Osmanlı ve Cumhuriyette Eğitim

Osmanlı ve Cumhuriyette Eğitim

*

***

Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Türk ve Islam Hukuk Tarihi Profesörü Ekrem Buğra Ekinci, Eğitim ve Öğretim arasındaki farkı ve Osmanlı ile Cumhuriyetin eğitim anlayışındaki farklılıkları anlatıyor. Çok hoş, öğretici ve ufuk açıcı bir sohbet olmuş. Iyi seyirler.

http://www.ekrembugraekinci.com/

.

Her şeyi Atatürk’e borçlusunuz diyenlere

Her şeyi Atatürk’e borçlusunuz diyenlere

*

ataturkculere-cevap-kemalistlere-cevap-kurtulus-savasini-ataturk-mu-kazandi-herseyi-ataturke-mi-borcluyuz

“Savaş, ölünce değil düşmana benzeyince kaybedilir…”

Aliya Izzetbegoviç

***

M. Kemal’in inkılaplarını tenkid ettiğimiz zaman kemalistlerden genelde şöyle bir tepki gelir: “Atatürk olmasaydı biz olmazdık, kimliğinizi Atatürk’e borçlusunuz, beğenmiyorsanız defolun gidin bu ülkeden hainler.”

Tarihini bilmeyen birisinden böyle bir tepkinin gelmesi gayet tabiidir. Ama bizim de bir cevabımız var. Belki biraz düşünürler.

Ey Kemalist! Sana söylüyorum…

Bir insanın kimliği tarih, din, dil, kültür vb. ortak aidiyetlerden oluşur. Işte bizim kimliğimiz yüzyıllardır sahip olduğumuz bu aidiyetlerden beslenmiştir.

Sen ise kimliğinin kaynağı olan bu değerleri kaybetmişsin. Senin kimliğin barbar yunan askerlerinin kaçarken düşürdüğü ve maalesef sana sirayet eden kimlikten farksızdır.

Batılıların öz kimliğine bürünmüş ve onu özümsemiş kimseler tarafından hazırlanan ve üzerinde de “Türkiye Cumhuriyeti” yazan kimlik kartını kendi öz kimliğin mi zannettin? Bu kartı hazırlayanların kafasında fötr şapka, dilinde alafranka, kalbinde put, elinde Nutuk var… Tarihine yabancılaşmış insanlar.

Biz ise, senin gibi kimliğimizi sokakta bulmadık; tarihimizden aldık. Elindeki kimlik kartı belki sahte değildir, ama gerçek kimliğin de değildir. Bu toprağın, bu medeniyetin insanıysan özüne dön. Bir kağıt parçasıyla bana vatanseverlik taslama.

Ey Kemalist! Sen kimliğini kaybetmişsin. Dur! Hemen yere bakıp arama… Kimlik kartını kastetmiyorum. Önce aynaya, sonra da şanlı tarihine bir bak… Bak bakalım, aynada kendini görüyor musun. Acaba sen sana benziyor musun?

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

15 Temmuz işgali ve sonrasında yaşananların kısa bir tahlili (analizi)

15 Temmuz işgali ve sonrasında yaşananların kısa bir tahlili (analizi)

*

15-temmuz-olaylari-15-temmuz-isgali-15-temmuzda-yasananlar-15-temmuz-darbe-girisimi-ya-allah-bismillah-allahu-ekber-15-temmuz-analizi

Millet idareye el koydu…

***

Kemalistler tarafından dinsizlik ve gayri millilik üzerine kurulan devlet sistemi 15 Temmuz işgalinde kilitlenmiş ve bu işgale karşı harekete geçip müdahale edememiştir. Bu andan itibaren Millet duruma-idareye el koydu ve işgalcileri tepeledi. Ardından Yenikapı mitingindeki ruhla yeni bir devlet kurdu. Bu hakikati bilen Kemal Kılıçdaroğlu ilk önce mitinge katılmak istemedi. Israrlar neticesinde bazı şartlar ileri sürdü ve büyük bir “Atatürk posteri” ve bu posterden daha büyüğünün olmamasını talep etti. Anlaşılan Kılıçdaroğlu babasını kaybetmiş bir çocuk halet-i ruhiyesiyle babasının ölümüne inanamıyor ve aklınca “ölüyü diriltmek” istiyordu. Halbuki öldüren ve dirilten yalnızca Allah’tır celle celaluhu. Nitekim yeni devletin ruhu çoktan üflenmişti.

Ama yine de Kılıçdaroğlu’na bir kıyak yapıldı. Kemalizmi leş gibi gömmek yerine, tıpkı Teşvikiye Camii’nden kalkan bazı din düşmanı laik kemalist “sanatçılar”da olduğu gibi bir cenaze merasimi uygun görüldü. Ne de olsa gavurun cenazesine bile saygı gösteren bir medeniyetin varisleriyiz. Hani cenazelerde ölünün bir yakını, elinde bir resimle tabutun önünde yürür ya, işte “kemalizm tabutunun” önündeki resimli yani “Atatürk posterli” kişi de Kemal Kılıçdaroğlu idi. Ne garip bir tesadüf… Kemalist zulüm devrini bir Kemal açtı, bir diğer Kemal de mecburen cenaze namazını kılıp kapattı.

*

yenikapi-mitingi-yenikapi-ruhu-15-temmuz-olaylari-15-temmuz-isgali-15-temmuzda-yasananlar-15-temmuz-darbe-girisimi-ya-allah-bismillah-allahu-ekber-15-temmuz-analizi-feto-15-temmuz

Yenikapı Mitingi…

***

Neticede Yenikapı’da kemalist rejim gömüldü ve yeni bir Devlet kuruldu. Tıpkı müşrik sisteme son veren Mekke fethinde bazı müşriklerin affedildiği gibi, Cumhurbaşkanı Erdoğan da (beğenirsiniz beğenmezsiniz orası ayrı) hakaretten haklarında dava açtığı kişileri affetti. Yeni bir devlet kuranlara “Gazi” denir. Işte bu sebeple sık sık “Gazi Meclis” vurgusu yapıldı. Şu anda yeni devlette Başkanlık sistemi “fiilen” mevcut, geriye yalnızca bunun adını koymak ve yeni Anayasa kaldı. Bir de şu laiklik belası ve batının bize biçtiği rolden kurtulmak.

Bu hususlarda da bazı adımların atıldığına şahit olduk, oluyoruz. Kemalist Türkiye’nin “tapusu” olduğu söylenen ve batının bize dayattığı Lozan Antlaşması’nın bir “Zafer” olmadığı dile getirilerek tartışmaya açıldı. Böylece Yenikapı’da kurulan yeni devletin, “yurtta sulh cihanda sulh” felsefesini reddettiği bütün dünyaya ilan edilmiş oldu. Bu da tabii olarak artık kabuğuna çekilmiş minimalist sünepe bir Türkiye yerine, tekrar Osmanlı gibi i’la-yı kelimetullah’ın (yani Allah’ın adını her yere yaymak, her yerde yüceltmek ve dünyaya adaletle hükmetmek) yani maksimalist bir dâvânın şiâr edinildiğini gösterir. Nitekim Fırat Kalkanı Harekâtı ve bilhassa Musul operasyonu da bu iradenin sahaya bir yansımasıydı.

*

15-temmuz-olaylari-15-temmuz-isgali-15-temmuzda-yasananlar-15-temmuz-darbe-girisimi-ya-allah-bismillah-allahu-ekber-15-temmuz-analizi-feto-15-temmuz

***

Bilindiği gibi M. Kemal, Osmanlı Devleti’ni yıkarken şöyle demişti:

“Hakimiyet ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye müzakereyle, münakaşa ile verilemez. Hakimiyet, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları “zorla” Türk milletinin hakimiyet ve saltanatına vaziülyed olmuşlardı. Bu “tasallutlarını” (saldırılarını!) altı asırdan beri idame eylemişlerdir. Şimdi de, Türk milleti bu “mütecavizlerin” (tecavüzcülerin!) hadlerini ihtar ederek, hakimiyet ve saltanatını isyan ederek kendi eline bilfiil almış bulunuyor. Bu bir emrivakidir. Mevzubahis olan, millete (aslında kendine, zira Tek Adam olmak istiyordu ve oldu: Kadir Çandarlıoğlu) saltanatını, hakimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız meselesi değildir. Mesele zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu behemehal olacaktır. Burada içtima edenler meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır. Fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir.”

Şimdi biz de şöyle diyoruz (Yapılan değişiklikler parantez içine alındı) :

“Hakimiyet ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye müzakereyle, münakaşa ile verilemez. Hakimiyet, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. (Kemalistler) zorla (Milletin-Ümmetin) hakimiyet ve saltanatına vaziülyed olmuşlardı. Bu tasallutlarını (1 asırdan) beri idame eylemişlerdir. Şimdi de, (Millet-Ümmet) bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, hakimiyet ve saltanatını isyan ederek kendi eline bilfiil almış bulunuyor. Bu bir emrivakidir. Mevzubahis olan, (Millete-Ümmete) saltanatını, hakimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız meselesi değildir. Mesele zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu behemehal olacaktır. Burada içtima edenler meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır. (Kafirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.)

