Sultan II. Abdülhamid Han’ı tahttan indiren Ittihat Terakki ve Hareket Ordusu Kumandanı Mahmud Şevket Paşa

Sultan II. Abdülhamid Han’ı tahttan indiren Ittihat Terakki ve Hareket Ordusu Kumandanı Mahmud Şevket Paşa

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Mahmud Şevket Paşa

***

Ittihatçı Mahmud Şevket Paşa Alliance Israelite Universelle (Evrensel Yahudi Birliği) okulunda öğrenim gördü.[1]

“Eşitlik, ilericilik ve kardeşlik” gibi yaldızlı sloganların arkasına sığınarak ve Avrupa’daki siyonistlerin ajanı gibi çalışarak Osmanlı’nın içten yıkılışını kolaylaştıran ve Israil’in kuruluşuna zemin hazırlayan Jöntürk’lerin, Ittihat ve Terakki’cilerin elebaşlarının hemen hemen tamamı Yahudi asıllıdır. Bunların büyük kısmı, Yahudi cemaatine bağlı, Ibranice eğitim veren bu “Alliance Israelite Universelle” okullarında ders almışlardır.

“Alliance Israelite Universelle” okullarının hangi maksat ve programlarla çalıştığını ise Rıfat N. Bali’nin yayına hazırladığı Esther Benbassa ve Aron Rodrigue adlı Yahudi tarihçilerin yazdığı “Türkiye ve Balkan Yahudileri Tarihi”[2] kitabında detaylarıyla açıklanmaktadır. Bu iki Yahudi tarihcinin itiraflarından da anlaşıldığı gibi, ülkemizde Islam’ı dışlayarak veya sadece aksesuar gibi kullanan “Türk Milliyetçiliği” kılıflı ırkçılık ve din düşmanlığı da, yine aynı Yahudi Alliance okullarının saçtığı kirli ve tehlikeli bir akımdır.

Selanik’ten, 31 Mart isyanını bastırmak bahanesiyle Istanbul’a gelen ve Sultan II. Abdülhamid Han’ı (rahmetullahi aleyh) tahttan indiren “Hareket Ordusu”nda 700 Selanikli Yahudi’nin oluşturduğu “Gönüllü Musevi Taburu” bulunmaktaydı. “Hareket Ordusu”nun başına Hüseyin Hüsnü Paşa geçti. Kurmay başkanı Yüzbaşı “M. Kemal’di” (Atatürk). Hareket Ordusu, Ayastefanos’a (Yeşilköy) geldiğinde birliğin komutasını 3. Ordu Komutanı Müşir Mahmud Şevket Paşa ve kurmay başkanlığını Berlin’den gelen Binbaşı Enver aldı.[3]

abdülhamiti tahtan indirenler hareket ordusu atatürk kemal selanik hareket ordusu abdülhamid masonlar

M. Kemal, Sultan Ikinci Abdülhamid Han’ı tahttan indiren mason güdümlü Hareket Ordusu erkanıyla birlikte

***

abdülhamiti tahtan indirenler hareket ordusu atatürk kemal selanik hareket ordusu abdülhamid masonlar musevi taburu

M. Kemal, Sultan Ikinci Abdülhamid Han’ı tahttan indiren mason güdümlü Hareket Ordusu’yla Istanbul’a gelirken

***

Bu mason/yahudi güdümlü hareket hakkında Atatürkçü Soner Yalçın şu bilgiyi veriyor:

“Isyan bastırıldıktan sonra Mahmud Şevket Paşa ile Harbiye Nazırı Salih Paşa, ‘Hahambaşı Haim Nahum’u ziyaret etti. Her iki paşa da, **Selanik Yahudilerinin verdiği destek** için teşekkür etti. Diğer cemaatleri de ziyaret eden Hareket Ordusu kurmay kadrosu, ayrıca Istanbul halkına bir bildiri yayınladı: vatanın ve milletin bölünmezliği ve Meşrutiyet her daim korunup kollanacaktır!.. (Ara not [Soner Yalçın’ın notu] : bu bildirinin benzeri 1960, 1971 ve 1980 [darbeleri] yıllarında da görülecektir. Tek değişen ‘Meşrutiyet’ yerine ‘Cumhuriyettir’ !..)”[4]

Ek Bilgi: “Haim Nahum” M. Kemal Atatürk’ün Lozan’a yolladığı Türk Heyeti’nde yer almıştır! Türk Heyeti’nde bir Hahambaşı! Ayrıca Haim Nahum, Kadir Mısıroğlu’nun bildirdiğine göre Vehbi Koç’un babasıdır.

