“Askere Din Kitabı” Atatürk’ün Emriyle mi Yazıldı? Atatürk ve Din-1

“Askere Din Kitabı” Atatürk’ün Emriyle mi Yazıldı? Atatürk ve Din-1

*

***

M.Kemal’in Islam dinine hizmet ettiğine ve müslümanlara baskı yapmadığına dair kemalistler tarafından ortaya atılan “sözde” delilleri bu yazı dizisiyle bir bir çürüteceğim inşaallah.

Esasen onun döneminde hizmet edilmediği, bilakis baskı yapıldığı kesin olarak ispat edilmiştir. Bu hususta web sitemde yüzlerce kaynak ve belge bulunmaktadır. Üstelik öyle kemalistler gibi ortaya bir tek belge atıp; “işte ispatı” diyerek geri kalan bütün kaynak, evrak ve şahitlerin beyanatlarını hiçe sayma gafletinde bulunmuyorum. Kemalistlerin tavrı, dini mevzularda Kur’an mealinden bir ayet mealini cımbızlayıp kafasına göre yorumlayan mealist tavrıdır. Zaten kemalist ile mealist arasında pek bir fark yoktur. Her iki güruhun ahkam kesen tabanı dar kafalı, tavanı ise sahtekardır. Bizim usulümüz tefsir ilmine benzer. Kur’an-ı Kerim’de anlatılan bir meseleyi sadece bir ayet-i kerimeye bakarak “işte manası budur” deme cehaletinde bulunmak yerine “siyak-sibak” yani ayetin “öncesi-sonrası” ve hatta “arka planı”nı da dikkate alıp bağlamından koparmadan bir bütün halinde ortaya koyuyoruz. Dini yazılar paylaştığım http://www.belgelerlegercektarih.net adlı web sitemde mealistlere de bu usul ile cevap veriyorum.

Bu kemalist-mealist kafayı ve tayfayı daha iyi tanıyabilmeniz için “din” ve “tarih” ilminden birer misal verelim:

Evvela çok basit bir misal üzerinden mealist kafayı tanıyalım…

Mesela Cin suresinin 26. ayet-i kerimesi için verilen mealde; “O (Allah) bütün gaybı bilir. Fakat gaybını hiç kimseye açmaz.” buyurulmaktadır.

Işte mealistler bu ayet mealini alıp; “Peygamber gaybı bilmez. Ben değil Allah söylüyor. Gaybı hiç kimseye açmam diyor… Işte ayet! Yoksa sen ayete inanmıyor musun?” tarzında bir cehalet örneği sergilemekten çekinmezler. Halbuki bir sonraki ayete bakılsaydı bunun bir istisnası olduğu anlaşılırdı. Hemen bir sonraki ayeti yani Cin suresinin 27. ayet mealini verelim:

“Ancak seçtiği elçiye açar. Çünkü onun önünden ve ardından gözetleyiciler salar.”

Gördüğünüz gibi, mealist kafanın ortaya attığı iddianın tam zıttı bir mana ortaya çıktı. Işte mealist ilahiyatçılar da insanları böyle aldatıyor. Işine gelen ayeti gösterip, gelmeyeni gizliyor ve basıyor sloganı…

Bir de tarih ilminden bir misal verelim…

Mesela bir kemalist sözde tarihçi, çıktığı televizyon kanallarında hiç utanmadan 1930 yılının “din dersi” kitabını gösterip “Atatürk döneminde din dersi vardı” şeklinde nutuk çekiyor… Sonra da “yobazlara” atıp tutuyor, coşuyor, had bildiriyor…

Halbuki 1930’da din dersi vardı fakat M. Kemal din derslerini aşama aşama tasfiye etmiştir. Hakikaten 1933 yılında müfredattan tamamen çıkarılmıştır.[1] Ama bunu söylemiyor.

Bu bir süreçti, aslolan ise sonuçtur; yoksa sonuca giden yolda atılan adımlar değil… Kısaca, haticeye değil neticeye bakmak lazım.

Din derslerinin 1933 yılında müfredattan tamamen çıkarılmış olmasına rağmen 1930 yılına ait din dersi kitabını ekranlarda “mal bulmuş mağribi” gibi gösterip, “işte Atatürk zamanında din dersleri vardı, Atatürk din derslerine karşı değildi” demenin ne manası var? Böyle bir saçmalık olabilir mi? Bu düpedüz Milleti aptal yerine koyup aldatmaya çalışmaktır. Artık bu gibi safsatalara bir “dur” demenin vakti geldi de geçti bile.