***

NOT:

Kendilerini Atatürkçü zanneden bazıları, “biz de Ya Allah Bismillah Allahu Ekber diyerek meydanlara indik, dolayısıyla Atatürk’ün kurduğu sisteme sahip çıktık” diyerek yazdıklarımıza itiraz edebilirler. Lakin bu arkadaşlar Atatürkçülüğü bilerek kabul etmiş değiller… 90 senedir sistemli bir şekilde pompalanan propagandanın tesiriyle fikirlerini dahi bilmedikleri, kendilerine kahraman olarak takdim edilen kurgulanmış-yapay-hayali-suni bir karaktere bağlanmışlar ve bu yüzden kendilerini Atatürkçü zannediyorlar ama gerçekte değiller. Şayet M. Kemal’i gerçekten tanımış olsalardı, O’nun yasaklamasına rağmen “Allahu Ekber” diye tekbir getirmezlerdi. Sadece bu delil bile, onların aslında Atatürkçü olmadıklarını ispata kâfidir.

Fatih Sultan Mehmed’den sonra Istanbul’un bir kez daha fethedileceği malum. Ancak bu fethin, birincisinden farklı olarak “kılıçla” değil, “tekbir”lerle gerçekleşeceği hadis kaynaklarımızda geçer. 15 Temmuz’da Batının darbeciler eliyle işgal ettiği Istanbul’un milletimiz tarafından “Ya Allah Bismillah Allahu Ekber” sadaları ile tekrar ele geçirilmesinin “sözü edilen fetih” olduğunu belki söyleyemeyiz, ama en azından bir provası olduğu kesin.

En azından provasını bize gösterdiği için Allah Teala’ya sonsuz hamdü senalar olsun. Ileride bu fethi gerçekleştirecek olan kardeşlerimi şimdiden tebrik ediyorum. Eğer o büyük güne erişemezsek bizi hayırla yad etsinler.

Allah, milletimizi tekrar asıl hüviyetine, eski izzetli ve şerefli günlerine döndürsün. Âmin.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Video

DÂVÂMIZIN ÖZETİ

DÂVÂMIZIN ÖZETİ

*

.

Dâvâmız i’la-yı kelimetullah yani Allah’ın adını her yere yaymak, her yerde yüceltmek ve dünyaya adaletle hükmetmektir. Bu hedefe “kemalizm” ile varamayız. Zira kemalizm ulusal bir din veya ideolojidir. Adı üstünde “ulusal”, “yöresel” din…

Belli bir yörenin/ulusun dini, yani “sınırları” olan bir bölge ve “sınırlı” bir kitle sözkonusu. Sınırlı bölgeye hitap eden bir din veya ideoloji, kendini sınırlamakla kalmayacak, aynı zamanda mensuplarının ufkunu da sınırlayacaktır.

Bu hedefe yalnızca beynelmilel, yani evrensel (uluslararası) bir din ile, yani Islamiyet ile varılabilir. Insanlığın çektiği acılara bigâne kalmak ve görmezden gelmek bize yakışmaz. Dünyaya adaleti hâkim kılmak için kemalizmi terk etmek ve Türkiye liderliğinde bir Islam Birliği kurmak zaruridir. Dünyanın dört bir yanındaki mazlum ve mağdurlar bizden bunu bekliyor.

Aksi halde hepimizi ezerler.

***

Tarikatlar, laikler ve ötesi – Serdar Tuncer

Tarikatlar, laikler ve ötesi – Serdar Tuncer

*

serdar-tuncer-15-temmuz-laiklik-cemaatler-tarikatler-serdar-tuncer-kemalizm

***

Abdestimizi aldık, namazımızı kıldık, “Ya Allah Bismillah” diyerek meydanlara döküldük. Yaralandık, can verdik, devletin ve milletin namusunu kurtardık. Ülkeyi iç savaşın, işgalin ve kaosun eşiğinden döndürdük.

Sonra bir de baktık ki; Türkiye savaşta Müslümanların, barışta ise Kemalist laiklerinmiş!

Ekranlar, köşeler, kıyılar bizi sevmeyen, dindarlığımızdan rahatsız olan, sloganlarımızı küçümseyen, bizsiz bir ülke hayâl eden adamlarla doluverdi birden. Ülkeyi kurtaranların dindarlığına bakarak bir parça Müslüman olmayı denemek yerine, ülkeye kast edenlerin dindar görünümünden yola çıkarak dine ve dindarlara vurdukça vurdular.

Laik eğitimin önemine vurgular, bütün tarikatların aynı potansiyele sahip olduğunu anlatmalar, “sıradaki FETÖ kim olacak?” gibi imalı sorular, TSK başta olmak üzere bütün devlet kurumlarından herhangi bir intisabı bulunan herkesin tasfiyesini istemeler… Zırvanın bini bir para…

Bir dakika beyler!

Madem öyle, 27 Mayıs’a, 12 Mart’a, 12 Eylül’e, 28 Şubat’a bakıp, darbelerin arkasında Atatürkçüler var diyerek, ordu başta olmak üzere bütün devlet kurumlarından Kemalistleri azledelim evvela.

Var mısınız?

Hatta bir adım daha ileri gidip, eğitim sisteminden, ordu yapılanmasına, bürokrasiden bilmem nerelere kadar Atatürk’ü ve ilkelerini tartışmaya açalım, ne dersiniz? Sahte dindarlar ayağa kalkınca da dayak hakiki Müslümanlara reva görülüyor, hakiki Atatürkçüler ayaklanınca da… Bu işte bir gariplik yok mu?

Biraz insaf, birazcık izan, bir parça özeleştiri yâhu!

15 Temmuz’da darbeye kalkışanlar dindar değil, dinin aslında ne olduğunu öğrenemediği için, bir şarlatanın hezeyanlarını din zanneden ahmaklar sürüsüydü.

Bunların ışığı nur, laf ebeliğini velayet, üçkâğıdı keramet zannetmesinde sizin payınız Pensilvanyalı’dan daha az değil.

Güzel bir şeyin aslı bilinmediği için sahtesi gerçek zannediliyorsa, aslını yasaklayanın en az sahteyi satan kadar suçu vardır.

14 asırlık geleneğin muhkem ve muhteşem duruşunu merdiven altlarına mahkûm ederek takiyye görünümlü münafıklığın kapısını siz açtınız.

Tarikatı yasakladığınız için, o a(l)danmışlar ordusu, tasavvuf büyüklerinden çalıntıyı, kalbin zümrüt tepelerinden sızıntı zannettiler.

Müslümanım diyene kapıları kapatmasaydınız, içeri girebilmek için Müslüman değilmiş gibi yapa yapa İslâm’ı unutan bu müptezeller ülkemize bu terörü yaşatamayacaktı.

Şimdi de bu cürümdeki hata payınızla delikanlı gibi yüzleşmek yerine kalkıp bir de diyorsunuz ki; “tarikatlar da ileride böyle bir şey yapabilir, hepsi aynı, tiz önlem alınmalı” vs.

Varlığını size borçlu bir terör örgütünden sizi kurtaranlara teşekkür edeceğinize bir de kalkıp onları suçluyorsunuz.

İnsanların takım elbise giymesini yasakladığınız ülkede takım elbiseli bir maymun cinayet işledi diye dönüp bütün insanlara potansiyel katil muamelesi yapmaktan daha abes sizinki!

Akıllı olun ve anlayın artık: FETÖ’nün varlığı istikbâlimizi ve istiklâlimizi imhadır; tasavvufun yokluğu mâzimizi ve kendimizi inkâr!

Garibim tasavvuf ehli de, samimi ve safiyâne bir şekilde size bunlar gibi olmadıklarını anlatmak için çırpınıp duruyor.

Yâhu arada benzerlik yok ki farkı anlatasın!

Herhangi bir tekkenin kapısından üç gün evvel girmiş herhangi bir derviş namzedine gidin ve şu üç meseleyi anlatıp, “Bu sözleri söyleyen insan nasıl birisidir?” diye tek bir soru sorun.

Bir adam çıkmış kendisinden bahisle diyor ki:

“Kâbe’deydim, temizliğe o zaman şimdiki kadar dikkat edilmiyordu. Pislik sebebiyle de çok sinek bulunuyordu. Ben on beş gün kadar hiç haremden ayrılmamıştım. Buna rağmen herkesi ısıran sinekler bir kere dahi olsun beni ısırmadı”

“Çocukluğumda kazlarımız vardı. Ben onları çok severdim. Bir gün bu kazlar bir komşumuzun bahçesine gitmişler. O da kızmış, kazları bir güzel dövmüş. Baktık bizim kazlar kan revan içinde. Onları öyle görünce içim sızladı, çok rikkatime dokundu. Çok geçmeden havada bir bulut belirdi. O komşunun tarlasına öyle bir dolu yağdı ki, bahçede ne var ne yok hepsini aldı götürdü. O da biz de şaşırdık, çünkü köyde başka hiç bir yere dolu yağmamıştı.”

