uydurmak ile görevli kılındı.)

1928’de Latin harflerinin alınması sırasında izinsiz olarak okul ya da kurs açılarak Arapça öğretilmesi yasaklandı. Bu yaklaşım, aynı yıl devletin bir dini olduğu maddesinin Anayasa’dan çıkarılmasıyla devam etti.

Diyanet Işleri Reisi Rıfat Börekçi zamanında alınan bir kararla Kur’an-ı Kerim’in Türkçe’ye çevrilmesini takiben namazların Türkçe olarak eda edilmesi uygulamasının başlatılacağı ve diğer Kur’an-ı Kerim’lerin satışlarının men edileceği açıklanmıştı. Diyanet Işleri’nin yetki alanındaki bu değişiklikleri hazırlama görevi Ilâhiyat Fakültesi’ne verilmişti.[4]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Vatan gazetesi, 13 Haziran 1922.

[2] Tekke ve Zaviyeler, 2 Eylül 1925 tarihli kararnamelerle kapatıldı (T.C. Tarihi, 4. Cild, sayfa 238.)

[3] Osman Ergin, Maarif Tarihi, 1. Cild, sayfa 243.

[4] Cihan Aktaş, [1991] 2005, Tanzimat’tan 12 Mart’a Kılık-Kıyafet ve Iktidar, Istanbul, Kapı Yayınları, sayfa 228, 229.

 

******************************

******************************

******************************

 

Kuran ve Ezan’ın yasaklanması – 2

“M. Kemal Atatürk’ün kurduğu ülkede dinimizi yaşayabiliyoruz” diyenlere kapak olsun. (Kur’an okutmak bile yasaktı)

***

4 Ocak 1932 tarihinde yayınlanan bir talimatnamede; Harf Devrimi Kanunu’na aykırı olarak Arap harfleriyle eğitim yapmak için gizli veya aleni dershane açanların ve bu dershanelerde eğitim verenlerin, Türk Ceza Kanunu’nun 526’ıncı maddesi gereğince üç aya kadar hafif hapis veya 10 liradan 200 liraya kadar hafif para cezası ile cezalandırılacağı belirtilmiş.[1]

1 Kasım 1935 ve 30 Kasım 1936 tarihleri arasında çeşitli illerde 35 kişi gizli bir surette Arap harfleri ile tedrisat (öğretim) yapmak suçundan yakalanıp adliyeye sevk edilmişlerdir.[2]

1937 yılında Gaziantep’te 50 yaşlarındaki bir kadının kendi evinde gizlice eski usül Arap harfleri ile çocuk okuttuğu haber alınmış ve suçüstü (!) yakalanarak, aramada ele geçen kitaplarla birlikte mevcuden mahkemeye sevk edilmiştir.

Ele geçen ve M. Kemal’in döneminde “suç” teşkil eden kitaplar ve bazı eşyalar ise şunlardır:

3 adet Mevlüt, 5 Tebareke Cüz’ü, 25 Amme Cüz’ü*, 1 Kadesemiallah, 7 Kur’an-ı Kerim, 10 Elif Cüz’ü, 2 Minder, 1 sıra, 1 sopa.[3]

Benzer şekilde, Arapça namaz sûresi okutmak veya Arapça tedrisatta (öğretimde) bulunmak suçundan 1938 yılı içerisinde; Çankırı’da bir şahıs[4], Kastamonu’da bir kadın,[5] Isparta’da muhtelif şahıslar,[6] Bursa’da bir şahıs,[7] Rize’de,[8] Erzurum’da[9] ve Çorum’da[10] bazı şahıslar hakkında işlem yapılmıştır.

Kayseri’de Bedestan Camii’nde 16 yaş üstü gençlere hafızlık dersi veren Nurioğlu Mehmet, Arap harfli kitapları kullandığı gerekçesiyle tutuklanarak mahkemeye sevk edilmiştir.[11]

Teyyare Ş ehitlerini anma merasimi sırasında Posof Kaymakamı’nın Arapça dua ettirilmesine müsaade etmesi üzerine söz konusu kaymakam bu hareketinden dolayı uyarılmıştır.[12]

1936’da kahvehanelerde radyodan Kur’an dinlenmesi bile yasaklanmıştır.[13]

***

*Amme Cüz’ü: Namaz Sureleri denilen kısa Sureleri içinde bulunduran Kur’an-ı Kerim’in son 20 sayfasına verilen isimdir.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Halim Alyot, Türkiye’de Zabıta, Tarihi Gelişim ve Bugünkü Durum, Kanaat Basımevi, Ankara, 1947, sayfa 937.