Bunun için yazı dizisinin her bölümünde bir veya birkaç iddiayı masaya yatırıp öncesi ve sonrasıyla meselenin aslını belge ve muteber kaynaklarla ortaya koymaya çalışacağız. Böylelikle “M. Kemal-Din ilişkisi” hakkında kemalistlerin sıkça başvurdukları çarpıtmalara, yalan-dolan, uydurma ve yutturmalara bir son vereceğiz.

M. Kemal’in “Islam’a hizmet ettiğini ve dine karşı olmadığını” ispat etme sadedinde kullanılan delillerden biri 1925 senesinde Aksekili Ahmed Hamdi Efendi tarafından hazırlanıp Diyanet Işleri Reisliğinin 2 numaralı yayını olarak basılan “Askere Din Dersleri” adlı kitaptır.[2]

*

[2] no’lu dipnotta sözü edilen eser… Ahmed Hamdi Akseki’nin ilk olarak 1925 senesinde “Askere Din Dersleri” namıyla ve Osmanlı Türkçesiyle basılan kitabı ve hemen altında bu kitabın 1944/1945’de “Askere Din Kitabı” adıyla ve latin harfleriyle yapılmış ikinci baskısı…

***

Halbuki bu kitap M. Kemal’in emriyle yazılmış değildir. Emri veren muhafazakarlığıyla tanınan Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’tır.

Nitekim eserin “Önsöz”ünde;

“1341/1925 yılında Genel Kurmay Başkanlığından Diyanet Işleri Başkanlığı’na aşağıdaki yazı geldi” denilmekte ve hemen akabinde “26/3/1341(1925)” tarih ve “Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi” imzasıyla gönderilmiş olan şu talep yazısı yer almaktadır:

“Diyanet Işleri Başkanlığına
Ordunun maneviyat dersleri içinde en önemlisi dinle ilgili olan öğretimdir. Askere din bilgisi vermek üzere yazılmış pek çok kitap varsa da, bunlar ya çok geniş olarak, ya da ferdlerin anlayamayacağı bir uslûb ile yazılmışlardır. Bu sebeple sade ve öz olarak yazılmış bir din bilgisi kitabına ihtiyaç vardır. Ordunun bu ihtiyacının özlü bir kitap hazırlanarak karşılanmasını bilhassa istirham ederim. Bundan başka, memleketimizde çalışmanın ne kadar geri kalmış olduğu bilinmektedir. Orduya gelen gençleri din eğitimi ile çalışmaya teşvik için, bu konudaki âyet-i kerîme ve hadîs-i şeriflerle bunların türkçe tercümelerinin levhalar halinde askerî dershanelere asılması çok uygun olacaktır. Bunu gerçekleştirmek için o gibi âyet ve hadîslerin çıkartılarak gönderilmesine yardımlarınızı ayrıca istirham ederim efendim.

26/3/1341(1925)

Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi”

*

Diyanet Işleri Başkanlığı’na gönderilen ve “Genel Kurmay Başkanı Mareşal Fevzi” imzasını taşıyan talep yazısı… Hani M. Kemal’in ismi?!

***

Diyanet Işleri Başkanlığı Başkanlık Müşaviri Dr. Mehmet Bulut, bu kitabı konu alan makalesinde, talebin Genelkurmay Başkanlığı tarafından geldiğini özellikle vurgular:

“…eserin hazırlanma talebinin devletin önemli bir müessesesi olan Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Reisliğinden (Genelkurmay Başkanlığından) gelmiş olması…”[3]

Şimdi kemalist cehalet devreye girip; “Neticede Atatürk karşı çıkmamış, zaten Genelkurmay Başkanı ona bağlı değil mi?” diye itiraz edebilir.

Yakın tarihle iştigal etmeyen sokaktaki insanların dile getireceği bu itiraz mazur görülebilir, fakat “tarih anlatıyorum” diyerek ortaya çıkan kişilerin böyle bir itirazda bulunmaları; ya tarihi tam olarak bilmediklerini ya da bir sahtekar olduklarını gösterir.

Zira Fevzi Paşa M. Kemal için “özel olan” sayılı birkaç insandan biriydi ve ona çok ehemmiyet verip işlerine karışmazdı. Bunu biz değil, muteber kaynaklar söylemektedir.