“Bir gün arkadaşlardan biri bir rüya görüyor; Hatice validemiz Peygamber Efendimiz’e, ders yaptığımız dört beş kişiyi kast ederek, “Ya Rasûlullah bunlar bizden hoşnut musun diye soruyorlar” diyor. Efendimiz’den cevap geliyor: “Evet hoşnudum. (Beni kastederek) Hele birisi, hele birisi…” diyor.

O derviş namzedinden alacağınız cevap şudur: “Kendisi için bunları anlatabilen adam üçkâğıtçıdır, yalancıdır, şeytanın maskarası olmuştur.”

FETÖ mensupları ise bunları anlatan dünyası küçük şarlatana “Kâinat İmamı” diyorlar.

Farkı anlatabiliyor muyum?

Maneviyatın ne olduğunu bilmeyen insanlara, bu kibir kokulu hezeyanları velayet diye satabilirsiniz. Ancak bir kez tekke eşiğinden girmiş taze bir derviş dahi, bunların yaşansa dahi dile dökülmemesi gereken şeyler olduğunu bilir ve anlatanın makbul bir kimse olamayacağını anlar.

Yani demem o ki; bu türedi ahmağın çakma cemaatinden hareketle bütün tarikatlara potansiyel tehlike muamelesi yapacağınıza, tarikatların önündeki tekke ve zaviye sûretli bütün yasal engelleri kaldırın ki, bir başka şarlatan paralel bir ihanete teşebbüs etse bile kendisine inanacak adam bulamasın.

Böyle bir şey bir daha olur mu, olursa nasıl anlarız?

Ölçü meydanda: “Ben, benden öncekilerin Allah’ın Rasûlü’ne kadar uzanan bir silsile ile bu güne kadar taşıdığı dini, onların tek bir açık nokta kalmayasıya anlayıp yaşadığına inanıyor ve onlar gibi yaşamak istiyorum” diyen zatlardan çevresine, devletine ve milletine bir zarar gelmez.

Bu zatlar eline Kur’ân-ı Kerîm ve Sünnet-i Seniyye’yi alır ve “haydi bu ikisinin arkasından gidelim” diye çağırır insanları.

“Ben size benden önceki 14 asır boyunca gelenlerin bilmediği, anlamadığı, yanlış anladığı şeyleri en doğru haliyle anlatıyorum” iddiasındaki adamlara gelince, işte orada durun.

Bu adamlar, “Kur’ân’dan başkasını boş verin” der, eline kendi kitaplarını alır, “haydi benim arkamdan gelin” diye nida ederler.

Anlatabiliyor muyum?

Geleneği olmayanlar geleceğin tehlikesidir!

Ötesini söylemeyeceğim.

.
**********

Serdar Tuncer

ALINTI:

http://www.yenisafak.com/yazarlar/serdartuncer/tarikatlar-laikler-ve-otesi-2031414

Bütün yazıları: http://www.yenisafak.com/Yazarlar/serdartuncer/Yazar-Arsiv

Facebook hesabı: https://www.facebook.com/SerdarTuncerResmiSayfasi/

Twitter hesabı: https://twitter.com/Yaziyor?lang=de

Web sitesi: http://www.serdartuncer.com.tr

.

 

15 Temmuz Saldırısının 2. Dalgası: Algı Bombaları

15 Temmuz Saldırısının 2. Dalgası: Algı Bombaları

*

fethullah gülen papaya mektup dinlerarasi diyalog atatürk darbe 15 temmuz darbe m. kemal darbe

FETÖ’nün Papa II. John Paul’e takdim ettiği mektuptan bir parça…

***

Kemalistlere göre M. Kemal “paralel örgüt” gibi oluşumlara meydan vermemek için hocaları asıp dini yasaklamış. Yaşanan olaylar da onun haklı olduğunu gösterirmiş…

Evvela şunu belirtelim ki, “biz dinî bir Cemaat değiliz” diyen FETÖ’yü M. Kemal’in astığı hocalar ile karşılaştırmak-kıyaslamak en hafif tabirle cehalettir.

Tam tersi, FETÖ daha çok M. Kemal’e özenmiştir. Zira O, Papa II. John Paul’e takdim ettiği mektupta şöyle demişti:

“Papa 6. Paul cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog Için Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz.”[1]

M. Kemal de FETÖ’den farklı bir şey yapmamış ve Ingiliz Valisi olmak istemişti. 14 Kasım 1918 günü, bir gün önce istanbul’a gelip Pera Palas’ta ikamete başlamış olan M. Kemal Paşa, ingilizlerin Daily Mail Gazetesi’nin muhabiri G. Ward Price’ı aracı yaparak General Harrington’la görüşmek ister. Price, Pera Palas’ta yaptığı görüşmeyi hatıralarında şöyle aktarıyor: “M. Kemal, yapmak istediği bir teklif için Britanya resmi makamlarıyla nasıl temas edeceğini” bildirmemi rica etti.

“Bu harpte yanlış cephede savaştık, dedi, eski dostumuz Britanyalılarla asla kavga etmek istemezdik… Biliyoruz, partiyi kaybettik… Anadolu’nun Müttefik Devletler tarafından işgal edileceğini tamamen biliyordum… Bu topraklar üzerindeki bir Britanya idaresinden o kadar hoşnutsuzluk gösterilmemesi gerektir.”

Anadolu’da Ingiliz idaresinden o kadar da rahatsızlık duyulmaması gerektiğini söyledikten sonra M. Kemal, bu topraklar üzerindeki Ingiliz idaresinde bir vali olarak çalışmaya hazır olduğunu gazeteci aracılığıyla işgalci yetkililere şöyle iletecektir:

Eğer Ingilizler Anadolu için sorumluluk kabul edecek olurlarsa Britanya idaresinde bulunan tecrübeli Türk valileri ile işbirliği halinde çalışmak ihtiyacını duyacaklardır. Böyle bir selahiyet dâhilinde hizmetlerimi arzedebileceğim münasip bir yerin mevcut olup olmayacağını bilmek isterim…” [2]

Türk Tarih Kurumu‘nun tercüme ettirip bastığı bir kitaptan alındı bu çarpıcı sözler.

Peki M. Kemal’in bu talebi karşılık bulmuş muydu? 13 Haziran 1921’de Inebolu’ya gelen bir Ingiliz hey’eti, General Harrington’un emriyle M. Kemal’e “cephane” getirdi![3] Dikkatinizi çekerim, cephaneyi gönderen General, az evvel belirtildiği üzere, M. Kemal’in G. Ward Price’ı aracı yaparak görüşmek istediği General Harrington’dur.

Bu ispata rağmen biz yine de FETÖ’yü M. Kemal’in astığı hocalardan biriyle karşılaştıralım… Bakalım, ortaya kemalistlerin iddia ettikleri gibi bir netice çıkıyormuymuş görelim. Kiminle karşılaştırsak acaba? Şapka aleyhinde gösteri yaptı diye idam edilen hocalarla karşılaştırıp işin kolayına kaçmak istemem doğrusu… O halde hakkında en çok iftira üretilen hocalardan biriyle yapalım bunu… Mesela Iskilipli Atıf Hoca.

1 – Iskilipli Atıf hoca bir örgüt kurmadı.

2 – FETÖ gibi harama helal demedi. Iskilipli Atıf Hoca din neyi emretmişse onu yazıyordu. FETÖ ise dinde olmayan fetvalar veriyordu. Bu yüzden M. Kemal’in astığı alimler ile aynı itikadda olan birçok Ehl-i Sünnet alimi FETÖ’ye reddiye yazmıştır.[4]

3 – Devlete baş kaldırmadı.

4 – Yabancılarla işbirliği yapmadı.

5 – Silahşör ve kalemşörleri yoktu.

6 – O devirde din ayaklar altına alınırken, bugün ise tam tersi bir durum söz konusudur. Yani FETÖ din adına hareket etmiş olamaz.

7 – Iskilipli Atıf Hoca darbeye teşebbüs etmedi. Böyle bir niyeti ve kuvveti de yoktu. Zaten o dönem kendisine böyle bir ithamda da bulunulmadı.

Kısacası Iskilipli Atıf Hoca yazdığı şapka risalesi yüzünden idam edildi. Halbuki bu risale şapka kanunundan evvel yazılmış ve Maarif Vekaletince (Eğitim Bakanlığı) onaylanmıştı. Bugün bazıları çıkıp Iskilipli Atıf Hoca’nın Milli Mücadele’de yaptığı “hıyanetler” yüzünden asıldığı iftirasını ortaya atıyorlar. Halbuki böyle bir şey söz konusu değildir. Mahkeme kararını inceleyip bunların iftira olduğunu ispatlamıştık.[5]

Başka bir iftira ise Iskilipli Atıf hocanın Ingiliz Muhipler Cemiyeti üyesi olduğuna dairdir… Iskilipli Atıf hocanın Ingiliz Muhipler Cemiyeti’ne üye olduğuna dair kayıt var mıdır? Kaldı ki, bu Cemiyete giren herkes “hain” mi oluyor?