[2] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Ankara, Dosya. 13217–11, Kardeks 1964; Dâhiliye Vekâletinin (Içişleri Bakanlığının) Maarif Vekâletine (Eğitim Bakanlığına) yazdığı 12.1.1937 tarih ve 368 sayılı yazı.

[3] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–3, Kardeks 596; Gaziantep Valiliğinin Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) yazdığı 31.12.1937 tarih ve 1481 sayılı yazı.

[4] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–3, Kardeks 595; Çankırı Valiliğinden Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 3.1.1938 tarih ve 21 sayılı yazı.

[5] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–5, Kardeks 597; Kastamonu Vali Vekili N. A. Keskin imzası ile Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 10.1.1938 tarih ve Em.1/37 sayılı yazı.

[6] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–8, Kardeks 906; Isparta Valiliğinden Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 10.1.1938 tarih ve 26837/48 sayılı yazı.

[7] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–12, Kardeks 287. Bursa Valiliğinden Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 20.1.1938 tarih ve 175 sayılı yazı.

[8] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–13, Kardeks 3109; Rize Valiliğinden Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 29.1.1938 tarih ve 1087 sayılı yazı.

[9] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–15, Kardeks 3118; Dâhiliye Vekâleti (Içişleri Bakanı) Şükrü Kaya imzasıyla Maarif Vekâletine (Eğitim Bakanlığına) gönderilen 21.2.1938 tarih ve 7872 sayılı yazı.

[10] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–14, Kardeks 3119; Dâhiliye Vekâleti (Içişleri Bakanı) Şükrü Kaya imzasıyla Adliye ve Maarif Vekâletlerine (Adalet ve Eğitim Bakanlığına) gönderilen 25.2.1938 tarih ve 8778 sayılı yazı.

[11] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA.), CHP Kataloğu, Nr: 490.01, Yer No: 590.38.1, belge no: 88.

[12] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA.), CHP Kataloğu, Nr: 490.01, Yer No: 590.38.1, belge no: 79.

[13] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA.), CHP Kataloğu, Nr: 490.01, Yer No: 590.39.1, belge no: 33.

 

******************************

******************************

******************************

 

Kuran ve Ezan’ın yasaklanması – 3

Haşa Kur’an; mikrop mu? Okuyalım – paylaşalım

Ikinci bölümde M. Kemal Atatürk döneminde Kur’an’ın (haşa) “suç” sayılan eşyalar arasında zikredildiğini ve Kur’an öğreten bazı şahıslar hakkında işlem yapıldığını yazmıştık. Inönü döneminde de benzer “suçları” işleyen şahıslar hakkında işlem yapılmaya devam edilmiştir.

1939 yılında Erzurum’un köylerinde[1] bazı şahıslar yakalanarak adliyeye sevk edilmişlerdir. Içişleri Bakanı, 3’üncü Umumi Müfettişliğine gönderdiği bir yazıda, çocuklara Arapça tedrisat (öğretim) yaptıranlarla ilgili olarak “kanunlarımıza ve rejime aykırı olan bu vak’a faillerinin fenalıklarını yerinde bastırmak ve `sari mikroplar´ gibi yurda dağıtmamak başlıca esastır. Binaenaleyh Halk Partisi ve evleri cihazı ile harekete geçilerek bu kötü propagandalar önlemek ve kötüleri adaletin pençesine vermek lazımdır. Bu yoldaki iyi çalışmalarınızı memnuniyetle takip ediyorum.”[2] sözleriyle görevlileri uyarmıştır.

Ancak bu uyarıya rağmen Arapça tedrisat (öğretim) yaptıran birçok insan yakalanarak adliyeye sevk edilmiştir. Urfa’da dükkânında Arapça harflerle basılmış Elifba, Amme, Tebareke cüzleri satan bir şahıs,[3] Giresun’da Arapça tedrisat yaptıran şahsın yanı sıra kanuni vazifesini yapmamaktan muhtar ve ihtiyar heyeti üyeleri,[4] Konya’da bir köyimamı,[5] Rize’de bir mahalle imamı[6] adliyeye sevk edilerek muhtelif cezalara çarptırılmışlardır.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–146, Kardesks 26563; Erzurum Valisi Hilmi Balcı imzasıyla Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 2.3.1939 tarih ve Em.430/159 sayılı yazı.

