Cemil Koçak, Yılmaz Özdil’in “Bandırma” Yalanını Çürüttü…

Cemil Koçak, Yılmaz Özdil’in “Bandırma” Yalanını Çürüttü…

*

sayfa14.indd

Prof. Dr. Cemil Koçak

***

Cemil Koçak bu makalede, her ne kadar isim belirtmemiş olsa da, Yılmaz Özdil’in 19 Mayıs 2012’de kaleme aldığı “19 Mayıs” isimli yazısından bahsediyor. Kemalist uydurukçuların korkulu rüyası olan Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemil Koçak, daha evvel odatv yazarı Sinan Meydan’ın “Che’nin çantasından Nutuk çıktı!” şeklindeki palavrasına da cevap yazmıştı. ( http://belgelerlegercektarih.com/2014/11/30/chenin-cantasindan-nutuk-cikti-yalanina-cevap-2/ )

Işte Prof. Dr. Cemil Koçak’ın, Özdil’e aid yazıyı ele aldığı, daha doğrusu alaya aldığı makalesi:

*

Portatif ve Oynak Deniz Feneri Teorisi: Bandırma Vapuruna Ingiliz Komplosu

Bilmem siz de rastladınız mı; 19 Mayıs vesilesiyle gazetelerdeki yazıların birinde meşhur Bandırma’nın başına gelebileceklerden, Ingiliz komplolarından söz eden bir yazı yayınlandı. Üzerinde ‘önemle’ durmayı gerektiriyor.

Bandırma’nın daha yolun en başında başına neler gelebileceğine ilişkin bir yazıyı geçende okuyunca; ‘tamam’ dedim; ‘eski öyküler ve efsaneler’ gerçekten de artık ulusalcılara kesinlikle yetmiyor. Aksine, bütün o eski öykülerin yeterince kahramanlık içermediğine kesin olarak inanmış olmalılar ki, yeni yeni kahramanlık efsaneleri yaratmak gerektiğine karar vermişler.

1919’da gece görüş dürbünü mü vardı

Efendim, yazıyı okuma fırsatını bulamamış olanlar için hatırlatayım isterseniz; Bandırma vapurunun hedefine varmaması için kahpe Ingilizler bir cinlik düşünmüşler ve vapuru batırabilmek için rotasında bulunan deniz fenerlerinin yerlerini oynatarak, yani hakiki fenerleri söndürerek, onların yerine de sahte fenerler donatarak, geminin Karadeniz sahillerinde kayalara çarpması için uğursuz bir operasyon gerçekleştirmişler.

Fakat o da ne, vapurdaki süvari Ismail Hakkı (Durusu), daha Poyrazköy açıklarında iken sahte deniz fenerini hemen fark eder, tecrübesine dayanarak tabiî. Hele serdümen (Ali oğlu) Basri beyin, bunun yollarından saptırılmak için düzenlenmiş bir oyun olduğunu anlaması da tabiî yine hiç şaşırtıcı değil… Ancak akşam vakti dürbünle bakarak yanan feneri görebilmesi, insanı hayli şaşırtıyor doğrusu: Galiba Basri bey, gece görüş dürbününe sahip! Yani, 1919 yılında gece görüş dürbünü… Yok eğer normal dürbünse, gece karanlığında dürbünle etrafı görmek için Basri beye olağanüstü bir ihsanda bulunulmuş olmalı! Bu koşullarda zaten Bandırma’nın pusulaya gerçekten de ihtiyacı yokmuş diyor insan gayri ihtiyari…

Karadeniz yolu çakma deniz fenerleriyle dolu

Ingilizler yememişler içmemişler, bütün yolu deniz fenerleriyle aydınlatmışlar. Bu arada sanki başkaca hiçbir gemi bu yolu kullanmayacakmış gibi… Ya o gece Karadeniz’deki diğer gemiler? Yazıda belirtilmiyor; ama kimbilir kaç gemici Ingiliz kurnazlığını anlayamayarak, kayalara bindirdi, ne canlar yandı, kaç yetim geride kaldı. Her zaman söylerim, bir araştırma muhakkak derine inmeli; konunun bütün yönlerini kucaklamalı… Bu bakımdan yazarın araştırmasının eksikliğini belirtmek benim için bir görevdir. Umarım Ingilizler, bu operasyonu önce kendi gemilerine, daha sonra da müttefiklerine bildirmişlerdir. Gerçi Ingiliz arşivlerinde henüz bu yönde bir bilgi bulunamadı, ama olsun, belki de tamamen gizli tuttular. Bundan sonra adı “Operasyon Deniz Feneri” olsun.

Diğer yandan, ikinci deniz fenerinin Damat Ferit Paşa tarafından konulduğu söyleniyor yazıda; yani burada da ‘hain Sadrazam’la Ingiliz oyunu bütünleşiyor tabiî olarak… Tam beş kez muhtelif hainler, Bandırma’nın kayalıklara çarpması için bu çakma fener oyununu oynuyorlar; ama nafile… Bandırma’nın mürettebatı tecrübeli, elbette oyuna falan gelmiyor. Bu arada; ‘kömür azaldı’ diye Ereğli’ye yanaşmalarına pek aklım ermedi doğrusu. Neden Istanbul’da yeterli kömür stoku yapılmadığını asla bilemeyeceğiz. Belki bu da komplonun bir parçasıydı; kömürcüler de muhtemelen satın alınmıştı ve geminin kömür stoku yeterli değildi.