Bakın, Millî Istihbarat Teşkilâtı’nın (MİT) atası olan “Teşkilât-ı Mahsusa”nın son Başkanı Hüsamettin Ertürk, “Iki Devrin Perde Arkası” adını taşıyan hatıralarında ne diyor:

“Istanbul’daki mahallât imamları, müderrisler, kürsü şeyhleri, Tarikat-i Bektaşiye babaları ve muhtelif turuk-i ilmiyeye mensup kimseler, zâhiren (görünüşte) Ingiliz Muhipler Cemiyeti’ne intisap etmiş (girmiş), fakat el altından bu cemiyeti baltalamağa var kuvvetleriyle mesailerini sarfetmişlerdi. Bu Ingiliz Muhibler Cemiyeti’nde pek çok kimseler vardı ki, bunlar, gizli teşkilâtımıza, millî cepheye hizmet etmekte ve başta Papas Fro olmak üzere bütün hâinleri aldatmakta idiler.”[6]

Iskilipli Atıf hocanın “Ingiliz Muhipler Cemiyeti”ne üye olduğunu iddia edip idamına gerekçe yapanlar ve müstehak görenler, Abdullah Cevdet’in bu cemiyetin kuruluşunda oynadığı rolden niçin bahsetmezler? Abdullah Cevdet Ingiliz Muhipler Cemiyeti’nin yalnızca bir üyesi değil, aynı zamanda kurucularından biridir.[7] Hatta Ingiliz mandasını savunuyordu.[8] Abdullah Cevdet bu rolünden dolayı idam edilmiş midir? Ne gezer!.. Edilmediği gibi M. Kemal ile de irtibat halinde idi. Çünkü O, Iskilipli Atıf Hoca gibi dini değil, dinsizliği savunuyor[9] ve buna rağmen M. Kemal tarafından Çankaya’ya davet ediliyordu.[10]

*

ateist-tanrisizligin-ilmihali-kemal

***

atatürk abdullah cevdet tanrisizligin ilmihali sagduyu, m. kemal abdullah cevdet, m. kemal sagduyu tanrisizligin ilmihali, atatürk ateizm,

Ingiliz mandacısı ve Ingiliz Muhipler Cemiyeti’nin kurucularından Abdullah Cevdet’in tercüme ettiği dinsiz Jean Meslier’in “Sağduyu, Tanrısızlığın Ilmihali” isimli bu kitap M. Kemal Atatürk’ün talimatıyla “Milli Eğitim Bakanlığı” tarafından “Devlet Matbaası”nda basıldı…

***

atatürk abdullah cevdet tanrisizligin ilmihali sagduyu, m. kemal abdullah cevdet, m. kemal sagduyu tanrisizligin ilmihali, atatürk

Aklı Selim’in 1928’de Arap harfleriyle yapılan ilk basımının, M. Kemal’e sunulan nüshasının ithaf sayfası: “En büyük acizden en büyük iktidara. 29/12/1928 Dr. Abdullah Cevdet”. Kitabın orijinali Çankaya Kitaplığında, 146 numarayla kayıtlı bulunmaktadır.

***

Demek ki mesele kemalistlerin iddia ettikleri gibi değilmiş. Hatta, tam tersi. M. Kemal’in hocaları asıp dini yasaklaması paralel örgütün “doğmasına” sebep olmuştur “engellenmesine” değil. Zira din ihtiyacı fıtri bir duygudur, yok edilemez. Dini yasakladığınız zaman insanları din konusunda “bilgisiz” bırakıp kendi elinizle bu tür örgütlerin kucağına atmış olursunuz.

Nitekim gençliğinde -dinî cemaat zannettiği- FETÖ’ye mensup olan ve hakikatleri gördükten sonra da ayrılan Said Alpsoy, çıktığı özel bir TV kanalında FETÖ’nün Izmir’de başarılı bir şekilde teşkilatlanabildiğini, buna mukabil Erzurum ve Konya’da başarısız olduğunu açıkladı. Yani FETÖ, dinî bilgileri zayıf olan Izmir’lileri bünyesine katmakta başarılı olurken, alim yetiştirmekle meşhur olan Erzurum ve Konya’da hüsrana uğramıştır. Zaten M. Kemal dini yasaklamak ve alimleri asmakla isabetli bir karar vermiş olsaydı, bugün Paralel örgüt diye bir sorunumuz olmayacaktı. Yani Paralel örgütün varlığı bile, M. Kemal’in yanlış yaptığının müşahhas (somut) delilidir.

Ayrıca kemalistlerin Ak Parti’ye yüklenmeye hakları yoktur. Çünkü Ak Parti’yi cemaatin kucağına atan yine bunlardır. Zira haksız yere Ak Parti’ye kapatma davası açılmasaydı, FETÖ’nün adliyede bu kadar kuvvetlenmesi mümkün olmazdı. Aynı şekilde kemalist basının “orduyu göreve” davet etmesi üzerine TSK’da darbe planlarının yapılması da FETÖ’nün TSK’ya girmesine zemin hazırlamıştır. Eğer kemalistler hakikaten “demokrasi”ye uymuş olsalardı tasfiye edilmeyecek ve yerlerine de FETÖ gelemeyecekti. Kaldı ki FETÖ’nün devlete sızmasında Ak Parti öncesi iktidarların da payı vardır.

Hilafet kaldırılıp laiklik getirilmeseydi ve 1400 yıldır bozulmadan günümüze kadar gelmiş olan dinimize sahip çıkılsaydı; Ehli Sünnet dışı bir akım olan bu paralel örgüt, samimi müslümanları aldatarak darbeye teşebbüs edemezdi. Kısacası bu paralel örgüt, samimi -ancak kemalist rejim tarafından bilgisiz ve maneviyata aç bırakılmış- müslümanların laiklik karşıtlığını kullanarak kendisine bağlamıştır. Eğer laiklik olmasaydı ve bir Islam devletimiz olsaydı, müslümanları aldatamazlardı. Bu sebeple bıkıp usanmadan laikliğin kalkması gerektiğini söylüyoruz.

Başımızda bir Halife ve Şeyhülislam olsaydı, paralel örgütün “dinlerarası diyalog” projesi kapsamında Vatikan ile işbirliğine ve Islam’ın tahrifine müsaade edilmezdi.

Paralel Örgüt, dinlerarası diyalog ile Müslüman, Hıristiyan, Yahudi ve Budistleri birleştirecek bir din anlayışı geliştirmeye çalışıyordu. Tıpkı M. Kemal’in vaktinde hayal ettiği gibi… Işte M. Kemal bu “tatlı hayalini” Nutuk’ta şöyle yazmış:

“Efendiler, bütün insanlığın görgü, bilgi ve düşüncede yükselip olgunlaşması, Hristiyanlığı, Müslümanlığı, Budizmi bir yana bırakarak basitleştirilmiş ve herkes için anlaşılacak duruma getirilmiş saf ve lekesiz bir dünya dininin kurulması ve insanların, şimdiye kadar kavgalar, çirkeflikler, kaba istek ve iştahlar arasında bir sefalethanede yaşamakta olduklarını kabul ederek, bütün vücutları ve zekâları zehirleyen zararlı tohumları yok etmeye karar vermesi gibi şartların gerçekleşmesini gerektiren «birleşik bir dünya devleti» kurma hayalinin tatlı olduğunu inkâr edecek değiliz.”[11]

*

atatürk fetullah gülen, m. kemal paralel yapi atatürk fetö m.kemal yeni dünya dini nutuk dinlerarasi diyalog

[11] no’lu dipnot ile alakalı… M. Kemal’in “Hristiyanlığı, Müslümanlığı, Budizmi bir yana bırakalım…yeni dünya dini kuralım…” şeklindeki sözlerinin Nutuk’taki sayfası…

***

Anlaşılacağı gibi paralel örgütün hedefi, M. Kemal’in bu tatlı hayalini gerçekleştirmekti. Esasen bu bir “batı projesidir”, ancak gerek kemalistler, gerekse paralel örgüt batı tarafından yönlendirildiği için bu iki kesim ortak bir projede birleşmiştir.

Sanki bugüne kadar yapılan bütün darbeler “kemalistler”ce yapılmamış gibi, paralel örgütün hareketini fırsat bilip bütün cemaatleri töhmet altında bırakmak fırsatçılıktan başka bir şey değildir. Darbecileri batının köpekliğini yaptıkları ve kendi halkına ateş açtıkları için eleştiriyoruz. Güzel… eleştirelim. Ama batının şapkası için kendi halkını darağaçlarında sallandıran[12] M. Kemal’i de eleştirelim. Biz bütün darbecilere karşıyız. “Senin darbecin kötü benim darbecim iyi” gibi bir anlayışı kabul etmiyorum.