[2] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–148, Kardeks 26602; Dâhiliye Vekâletinden 3’üncü Umumi Müfettişliğine gönderilen 24.1.1939 tarih ve 6647 sayılı şifre.

[3] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13219–107, Kardeks 27219; Urfa Valisi Kazım Demirer imzasıyla Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 5.2.1940 tarih ve Ş.1.3–151 sayılı yazı.

[4] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13219–103, Kardeks 26941; Giresun Valisi Muhtar Akman imzasıyla Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) 17.7.1940 tarih ve 379 sayılı yazı.

[5] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–102, Kardeks 22892; Konya Valisi Nizamettin Ataker imzasıyla Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 5.4.1940 tarih ve Ş.I.509 sayılı yazı.

[6] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–133, Kardeks 26572; Rize Valisi Hüsnü Uzgören imzasıyla Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 6.10.1941 tarih ve 2681 sayılı yazı.

 

******************************

******************************

******************************

 

Kuran ve Ezan’ın yasaklanması – 4

(Kur’an öğretmek yasak… Kasketleri ters giymek bile yasak, aman Ya Rabbi bu ne yobazlık.)

Bu tür olayların artması üzerine Diyanet Işleri Reisi M. Şerafettin Yaltkaya 1942 yılında Istanbul Müftülüğü’ne bir yazı göndererek bu tür faaliyetlerin yasak olduğunu belirtmiştir:

“Bazı Kur’an öğreticilerinin ilk tahsil çağındaki çocukları kursa devam ettirdikleri istihbar edilmiştir. Bu gibi usulsüz hareketlere meydan verilmemesi lüzum ehemmiyetle beyan olunur.”[1]

Polisin takip ettiği bir diğer konu ise, kadınların peçe, çarşaf ve peştamal giymesinin yasaklanması olmuştur. 1935 yılında Içişleri Bakanlığınca yayınlanan bir tamimle bu giysilerin giyilmesinin yasaklandığı bildirilerek kolluk kuvvetlerinin gerekli tedbirleri alması istenmiştir.[2] Bu yasak Inönü döneminde de devam etmiş ve Emniyet Umum Müdürlüğü, 1940 yılında `Medeni kıyafete aykırı kisve taşıyanlar hakkında´ bir emir[3] yayınlayarak, devrimlere aykırı ve belli bir maksada yönelik olarak kasketlerini ters giyen erkekler ile peştamal giyen, yüzünü örten, peçe takan kadınların takip edilip bunlara müsaade edilmemesini istemiştir.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] 19.8.1942 tarih ve 3254 sayılı yazı. Bkz.: Sadık Albayrak, Türkiye’de Din Kavgası, Istanbul, Şamil Yayınevi, 1984, sayfa 34.

[2] Içişleri Bakanının imzası ile Umumi Müfettişliklere ve Valiliklere gönderilen 22.7.1935 tarih ve 6936 sayılı yazı, Belge No: 13216-7/1, bkz., 150’likler, Kubilay Olayı, Çarşaf-Peçe-Peştemalla Örtünme Sorunları: Polis Arşiv Belgeleriyle Gerçekler, Polis Dergisi, Yayın No: 129, Eminyet Genel Müdürlügü (EGM) Yayınları, Ankara, 1998, sayfa 89, 90.

[3] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından illere gönderilen 20.4.1940 tarih ve EUM- Ş.I.C.18007 sayılı genelge, D.13216–7.

 

******************************

******************************

******************************

 

Kuran ve Ezan’ın yasaklanması – 5

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

***

(Fotoğraflar: Birinci fotoğraf 1 no’lu dipnota dair Gazete haberi, ikinci fotoğraf ise [6] no’lu dipnota dair belgedir)

***

(M. Kemal Atatürk döneminde; “Allahu Ekber” diye “tekbir” getirmek yasaktı)

Türkçe ezan-kamet uygulaması daha ilk günlerden itibaren çeşitli direnmelerle karşılaşmıştır. Bu uygulamaya ilk kitlesel tepki 1 Şubat 1933’te Bursa’da görüldü. Bir grup halk sokağa dökülerek valilik önünde gösteri yaptı. Olaya çok sert tepki gösteren M. Kemal Atatürk bizzat Bursa’ya gitti.[1] Olaydan sonra Nakşibendî şeyhi Kozanlı Ibrahim yakalanarak ağır bir cezaya çarptırıldı. Güvenlik kuvvetleri, bazı kişileri tutukladı, ihmali görülen memurlara işten el çektirildi.[2]