Kalleş Sinop feneri

Fakat sonuncu deniz fenerine gelindiğinde, hani şu Sinop’taki, fenerden ateş açılmasın mı? ‘Açılmasın’ diyenlere; maalesef açılmış, ben yazıdan aktarıyorum. Meğerse hain Ingilizler, bu kez de yanıltmacıyı farklı kurmuşlar; torpidolarının namlusuna deniz feneri süsü vermişler ve yaklaşınca da tabiî ateşe başlamışlar. Ama karavana… Gemidekiler de ateşe karşılık vermeden geçmemişler. Kurmay binbaşı Hüsrev Gerede de tabancasını çıkarmış ve saymış… Her ne kadar kendisi anılarında hiç böyle olaylardan söz etmiyorsa da, bildiğiniz gibi, hakiki kahramanlar, kahramanlıklarını asla yazmazlar ve söylemezler. Bilemeyiz yani…

Ah, şu salak Ingilizler

Belki yazarın kendi okuyucularının aklına gelmemiştir; ama bütün bunları okuduktan sonra, insanın aklına pek çok soru işareti üşüşmüyor da değil yani… Acaba neden Ingilizler, Bandırma vapurunun Samsun’a gitmesi için önce vize vermişler? Sahi, yoksa siz bilmiyor musunuz; Atatürk ve Bandırma, Ingilizlerden vize, yani izin alarak yola çıkmıştı. Şu salak Ingilizler bir yandan vize veriyor; diğer yandan da, Karadeniz deniz trafiğini tehlikeye atacak şekilde tam beş tane çakma deniz feneri kurmaya çalışıyor. Biraz akıllı olsalar, sadece vize vermeyerek, Samsun yolculuğuna engel olabilirlerdi. Öyle yapmıyorlar; hem veriyorlar, hem de gemiyi engellemeye çalışıyorlar; üstelik aynı anda!

Ben her zaman demişimdir; ‘bu Ingilizlerin aklı yoktur’ diye. Kuzum bunlar iki dünya savaşını da nasıl kazandılar dersiniz? Ama yazara sormak lazım gelir: Acaba bu da bir Ingiliz oyunu mu yoksa? Belki de hep kaybettiler, fakat tarihe kazandılar diye geçirdiler ve biz hala kazandığımız bir dünya savaşını kaybettik diye biliyoruz. Bu Ingiliz kurnazlığı meşhurdur arkadaş; anlaşılan savaşı kazanmıştık, fakat Ingilizlerin denizlere, pardon tarihe olan hâkimiyeti yüzünden bu başarımızı tarihe geçiremedik. Bakın; gençler bu konuları araştırdıkça, daha ne gibi bilinmeyenler ortaya dökülecek… Bekleyin ve görün!

Denizkızları niçin akla gelmedi?

Benim bir de merakımı çeken nokta, Ingiliz operasyonunda denizkızlarının niçin hiç akla gelmediğidir. Oysa Karadeniz’in değişik noktalarına yerleştirilecek denizkızlarının gemicilerin ilgisini çekmesi ve bu sayede Bandırma’nın denizkızlarının tuzağına düşerek kayalara oturması ya da gemicilerin şehvetin tesirinde denize atlayarak boğulup gitmesi mümkün olabilirdi. Bununla ilgili bir film seyrettiğimi hatırlayamadım, fakat bütün denizciler bilirler ki, denizkızları, yüz yıllar boyunca denizcilerin kâbusu olmuştur. Ingilizler birkaç “Ingiliz muhibi” genç kızı çakma denizkızı kıyafetiyle niçin Bandırma’nın karşısına çıkarmadılar sorusu hala yanıtlanmayı beklemektedir.

Acaba Korsan öykülerinden esinlenilmiş olabilir mi?

Sanırım herkes hatırlar, çocukluğunda muhakkak okumuş ya da sinemada izlemiştir; korsanlar, tabiî en kötü olanları, önce deniz fenerini basarlar, görevlileri etkisiz hale getirirler, deniz fenerini söndürürler, sonra kıyıda kayalıkların önünde ateş yakarlar, böylece gemicileri yanıltarak, gemilerinin kayalıklara oturmasını sağlarlar, ardından da masum yolcuları öldürüp, mallarını çalarlardı. Sağ kalanlar esir edilir, ancak yüklü bir fidye karşılığında serbest bırakılır ya da esir pazarında satılırdı. Jules Verne’nin romanından esinlenen “Dünyanın Ucundaki Fener”i de mi seyretmediniz? Hani Kirk Douglas’la Yul Brynner’in oynadığı… Acaba yazarımız bu filmden etkilenmiş olabilir mi? Işte bir heyecanlı araştırma konusu daha…

Basri’nin Önlenemeyen Yükselişi

Basri Bey’in Ingilizlerce tutuklanacağı haberi üzerine Samsun’dan alelacele bir Amerikan gemisiyle New York’a geçtiğini saptadım. Bir daha yurda dönmesi nasip olmamış; fakat sordum soruşturdum; kendisinin ABD’de Fatoş adında bir hanımla evlendiğini ve bu evlilikten iki evlâdı olduğunu öğrendim. Hatta ben de söyleyenin yalancısıyım, aile hayatları meşhur Fatoş’la Basri karikatürlerine ilham kaynağı da olmuş. Basri, meşhur Basri sandviçinin de mucidiymiş. Sonra günümüzün McDonald’s şirketinin de kurucularından olduğuna dair bazı duyumlar aldım; fakat ben bunun biraz mübalağalı olduğunu düşünüyorum. Yine de araştırmakta yarar var efendim…

Tek merakım Basri’nin gece görüş dürbününün patentini ABD’de alıp almadığı; büyük bir ihtimalle Amerikan Savunma Bakanlığı Pentagon bu yeni teknolojiyi Basri’nin dehası sayesinde geliştirmiş de olabilir. Türklük dünyası için iftihar edilecek işte başka bir buluş daha…

.