Gerçek kemalistler de çok iyi bilirler ki, M. Kemal de darbecidir. Selanik’ten gelip Sultan II. Abdülhamid Han’a darbe yapan Hareket Ordusu’nun isim babası M. Kemal idi. Yetmedi… Sultan Vahideddin’e ve Osmanlı Meclis’ine darbe yaptı.[13] Bu da yetmedi, Ankara’da dualarla açılmış olan ve Kurtuluş Savaşı’nı yöneten Birinci Meclis’e de darbe yaptı.[14]

Sultan II. Abdülhamid Han’ı tahttan indirerek darbe yapanların masonlar olduğu bugün artık sır değil. Nitekim Türkiye Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Locası Üstadı Celil Layiktez bir makalesinde bu gerçeği itiraf etmişti.[15] Ancak asıl ilginç olan husus, “Hareket Ordusu” adıyla Selanik’ten Istanbul’a gelen bu darbecilerin içinde M. Kemal’in de bulunmuş olmasıdır. Daha da garibi, bu orduya “Hareket Ordusu” adını veren M. Kemal idi. Üstelik Hareket Ordusunu teşkilatlandıran heyette M. Kemal de bulunuyordu. Yani 15 Temmuz’da Türkiye’de yapılmak isteneni, M. Kemal 1909’da Müslümanların Halifesi ve Türklerin Hakan’ı Sultan II. Abdülhamid Han’a yapmıştı.

Şimdi yine bazı kemalistler bu yazdıklarımızın yalan olduğunu söyleyerek ağız dolusu söveceklerdir. Ama hiç zahmet etmesinler… Zira burada yazdıklarımızı M. Kemal Nutuk’ta itiraf ediyor, buyrun:

“31 Mart Vakası münasebetiyle Rumeliden Istanbula gönderilen kuvvetlerin kumandanı, merhum Hüsnü Paşa idi. Ben, bu kuvvetlerin erkânıharbiye reisi idim. Bu kuvvetlere Hareket Ordusu unvanını veren, Hareket Ordusunun Istanbula kadar harekâtını tertip ve idare eden bendim.”[16]

*

atatürk abdülhamid darbe atatürk hareket ordusu m. kemal nutuk

[16] no’lu dipnotta bahsi geçen itiraf…

***

Gördüğünüz gibi bu sözler M. Kemal’in Nutuk’unda geçiyor. FETÖ darbe teşebbüsünü bahane ederek “dinden” soğuduğunu ifade edenlerin, niçin defalarca darbe yapan kemalistlerden dolayı “Atatürk”ten soğumadıklarını çok merak ediyorum. Demek ki bunlar samimi değil. Dolayısıyla darbeciyi put edinenler, cemaatlere vatanseverlik dersi vermeye kalkmasın. M. Kemal’in CHP’si kurulduğundan bu yana sünnisinden alevisine, sağcısından solcusuna herkese kan kusturdu[17], buna rağmen kemalistlerin hiçbir şey olmamış gibi utanmadan insan haklarından, demokrasiden, din hürriyetinden bahsetmeleri ve laikliğin mutlaka muhafaza edilmesi gerektiğine dair propagandaları; algı operasyonundan başka bir şeyle izah edilemez. Algı bombaları, tank ve F 16 bombalarından daha tehlikelidir. 15 Temmuz işgal teşebbüsünden sonra TV’lerde, Yusuf Kaplan’ın yerinde ifadesiyle “Laiklik pompalanıyor, cemaatler bombalanıyor!”[18]

Bu propagandaların tesiriyle bazı insanlar şuursuzca “Türkiye laiktir laik kalacak” diye tempo tutuyor. Bu laik “vatanperverler” niçin 15 Temmuz’da atmadılar bu sloganları, sahi neredeydiler o gece? Ben söyleyeyim, gıda stoklayıp benzin depolarını dolduruyorlardı! Bunlar sözde “anti-emperyalist”… Halbuki Fransa ve ABD’nin laikliğini müdafaa ediyorlar. Düşmanlarımız ta Osmanlı’nın son döneminden beri bize laikliği dayatıyor, pompalıyor.

Dönemin Ingiltere Başbakanı ve Islam düşmanı Gladstone’un “Bu Kur’an Müslümanların elinde bulunduğu müddetçe, biz onlara hakiki hâkim olamayız” mealindeki sözlerini hatırladınız mı? Işte bu hedeflerine “laiklik” ile ulaştılar. Allah Teala kimseyi düşmanının değerlerini müdafaa etme zilletine düşürmesin.

Ayrıca 15 Temmuz’da meydanlar “Türkiye laiktir laik kalacak” diye değil, “Ya Allah Bismillah Allahu Ekber” sadaları ile inledi. Halkımızın “Ya Allah Bismillah Allahu Ekber” sadaları ile darbeye karşı çıkmış olması, bunun demokrasi ve laiklik adına değil, Islam adına yapıldığının en bariz delilidir. Bu da şunu gösterir: bu vatanın evladları “laiklik” için değil, “Islam” için ölüme gitti ve gider. Binaenaleyh Laik değil, Islami bir idare istiyoruz.

Insanlar, M. Kemal’in dayattığı şekliyle “Tanrı uludur, Tanrı uludur” demedi… M. Kemal’e rağmen yine “Allahu Ekber” sadaları ile inletti meydanları.

Kemalizmin “laiklikle” vicdanlara hapsetmek istediği din, 15 Temmuz’da büyük bir patlamayla tekrar aid olduğu yere, yani meydanlara-hayata geri döndü ve idareye el koydu. Idarecilere düşen vazife, medya baronlarının pompaladıkları tezvirata değil; vicdanlardan taşan bu sese kulak verip gereğini yapmasıdır.

Bu kesim gelmiş bir de hiç sıkılmadan TV ekranlarına çıkıp şaşkınlık içinde şöyle soruyorlar: “bu kadar Profesör, doktor, polis, general, yazar-çizer nasıl oluyorda FETÖ gibi halkına ateş etme emrini veren birinin arkasından gidiyor? Neden ‘akıllarını’ kullanmıyorlar, sorgulamıyorlar?”

Allah var, haklı bir sual.

Ancak benim de bu kemalistlere bir sualim var: “nasıl oluyorda sizler, şapka için ‘gerekirse kurbanlar verelim’ diyen[19], halkını darağaçlarında sallandıran ve defalarca darbe yapan M. Kemal’in ardından gidiyorsunuz? Niçin o sürekli vurgu yaptığınız “akıl”ı kullanıp bir kere olsun onu sorgulamıyorsunuz? Hatta sorgulayanları ‘hain’likle itham ediyorsunuz? Niçin her yere heykellerini dikiyorsunuz?”

Zahmet edip sorgulamaya başladığınızda, eleştirdiğiniz hatta nefret ettiğiniz şeyleri aslında kendinizin de yaptığını fark edeceksiniz.

Ama eminim yine bildik sloganı atacaklar: “Atatürk olmasaydı olmazdık”. 15 Temmuz’da tanka kafa atan gençleri, kaptığı sopayla meydanlara koşan nineleri, tankların üstüne çıkan amcaları, darbecilerin üzerine yürüyen teyzeleri görüp de hala bu sloganı atan varsa, bana göre ya cahildir, ya da “vatan haini”dir.

Şayet darbeciler başarılı olsaydı, kurulacak yeni düzende, gelecek nesillere tıpkı darbeci M. Kemal gibi “kahraman” olarak takdim edileceklerdi. Böyle olacaktı… Hiç şüpheniz olmasın. Allah Teala Milletimizi-Ümmetimizi korusun.

***

Müslümanlara Çağrı…

Eğer bu zaferi “meydan”dan “medya”ya ve oradan da “masa”ya taşıyamazsak 15 Temmuz Zaferi’nin bir anlamı kalmaz. Biz Müslümanlar olarak “meydan”larda zafer kazanmamıza rağmen, kemalistler “medya”da yoğun propaganda yaparak FETÖ üzerinden cemaatlere ve Islam’a saldırıyor. Bir de utanmadan “masa”da siyasi liderleri aracılığıyla yeni dönemde “Laikliğin” olması gerektiğini söylüyorlar. Sanki bugüne kadar yapılan darbeler “laiklik ve Atatürkçülük” adına yapılmamış gibi… Kemalistlerin FETÖ üzerinden bütün cemaatlere saldırması bir ingiliz oyunudur. Hakikaten onlar da IŞID üzerinden Islam’a saldırmıyor mu? Kemalistlerin zihin kodlarını Ingilizler kurduğundan aslında bunda şaşılacak bir durum yok.