Bursa’da Ezan-ı Muhammedi’nin yasaklanmasını protesto eden 19 kişi hapis cezasına mahkum edildiler. Cumhuriyet Gazetesi bu haberi, “19 yobaz hapis cezasına mahkum edildiler” manşetiyle okuyucularına duyurmuştur.[3]

[3] no’lu dipnot ile ilgili… Işte Cumhuriyet Gazetesinin söz konusu manşeti

***

Kendilerini “Müslümanım ama Atatürkçüyüm” diye tanımlayanların, “Atatürk olmasaydı Ezan-ı Muhammedi olmayacaktı” yönündeki iddialarına bakacak olursak, bu kardeşlerimiz de bizim gibi Ezan-ı Muhammedi’nin yasaklanmasına karşıdırlar. Ancak Atatürk döneminde yasaklandığından haberleri bile yok. O dönemde yaşamış olsalardı, kendilerine de “yobaz” denilecekti… Hatırlatalım istedik. Inşaallah artık gerçekleri görürler.

Devam edelim…

Bundan sonraki süreçte ezann Türkçe okunması için çok sıkı tedbirler alınmasına rağmen ülkenin bazı yerlerinde fedakar ve cefakar insanlar ezanı yine Arapça okumaya devam ettiler, fakat çeşitli cezalara çarptırılmaktan da kurtulamadılar.

Emniyet Genel Müdürlüğü arşiv kayıtlarında ve basın organlarında hakkı haykıranlar hakkında yapılan işlemlerle ilgili birçok olaya rastlamak mümkündür. Ilk uygulamaya geçildiği tarihten itibaren yani M. Kemal Atatürk’ün döneminde başlayan yasak karşıtı eylemlerden ötürü birçok insan hakkında işlem yapıldığı görülmektedir.

Örneğin, Isparta’da Uzun oğlu Ahmet Usta’nın evinde okutulan bir mevlit esnasında “Arapça tekbir” alan Hilmi Alâeddin isimli şahıs adliyeye sevk edilmiştir.[4]

Bayburt ilçesi Ulucami müezzini hasta olması dolayısıyla 15 Şubat 1938 günü sabah namazına gelen cemaatten mezkûr ilçeden Şükrü Yıldız, Arapça ve Türkçe karışık olarak kamet getirdiğinden dolayı savcılığa şikâyet edilmiştir.[5]

Yine M. Kemal Atatürk döneminde Kırşehir’de “Allahu Ekber” şeklinde tekbir alan bir müezzin hakkında işlem yapılıp Adliyeye teslim edildiği 10.1.1936 tarihli bir resmi belgede görülmektedir:

“10.1.1936 gün ve 3/14 sayılı yazıya:

Kırşehir vilayetinin Kaman nahiyesinde arapça tekbir (yani: “Allahu Ekber”) alan müezzin Yusuf oğlu Hüseyin hakkında yapılan incelemede bilmeyerek tekbiri Arapça okuduğu anlaşılmış ve Adliyeye teslim edilmiş olduğu vilayetin bildirisinden anlaşılmıştır.

Saygılarımla arz ederim.

Başvekalete, Riyaseticumhur Umumi Katipliğine de sunulmuştur.

Dahiliye Vekaleti Vekili

(Imza)” [6]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Hadiseyi manşetten duyuran dönemin Vakit Gazetesi.

[2] Ilhami Soysal, “Mezhepler Tarikatlar”, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, Cilt 5, Iletişim Yayınları, Istanbul, 1983, sayfa 1366.

[3] Cumhuriyet Gazetesi, 5 Mayıs 1933.

[4] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–13, Kardeks 3109; Isparta Valiliğinden Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 6.1.1938 tarih ve 26426/12 sayılı yazı.

[5] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217-17, Kardeks 3111; Gümüşhane Valisi N. M. Tosun imzasıyla Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 18.2.1938 tarih ve Em.I-47 sayılı yazı.

 [6] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 490 01/590 38 1 (Belge için ikinci fotoğrafa bakınız).

 

******************************

******************************

******************************

 

Kuran ve Ezan’ın yasaklanması – 6

(Mücahidlerimiz bütün cezai yaptırımlara, tehditlere, baskılara ve sindirmelere rağmen “ALLAH” ismi şerifini haykırmaktan ve yüceltmekten vazgeçmediler… Allah (celle celaluhu) da, güzel isimleri hürmetine bu mücahidlerimizden gani gani razı olsun… Amin.)