Kadir Mısıroğlu’nun bu gerçeği açıkladığı videoyu izlemek için tıklayın:

https://www.facebook.com/photo.php?v=538739169542111&set=vb.131976427012616&type=3&video_source=pages_video_set

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Soner Yalçın, Efendi 2 – Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı, Doğan Kitap, 1. Baskı, Istanbul 2006, sayfa 114.

[2] Esther Benbassa ve Aron Rodrigue, Yayına Hazırlayan: Rıfat N. Bali, İletişim Yayınları, 2. Baskı, Istanbul 2001.

[3] Soner Yalçın, Efendi – Beyaz Türklerin Büyük Sırrı, Doğan Kitap, 31. Baskı, Istanbul 2004, sayfa 134, 135.

[4] Soner Yalçın, Efendi – Beyaz Türklerin Büyük Sırrı, Doğan Kitap, 31. Baskı, Istanbul 2004, sayfa 135.

Tavsiye edilen konu:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/10/mason-ustadi-itiraf-etti-sultan-abdulhamidi-biz-devirdik/

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.com

*

*

Reklamlar

Necip F. Kısakürek’ten Atatürk’e: “ALLAHSIZ” (Tarih II, Ortazamanlar, 1931 yılının Lise Tarih kitabı)

Necip F. Kısakürek’ten Atatürk’e: “ALLAHSIZ” (Tarih II, Ortazamanlar, Devlet Matbaası, Istanbul, 1931 yılının Lise Tarih kitabı)

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Necip Fazıl Kısakürek’in bahsettiği kitabın kapağı…

***

Yazının sonunda bu kitaptan bazı sayfaların resmini ekleyeceğiz. Dinsiz bir neslin yetişmesinin sebebi nedir sanıyorsunuz? (Söz konusu kitaptan yapılan alıntılarda Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin ismini yazmayacağız, o alana nokta işaretleri eklenecektir.)

Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in Dedektif X Bir mahlasıyla Büyük Doğu Dergisinde kaleme aldığı bir yazı:

1 – Güya münevver geçinen, fakat ayağını nereye bastığı ve yüzünü ne tarafa çevirdiği belli olmıyan, kokmaz, bulaşmaz bir zümre vardır ki, Birinci Cumhur Reisi (M. Kemal Atatürk) hakkında şöyle düşünür:

«Onun İslâmiyete hiçbir zararı olmamıştır! Belki de, kaba taassubu yok etmek bakımından dine faydası dokunmuştur! Ne imana, ne ibadete, ne de herhangi bir dini esasa el sürmüş değildir!» Böyleleri, benzerleri ve benzerlerinin benzerleri arasında, Birinci Cumhur Reisini rahmetle ananlar, ona Mevlit okutturanlar bile vardır.

2 – Halbuki Birinci Cumhur Reisi, herhangi bir temenniye «İnşaallah…» duasını katan insan için «Bak, Allahtan bekliyor, Allaha inanıyor!» diye mukabele edecek ve Kâinatın Mefhari hakkında «Donsuz Bedevi! hakaretini savuracak kadar Allah ve Resulünün düşmanıydı.

3 – Bize her şeyden evvel düşen borç, kıymet hükmümüzü izhara lüzum bile görmeden, ukdelerin ukdesi ve bütün tarihi görüş inkılâbının düğüm noktası olan Birinci Cumhur Reisi (M. Kemal Atatürk) mevzuunda,
sadece ilmî ve (Akademik) hüccetlerle onun din, İslâmiyet ve Peygambere karşı vaziyetini tesbit etmek ve hiç olmazsa «Dine ne yaptı?» sözüne sarf imkânı bırakmamaktır. Renkler, siyahla beyaz halinde belli olsun da, mücadele ona göre dürüst ve namuskârane cereyan etsin; fakat, mevzuları bir türlü çerçeveliyememekte en feci idrak belâsı olan renkleri birbirine karıştırma zaafının önüne geçilmiş olsun…

4 – Bütün icraatı, baştan başa en keskin din ve şeriat düşmanlığını billûrlaştıran Birinci Cumhur Reisinin bu mevzuda izhar edilmiş (net) ve (ideolojik) sözleri ve görüşleri büyük bir yekûn teşkil etmediği ve bilinmediği için, icraatı sözden daha büyük bir fikir tecellisi diye alacak herhangi bir irfan zümresinin de eksikliği yüzünden, Birinci Cumhur Reisi hakkında «Canım, İslamiyete ne yaptı? Allaha ve Peygambere inanmadığı nereden malûm?» gibi bir demagocyaya muhatap bulunabilmektedir.