O kadar ehemmiyet veriyordu ki, Mareşal Fevzi Çakmak misafir olduğu zamanlar çok sevdiği rakısından bile vazgeçiyordu. Bu gerçeği M. Kemal’in kütüphanecisi Nuri Ulusu’nun hatıralarında görüyoruz:

“Mareşal Fevzi Çakmak’ın davetli olduğu zamanlarda da, sofrada hiç rakı içmezdi.”[4]

Eğer “iş ayrı arkadaşlık ayrı” diyenler varsa okumaya devam etsinler…

Atatürkçü Prof. Dr. Feridun Ergin, “K.Atatürk” adlı kitabında Inönü Dönemi’ni anlatırken Mareşal Fevzi Çakmak hakkında şu malumatı verir:

“Mareşal, kendi yetki alanına hükümetin karışmasına alışkın değildi.”[5]

Yani M. Kemal döneminde de hükümet Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın işlerine karışmıyordu. Bu hususta daha birçok delil sayılabilir… Lakin biz burada sadece birkaç tanesine yer vermekle iktifa edeceğiz…

Kaleme aldığı çok sayıda eserle Türk Denizcilik tarihine büyük katkılarda bulunmuş olan Amiral Afif Büyüktuğrul, “Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi”nde neşredilen “Denizlerde Atatürk” başlıklı makalesinde, M. Kemal’in orduyu tamamen Fevzi Çakmak’a emanet ettiğini ve işine karışmadığını yazar:

“Atatürk ile Ismet Inönü ise bunun çaresini Türk Silahlı Kuvvetlerinin örgütleme vazifesini Genelkurmay Başkanı Mareşal Çakmak’a vermek ve O’nun işine karışmamak, hükümet ile Büyük Millet Meclisini de karıştırmamakda bulmuştu. Bu birleşik karar Türk Silahlı Kuvvetlerini kayıtsız şartsız olarak Mareşalin emrine bırakıyordu.”[6]

Büyüktuğrul benzer sözleri, “Türk Tarih Kurumu” tarafından tertip edilen “Dokuzuncu Türk Tarih Kongresi”nde “Atatürk ve Fatih’in Deniz Politikaları”, başlığı altında sunduğu tebliğinde de ifade eder.[7]

Hava Okulu’nda uçuş eğitimi alan Sabiha Gökçen, Dersim harekatına katılmayı çok arzu ediyor ve “manevi babası” M. Kemal’den bunun için izin istiyordu. Ancak M. Kemal’in elini kolunu bağlayan bir engel vardı… Bunun ne olduğunu Gökçen anlatsın:

“Atatürk salonun öbür tarafında hareketli bir konuşmaya dalan Mareşal Fevzi Çakmak’ı göstererek:

‘Gökçen.’ dedi. “Mareşal Fevzi Çakmak bugün senin uçuşlarını, gösterilerini baştan sona en az benim kadar heyecanlanıp duygulanarak izledi. O da herkes gibi bu işlere başladığın günlerden beri seninle iftihar ediyor. Bunu Dersim harekatından sonra da bizzat açıklamıştı zaten. Şimdi git kendisiyle görüş. Tam sırasıdır. Ona, elini öptükten sonra, kadınların resmen asker olabilmesi için ricada bulun. Olur derse mesele kalmaz.”[8]

Bu nakilde de görüldüğü üzere M. Kemal Fevzi Paşa’nın işine karışmıyor, bilakis onun “oluru”nu alma ihtiyacı hissediyordu.

Fakat Mareşal Fevzi Çakmak kadınların askerlik yapmasına karşıydı. Sırf bu yüzden kadınların asker olmalarının önünü açacak olan kanun teklifi meclisin gündemine gelmemişti.