***

atatürk ezan yasakladi mi kemal ezan-i muhammedi

Akşam gazetesi, [1] no’lu dipnottaki gelişmeyi okuyucularına böyle duyurdu

***

Arapça ezan okumak meselesinden dolayı tutuklu bulunan Çarşı Meydanı ve Ortahisar camileri müezzinleri Hamdi, Musa, Halil Efendilerin evrakları ile birlikte Çorum’a gönderilmiştir.[1]

Çorum’da Bayram namazından sonra Arapça ezan okuyan bir vatandaş “ağır cezada” yargılanmıştır.[2]

Erzurum Vilayeti Hınıs kazasında Ramazanda imamlık yapmış olan Molla Ahmed Arapça sela verdikten sonra kaçmış ve aranmasına başlanmıştır.[3] Arapça tekbir almaktan suçlu Şarkîkaraağaç ilçesi inhisarlar takip memuru Hilmi Aydın (o dönemde) 3 lira hafif para cezasına çarptırılmıştır.[4]

M. Kemal’den sonra Ismet Inönü döneminde de yasağa rağmen ezanı Arapça okumaktan vazgeçmeyen mücahidler olduğu görülmektedir. Arapça ezan yasağına karşı gelen birçok insan tutuklanarak muhtelif cezalara çarptırılmıştır. Örneğin, Silivri kazasının Seymen köyünde ziraat memuru Behçet, Arapça kamet getirmekten “1 gün hapis” cezasına çarptırılmıştır.[5]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Akşam Gazetesi, 1 Mart 1933.

[2] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13219–133, Kardeks 36252; Çorum Valiliğinden Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 10.5.1933 tarih ve 180 sayılı yazı.

[3] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–21, Kardeks 3395; Dâhiliye Vekâleti Şükrü Kaya imzasıyla Maarif Vekâletine (Eğitim Bakanlığına) gönderilen 24.2.1938 tarih ve 8510 sayılı yazı.

[4] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–7, Kardeks 593; Isparta Valiliğinden Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 18.4.1938 tarih ve 28791/630 sayılı yazı.

[5] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–111, Kardeks 23756; Istanbul Valiliğinden Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 14.2.1939 tarih ve 2431/2664 sayılı yazı.

 

******************************

******************************

******************************

 

Kuran ve Ezan’ın yasaklanması – 7

***

***

(Fotoğraflar: Sırayla 1 – Haberin yer aldığı Cumhuriyet gazetesi. 2 – Gazete haberinin zoom, yani büyütülmüş hali. 3 – Olayın Meclis tutanağına geçtiği yer.)

***

M. Kemal Pilavoğlu şeyhliğindeki Ticani tarikatı mensupları, resmi zevatın bulunduğu ortamlarda ezanı Arapça olarak okuyor ve bu Arapça Ezan yasağına direniyorlardı. Arapça ezan eylemcisi Ticaniler değişik ortamlarda da, örneğin bir millî maçta Dolmabahçe Stadı’nda, Ankara valisinin huzurunda ve ülkenin değişik şehirlerinde, Arapça ezan okuma eylemi yapıyorlardı.

Bu tarikat üyeleri en çarpıcı eylemlerini, 4 Şubat 1949 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclis’inde gerçekleştirdiler. Meclis müzakerelerinin devam ettiği sırada dinleyici locasında bulunan tarikat mensubu iki kişi ayağa kalkıp yüksek sesle Arapça ezan okuyarak yasağı protesto etti.[1]

Dış basına da yansıyan bu olayı, gazeteler “görülmemiş hadise”[2] olarak yorumladılar. Eylemi gerçekleştiren Muhittin Ertuğrul ve Osman Yasin adlı mücahidlerin daha önceleri çeşitli kereler Arapça ezan okumak suçundan (!) mahkum oldukları anlaşıldı. Her iki şahıs hakkında da soruşturma açıldı.[3]

Fotoğrafta da göreceğiniz üzere olay, tutanaklara şöyle geçti:

“Bütçe Komisyonunda ve Mecliste, Bütçe Kanunu huzurunuza geldiği zaman konuşursunuz. Heyeti Umumiye de böyle arzu ediyor. (Dinleyiciler locasından Arapça ezan okunmaya başlandı).

(Bu ne sesleri?).

BAŞKAN: Samiinden birisi. Çıkarınız onu dışarı.

Müzakereye devam ediyoruz.”[4]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Hürriyet Gazetesi, 5 Şubat 1949.

[2] 5 Şubat 1949 tarihli Cumhuriyet, Milliyet, Kader gibi gazeteler olayı manşetten verdiler.