**********

.

KAYNAK: Cemil Koçak, Tarih Büyük Harflerle Yazılmaz, Timaş Yayınları, Istanbul 2018, sayfa 29-33.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Reklamlar

Osmanlı Tüfek bile üretemedi diyen Kılıçdaroğlu’na Cevap

Osmanlı Tüfek bile üretemedi diyen Kılıçdaroğlu’na Cevap

*

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim

18. Yüzyıla aid “Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî” (Fenn-i Humbara ve Ateşli Silahlar) adlı eser…

***

Hatırlayacağınız gibi, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bundan yaklaşık 2 sene evvel Osmanlı Devleti’nin bir tüfek dahi üretemediğini söylemişti. Adeta Haçlı Seferleri tertip eden Vatikan Papaları gibi Osmanlı’ya iftiralar atan bu zihniyete göre, Osmanlı’yı ingilizler yıkmış ve bunun üzerine M. Kemal, “Battal Gazi vari” bir destanla 7 düveli kovup Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştu. Yersen!..

Madem Osmanlı’yı ingilizler yıktı, o halde Kemal Kılıçdaroğlu niçin Ingiltere’yi değil de Osmanlı’yı kötülüyor? Hatta iftira atıyor? Çünkü Osmanlı’yı ATA’ları yıktı ve kendileri de bu durumu meşrulaştırmak için Osmanlı hakkında gerçeklerle uzaktan yakından alakası olmayan tiksindirici ve itibar zedeleyici iddialarda bulunuyorlar. Kaldı ki Ingilizler devlet yıkmaz; böler, kontrol altına alır… Alamıyorsa MAŞA’larına yıktırır!.. Nitekim Osmanlı’yı da bunların ATA’larına yıktırdı ve Türkiye’yi kontrolü altına aldı. Neyse, bu mevzulara girmeyelim…

*

Dönemin Edirne Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Saltık, telefonla katıldığı bir televizyon programında, Osmanlı düşmanlığının aslında Şeriat, yani Islam düşmanlığından kaynaklandığını itiraf etti. Bu itiraf, Osmanlı tarihi ve şahsiyetlerinin tarihi ve ilmi gerçeklere dayanılarak değil, bilakis ideolojik ve siyasi kaygılardan dolayı kötülendiğini açıkça ortaya koymaktadır. Yani bu itiraf, Osmanlı’ya bilerek ve kasten iftira atıldığının en açık delilidir. . Şöyle diyor Kemalist Profesör: “Osmanlı’yı övmek ve göklere çıkarmak, şeriatı sevimli kılmak anlamına geliyor, şeriat düzenini meşrulaştırmak anlamına geliyor.”

***

Osmanlı’nın geri kaldığını ileri sürenlere cevap olarak belki bir kamyon dolusu evrak neşrettik[1], ancak kemalistler ilmî hakikat kaygısı taşımadıkları için ağızlarına ne gelirse söylemekten çekinmiyorlar. Fakat biz de her defasında hakikati haykırmaktan vazgeçmeyeceğiz.

Kılıçdaroğlu’nun sandığının aksine, Osmanlı’da hem ateşli silahlar icad edilmiş, hem de askeri literatür sahasında çok sayıda kitap, risale ve makale kaleme alınmış ve neşredilmiştir.[2]

Konumuzun uzmanı Prof. Dr. Salim Aydüz’ün bu mevzuda yazdıkları Kemal Kılıçdaroğlu’nu yalanlamaktadır:

“…Osmanlıların, özellikle ateşli silahlar konusunda son derece mühim çalışmalar yaptıkları ve yeni yeni silahlar geliştirdikleri de görülmektedir. Incelediğimiz eserde görüldüğü üzere, Osmanlı askeri sahasında yeni silahlar icad edilerek geliştirilmiş, ilaveten yeni savaş taktikleri uygulanmış ve hatta yer yer başarılı sonuçlar da elde edilmiştir.”[3]

Osmanlı silah tarihi ve özellikle topçuluk tarihi konusunda Ferik Ahmed Muhtar Paşa’nın [1861-1926] önemli çalışmaları bulunmaktadır. Top dökümü ve silah tarihi üzerine çok sayıda eseri ve makalesi bulunan Muhtar Paşa’nın çalışmalarının büyük bir bölümü modern topçuluğa ve silahlara dairdir. Muhtar Paşa’nın konuyla ilgili bir adet makalesi ve altı eseri bulunmaktadır.[4] 

Prof. Aydüz, Müslümanların Osmanlı’dan evvel de ateşli silahlar kullandığını ifade eder[5]:

“Müslümanların ateşli silahları on üçüncü yüzyıldan itibaren kullandığına dair son derece kıymetli bilgiler veren ve içinde gayet güzel çizimler bulunan kitap hiç şüphesiz Necmeddin Hasan er Rammah’ın [öl. 1294-5] ‘el-Furusiyye ve’l-menasibi’l-harbiyye’ adlı eseridir. Er-Rammah, 1270 yıllarında yazdığı eserinde, detaylı bir şekilde, çok sayıda roket, barut terkipleri ve kullanımı ile ilgili bilgiler vermektedir. Içinde çizimlerin de bulunduğu bu eserde büyük bir bilgi birikimi ve çeşitliliği dikkat çekmektedir. Er-Rammah’ın büyük babasının da barut ve terkibi gibi konularla uğraştığına dair bilgilere bakılırsa, barutun on üçüncü yüzyılın başlarından beri Islam dünyasında bilindiği anlaşılır. Eserde 107 ayrı barut terkibinden ve 22 roketten (tayyar, tayyarat) ve çiziminden bahisler vardır.”[6] 

Şemseddin Muhammed’in 14. yüzyılın başlarında kaleme aldığı “Fununu’n-neft” adlı eserinde barut terkiplerinden ve havai fişeklerden bahsedilip beş ayrı roket düzeneği de etraflıca tarif edilir.[7] 

Görüldüğü üzere gerçekler, Kılıçdaroğlu’nun iddialarından çok farklı… Ama cahile kızılmaz. Asıl kızılması gerekenler, onun cahil kalmasına sebep olanlardır… Yani Harf inkılabıyla bu milleti geçmişinden koparanlardır, binlerce eseri tozlu raflara mahkum edenlerdir. Nitekim aşağıda takdim edeceğimiz 18. yüzyıla aid “Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî” ile “Ümmül-Gazâ” adlı eserler daha yeni neşredilebildi. Başka bir iktidar olsaydı belki de hiç neşredilemeyecekti… Bu yüzden hepimiz, emeği geçenlere bir teşekkür borçluyuz.

*

 

 

Mustafa Ibn Ibrahim’in “Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî” (Fenn-i Humbara ve Ateşli Silahlar) adlı eseri…

*

Humbara kelimesi aslen Farsça “humpare” kelimesinden gelmekte olup, küçük küp, küpçeğiz manasındadır. Metinlerde bazen “kumbara” olarak da geçmektedir. Içi boş toprak, cam, demir veya tunçtan yapılmış güllelerin içine barut, demir ve kurşun parçaları ile bomba veya benzeri tahrip maddesi koyularak havan topu ya da elle atılan bir tür eski bir savaş aletidir. Havan ile atılan çeşidine “havan humbarası” veya “humbara havanı”, el ile atılanına “el humbarası” (humara-i dest), havan topu vasıtasıyla humbara atan topçulara “humbaracı” denilmektedir.

Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî isimli bu eserin mevcut tek nüshası Istanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Muallim Cevdet bölümü nr. K. 439’da kayıtlıdır. (Muallim Cevdet Yazmaları Alfabetik Kataloğu, sayfa 83).[8]

Eserin tam olarak ne zaman telif edildiği belli olmamakla birlikte, metnin içinde geçen şu ifadeden eserin 1747 yılından sonra telif edildiği anlaşılmaktadır: “…Zira bundan akdem bin yüz altmış senesinde (Miladi 1747-1748) Sa’dabad’da humbara ta’limi oldukda otuz derece menzil ile nişangaha humbara atılmasını tertib ve tedbir ve cümleye ta’lim olunup…” (Fenn-i Humbara, vr. 7a.)

Kitap, bir mukaddime (humbaranın tarihçesi) ve altı bab üzere tertip edilmiştir. Birinci bab humbara atımı, ikinci bab humbara terazisi ve havan doldurmada kullanılan edevat, üçüncü bab humbara havanları, dördüncü bab tulumba, beşinci bab geometri terimleri, altıncı bab lağım fenni ve barutun hususiyetleri konusundadır. Eser çok sayıda çizim, hesap, cetvel ihtiva eden fevkalade mühim bir çalışmadır.

*

Eser şu ifadelerle başlamaktadır:

*

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim16

“Inne haze’l-kitabe te’allaka Reyhan Efendi Hamza sene 1284 (1867-68)
Hamza Reyhan

Haza Risale-i Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî

Bismillahirrahmanirrahim

Elhamdulillahi Rabbi’l-‘âlemîn ve’s-salâtu ve’s-selâmu ‘alâ Seyyidina Muhammedin ve âlihi ve sahbihi ecma’în.”

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim2

Latinize edilmiş hali…

***

 

18. Yüzyıla aid Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî isimli eserde yer alan bazı çizimler ve latinize edilmiş hali:

*

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim13

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim3

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim12

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim4

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim11

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim5

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim10

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim15

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim14

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim9

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim6

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim8

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim7

***

***

Bayramoğlu Ali Ağa’nın, Ümmül-Gazâ, (Harp Sanatı Ve Aletleri), adlı eseri…

***

Prof. Salim Aydüz, “Kitab-ı Ümmü’l-Gazâ” isimli eser hakkında şu malumatı vermektedir:

“Lale Devri’nde yazıldığını tahmin ettiğimiz bu eser dönemin askerlik sanatı ve gelişmeleri hakkında önemli bilgiler ve çizimler içermektedir. Eser, hakkında pek fazla bilgi sahibi olmadığımız Bayramoğlu Ali Ağa isimli humbaracılar sınıfından birisi tarafından yazılmıştır. Yazılış tarihi ile ilgili net bir bilgi yoktur. Ancak eserde geçen bilgilere dayanılarak eserin III. Ahmed (1718-1730) döneminin sonlarına doğru yazıldığı tahmin edilir.”[9]

Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdad Köşkü, nr. 368’de kayıtlı bulunan eser[10] “Besmele” ile başlar. Ali Ağa, Islam ordularının savaşlarda Allah’ın izni ile muzaffer olması için gerekli tedbir ve tedariklerin neler olacağının eserde anlatıldığını belirtir:

“..asker-i Islam sefer-i hümayun Hazret-i Allahu Te’ala’nun avn-ı inayeti talebiyle inşa’allahu Te’ala mansur ve muzaffer olınmak içün derun-ı kitabumda nice nice tedbir u tedarikler tahrir ve hem tasvir olınmışdur…”[11]

*

18. Yüzyıla aid “Ümmül-Gazâ” adlı eserde yer alan bazı çizimler:

*

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga1

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga2Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga3

***

 

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga4

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga5

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga6

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga7

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga8

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga9

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga10

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga11

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga12

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga13

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga14

***

Ey kemalistler, utandınız mı?

Hiç sanmıyorum…

.

**********

.
KAYNAKLAR:

.

[1] Bunlardan bazıları için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2017/04/02/sultan-ii-abdulhamid-doneminde-yapilan-bazi-fabrikalar/

http://belgelerlegercektarih.com/2017/01/26/osmanli-devleti-geri-kaldigi-icin-mi-batti/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/10/14/sultan-ikinci-abdulhamid-han-doneminde-yapilan-bazi-eserler/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/20/osmanli-devletinde-fabrikalar-matbaa-osmanli-geri-kaldi-yalani/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/08/31/matbaa-osmanliya-ne-zaman-geldi/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/10/31/osmanli-devleti-degil-kemalist-rejim-geri-kaldi/

[2] Prof. Salim Aydüz, “Ateşli Silahlarla Ilgili Türkçe Matbu Eserler Bibliyografya Denemesi (1727-1928)”, Kutadgubilig Felsefe-Bilim Araştırmaları, 5, (Mart 2004), sayfa 259-309.

[3] Prof. Dr. Salim Aydüz, “Önsöz”; Bayramoğlu Ali Ağa (18. Yüzyıl), Ümmül-Gazâ, Harp Sanatı Ve Aletleri, (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 10.

[4] Makalesi için bakınız; Ahmed Muhtar Paşa, “Eski Osmanlı Silahları yahud Osmanlıların Fenn-i Esliha ve Topçuluğa Ettikleri Hizmet” Malumat, cild 3, sayı 71, 23 N 1314, sayfa 469.
Kitapları için bakınız;
– Ahvalname-i Müellefat-ı Askeriye: Ahvalname-i Müellefat-ı Topçuyan, Istanbul 1316.
– Osmanlı Topçuları, Istanbul 1315.
– Ahvalname-i Müellefat-ı Askeriye-i Osmaniye, 1. Kısım: Ahvalname-i Müellifat-ı Topçıyan, Istanbul 1316.
– Eski Osmanlılarda Top Dökmek San’atı, Istanbul ty..
– Tarih-i Esliha ve Zaman-ı Hazırda Düvel-i Muhtelife Topçulukları, Istanbul 1301.
– Eski Osmanlı Silahları, Istanbul ty..
– Ahmed Muhtar Paşa’nın zikredilen bu çalışmalarından başka dumansız barutlar ve balistik konularıyla ilgili eserleri de vardır. Ahmed Muhtar Paşa’nın ateşli silahlarla ilgili bütün yayınları için bakınız;

Prof. Salim Aydüz, “Ateşli Silahlarla Ilgili Türkçe Matbu Eserler Bibliyografya Denemesi (1727-1928)”, Kutadgubilig Felsefe-Bilim Araştırmaları, 5, (Mart 2004).

[5] Prof. Dr. Salim Aydüz, “Giriş”; Bayramoğlu Ali Ağa (18. Yüzyıl), Ümmül-Gazâ, Harp Sanatı Ve Aletleri, (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 18.

[6] Najm al-Din Hasan Al-Rammah, Al-Furusiyya wa al-manasib al-harbiyya, Analitik bir girişle neşreden Ahmad Y. al-Hassan, Halep 1988.

[7] Prof. Dr. Salim Aydüz, “Giriş”; Bayramoğlu Ali Ağa (18. Yüzyıl), Ümmül-Gazâ, Harp Sanatı Ve Aletleri, (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 19.

[8] Prof. Dr. Salim Aydüz, “Giriş”; Mustafa Ibn Ibrahim (18. Yüzyıl), “Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî” (Fenn-i Humbara ve Ateşli Silahlar), (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2015, sayfa 26. Bu eserin mevcut tek nüshası Istanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Muallim Cevdet bölümü nr. K. 439’da kayıtlıdır. (Muallim Cevdet Yazmaları Alfabetik Kataloğu, sayfa 83).

[9] Prof. Dr. Salim Aydüz, “Giriş”; Bayramoğlu Ali Ağa (18. Yüzyıl), Ümmül-Gazâ, Harp Sanatı Ve Aletleri, (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 33.