5 – Şimdi bizim yapacağımız, din ve imanı yok etmek için 15 yıllık icraatı dağ gibi yükselen ve bütün bir «lisan-ı hal» ile her şeyi söyliyen Birinci Cumhur Reisinin bu icraata esas teşkil edici kanaat ve sözlerini, üzerinde münakaşa edilmez şekilde vesikalara bağlamak ve onun bu cephesini artık inhiraf kabul etmez bir vuzuhla tesbit etmektir. Böylece, dine en küçük bir temayül ve sevgi içinde, Birinci Cumhur Reisini müdafaaya imkân kalmamalıdır. Müdafaacıları, cephelerini apaçık göstermeğe mahkûm şekilde, Birinci Cumhur Reisi dostluğiyle Allah ve Peygamber düşmanlığını bir arada temsile mecbur tutulmalıdır.

6 – Bu hususta tek, kafi ve riyazi hüccet, Birinci Cumhur Reisinin bizzat yazdığı, devlet işlerini bırakarak mevsimlerce meşgul olduğu ve 1931 yılında Maarif Vekâleti armasiyle devlete mal ve tabettirdiği (bastırdığı)
meşhur tarihtir. Bu tarih onun bütün ruh (portre) sini ve dünya görüşünü hulâsa eder. İşte bu tarihin daha ilk sahifelerinde, Birinci Cumhur Reisinin zekâdan başka (idealist) hiçbir kıymete inanmadığı ve bütün ruh ve
mavera âlemini insanlarca uydurulmuş birer masal saydığı hemen belli olur:

(M. Kemal’in yazdırdığı kitaptan):

«Bundan, tabiatı anlamakta zekâmı en büyük cevher ve müessir olduğu anlaşılıyor ki, tabiatın fevkinde ve haricindeki bütün mefhumların, insan dimağı için kendi tarafından uydurma
şeylerden başka bir şey olmadığı meydana çıkar.» (1931 yılının Lise Tarih kitabı, Cild 1, sayfa 2, satır 35 ilâ 39.)

***

7 – Birinci Cumhur Reisi (M. Kemal), sadece umumi mânada bir «Allahsız» değil, ruhunda en küçük (idealist) havaya pay bırakmıyan koyu ve sert bir (materyalist)’tir. Bu bakımdan, belki de (Karl Marks) ve (Lenin)’i
aşacak bir istidatta, kaba maddeden başka bir hedef tanımaz:

(M. Kemal’in yazdırdığı kitaptan):

«Her halde hayatın, herhangi bir tabiat harici âmilin müdahalesi olmaksızın, dünya üzerinde tabii, zaruri bir kimya ve fizik seyri neticesi olduğunu kabul etmek lazımdır.» (1931 yılının Lise Tarih kitabı, Cilt 1. sahife 5, satır 10 ilâ 17.)

***

8 – Umumi mânadaki bu ruh seciyesinden sonra Birinci Cumhur Reisi, pek, ama pek hususî mânada tam bir İslâmiyet düşmanıdır:

(M. Kemal’in yazdırdığı kitaptan):

«Mekkeliler Arapları kendi mabetlerine çekebilmek için Arap yarımadasının muhtelif yerlerinde mabut tanılan 360 putu Kabede yerleştirmişlerdi. Kabenin kutsiyetini Yahudi ananelerine de raptetmişlerdi. Bu uydurmalara göre İbrahim, karısı Hacer ile oğlu İsmail’i buraya getirmişti. Bunların hepsi, bittabi, sonradan uydurulmuş masallardır.» (1931 yılının Lise Tarih kitabı, Cilt 2, sahife 85, satır 19 ilâ 27.)