[3] T.B.M.M. Tutanak Dergisi, cild 16 , Dönem: 8, 1949, sayfa 37.

[4] T.B.M.M. Tutanak Dergisi, Kırk birinci Birleşim, cild 16, Dönem: 8, Toplantı: 3, sayfa 20.

 

******************************

******************************

******************************

 

Kuran ve Ezan’ın yasaklanması – 8

Savcıya verilen bir ihbarname şöyle; “Dün öğle namazında camiye gittim, müftü camide idi, müezzin Türkçe kameti getirdikten sonra müftü namaza başlamadı, dikkat ettim dudakları kıpırdıyor, Arapça kamet getiriyordu.”

Savcı, bunun üzerine takibata başlamıştır.[1]

Bu ve benzer tüm yaptırımlara karşın, yasağın çiğnenmesi devam etmiş, özellikle güvenlik güçlerinin ulaşmakta zorluk çektiği yerlerde Arapça ezan okunmaya devam etmiştir. Örneğin 1945 yılında doğu illerinde teftiş yapan bir polis müfettişi, Bingöl’de köylerde hâlâ Arapça ezan okunmaya devam edildiğini söylemektedir.[2]

Benzer bir durum, dönemin bir tanığı tarafından “Köyde eski Türkçe [Arapça] ezan okurlardı. Böyle Allahüekber, Allahüekber… Eski Türkçe ezan okumak yasaktı o zamanlar. Ezan zamanı, candarmalar gelirdi, ki bakalım bunlar nasıl okuyorlar ezanı diye. Candarmaları gördükleri zaman bizimkiler yeni ezanları okurlardı, `Tanrı uludur, Tanrı uludur´ diye”[3] şeklinde dile getirilmektedir.

Bunların halkımıza yaptıkları zulüm saymakla bitmez.

 

**********

 

KAYNAKLAR

[1] Hürriyet Gazetesi, Ezan 18 yıl Türkçe okundu, 16 Haziran 2000.

[2] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 11215–1, Kardeks 56857; Emniyet Polis Müfettişi Ziya Oral tarafından Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 8.5.1945 tarih ve 231 sayılı yazı.

[3] Milliyet-Pazar, Tarihe Bin Canlı Tanık, “Taş taşa değmeyince duvar olmaz”, Içimizden Biri Ahmet Kaya, 10 Ağustos 2004.

 

******************************

******************************

******************************

 

Kuran ve Ezan’ın yasaklanması – 9

18 Temmuz 1945 tarihinde Millî Kalkınma Partisi’nin kuruluşuyla başlayan çok partili hayatla birlikte Türkçe ezan ve diğer uygulamalara karşı girişilen hareketler hemen bütün toplum katmanlarına yayılmaya başladı.[1]

1946 yılında ezanın Türkçe okunması açıktan eleştirilmeye başlandı. Adalet Bakanı Fuat Sirmen’in bir bildirisine göre 1947 yılında Arapça ezan okumak suçundan 29 kişi tutuklandı.[2]

18 yıl aralıksız süren[3] Arapça Ezan ve kamet yasağı, 1950 yılında Adnan Menderes Hükümeti tarafından çıkarılan 5665 sayılı yasayla kaldırıldı.

Ezanın Türkçeleştirilmesi çalışmaları ile birlikte yine M. Kemal Atatürk tarafından başlatılan Kur’an’ın Türkçe okunması yönündeki çalışmalar, Ismet Inönü döneminde tekrar gündeme gelmiştir. 9 Ocak 1942 tarihinde Türk Dil Kurumu yeni bir Kur’an çevirisine karar vermiştir.[4] Gürtaş’a göre Inönü’nün, Türkçe Kur’an ile namaz kılınması yönünde teşebbüsleri olmuş, ancak siyasi atmosfer bu amacın gerçekleştirilmesine engel olmuştur.[5]

 

**********

 

KAYNAKLAR

[1] Tarık Zafer Tunaya, Islamcılık Cereyanı, Baha Matbaası, Istanbul, 1962, sayfa 191.

[2] Gotthard Jaeschke, Yeni Türkiye’de Islamcılık, (Çeviren: Hayrullah Örs), Bilgi Yayınevi, Ankara, 1972, sayfa 110.

[3] Altan Öymen anılarında, Türkçe ezan deneyimin öyküsünü ayrıntılı olarak anlatmaktadır. Bakınız: Altan Öymen, Değişim Yılları, Doğan Kitapçılık, Istanbul, 2004, sayfa, 483–496.