Sabiha Gökçen’e göre bunun sebebi M. Kemal’in Fevzi Paşa’ya olan “saygısı”ydı:

“Biliyorsunuz Ata’nın nezaketi ve merhum Fevzi Çakmak’a beslediği saygı nedeni ile kadınların asker olmalarına ilişkin yasa gündeme getirilmemişti.”[9]

Bu doğrudur fakat bize göre asıl sebep “saygı” değil; “menfaat”ti. Zira M. Kemal, Fevzi Paşa gibi kendisine sadakatle bağlı olup orduyu emrinde tutacak başka birini zor bulurdu. Yani menfaati, ona saygı göstermeyi icab ettiriyordu, hepsi bu. Naklettiğimiz bu delillerden de anlaşılacağı üzere, M. Kemal Fevzi Paşa’nın işlerine karışmıyordu… Dolayısıyla “Askere Din Dersleri” kitabına da karışmamıştır. Yok eğer “karıştı” diyen varsa buyursun belgesini göstersin…

M. Kemal’i yere göğe sığdıramayan yazar Peyami Safa, laik inkılaplara rağmen ordunun o dönemin şartlarında dine bağlı kalmasını Mareşal Fevzi Çakmak’ın sağladığını yazar:

“Mareşal’in en büyük vasıflarından biri de muhafazakar, milliyetçi ve dindar olması idi. Bütün bir laiklik inkılabı devrinde, ordunun dine ve manevi temellere bağlı kalmasını sağlıyan telkin, irşat ve eğitim imkanlarını daima muhafaza etti. Istiklal savaşımızı yüksek bir dini ve milli imanın manevi silahlariyle de kazandığımızı biliyor, orduyu bu ilahi dayanaktan mahrum etmek istemiyordu.”[10]

*

Henüz daha “Allahu Ekber” demenin, M. Kemal’in 1932’de aldığı kararla yasak olmasına rağmen Fevzi Çakmak’ın cenazesinde “Allahu Ekber” diye Tekbir getirenler olmuştu. Bunun üzerine 14 Nisan 1950 tarihli Vakit gazetesinde şöyle bir manşet atılmıştı:

“Gençlik Takbih Ediyor (ayıplıyor). Törende bazı grupların Arapça tekbir (yani Allahu Ekber) getirmeleri Atatürk inkılabına saygısızlıktır.” Gazetenin alt kısmında “Mevkufların sayısı” diye bir başlık var. Yani Allahu Ekber diyenler tutuklanmış…

***

Fakat Fevzi Paşa’nın bu inkılap yapılırken sessiz kalması asla afedilemez...

***

Bir an için söz konusu kitabın M. Kemal’in emriyle okutulmuş olduğunu kabul edelim. Fakat bu bile onun Islam dinine bağlı olduğu ve bu dine hizmet etme gayesi taşıdığı manasına gelmezdi.

Zira Çanakkale’de harbettiği günlerde dinin “asker” için ne kadar lüzumlu olduğunu bizzat görmüş ve şehit düşmüş olan bir arkadaşının Madam Corinne adında dul kalmış yabancı eşine 20 Temmuz 1915’te Çanakkale’den fransızca gönderdiği mektubunda, “inanmadığı halde, iman eden askerlerin bu niteliklerini desteklediğini” alaycı bir dille itiraf etmişti. Gelin bu çarpıcı gerçeği M. Kemal’in kaleminden okuyalım:

“… Gerçekten de cehennem hayatı yaşıyoruz. Çok şükür, askerlerim pek cesur ve düşmandan daha mukavemetlidir. Bundan başka hususi inançları, çok defa ölüme sevk eden emirlerimi yerine getirmelerini daha çok kolaylaştırıyor. Filhakika onlara göre iki semavi netice mümkün. Ya gazi, ya şehit olmak! Bu sonuncusu nedir bilir misiniz? Dosdoğru cennete gitmek. Orada Allah’ın en güzel kadınları, hurileri onları karşılayacak ve ebediyen onların arzusuna tabi olacaklar. Yüce Saadet… Görüyorsunuz ya Madam, benim insanlarım şehit olmayı ararken de budalaca davranmıyorlar. Peygamberimiz ne kadar bilgeymiş. Insanların gerçek arzularını ne kadar iyi biliyormuş. Bana gelince, çok yazık ki, bu inanmış insanların, Allah vergisi nitelikleri bende yok, ama bu nitelikleri desteklemeyi de hiç ihmal etmiyorum.[11]

*

***

M. Kemal’in [11] no’lu dipnotta bahsi geçen ve Çanakkale’den Madam Corinne’e gönderdiği 20 Temmuz 1915 tarihli fransızca mektubu… Hemen altında Erdal Inönü’nün sansürsüz tercümesi… Allah-Vatan-Din uğruna şehit olan mehmetçiğin imanından alaycı bir dille bahsediyor… Yorum yapamıyorum!