[10 ] Bu eser Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdad Köşkü, nr. 368’de kayıtlı bulunmaktadır; Prof. Dr. Salim Aydüz, “Giriş”; Bayramoğlu Ali Ağa (18. Yüzyıl), Ümmül-Gazâ, Harp Sanatı Ve Aletleri, (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 34.

[11] Prof. Dr. Salim Aydüz, “Giriş”; Bayramoğlu Ali Ağa (18. Yüzyıl), Ümmül-Gazâ, Harp Sanatı Ve Aletleri, (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 36.

.
**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Mehmet Okuyan, Islamoğlu ve Taslaman gibi Modernistlere Reddiye…

Mehmet Okuyan, Mustafa Islamoğlu ve Caner Taslaman gibi Modernistlere Reddiye…

Önceleri kendisi de Abdülaziz Bayındır, Mustafa Islamoğlu, Mehmet Okuyan gibi Islam Modernizminin temsilcilerinden olan Prof. Dr. Mehmet Paçacı, yaptığı ciddi sorgulamalar ve çalışmalar neticesinde bunun bir “proje” olduğunu görmüş ve batının empoze ettiği bu yolu terketmiştir.

Prof. Dr. Mehmet Paçacı, kısaltarak aldığımız, “Çağdaşçı ‘Kur’an’da Kadın’ Yorumunun Eleştirisi” başlıklı makalesinde, Islam düşmanı Batılıların iftiralarını ve Mehmet Okuyan, Abdülaziz Bayındır, Mustafa Islamoğlu, Caner Taslaman vb. gibi bunlara aldanan veya gönüllü taşeronluğunu yapan Çağdaşçıların (Modernistlerin) gerçeklere aykırı iddialarını cevaplandırıyor. Ayrıca bu çalışma, “Osmanlı’da kadınların hiçbir hakkı yoktu” gibi kemalist iftiralara da cevap ihtiva etmektedir. Çalışmanın sonunda ise “Müslüman kadının ne zaman ve niçin” sosyal ve iktisadi durumunun kötüleştiği anlatılmaktadır. Kısacası bu yazı, bütün ezberleri bozacaktır… Okumayan çok şey kaybeder.

Okumak için tıklayın:

http://belgelerlegercektarih.net/mehmet-okuyan-islamoglu-ve-taslaman-gibi-modernistlere-reddiye/ 

*

Hırsızları ifşa ediyoruz – 2: Özden Aydın

Hırsızları ifşa ediyoruz – 2: Özden Aydın

Neşrettiğimiz yazıları bizden izin almadan kullanan ve kaynak göstermeyen “hırsızları” bundan böyle sitemizde ifşa edeceğiz. Alakalı kişiler ve/veya kurumlar hakkında suç duyurusunda bulunma hakkımızı ise saklı tutuyoruz.

Özden Aydın denen bir küfürbazın sözde “yazdığı” bütün paçavraların neredeyse tamamı sitemizden çaldığı yazılardan oluşuyor. Bizden çaldığı yazılara “küfür” ve “hakaretler” serpiştirerek güya kitap yazıyor ve bunları “parayla” satıyor.

Biz araştırma yaparak çektiğimiz bunca sıkıntı ve meşakkate rağmen kitabımızı “ücretsiz” olarak dağıtmaya çalıştığımız halde, bu şahıs hiçbir zahmete katlanmadan bizden çalıyor, bir de fütursuzca parayla satıyor. Böyle utanmazlık olur mu?

Hem düşmanımız da olsa bir insana “it”, “köpek”, “fahişe” denir mi? Yazdıkları baştan sona küfür ve hakaret, öyle ki okurken kalbiniz sıkışır. Zaten bu yüzden üç satırdan fazlasını zor okursunuz. Anlaşılan bu şahsın vicdanı öyle kararmış ki, içinde hiçbir sıkıntı duymaksızın bütün bu küfür ve hakaretleri yazabilmiş. Böyle birinin yazılarımızı çalmasından daha tabii ne olabilir ki?..

Bu hırsız, bizden çaldığı yazılarla oluşturduğu paçavraları Kadir Mısıroğlu’na da göndermiş, ancak üstad küfür ve hakaret dolu bu paçavralardan rahatsız olmuştur.

Işte bazı paçavralarının fiyatı:

Özden Aydin kitap atatiran atatürk kamal, m. kemal özden aydin, bücher özden aydin books, siyonizm sabetay özden aydin

*

 

Islam’da Modernleşme?

Islam’da Modernleşme?

Modernizm, ateizme köprü müdür?… Batı’da bilimin kurucuları ateistler miydi yoksa dindarlar mı?… gibi suallerin cevaplarını aşağıdaki linke tıklayıp okuyabilirsiniz:

http://belgelerlegercektarih.net/modernizm-ateizmin-koprusu-mudur/

 

Hırsızları ifşa ediyoruz – 1: Ibrahim Sarı, “Bu Ülkede Adalet” isimli kitap, Nokta E-Kitap Yayını

Hırsızları ifşa ediyoruz – 1: Ibrahim Sarı, “Bu Ülkede Adalet” isimli kitap, Nokta E-Kitap Yayını

*

Ibrahim Sari kitaplari, Yazar Ibrahim Sari, Ibrahim Sari Bu Ülkede Adalet, nokta e-kitap intihaller

***

Neşrettiğimiz yazıları bizden izin almadan kullanan ve kaynak göstermeyen “hırsızları” bundan böyle sitemizde ifşa edeceğiz. Alakalı kişiler veya kurumlar hakkında suç duyurusunda bulunma hakkımızı ise saklı tutuyoruz.