[4] Gotthard Jaeschke, Türkiye Kronolojisi (1938–1945), (Çeviren: Gülayşe Koçak), Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1990, sayfa 69.

[5] Ahmet Gürtaş, Atatürk ve Din Eğitimi, Diyanet Işleri Başkanlığı (DİB) Yayınları, Ankara, 1982, sayfa 39–41.

 

******************************

******************************

******************************

 

Kuran ve Ezan’ın yasaklanması – 10 ve SON

Evet değerli kardeşlerim… Bu yazı dizimizin de sonuna geldik. Elbette burada zikretmediğimiz daha çok vakalar vardır, fakat elimizden bu kadar geldi. Bunca delile rağmen hala bir kemalist, bu çirkin uygulamanın M. Kemal Atatürk tarafından başlatıldığını inkar edebiliyorsa, bilin ki onun beyni yıkanmıştır.

***

Namaz’ın aslından çıkarılıp “Türkçeleşmesi” konusunda hem M. Kemal, hemde Ismet Inönü mutabıktır, ancak Inönü bu adımların yavaş ve kademe kademe atılması taraftarıydı… M. Kemal ise bu noktada daha hızlı hareket etme düşüncesindeydi.

Falih Rıfkı Atay’ın kitabından yaptığımız aşağıdaki alıntıda bunu net bir şekilde göreceğiz:

“Atatürk ibadet devrimine ezan ve namazı Türkçeleştirmekle başlamıştı. Gerçekte verdiği ilk emir ezan ve namazın Türkçeleşmesi idi. Muhafazakârların sözcülüğünü yapan Inönü, Atatürk’e yalvarmış, önce ezanı Türkçeleştirelim, sonra namaza sıra gelir, demişti. Arkadan dil ve Kur’an metni meseleleri çıkıp namazın Türkçeleşmesi gecikti idi. Atatürk sağ kalsaydı ibadet reformu olacağında da şüphe yoktu.”

 

**********

KAYNAK; M. Kemal’in yakın arkadaşlarından ve onu göklere çıkaran birisi:

Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Istanbul 1984, sayfa 394.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Kemalist rejim din kitaplarını bile yasaklamıştır

Kemalist rejim din kitaplarını bile yasaklamıştır

***

1938’de 3, 1939’da 1, 1944’te 2 ve 1945’de 3 olmak üzere dini propaganda (!) yapan 9 yayın ile 1938’de inkılap aleyhtarı 1 yayına yasak getirilmiştir. Bu bağlamda Istanbul’da basılan ve Ismail Nazım Ergenel tarafından yazılan En’amı Şerif adlı broşür toplattırılmıştır.[1] Yine aynı konuda Istanbul’da Mustafa Kocabaş tarafından yazılmış olan Din Klavuzu isimli eser,[2] Iman ve Amel isimli kitap,[3] Ayet, Hadis ve ahlaki öğütleri içeren Arapça levhalar,[4] Dua Mecmuası adlı broşür,[5] Çocuklarımıza Din Okuma Kitabı adlı eser[6] ve Tam ve Ilaveli Mevlüdü Nebi adlı kitabın satışı yasaklanmıştır.[7] Islam’da kadınların nasıl giyinmesi gerektiğini konu alan ve Halep’te basılan “Islamiyette Tesettürü Nisvan” (Islam’da Kadınların Örtünmesi) adlı bir kitap da 15.07.1936 tarihli ve M. Kemal imzalı bir kararnameyle toplattırılmış ve ülkeye girişi yasaklanmıştır.[8]

inönü kuran okumak yasak chp dönemi din kitaplari kuran okumak yasak atatürk dönemi kuran okumak atatürk din kitaplari chp kuran

[1] no’lu dipnotta bahsi geçen dini broşürün yasaklanmasını öngören kararname

***

atatc3bcrk-carsaf-yasagi-atatc3bcrk-pece-yasagi-atatc3bcrk-tesettc3bcr-yasagi-atatc3bcrk-basc3b6rtc3bcsc3bc-islamiyette-tesettc3bcrc3bc-nisvan-kitap-atatc3bcrk-din-kitaplari-yasa

[8] no’lu dipnot ile ilgili… “Islamiyette Tesettürü Nisvan” (Islam’da Kadınların Örtünmesi) adlı dini kitabın toplattırılmasını ve ülkeye sokulmasının yasaklanmasını öngören M. Kemal imzalı kararname