***

9 – Birinci Cumhur Reisinin bütün hayat, fikir ve hamlelerine hâkim olan en büyük nefret kutbu, bizzat Allahın Sevgilisidir. Bu tarih kitabında, en küçük bir hürmet edası gösterilmeksizin sadece hâs ve mukaddes ismiyle, polis zabıtlarındaki sanıklara ait üslûpla anılan Gaye-İnsan ve Ufuk-Peygamber (Salât ve Selâm O’na olsun) hattâ kasden methediliyormuş gibi durulduğu noktalarda bile sistemle düşürülmek istenmiştir. Mukaddes ismi nokta nokta göstererek metinleri takdim ediyoruz:

(M. Kemal’in yazdırdığı kitaptan):

«…….. 40 yaşına geldiği zaman, vatandaşlarını, kendisinin bulduğu ve doğru olduğuna inandığı yeni bir dine davet etmeğe başladı.» (1931 yılının Lise Tarih kitabı, Cilt 2, sahife 89, satır 15 ilâ 18.)

***

10 – Birinci Cumhur Reisince (M. Kemal) her şey Allah Resulü tarafından (hâşâ) uydurulmuştur. Bu uydurmaların (namütenahi defa hâşâ) mecmuası da Kur’andır; yoksa o sanıldığı gibi, Allahın kelâmı değildir:

(M. Kemal’in yazdırdığı kitaptan):

«……..’in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kur’an denir.» (1931 yılının Lise Tarih kitabı, Cilt 2. sahife 90. satır 25 ila 26.)

Bakınız, uydurma diye iddia ettiği mukaddes oluşların izahını nasıl yapıyor ve Peygambere nasıl bir hile isnat ediyor:

«O, Arapların ahlâk ve âdetlerinin pek fena ve pek iptidai ve ıslaha muhtaç olduğunu anlamış, bunların ıslahı için tenha yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sonra kendisinde vahiy ve ilham fikri
doğmuştur.» (1931 yılının Lise Tarih kitabı, Cilt 2, sahife 40, satır 33 ilâ 36.)

Aynı hile isnadının devamı:

«…….. uzun bir devredeki tefekkürlerin mahsulü olan âyetleri, lüzum ve ihtiyaçlara göre takdir ediyordu.» (1931 yılının Lise Tarih kitabı, Cilt 2, sahife 41, satır 26 ilâ 27.)

***

11 – O kadar İslâmiyet düşmanıdır ki, bu dinde samimî olanları bile yabancılar kabul eder ve onun kaynak teşkil etliği ırk ve kavmi, İslâmiyetle beraber düşürmek ister:

«Arap olmıyan, kavimler İslamiyeti hırsla benimsediler, halbuki asıl Araplardan olan sınıflar İslamiyeti, tahakküm etmek için bir siyaset vasıtası olarak kullandılar. Nihayet nüfuz ve iktidar Arap olmıyan Müslüman kavimlerin ellerine geçti. Araplar adeta çöllerine döndüler.» (1931 yılının Lise Tarih kitabı, Cilt 2. sahife 93, satır 25 ila 29.)

***

12 – Ve nihayet mahut tarihte ki gayet sinsi (taktik), Âlemlerin Efendisini bir kumandan ve devlet reisi olarak medheder gibi görünüp O’nun aslî, ulvi ve münezzeh mâna ve hakikatine ağız dolusu sövmek, böylece güya yeni bir rütbe ve paye adına nihaî ve mefkûrevî rütbeyi, en haşin bir küfür asabiyetiyle ayaklar altında çiğnemektir:

«Aksi takdirde……..’i her şeyi bir melekten alan ve aynen muhitine tebliğ eden ümmi, cahil, hissiz, hareketsiz bir put derekesine indirmek hatasından kurtulmak mümkün olmaz.» (1931 yılının Lise Tarih kitabı, Cilt 2, sahife 93, satır 32 ilâ 35.)

 

**********

 

KAYNAK:

Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu Dergisi, 22 Aralık 1950, Sayı: 40, sayfa 3.

ALINTI: n-f-k.com

 

**********

Söz konusu kitaptan birkaç sayfanın resmi:

***

***

***

***

***

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

M. Kemal Atatürk’ün öğretmeni Şemsi Efendi’nin gerçek ismi Şimon Zvi’dir (Kemalist kaynaklı)

M. Kemal Atatürk’ün Selanik’teki öğretmeni Şemsi Efendi’nin gerçek ismi Şimon Zvi’dir, aynı zamanda Sabetayist’tir (Kemalist kaynaklı paylaşım)

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız


M. Kemal Atatürk’ün öğretmeni yahudi haham Şemsi Efendi, yani Şimon Zvi

***

M. Kemal Atatürk’ün Selanik’teki öğretmeni Şemsi Efendi’nin gerçek isminin Şimon Zvi olduğunu ve aynı zamanda Sabetayist olduğunu söylüyorduk… Ancak okullarda beyni yıkanmış Atatürkçüler buna karşı çıkıyorlar ve inanmıyorlardı. Şimdi Atatürkçü birisini kaynak göstererek iddiamızı kanıtlayalım.