***

Böylelikle kitabın M.Kemal tarafından hazırlatılmadığı açıkça ortaya çıkmış oldu. Lakin bu mevzuyu biraz daha irdelemeye çalışalım…

Peki 1925’de askerin niçin “maneviyata” ihtiyacı hasıl olmuştu? Zira o sırada doğuda Şeyh Said “isyanı” patlak vermiş ve kemalist rejim “din düşmanlığı” yapmakla itham olunmuştu. Bunu bizzat dönemin Başbakanı Ali Fethi (Okyar) Bey Meclis kürsüsünden söylemiştir.[12] Işte söz konusu eserle askere ve sivil halka; “din düşmanı değiliz bilakis dine hürmetkarız” mesajı verilmesi mantığın da icabıdır.

*

[12] no’lu dipnot ile alakalı… Şeyh Said’in kemalist rejimi Islam’a harp etmekle itham ettiğine dair bir beyannamesi mealen Meclis kürsüsünde böyle okundu…

***

Sovyet lider Stalin bile Ikinci Dünya Harbi’nde ordusundaki Müslüman askerlere moral vermek gayesiyle dini kullanmıştı.[13] Ama “gavurun önde gideni”ydi, din düşmanıydı…

Zaten bu kemalistler dini kullanma hususunda pek mahirdirler. Nitekim Milli Mücadele döneminde de “Hilafet için cihad yapıyoruz” denilmiş, hatta Ankara’daki Meclis, hocaların dualarıyla Kur’an ve kurbanlarla açılmış, lakin bilindiği üzere harpten sonra hem Hilafet kaldırılmış ve hem de hocalar asılmıştı.

Dikkat edilirse 13 Şubat 1925 tarihinde başlayan Şeyh Said “isyanı”ndan bir hafta sonra Büyük Millet Meclisi’nin 21 Şubat 1925 günlü içtimaında “askerler için bir din kitabı”nın hazırlanması gündeme getirilmiştir.[14] Böyle bir ihtiyacın sadece bahsi geçen “isyan”dan kaynaklanmış olduğunu iddia etmiyorum, fakat meşhur tabirle “zamanlaması manidar”dır.

Bu ihtiyacı dile getiren kişi ise sarıklı milletvekillerinden Abdullah Azmi Efendi idi. Hani şu meşhur Elmalılı tefsirinin yapılmasını teklif eden zat. Üstelik aynı gün.

*

[14] no’lu dipnot ile alakalı… Büyük Millet Meclisi’nin 21 Şubat 1925 günlü içtimaında “askerler için bir din kitabı”nın hazırlanması böyle gündeme gelmişti...

Birinci tutanak: Abdullah Azmi Efendi: “…asker ocağında neferatın anlayabileceği bir ilmihale lüzum vardır.”

Ikinci tutanak: Dönemin Başbakanı Ali Fethi (Okyar) Bey yanlışlıkla kitabın “gönderildiğini” söylüyor: “Erkanı Harbiyei Umumiye Riyasetinin (Genelkurmay Başkanlığı’nın) gösterdiği lüzum üzerine, Diyanet Işlerince böyle basit ve efradın anlayabileceği bir şekilde bir ilmihal yazılmış ve Erkanı Harbiye Riyasetine gönderilmiştir.”

Üçüncü tutanak: Kitabın yazarı Aksekili Ahmed Hamdi Efendi ise “gönderilmek üzere” olduğunu söyleyerek Ali Fethi Bey’i düzeltiyor: “Fethi Beyefendi söylediler. Erkanı Harbiyei Umumiyenin bir talebi üzerine askerin anlayacağı bir lisanla ilmihal yazılmış ve gönderilmek üzeredir.”

***

Ancak hemen ifade edelim ki, Elmalılı tefsirinin de M. Kemal ile bir alakası yoktu. O tefsir değil, meal yaptırma taraftarıydı. Niyeti ise malum… Işte Abdullah Azmi Efendi ve arkadaşları, M. Kemal’e rağmen tefsir yaptırma işini Millet Meclisi’ne kabul ettirmişlerdi. Bu meseleyi başka bir yazımda belgelerle ispat etmiştim. Oradan okunabilir.[15]

Şimdi yine birilerinin; “M. Kemal’e rağmen nasıl Kur’an tefsiri ve askere din kitabı yazılabilir” diye kükrediğini hisseder gibiyim…

Aslında burada şaşılacak bir durum yoktur… Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi o tarihlerde henüz daha M. Kemal ipleri eline alamamış ve okullarda dahi din derslerini müfredattan çıkaramamıştı. Zira Türkiye Cumhuriyet’i M. Kemal’e rağmen bir “Islam Devleti” olarak kurulmuştur.