***

Ahmet Hamdi Akseki tarafından 1934 yılında “Peygamberimiz Hz. Muhammed” (sallallahu aleyhi ve sellem) adlı bir kitap, Sebilürreşad yayını olarak bastırılıp piyasaya çıkarıldıktan sonra sakıncalı (!) bulunarak toplattırılmıştır. Bunun üzerine kitabın yazarı, toplattırılma sebebini öğrenmek üzere müracatta bulunmuştur. Matbuat Umum Müdürü (Basın Genel Müdürü) CHP’li Vedat Nedim Tör imzasıyla gönderilen cevapta,

“Bizler her ne surette olursa olsun, gençlik için dini bir zihniyet fideliği vücuda getirilmesine taraftar değiliz” denilmektedir.[9]

Aynı şekilde Necip Fazıl Kısakürek tarafından yayınlanan Büyük Doğu Dergisi, Mayıs 1944 tarihli sayısında “Allah’a itaat etmeyene itaat edilmez” hadisini kapak yapınca, hükümet, halkın yöneticiler aleyhine kışkırtıldığı gerekçesiyle dergiyi kapatmıştır. Böylece Necip Fazıl Kısakürek, kemalistlere; “Allah’a itaat etmediklerini” itiraf ettirmiş oldu. Allahu Teala Necip Fazıl Kısakürek’e ve onun gibi kemalist rejimin din aleyhtarı icraatlerine karşı direnenlere rahmet eylesin.

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

atatürk döneminde yasaklanan dini kitaplar, inönü döneminde yasaklanan dini kitaplar, dini yayina taraftar degiliz, dini nesriyata taraftar degiliz, matbuat umum müdürü vedat nedim tör

[9] no’lu dipnotta bahsi geçen Matbuat Umum Müdürlüğü’nün (Basın Yayın Genel Müdürlüğü) gönderdiği yazı…

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA.), 030.18.01.85.97.15.

[2] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA.), 030.18.01.85.97.17.

[3] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA.), 030.18.01.86.14.16.

[4] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA.), 030.18.01.105.28.20.

[5] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA.), 030.18.01.107.80.3.

[6] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA.), 030.18.01.107.103.13.

[7] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA.), 030.18.01.108.43.9.

[8] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, (BCA), (BKK), Fon Kodu: 030.18, Yer no: 67. 61.2., 15.07.1936.

[9] Sebilürreşad, cild 13, sayı 284, 1959, sayfa 144.

Belgenin tarihlendirilmesi hakkında bakınız; Dücane Cündioğlu, Cumhuriyet Tarihi Vesikalara Istinaden Nasıl Yorumlanabilir, Yeni Şafak, 16 Temmuz 1998.

Ayrıca bakınız; Ordinaryüs Profesör Doktor Ali Fuat Başgil, Din ve Laiklik, Yağmur Yayınları, 8. Baskı, Istanbul 2007, sayfa 13.

***

BENZER KONULARIMIZ:

Kemal Atatürk’ün eseri: Kuran ve Ezan’ın yasaklanması

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/29/kemal-ataturkun-eseri-kuran-ve-ezanin-yasaklanmasi/

***

Kemalist rejimin hakim olduğu Türkiye’de Hacca gitmek yasaktı

https://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/15/kemalist-rejimin-hakim-oldugu-turkiyede-hacca-gitmek-yasakti/

***

M. Kemal Atatürk Din derslerini ve Imam Hatipleri kaldırmadı yalanı

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/14/m-kemal-ataturk-din-derslerini-ve-imam-hatipleri-kaldirmadi-yalani/

***

Tek parti döneminde satılan Camiler ile ilgili M. Kemal Atatürk imzalı birkaç belge

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/27/tek-parti-doneminde-satilan-camiler-ile-ilgili-m-kemal-ataturk-imzali-birkac-belge/

***

M. Kemal Atatürk’ün Şapka Zulmü ve Istiklal Mahkemesi’nde asılan alimler, hocalar

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/30/m-kemal-ataturkun-sapka-zulmu-ve-istiklal-mahkemesinde-asilan-alimler-hocalar/

***

Hasta Adam, Misak-ı Milli, Kurtuluş Savaşı, M. Kemal Atatürk ve Kemalizm afyonu

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/11/hasta-adam-misak-i-milli-kurtulus-savasi-m-kemal-ataturk-ve-kemalizm-afyonu/

***

Atatürk Başörtüsüne Karşı Değil Miydi?

http://belgelerlegercektarih.com/2013/07/01/ataturk-ortunmeye-karsi-degil-miydi/

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.com

*

*