M. Kemal Atatürk’ün öğretmeni yahudi haham Şemsi Efendi, yani Şimon Zvi’nin çoğunlukla Sabetayistlerin gömüldüğü Üsküdar Bülbülderesi mezarlığında bulunan mezartaşı

***

Atatürkçü Soner Yalçın bu konuda şöyle yazıyor:

“…Artık Selanik’te cemaatlerin finanse ettiği modern eğitim veren okullar faaliyetteydi. Bunların en ünlüsü, 1873’te Vali Midhat Paşa zamanında, Şemsi Efendi (Şimon Zvi) tarafından açılan Fevziye Mektebi’ydi. Yoksul bir ailenin çocuğu olan rüştiye mezunu Şemsi Efendi öğretmen olmak ve mahalle mektebinde uygulanan ezbercilik sisteminden koparak yeni öğretim yöntemleri uygulamak amacıyla bu okulu açmıştı. Şemsi Efendi Sabetayist’ti.”[1]

 

**********

 

KAYNAK:

[1] Soner Yalçın, Efendi: Beyaz Türklerin Büyük Sırrı, Doğan Kitap, 31. Baskı, 2004, sayfa 59.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Okullarda çocuklarımıza şirk merasimi mi yaptırıyorlar ?

Okullarda çocuklarımıza şirk merasimi mi yaptırıyorlar ?

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız


***

ANDIMIZ:

“Varlığım Türk varlığına armağan olsun.”

 

EL CEVAB:

Enam Suresi
162 – De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir.

***

ANDIMIZ:

“Ey bu günümüzü sağlayan, Ulu Atatürk” *

 

EL CEVAB:

Müminun Suresi
80 – Ve O, yaşatan ve öldürendir; gecenin ve gündüzün değişmesi O’nun eseridir. Hâlâ aklınızı kullanmaz mısınız?

 

NOT:

* 29 Ağustos 1972 tarih ve 14291 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan ilkokullar yönetmeliğinin 78. Maddesinde “Öğrenci Andı”nda bu cümle yer alıyordu, ancak daha sonra değiştirilmiştir.

 

**********

 

`K. Çandarlıoğlu´

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Başörtüsünü okula neden sokmak istemiyorlar?

Başörtüsünü okula neden sokmak istemiyorlar?

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

(Müslümanım ama Atatürkçü’yüm diyenler okusun)

Işte Prof. Dr. Celal Şengör’ün Üniversiteler Arası Kurul’un 219 üyesine birden gönderdiği ve dinimize, inancımıza hakaret içeren mektubu:

“Temsilciniz olmamı isteyerek bana verdiğiniz şerefin her türlü sevinç ve tatmin hissinin üzerinde olduğunu belirtmiş, bunun yaşamımda bana verilen en büyük mükâfat olduğunu arzetmiştim.

Bunu çok zor bir zamanda, uygarlığa karşı yöneltilmiş saldırıların fütursuzca geliştiği bir ortamca cesaret ve haysiyetle yaptınız. Bu saldırıların en son örneği Adalet ve Kalkınma Partisi ile Milliyetçi Hareket Partisinin ortaklaşa başlattıkları üniversitelerde türban serbestisi atağıdır. Bunu yakından izlemekteyim. Bizim açımızdan, üniversitelere dini bir sembolün girmesinin hukuk cephesinin, kamuoyunda öne çıkartıldığı kadar belirleyici olduğunu sanmıyorum, çünkü hukuk nihayet aksiyomatik bir sistemdir. Baştan kabul edilen aksiyomlara bağlıdır. Bu açıdan hukukun rölativist bir temeli vardır ve bu temel onu bazı durumlarda pek tehlikeli bir tahakküm aracı yapabilir. Bunun en meşhur misalleri Katolik Engizisyon Mahkemeleri olmakla beraber, onu aratmayacak güncel örnekleri, Sovyetler Birliğinden Nazi Almanyasına, Çin Halk Cumhuriyetinden Amerika Birleşik Devlelerine kadar değişen çok geniş bir yelpazede görülmüş, pek çok insanın en feci şartlarda katledilmesine, toplumların sefâlet ve felâketine neden olmuştur.