Ibrahim Sarı’nın, “Bu Ülkede Adalet” isimli kitabının 23. sayfasından 32. sayfasına kadar yaklaşık 10 sayfa uzunluğundaki kısım, noktasına-virgülüne dokunulmadan olduğu gibi sitemizden çalıntıdır. Yalnızca bir yerde “kemalist” kelimesini çıkardığını tespit ettik. Sözü edilen kitabın başka yerlerinde de çalıntılar olabilir, lakin biz şimdilik sadece bu 10 sayfalık kısmı ilan etmekle yetiniyoruz. Yaptığımız küçük bir araştırma neticesinde bu şahsın üç yüzden (evet yanlış okumadınız: 300!) fazla kitabının olduğunu gördük. Muhteva çalıntı olunca, bu sayının çokluğuna şaşmamalı. Koskoca Kadir Mısıroğlu ve Yavuz Bahadıroğlu gibi usta kalemler bile kitaplarında sitemizi kaynak gösterirken, adı sanı duyulmamış Ibrahim Sarı’yı bundan men eden şey nedir? Üstelik “ADALET”i konu alan bir kitapta yapmış bunu. Insan biraz olsun utanır.

*

Bir Takipçimizden Ahmet Hakan Analizi: Atatürk’ü kullanıyor!

Bir Takipçimizden Ahmet Hakan Analizi: Atatürk’ü kullanıyor!

ahmet-hakana-cevap-2-ahmet-hakana-reddiye-kemalistlere-cevap-ahmet-hakan-selahattin-demirtas-ahmet-hakan-ataturk-ahmet-hakan-m-kemal

***

Hürriyet gazetesi arşivine dikkatle bakılırsa, 40’ından sonra kemalist Ahmet Hakan’ın köşesinden kemalist borazanlığına ve 5816 üzerinden linç operasyonlarına başladığı tarihin, Kanal D anahaber sunuculuğuna başlamasından hemen sonra olduğu görülür. Reytingleri yerlerde sürünen adam tam anlamıyla “atatürk tüccarlığına” sarıldı.

Müslümanların zaten kendisini izlemeyeceğini biliyor, kemalistlerin de geçmişinden dolayı itibar etmediklerini düşünmüş olacak ki, bir anda delifişek kemalist kesildi. Yıllar önce söylenmiş sözleri bulup buluşturup, linç operasyonlarına başladı bir anda ve sunuculuğa atandığı Ocak 2017 tarihinden sonra!

15 Kasım 2016 tarihinde köşesinde şunları yazmış bu “müptezel”;

“Özgürlüklerin Kemalizm adına kısıtlanmasına karşı çıkmaları, Kemalist dayatmacılığa itiraz etmeleri, Kemalizm adına ortaya çıkan tabularla mücadele etmeleri demokrat olmalarının bir gereğiydi. Buna bir şey demem, diyemem.” diyor bay kemalist!

Sunuculuğa atandığı Ocak 2017’den itibaren kemalist militanlığa ve kemaslitlerin avukatlığına soyundu aniden;

“Duydunuz mu komşular! Artık Kemalist olmak moda” 17.02.2017 (bu başlık herşeyi açıklıyor!)
“‘Atatürk Türk değildir’ demiş dangalağın teki” 21.02.2017
“Atatürk’e sarhoş demiş dümbeleğin teki” 3.3.2017
“Al sana Atatürk’ü Koruma Kanunu” 12.05.2017
……
Bu vatandaşı karşınıza alıp m.kemal dönemi hakkında tartışsanız, 2 dakika konuşamaz. “daha çok reyting alayım, kemalistlere yaranayım, cebimi doldurayım” telaşıyla kemalist taklidi yapıyor sadece! Düşünce ve tarihi bilgi paylaşan insanları da bu uğurda linç etmekten kemalist olmayan herkesi koruma kanunuyla susturmaktan çekinmiyor.
Her dönem ve her ortama göre şekil ve ağız değiştirmenin atasının kim olduğunu, menfaat devşirmek için milletimizi yalan söyleyerek kandırmayı maharet bilenlerin kimlerden ilham aldığını biz çok iyi biliyoruz!

*

Emin isimli bu takipçimize teşekkür ediyoruz. Ancak bize göre mesele sadece reytingten ibaret değil. Belki zamanı gelince açıklarız

ATAM bombası, ATOM bombasından daha tehlikelidir!

ATAM bombası, ATOM bombasından daha tehlikelidir!

*

atam bombasi atom bombasindan daha tehlikelidir***

Rehberlik etme liyakati olmadığı halde toplumu zorla yönetmek isteyen bir kimse emellerine ulaşmak için çeşitli usullerle insanları cahilleştirir, beynini yıkar. Mesela kendisinin kahraman ve kurtarıcı olarak anlatıldığı yeni tarih kitapları yazar, her yere heykellerini diker, toplumun dilini değiştirir, geçmişiyle bağını koparır, kendinden evvelki devri yerden yere vurur.

Kendisini adeta ‘insanüstü’ bir varlık olarak takdim ettirir. Okullarda, televizyonlarda sürekli ve sistematik bir şekilde onun ‘büyüklüğü’ ve ‘kahramanlığı’ anlatılır durur artık. Onu kutsayan ve tanrılaştıran şiirler okutulup ezberletilerek beyinler tamamen yıkanır. Toplum, o olmazsa kendinin de olamayacağına iman etmeye başlar.