Eğer kemalistlerin “medya”daki bu saldırısına yine “medya” üzerinden cevap veremez ve kendi fikirlerimizi siyasi liderlerimiz aracılığıyla kabul ettiremezsek “masa”da kaybederiz. Böylece 15 Temmuz’da “meydan”larda elde ettiğimiz zafer heba olur. Tıpkı Kurtuluş Savaşı’nda elde ettiğimiz zaferin Lozan masasında kaybedilmesi gibi. Tekrar aynı oyuna gelmeyelim!

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Zaman Gazetesi 10 Şubat 1998.

Ayrıca bakınız; Aksiyon Dergisi 10 Şubat 1998.

[2] Price’ın Extra-Special Correspondent (Çok Özel Yazışmalar) adlı kitabından (1957, sayfa 104) aktaran Gotthard Jaeschke, Kurtuluş Savaşı ile Ilgili Ingiliz Belgeleri, Çeviren: Cemal Köprülü, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1991, sayfa 98.

Bakınız; http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/22/turk-tarih-kurumu-m-kemal-ingiliz-valisi-olmak-istedi/

[3] Nurettin Peker, Istiklal Savaşının Vesika ve Resimleri, Gün Basımevi, Istanbul 1955, sayfa 348.

Ayrıca bakınız;

– Yusuf Hikmet Bayur, Türkiye Devletinin Dış Siyasası, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1973, sayfa 95.

– Cumhurbaşkanlığı Arşivi, Arşiv III – 7, Dosya 18, Fihrist 84/13.

M. Kemal’in Ingilizlerle olan münasebeti hakkında malumat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/12/10/m-kemal-ataturkun-ingiliz-istihbarati-ile-gizli-iliskisi-desifre-oldu/

http://belgelerlegercektarih.com/2015/11/20/m-kemal-ataturk-tapinakci-miydi-kemalist-turkiyeyi-tapinakcilar-mi-kurdu/

[4] Ehli Sünnet Alimleri, hıyanetinden çok evvel FETÖ’nün yanlış yolda olduğunu belirtmiş ve reddiyeler yazmıştır:

Mesela Ebubekir Sifil hocanın, “Çağdaş Nurculuk Mu, Bid’atkârâne Bir Hıyanet Mi?” başlıklı makalesi başta olmak üzere birçok reddiyeleri bulunmakta ve bu hareketin din anlayışı tenkid edilmektedir. Bakınız;

https://ebubekirsifil.com/gazete-yazilari/cagdas-nurculuk-mu-bidatkarane-bir-hiyanet-mi/

Başka bir makalesi için bakınız; Ebubekir Sifil, “Dinlerarası Diyalog ve Misyonerlik Faaliyetleri”, Inkişaf Dergisi – Eylül-Kasım 2005:

https://ebubekirsifil.com/dergi-yazilari/dinlerarasi-diyalog-ve-misyonerlik-faaliyetleri-inkisaf-dergisi-eylul-kasim-2005-arsiv/

Diğer makaleleri için bakınız;

https://ebubekirsifil.com/dosya/dinler-arasi-diyalog-dosya/

Yalnızca Ebubekir Sifil hoca değil, Ali Eren, Kadir Mısıroğlu ve Cübbeli Ahmet Hoca ismiyle tanınan Ahmed Mahmud Ünlü de FETÖ’ye reddiyeler yapmışlardır.

Ali Eren’in iki ciltlik eseri için bakınız;

Ali Eren, Dinde Deformistler, 2 cild, Yasin Yayınevi, 2013.

Ali Eren bu tarihten evvel de gazetede FETÖ’yü tenkid ediyordu.

Atatürkçülerin “deli” dedikleri Kadir Mısıroğlu ise FETÖ’nün hıyanetini taa 1995 yılında TV ekranlarında anlatmıştı. Anlatmakla kalmadı, sonunu da haber verdi: “Papaz bile olamaz, sıfıra müncer olacak!”

NOT: Kaldı ki Kadir Mısıroğlu’nun deli raporu falan yoktur. Bu meseleyi sohbetlerinde tafsilatıyla anlatmıştır.

Ayrıca Mısıroğlu, FETÖ’nün Ehl-i Sünnet’e aykırı hareket ettiğini “Tarihten Günümüze Tahrif Hareketleri cild 3” (Sebil Yayınevi, Istanbul 2012) isimli kitabında ispatlamakla kalmamış, bu yapı ile alakalı “Asrın Ihaneti Paralel Yapı veya F. Gülen’in Günah Galerisinden Sayfalar” (2015) isimli müstakil bir eser de kaleme almıştır. 2016 yılında neşredilen “Kırk Görgü Şahidinden Naklen Benden Tarihe Haberler” isimli eserinde ise Said Nursi’nin talebelerinden Hüsrev Altınbaşak’ın kendisine FETÖ’nün hain olduğunu söylediğini naklediyor. (sayfa 530 ve devamı)

Cübbeli Ahmed hocanın sohbetlerinde bu yapıyı uzun süredir tenkid ettiği ve reddiyeler yaptığı görülüyor. Bununla alakalı bir kitap da neşretmiş ve kendisini sevenlerin bu yapıyla mücadeleyi bırakmamasını vasiyet etmiştir:

Ahmed Mahmud Ünlü, Islam Alemini, Özellikle de Vatanımızı Tehdit Eden 3 Büyük Tehlike Hakkında 3 Vasiyetim, Arifan Yayınları, 2010.

3 Vasiyet Hakkında:

1-Diyalogçuların misyoner faaliyetlere yol açıp, insanların Hıristiyanlaşmasına ve neticede Türkiye’nin bölünmesine sebep olması.
2-Ehl-i Beyt mezhebi adı altında sünni Müslümanların Şi’ileştirilmesi.
3-Selefi düşünce adı altında Vehhabiliğin aşılanması.

[5] Iskilipli Atıf Hoca Neden Idam Edildi? Bütün Iftiralara Cevaplar:

http://belgelerlegercektarih.com/2015/02/08/iskilipli-atif-hoca-neden-idam-edildi-tum-iftiralara-cevaplar/

[6] Hüsamettin Ertürk’ün Hatıraları, Iki Devrin Perde Arkası, (Kaleme alan: Samih Nafiz Tansu), Sebil Yayınevi, Istanbul 1996, sayfa 470, 471.

Tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2013/06/18/ingiliz-muhipler-cemiyetine-uye-olan-hocalar-hain-miydi/

[7] Türk Inkılâp Tarihi Enstitüsü Arşivi, 39-14192 ve B.II.

Ayrıca bakınız; Cengiz Dönmez, Ingiliz Muhipler Cemiyeti, 2. Baskı, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara 2008, sayfa 78, 85.

[8] Manda için kendisine yöneltilen bir soruya Abdullah Cevdet şu cevabı vermektedir: “…Biz intihab (seçim yapma) değil, kabul mevki’indeyiz ve benim ümidim. Ingiliz yardımına ma’tufdur…”.

Bakınız; “Doktor Abdullah Cevdet Bey’le Mülakat”, Peyam, 25 Teşrinisânî 1919-1 Rebiy’ülevvel 1338, sayfa 2.

Ayrıca bakınız; M. Şükrü Hanioğlu, Bir Siyasal Düşünür Olarak Doktor Abdullah Cevdet ve Dönemi, Üçdal Neşriyat, Istanbul 1981, sayfa 296.

[9] Doktor Abdullah Cevdet’in Aklı Selim adıyla Fransızcadan tercüme ettiği kitap, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları arasında 1928’de Arap, 1929’da ise Latin harfleriyle olmak üzere iki kez neşredildi ve basımı Istanbul’da Devlet Matbaası’nda gerçekleştirildi.

Bakınız; 1995 yılında Kaynak Yayınları’ndan çıkan kitabın “önsöz”ü. (sayfa 27)

[10] Ingiliz mandacısı ve Ingiliz Muhipler Cemiyeti’nin kurucularından Abdullah Cevdet’in M. Kemal ile bir görüşmesi hakkında malumat için bakınız; Abdullah Cevdet, “Gazi Paşa’nın Köşkünde”, Içtihad, no. 194, 15 Kânûnievvel 1925, sayfa 3813-6.

[11] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 2, sayfa 713.

[12] M. Kemal emperyalist batının şapkası için kendi halkını darağaçlarında sallandırdı:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/04/30/m-kemal-ataturkun-sapka-zulmu-ve-istiklal-mahkemesinde-asilan-alimler-hocalar/

[13] Osmanlı Meclisi’ne yaptığı darbe hakkında malumat için bakınız:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/12/10/m-kemal-ataturkun-ingiliz-istihbarati-ile-gizli-iliskisi-desifre-oldu/

[14] Kurtuluş Savaşı’nı yöneten ve dualarla açılmış olan Birinci Meclis’e yaptığı darbe için bakınız;

M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 1, sayfa 727, 728.

Ayrıca bakınız;

Fethi Okyar, Üç Devirde Bir Adam, (Hazırlayan: Cemal Kutay), Tercüman Yayınları, Istanbul 1980, sayfa 100.