Halbuki üniversitede dinin ‘şakırdatılması’, bizzat üniversite kavramıyla çelişir. Dünyada katolik, protestan veya islâmi üniversitelerin olması veya üniversitelerin Orta Çağ’da dinsel kurumlardan türemiş olması bu gerçeği değiştiremez. Din, belirli dogmalar çevresinde kurulmuştur ve yanılmaz olduğu iddia edilen bir veya birkaç tanrının vahiyleri olan dogmalarından vaz geçemez. Bilim ise sürekli olarak gerçeği arayan ve gerçekle bağdaşmayan hiçbir şeyi kabul etmeyen bir düşünce sistemidir. Bilim, bitmeyen bir deneme-yanılma süreci içerisinde daima yanlışları eleyerek hakikate asimtotik olarak yaklaşır. Ancak hepinizin bildiği gibi, tek bir ters veri en ihtişamlı teoriyi çöpe atmaya yeterlidir. Dinin pek çok dogması bilimin isbatları karşısında bu şekilde çöpe gitmiştir. Bugün artık ne dünyanın yedi günde yaratıldığına, ne Nuh Tufanına, ne de Havva ile Âdem masalına inanmak mümkündür. ´Üniversitede yasak olmaz” diyenlerin, üniversitede yanlışlığı isbat edilmiş fikirlerin artık kullanılamayacağını ve öğretilmeye devam edilmelerine izin verilemeyeceğini anlamış olması gerekir. Bu nedenle coğrafya derslerinde düz bir dünya veya fizik derslerinde Aristo fiziği öğretmeye kalkan hocalara izin verilemez.

Karşımıza dinin dogmalarını reddeden bilimi öğrenmek için geldiğini iddia ederken, o dogmalara bağlı olma sembolünden inatla vaz geçmeyenlerin bilimsel dürüstlük ve samimiyetine nasıl inanacağız? Akla açık bir ihanet olan bu davranışın temsilcilerini, aklın ve bilimin geliştiricisi olan üniversitelerimize nasıl alacağız? Böyle kişilere, öğrettiğimiz bilimi öğrendiklerine itimad ederek nasıl not veya diploma vereceğiz? Günün birinde öğrendiklerini, aklı ve bilimi ve dolayısıyla insan uygarlığını boğmak için kullanmayacaklarına nasıl güvenebileceğiz?

Bu nedenle üniversite tüm dogmatik inanç sistemlerini işlevine temel yapmayı reddeder. Onları bilimsel olarak inceler, ancak temsilcilerini üyeleri olarak kabul etmez. Militan dogmatiklerin üniversite bünyesine kabul edilmemelerinin nedeni budur. Kimse bize bu açıdan ´bilimperestlik yapıyorsunuz’ diye bir eleştiri yöneltemez, zira, büyük felsefeci Lord Bertrand Russell’ın dediği gibi, insanlığın gerçekten bildiği fakat bilimin bulmuş olmadığı hiçbir şey yoktur. Bir başka deyişle, bilim dışında insanlığın hiçbir bilgi kaynağı yoktur.

Türban yasağının kaldırılmasını temelde yalnızca bu nedenle kabul etmemiz mümkün değildir. Bu konuda ne karşımıza çıkarılacak hukuk sistemleri, ne de dünyadan gösterilecek örnekler bizi ikna edebilir (sui-misal, misal olamaz). Bizim düşüncemizin ve faaliyetimizin temeli eleştirel akılcılıktır. Aklı ve eleştiriyi kabul etmeyen hiçbir sistemi üniversite kapısından içeri alamayız.

İcab ederse, ülke yöneticileri akıllarını başlarına alana kadar o kapıları kapatırız. Bu bizim tarihsel geleneklerimizden gelen hakkımız ve hem insanlığa hem de öğrencilerimize karşı görevimizdir.

Bu düşüncelerimi muhterem kurulunuza en derin saygılarımla arzederim.”

 

**********

 

KAYNAK: Habertürk gazetesi, 04 Şubat 2008.

Habere buradan ulaşabilirsiniz:

http://www.haberturk.com/gundem/haber/54219-gulden-yoke-4-atama

 

**********

 

`K. Çandarlıoğlu´

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*