Böylece insanlar onun liyakatini sorgulama cesaretinde bulun(a)maz. Zira çoğunluk şuna inandırılır; “Varlığımızı ona borçluyuz, dolayısıyla ona mecbur ve ona muhtacız.” Liyakatini sorgulamak şöyle dursun, artık onda kusur bile görülmez… Çünkü kör olmuşlardır. Körler ise, köpeklerin rehberliğini bile nimetten sayar.

Fakat biz sorguluyoruz:

1945’te iki “ATOM” bombası saldırısına maruz kalan Japonya, kendisini hızla toparlayarak dünya devi olurken, biz niçin daha taş üstüne taş koyamadık?

*

 

atam bombasi atom bombasindan daha tehlikelidir 3

***

Zira Türkiye 1923’te maruz kaldığı “ATAM” bombasının etkisinden hala kurtulamadı. Çünkü ATOM bombası bedenleri, ATAM bombası ise zihinleri tahrip etti. Bedeninin herhangi bir yeri tahrip olan bir insan sağlıklı düşünebilir. Buna mukabil tahrip olmuş zihinler sağlıklı düşünme kabiliyetlerini kaybederler. Dolayısıyla ATAM bombası ATOM bombasından çok daha tehlikelidir. Inanılmaz ama gerçek; insanlar, “ATAM sen kalk ben YATAM” başlıklı şiirler yazmaya başladı.

Bildiğiniz gibi, 16 Nisan 2017’de Anayasa Değişikliği referandumu yapıldı. Referandum sonuçlarının açıklanmasının ardından kemalizmin beynini yıkayıp mağdur ettiği insanlar büyük bir yıkım yaşadı. ATAM bombasının tahribatını görmek isteyenler şu yorumlara baksın:

kemalizmin beynini yikadigi insanlar 1kemalizmin beynini yikadigi insanlar 2kemalizmin beynini yikadigi insanlar 3kemalizmin beynini yikadigi insanlar 4kemalizmin beynini yikadigi insanlar 8kemalizmin beynini yikadigi insanlar 5kemalizmin beynini yikadigi insanlar 13kemalizmin beynini yikadigi insanlar 6kemalizmin beynini yikadigi insanlar 7kemalizmin beynini yikadigi insanlar 9 kemalizmin beynini yikadigi insanlar 10kemalizmin beynini yikadigi insanlar 11kemalizmin beynini yikadigi insanlar 12kemalizmin beynini yikadigi insanlar 14kemalizmin beynini yikadigi insanlar 16kemalizmin beynini yikadigi insanlar 15kemalizmin beynini yikadigi insanlar 17

***

Gördüğünüz gibi, Kemalizm insanımızı mahvetti. Ben şahsen ATAM bombasına maruz kalıp bunlar gibi yaşayacağıma, ATOM bombasıyla ölmeyi tercih ederim. Soruyorum; bunlardan memlekete ne hayır gelir? Ama ders kitaplarına bile M.Kemal’in resimlerini koyarsanız olacağı budur. Sırf bu uygulamadan bile gayenin eğitim vermek değil; ideoloji aşılamak olduğu, sisteme köle yetiştirmek olduğu kolaylıkla anlaşılır. Acaba bunu yapan kemalistler, içine düşürüldüğümüz bu acıklı durumdan hiç mi rahatsız olmuyor?

Ne diyelim; Allah sonumuzu hayreylesin!

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Islam Medeniyeti ve Haçlılar – Prof. Yusuf Kaplan

Islam Medeniyeti ve Haçlılar – Prof. Yusuf Kaplan

*

***

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Medeniyet Araştırmaları Merkezi Direktörü Prof. Dr. Yusuf Kaplan TVNET’te yayınlanan “Karşı Karşıya” programında çarpıcı tespitlerde bulundu. Işte bunlardan bazıları:

– Osmanlı kapitalizme direndiği için bilfiil çöktü. Osmanlı kapitalizme direndiği için bilkuvve yaşıyor. Osmanlı’nın hâkim olduğu coğrafyalarda herkes Osmanlı’nın adalet, barış, hakkaniyet sistemini özlüyor.

– Osmanlı durduruldu. 100 yıldır Türkiye kuşatılıyor.

– Türkiye dünyanın ruhudur. Korkuyla bunu yok etmek istiyorlar.

– Insanların dehası var. Ama toplumların da dehası var. Bu toplumun dehası 15 Temmuz’da ortaya çıktı.

– Batı, insanı evvela üreten bir makinaya, sonra da tüketen bir hayvana dönüştürdü. Insan tükettikçe tükendi.

– Tarihte kendini inkar ederek var olan bir toplum yok. Kendini inkar eden bir toplum sonuçta intihar edecektir.

– Dertsizseniz, dert sizsiniz. Bizim sorunumuz dertsiz müfredat, dertsiz öğretmen ve dertsiz öğrenci; Burdan hiç kimse ders alamaz.

– Farklı olanı farkettiğiniz zaman kendinizi fark edeceksiniz.

– Mekke’de çağrı kuruldu, Medine’de çağrı çağını kurdu, dolayısıyla Medeniyet çağlayandır.

***

Iyi seyirler…

*

Prof. Yusuf Kaplan’ın twitter hesabı:

*