20 Nisan 1924 tarih ve 491 numaralı Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun yani Anayasa’nın 2’inci maddesine, “Türkiye Devleti’nin Dini Islamdır” yazılmasına da karşı çık(a)mamış[16], ancak 1927’de yani muhalefeti tamamen tasfiye ettiği sene okuduğu Nutuk’ta bu ve benzer maddelere o sırada göz yumulup taviz verildiğini ve artık ilk fırsatta kaldırılması gerektiğini söylemişti (sadeleştirildi) :

“Cumhuriyetin ilanından sonra da, yeni Teşkilât-ı Esasiye Kanunu yapılırken, laik devlet deyiminden dinsizlik anlamı çıkarmak eğiliminde olanlara ve bundan yararlanmak isteyenlere fırsat vermemek için, kanunun ikinci maddesini (Türkiye Devleti’nin dini, Islam dinidir) anlamsız kılan bir deyimin sokulmasına göz yumulmuştur. Kanunun gerek 2′nci ve gerek 26′ncı maddelerinde fazladan yer alan, yeni Türkiye Devleti’nin ve Cumhuriyet rejimimizin çağdaş karakteriyle bağdaşmayan deyimler, inkılap ve Cumhuriyet’in ogün için sakıncalı görmediği tavizlerdir. Millet, bu fazlalıkları, Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’muzdan ilk fırsatta kaldırmalıdır!”[17]

M. Kemal’in bu sözlerinden sonra harekete geçen hempaları, 14 Nisan 1928’de bu ibareyi Anayasa’dan çıkarmışlardır.[18]

Tarihlere tekrar dikkat çekelim;

13 Şubat 1925: Şeyh Said “din elden gidiyor” diye ortaya çıktı.

21 Şubat 1925: Abdullah Azmi Efendi, “Asker için bir din kitabına ihtiyaç var” dedi. Aksekili Ahmed Hamdi Efendi, “yazıldı, gönderilmek üzere” diye cevap verdi.

26 Mart 1925: Fevzi Çakmak Paşa bir “din kitabı” için Diyanet Işleri Başkanlığına “resmen” müracaat etti.

Ancak kitabın “Önsöz”ünde yer alan “26 Mart” tarihi, eserin talep edilmesinden ve yazılmasından sonrasına ve fakat baskıya gitmesinden hemen evveline ait olmalıdır. Mareşal Fevzi Çakmak muhtemelen bu talebini şifahen yani sözlü olarak Diyanet yetkililerine iletti ve daha sonra eser baskıya giderken resmiyete döküldü. Nitekim “Önsöz”ün başında; “1341/1925 yılında Genel Kurmay Başkanlığından Diyanet Işleri Başkanlığı’na aşağıdaki yazı geldi” denilerek ay ve gün belirtilmemiştir. Veya ilk gönderilen yazı bulunamayınca tekrar yazıldı. Zaten yukarıya aldığım meclis tutanakları ile Mareşal Fevzi Çakmak’ın talep yazısı arasında aynı hususlara dikkat çekildiği görülür. Gerek Abdullah Azmi Efendi, gerek Ali Fethi Bey ve gerekse Aksekili Ahmed Hamdi Efendi tıpkı Mareşalin talep yazısında rica ettiği gibi, kitabın “herkes tarafından anlaşılabilecek basitlikte” olmasına vurgu yapmaktalar.

Bunu geçelim…

Yine de söz konusu eser M. Kemal döneminde bir kez ve üstelik Osmanlı Türkçesiyle basılmıştır. Basımından 3 sene sonra yapılan “Harf Inkılabı”na dikkat çeken Dr. Mehmet Bulut, adı geçen eserin sadece 1929 senesine kadar okutulmuş olduğunu tahmin etmektedir:

“1 Kasım 1928 tarihli Harf Inkılabını göz önünde tuttuğumuzda, Osmanlı Türkçesiyle basılmış Askere Din Dersleri kitabının askerî birliklerde ancak 1929 yılına kadar okutulabildiğini tahmin edebiliriz. Verilen bilgilerden de anlaşılacağı gibi eski harfli Askere Din Dersleri bir kez basılmıştır. 1944 yılına geldiğimizde merhum Akseki’nin, bu kitabı gözden geçirip dilini biraz daha sadeleştirerek ve yeni konu ve okuma parçaları ilave ederek yeniden yayınladığını görüyoruz.”[19]