Alimlerin Kurtuluş Savaşı’ndaki rolü hakkında tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/11/m-kemal-ataturk-tarafindan-aldatilan-din-adamlarinin-kurtulus-savasindaki-rolu/

[15] Bu hususta geniş malumat ve kaynaklar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/10/mason-ustadi-itiraf-etti-sultan-abdulhamidi-biz-devirdik/

[16] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 2, sayfa 739.

[17] Cumhuriyet devrinde Alevilere yapılan zulüm için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2016/07/23/cumhuriyet-aleviligi-yasakladi/

[18] Yusuf Kaplan’ın “Geliyorum diyen tehlike: Laiklik pompalanıyor, cemaatler bombalanıyor!” başlıklı makalesinin tamamı için bakınız;

http://www.yenisafak.com/yazarlar/yusufkaplan/geliyorum-diyen-tehlike-laiklik-pompalaniyor-cemaatler-bombalaniyor-2030919

[19] M. Kemal’in şapka uğruna “gerekirse kurbanlar verelim” dediğine dair kaynaklar:

Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, cild 2, 5. Baskı, Türk Inkılap Tarihi Enstitüsü Yayınları, Ankara 1997, sayfa 221, 222.

Ayrıca bakınız;

K. Z. Gençosman, Atatürk Ansiklopedisi, Istanbul 1981, X, 67.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Peyami Safa ve Harf Inkılabı

Peyami Safa ve Harf Inkılabı

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Peyami Safa harf inkilabi, harf devrimi, yazi devrimi, bir milleti yok etmek isterseniz dilini yok edin Peyami safa m. kemal, peyami safa atatürk

Peyami Safa, “Eğitim-Gençlik-Üniversite” isimli eserinde şöyle der:

“Bir milleti yok etmek isterseniz askerî istilâya lüzum yoktur. Ona tarihini unutturmak, dilini bozmak, dininden soğutmak ve dolayısıyla mânevî değerlerini, ahlâkını soysuzlaştırmak kâfîdir.”

***

Peyami Safa, “Arab Harfleri” başlıklı yazısında Harf Inkılabı hakkında şöyle yazmaktadır:

Arab, yani eski Türk harfleri yerine Lâtin harfleri kabûl edileli otuz bir yıl oldu. O zamanın yer yer ifâde edilen en büyük endişeleri şunlardı: Evvelâ Arab harflerinin daha çabuk yazılıp okunduğuna şüphe yoktu. Mahkeme zabıtları gibi sür’at istiyen yazılar Lâtin harflerile yazılamazdı. Mekteplerde not tutmak veya herhangi bir yazıyı da acele yazmak zorlaşacaktı. Daha büyük endişe de şuydu: Millî kütüphanelerimizdeki yüzbinlerle eser ne olacak? Yarınki nesiller kendi edebiyatlarını, tarihlerini, dil ve lûgatlerini, felsefe, din ve hukuk eserlerini okumak imkânından mahrum kalınca, onlara millî kültür nasıl verilecek?

Mahkeme zabıtlarının daktilo ile tutulabileceği, mektepde muallimlerin daha ağır ders takrir edecekleri ileri sürüldü. Arab harflerile yazılmış eserlerin yeni harflere çevrilip basılabileceği iddia edildi.

Realite bu ümitleri suya düşürdü. Mahkemelerde yazı makineleri, dâvacı ve dâvalıların sözlerini aynen değil, adâlet mefhumuna aykırı olarak ancak hulâsa (özet) hâlinde zabtedebilmektedir. Rahmetli Velid Ebuzziya’nın Tasvir’de çıkan bir başmakalesinin başlığı şu idi: “Yazı Makinesile Adâlet Olmaz!..”

Bugünkü mektep ve üniversite notlarının perişanlığı malûm. Lâtin harflerile yazılmış mektupları okumakta çekilen zorluğu Arab harflerinin bir sayfa yazıyı birkaç bakışta kavramak imkânını veren kolaylık ve aydınlığını bilenler daha iyi takdir ederler.
Eski Türkçe eserlere gelince, bunların yeni harflere çevrilip bastırılmalarının da hayâl olduğu anlaşıldı. Pek az birkaç eser müstesna, en lüzumlu edebî eserler, divanlar, Tanzimat eserleri, koskoca Hamid’in, Recâizâde’nin, Muallim Nâci’nin, İsmail Safa’nın, eski ve yeni daha birçok şâir, tenkitçi ve romancının eserleri, yüzlerce büyük tarih, (bu arada meselâ Nâima, Cevdet Paşa), Kamusulalâm gibi eşsiz ansiklopediler ve böyle saymakla tükenmiyecek eserler Lâtin harflerine çevrilip basılama-mıştır.

YERYÜZÜNDE BİR TEK MEMLEKET GÖSTERİLEMEZ Kİ, ORADA GENÇLER KAZARA MİLLÎ KÜTÜPHANELERİNE GİRERLERSE BİR TEK ESER OKUYAMADAN ÇIKIP GİTSİNLER.
Böyle bir katliam hiçbir memlekette ve hiçbir memleketin tarihinde yoktur.

Lâtin alfabesinin tatbik şekillerindeki ifrat ve hatalar, aceleler, yanlış istikamet ve hareketler daha ziyade o zamanki Maarif makamlarına âid olmalıdır. Hele Lâtin harfleri tamamile yerleştikten sonra liselerimizde Arab harfleri okutulmasında hiçbir kanunî mahzur yoktu. Bugün de yoktur.

Almanya’da Lâtin harflerile birlikte Alman Gotik harfleri de öğretilir ve bunu bir gerilik (irtica hareketi) saymak hiçbir Alman’ın veya başka bir medenî millet mensubunun hatırından geçmez. Bizdeki inkılab yobazlığının eşine cihanda rastlanmaz. Gençlere dünyanın hayran olduğu, Rusya’da heykeli dikilen Fuzûli’yi aslından mı okutmak istiyorsunuz? Mürtecisiniz. Türk tarihinin en büyük faslı olan Osmanlı tarihinin başlıca eserlerini mi okutmak istiyorsunuz? Mürtecisiniz. En ileri anlayışlı büyük Türk şâiri Hâmid’in birçok eserlerini mi okutmak istiyorsunuz? Mürtecisiniz. Türk gencinin kolay not almasını, kolay yazıp okumasını mı istiyorsunuz? Mürtecisiniz.

Bu ilimsiz, çarpık, saçma inkılâp ve irtica anlayışına genç nesiller kurban olup gidiyor.
Devrimbazlar mugalâta yapmasınlar. Lâtin harflerini atıp Arab harflerini getirmek istemiyoruz. Üniversitelerimizde okutulan Arab harflerini ve Osmanlıca’yı liselerimizde de öğretmelerini istiyoruz. Buna Türk kanunları engel değildir. Akıl kanunları da bunu emrediyor.[1]

.

**********

.

KAYNAK:

[1] Peyami Safa, “Arab Harfleri”, Türk Düşüncesi, Ağustos 1959, Sayı 59-8.

Iktibas: Islam Yazısına Dair, Sebil Yayınevi, Istanbul 2014, (Ilk Baskı 1993), sayfa 119-121.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

M.Kemal Atatürk’ü eleştirmek, şehitlerimizin kemiklerini sızlatır mı?

M.Kemal Atatürk’ü eleştirmek, şehitlerimizin kemiklerini sızlatır mı?

*

M. Kemal atatürkü elestirmek sehitlerimizin kemiklerini sizlatir mi, kurtulus savasinda ne icin savastik, milli mücadelede ne icin savastik, dua eden askerler,

***

M. Kemal’i tenkid ettiğimizde, hemen birileri çıkıp “Kurtuluş Savaşı’nda onun ordusunda savaşanların kemiklerini sızlatıyorsunuz” diyorlar.

Kurtuluş Savaşı’nda savaşanlar “Ezan-ı Muhammedi’nin yasaklanması” için mi savaştı ki, onu tenkid ettiğimizde kemikleri sızlasın?

Onlar “Hacca gitmenin yasaklanması” için mi savaştı?

Onlar “Ayasofya’nın kapatılması” için mi savaştı?

Onlar “Allahu Ekber demenin yasaklanması” için mi savaştı?

Düşmana karşı “şapkalı gavurlar geliyor” diyerek savaşanlar, “gavurun şapkasını giymek” için mi savaştı?

Onlar “ders kitaplarında dinimize ve Hz. Peygamberimize hakaret edilsin” diye mi savaştı?

Onlar “Halifeliğin kaldırılması” için mi savaştı?

Onlar “Kur’an ve Sünnet’i atıp gavurların kanunlarını almak” için mi savaştı?

Onlar “binlerce Cami’in yıkılması” için mi savaştı?

Onlar “din derslerinin kaldırılması ve yerine darwinizmin okutulması” için mi savaştı?

Onlar “Batum, Musul, Kerkük, Halep, Oniki Adalar, Batı Trakya vs. gibi vatan toprakları düşmanın olsun” diye mi savaştı?

Onlar “Kur’an okumanın yasaklanması” için mi savaştı?