M. Kemal’in ölümünden 6 sene sonra 1944/1945’de yani Inönü döneminde tekrar basılıp neşredilmesi ise Inönü’yü aklamaz. Zira o tarihte Ikinci Dünya Harbi devam ediyordu. Almanya’nın geri çekilip Sovyet kuvvetlerinin ilerlemesi üzerine Türkiye Sovyet tehdidi altında kalmıştı. Yani yine ve yeniden askerin morale ihtiyacı vardı…

Böylelikle bir kemalist yalanı daha ifşa etmiş olduk. Meseleyi en küçük teferruatına kadar irdeleyip geniş tafsilat verdik ki, en cahilinden en alimine herkes anlayabilsin.

Son olarak, bu tarz kıytırık iddiaların gündeme getirilerek tarihi gerçeklerin çarpıtılabileceğini ve dolayısıyla birilerinin aklanabileceğini zanneden sahtekarlara bunun beyhude bir çaba olduğunu bir kere daha hatırlatıyoruz. Bu gibi sahtekarlarla olan mücadelemiz Allah Teala’nın izniyle hiç aksamadan, hız kesmeden sonuna kadar devam edecektir.

.

**********

.

KAYNAKLAR:
.

[1] M. Kemal döneminde din derslerinin nasıl yasaklandığını şu yazıda tafsilatıyla anlattık:

https://belgelerlegercektarih.com/2012/06/14/m-kemal-ataturk-din-derslerini-ve-imam-hatipleri-kaldirmadi-yalani/

[2] Aksekili Ahmed Hamdi, Askere Din Dersleri, Diyanet Işleri Reisliği Yayınları, Istanbul 1341/1925, Yayın No:2

[3] Diyanet Işleri Başkanlığı Başkanlık Müşaviri Dr. Mehmet Bulut, “Askere Din Dersleri”, Diyanet Aylık Dergi, sayı 365, Mayıs 2021.

[4] Atatürk’ün Yanı Başında-Çankaya Köşkü Kütüphanecisi Nuri Ulusu’nun Hatıraları, (Derleyen: M. Kemal Ulusu), Doğan Kitap, 5. Baskı, Istanbul Aralık 2008, sayfa 224.

[5] Feridun Ergin, K.Atatürk, Istanbul Üniversitesi Iktisat Fakültesi Yayınları, Gür-Ay Matbaası, 1984, sayfa 15.

[6] Afif Büyüktuğrul, “Denizlerde Atatürk”, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, sayı 13, Auğstos 1981, sayfa 145.

[7] Afif Büyüktuğrul: “Bu arada silahlı kuvvetlerin reorganize edilmesi vazifesini Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’a emanet etmiş ve onun işine karışmamayı ve hükümet ve Büyük Millet Meclisi’ni de karıştırmamayı vadetmişti.”

Bakınız; Afif Büyüktuğrul, “Atatürk ve Fatih’in Deniz Politikaları”, Dokuzuncu Türk Tarih Kongresi, 21-25 Eylül 1981, Ankara, cild 3, Türk Tarih Kurumu, sayfa 2096.

[8] Sabiha Gökçen-Oktay Verel, Atatürk’ün Izinde Bir Ömür Böyle Geçti, Türk Hava Kurumu Yayınları, Istanbul 1982, sayfa 351.

[9] Sabiha Gökçen-Oktay Verel, Atatürk’ün Izinde Bir Ömür Böyle Geçti, Türk Hava Kurumu Yayınları, Istanbul 1982, sayfa 428.

[10] Peyami Safa, Yazarlar, Sanatçılar, Meşhurlar / Objektif: 6, Ötüken Neşriyat, 7. Baskı, Istanbul 2020, sayfa 253. (Peyami Safa, “Mareşal’in Üç Vasfı”, Son Havadis Gazetesi, 21 Nisan 1961)

[11] Melda Özverim, M. Kemal ve Corinne Lütfü, Doğan Kitap, 3. Baskı (ilk Baskı 1998), Istanbul 2007, sayfa 106-109.

Ayrıca bakınız; Erdal Inönü, Anılar ve Düşünceler, cild 3, Doğan Kitap, Istanbul 2001, sayfa 333-334. Sayfa fotolarını aldığım yer: https://kadirmisiroglu.com/erdal-inonu-anilar-ve-dusunceler.html

Tafsilat için bakınız; https://belgelerlegercektarih.com/2012/07/07/m-kemal-ataturk-ayetle-alay-mi-ediyor-ataturkun-madam-corinnee-yazdigi-mektup/

[12] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 2, cild 14, Içtima 64, sayfa 308. (25.2.1925)

[13] Stalin’in dini kullandığına dair kaynaklar için bakınız;

https://belgelerlegercektarih.com/2020/12/12/kadir-misiroglunun-naklettigi-gibi-stalin-ayetel-kursi-okuttu-mu/

[14] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 2, cild 14, Içtima 61, sayfa 211, 218, 219. (21.2.1925)

[15] Elmalılı tefsiri ile alakalı yazı için bakınız; https://belgelerlegercektarih.com/2012/08/18/ataturk-elmalili-hamdi-yazira-kuran-tefsir-ettirdi-yalani/

[16] Tecrübe ve Müdafaa-i Milliye Vekaleti’ne bağlı Harbiye Dairesi’nin başkanlığını vekaleten deruhte eden Eyüp Durukan 27.2.1924 tarihli günlüğüne, M. Kemal’in “Türkiye Devleti’nin Dini Islamdır” ibaresini kaldırmaya teşebbüs ettiğini ancak başaramadığını yazmaktadır; “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nda hükümetin ‘Din-i resmi Islam’dır’ kaydının kaldırılmasını evvelce de talep etmiştiler. Eski Şeriye Vekili bunu da kabul etmemişti. Ihtimal şimdi onu da kabul ettirecekler.” Bakınız; Eyüp Durukan, Günlüklerde Bir Ömür, cild 6, (Yayına Hazırlayan: Murat Uluğtekin), Iş Bankası Yayınları, Istanbul 2021, sayfa 106.

[17] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 2, sayfa 717.

[18] 9 Nisan 1928 tarih ve 1222 sayılı Kanun, 14 Nisan 1928 tarihli Resmi gazetede neşredildi. TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 3, cild 3, Içtima 59. (9.4.1928)

[19] Diyanet Işleri Başkanlığı Başkanlık Müşaviri Dr. Mehmet Bulut, “Askere Din Dersleri”, Diyanet Aylık Dergi, sayı 365, Mayıs 2021.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

https://www.instagram.com/kadir_candarlioglu_gercektarih

https://instagram.com/belgelerlegercektarihcom

.

Paylaşım Şartı:

Paylaşmak istediğiniz bir yazı, görsel vs. varsa, alakalı yazıya gidin ve yukarıdaki adres çubuğunda görülen linki kopyalayıp paylaşmak istediğiniz yere yapıştırın. Yani YALNIZCA LİNK PAYLAŞIMINA MÜSAADE EDİYORUZ. Ayrıca yazının sonunda “facebook” veya “twitter”ın sosyal medya paylaşım butonları var. O butonlara tıklayarak da paylaşılabilir. Başka türlüsüne hiçbir surette rızamız yoktur.

*

5 Comments »

  1. Abi bende anti kemalist şeriatçı bir kardeşin olarak kafama takıldı abi nasıl olurda Mustafa Kemal Fevzi çakmak paşa ya karışmaz Ali Şükrü yü öldürttü Fevzi çakmak paşa yı da öldürtürdü acaba yerine koyacak güvendiği başka bir adam mı bulamadı da öldürtmedi abi zaten ha zaten güzel ispatlamışsın da burada biraz kafam karıştı ondan sordum birde son olarak PDF ÇIKARDIM O 800 SAYFALIK OLANIokulda herkeze göstereceğim ALLAH SENDEN RAZI OLSUN 👍 abi onu en kısa zamanda kitap halinde bastır biz ama senden ricam abi küçük kitap haline olmasın sayfalar büyük böyle Atatürk’ün bütün eserleri kaynak yayınları kitapları gibi olsun onun gibi çiltlensin

    • Eren, tesekkür ederim. Ali Sükrü Bey M.Kemal’e muhalifti, Fevzi Pasa ise degildi. Üstelik ona sadakatle bagliydi. Fakat cumhuriyetin kurulmasindan evvel aralarinda bir anlasma yapildi. Ordu Fevzi pasaya emanet edilecek, o da M.kemale sadik kalacakti.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.