Onlar “Başörtüsü yasaklansın” diye mi savaştı?

Onlar “Türkçe kelimeleri atıp fransızcadan kelimeler almak” için mi savaştı?

Onlar “Islam yazısını atıp düşmanın yazısıyla yazmak” için mi savaştı?

Onlar “Gökten indiği sanılan kitaplar bizi idare edemez denmesi” için mi savaştı?

Onlar “yunanın yaptığı mezalim yanlarına kâr kalsın” diye mi savaştı?

Tabiki hayır! Tam tersine… Bunları muhafaza etmek için savaştılar. Onlardan sonra birileri kalkıp ihanet ettiyse, elbette bunu tenkid ederiz ve bu asla onların kemiklerini sızlatmaz. Bilakis onları mutlu eder. Biz, Müslüman Ecdadımızın uğrunda harp ettiği şeyleri müdafaa ediyoruz. Bize karşı çıkanlar acaba neyi müdafaa ediyorlar?
.

Yazdıklarımızın delillerini görmek için aşağıdaki bağlantılara tıklayabilirsiniz:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/04/29/kemal-ataturkun-eseri-kuran-ve-ezanin-yasaklanmasi/

http://belgelerlegercektarih.com/2015/02/28/ayasofya-camiini-ataturk-mu-kapatti-ataturkun-imzasi-sahte-mi/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/25/necip-f-kisakurekten-ataturke-allahsiz-tarih-ii-ortazamanlar-1931-yilinin-lise-tarih-kitabi/

http://belgelerlegercektarih.com/2013/02/05/m-kemal-ataturkun-okuttugu-lise-tarih-kitabi/

http://belgelerlegercektarih.com/2015/06/27/kim-ingiliz-ajani-kim-hain/

http://belgelerlegercektarih.com/2014/08/08/chpnin-islam-dusmanligi-ve-muslumanlara-dayatilan-isvicre-medeni-kanunu/

http://belgelerlegercektarih.com/2016/02/04/ataturk-doneminde-satilan-ve-ahir-yapilan-camiler-sinan-meydana-cevap/

http://belgelerlegercektarih.com/2015/03/08/ataturk-doneminde-okullarda-darwinizm-okutuluyordu/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/15/kemalist-rejimin-hakim-oldugu-turkiyede-hacca-gitmek-yasakti/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/04/25/ezani-aslindan-m-kemal-ataturk-uzaklastirmadi-yalani/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/14/m-kemal-ataturk-din-derslerini-ve-imam-hatipleri-kaldirmadi-yalani/

http://belgelerlegercektarih.com/2015/03/08/ataturk-doneminde-okullarda-darwinizm-okutuluyordu/

http://belgelerlegercektarih.com/2015/10/23/m-kemal-ataturk-dilimizi-turkcelestirmedi-gavurcalastirdi/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/24/m-kemal-ataturkun-gokten-indigi-sanilan-kitaplar-sozunu-savunanlarin-iddialarina-reddiye-cevap/

http://belgelerlegercektarih.com/2013/01/05/lozan-anlasmasinin-tenkidi/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/29/m-kemal-ataturk-bati-trakyayi-ve-oradaki-kardeslerimizi-dusmana-birakmis/

http://belgelerlegercektarih.com/2014/05/23/kim-hain-sultan-vahdettin-mi-yoksa-m-kemal-mi/

http://belgelerlegercektarih.com/2013/07/01/ataturk-ortunmeye-karsi-degil-miydi/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/04/30/m-kemal-ataturkun-sapka-zulmu-ve-istiklal-mahkemesinde-asilan-alimler-hocalar/

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Kemalistlerin Yalanları

Kemalistlerin Yalanları

*

yavuz bahadiroglu kemalist yalanlar yavuz bahadiroglu atatürk, yavuz bahadiroglu m. kemal

***

Çocukken her şey çok kolaydır. Ders kitaplarını okur, öğretmenin anlattığı Mustafa Kemal’i hayran hayran dinler, sınıfları geçersiniz… Ama bir de sonrası var bunun: Büyüyüp kitaplar devirdikçe, okulda öğretilenlerin gerçekle ilgisinin bulunmadığını fark edersiniz… Tökezlersiniz. Tereddüde düşersiniz. Doğrusunu öğrenmek için başka kitaplara yönelirsiniz. Okudukça öfkelenir, öfkelendikçe okursunuz… Bana işte böyle oldu: Öfkelendim, kızdım, küstüm; ama okumaktan, araştırmaktan hiç vazgeçmedim. Yıllar yılı, “Bizi neden kandırdılar?” sorusuna cevap arayıp durdum. Bir devlet, kendi çocuklarını neden kandırır sahi? Saklamak istediği bir şeyler mi vardır? Devlet neden bir şeyler saklamak ister?

Beynimi üşüten yalanlar, doğrular tarafından kovulana kadar uğraştım. Sonunda anladım ki, ‘vatandaşı kandırma’ demokratik devletlerde olmaz, ideolojik devletlerde olur ve benim devletimin ‘Kemalizm’ denen bir ideolojisi var (hâlâ)… Yaşanan onca yıla rağmen, tüm partilerin ‘Kemalist’ olmak zorunda kalması, size de garip gelmiyor mu? Seçtiğimiz milletvekillerinin “Atatürk ilkelerine bağlı” kalacaklarına dair yemin etmesi, tuhaf değil mi? O zaman vicdanları istikametinde nasıl karar verecek bu insanlar, nasıl savunacaklar hakkı ve hakikati?

Geçelim… Ders kitaplarımızda, “Cumhuriyet Meclis tarafından ilan edildi” diye yazar ya, yalandır! Ders kitaplarımız, “Atatürk ittifakla cumhurbaşkanı seçildi” der ya, o dahi yalandır! “O yalan, bu yalan, fili yuttu bir yılan, bu da mı yalan?” diye soracak olursanız, evet, bu dahi yalandır! Maalesef cumhuriyeti yalanlar üzerine inşa ettik! Bir tarafı yalan, diğer tarafı inkâr! Sonra da tuttuk: “Neden doğru insan yetiştiremiyoruz?” diye ağlamaya başladık. Yalan ve inkârla beslenen çocuklar arasından, ‘doğru insan’ nadiren çıkar!

Gerçekler başka, öğretilenler bambaşka! İki ateş arasında bunaldık! Hepimiz derece derece ‘ideoloji’nin narına yandık! Bugün bunun bedelini ödüyoruz. Yalanlarla, yanlışlardan bunalan ruhumuz, sonunda isyan etti: O isyanın içinden ‘yeniden diriliş’ filizleniyor: “Yeni Türkiye” dedikleri bu olsa gerek! Tabii bu durum Kemalistleri rahatsız edecek… “Yanıldık” deseler, huzur bulacaklar ama bunu da kendilerine yediremiyorlar. Ayrıca doksan senedir sevdiğin biri hakkında ‘yanılmak’ ne demek?

Eski hayatları ne güzeldi oysa: “Atatürk büyüktü… En büyüktü… Ulu idi… Yüce idi… Gazi idi… Ebedî Şef idi… Yedi düveli yenmişti… Boyu uzundu… Sesi gürdü… Çanakkale Zaferi’ni o kazanmıştı” diyor, itiraz edenleri 5816 sayılı “Atatürk’ü Koruma Kanunu” ile püskürtüp, keyif çatıyorlardı.

Şimdilerde “Yeni Türkiye” var: “Yeni Türkiye”nin yeni kodları oluşuyor. Tabiatıyla yakın tarih de sorgulanıyor. Artık kimsenin yalanlarla, masallarla, efsaneleştirilmiş olaylar ve hayallerle kaybedecek vakti yok. Herkes belge istiyor. “İşte Nutuk ortada!” demek de kimseye yetmiyor. Çünkü Nutuk tarih değil, Atatürk’ün kendi bakış açısıyla oluşturduğu ‘hatıralar’dır. Bir nevi ‘savunma’dır.

“Hatıralarına neden çocukluğundan itibaren başlamıyor da, 19 Mayıs 1919’dan başlıyor?” sorusu da işin cabası… “19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktım” cümlesiyle başlıyor Nutuk ! Samsun’a çıkması için kim tarafından görevlendirildiğini, bu iş için kendisini kimin seçtiğini, İstanbul’dan çıkış izninin kimlerden alındığını, neden kendisinin tercih edildiğini söylemiyor. O güne kadar neler yaşadığını, nasıl bir aileden geldiğini, ailesiyle ilişkisinin neden ‘limoni’ olduğunu, babasından, dedesinden, ninesinden neden hiç söz etmediğini bilmiyoruz. Hatta meşhur ‘karga kovalama’ hikâyesini hariç tutarsak, nasıl bir çocukluk yaşadığını dahi bilmiyoruz.

Doğum tarihi—sadece ayında değil, yılında—ile ölüm günü ve saatinde bile ihtilaf var. Doğum tarihi konusunda, “Neden 19 Mayıs olmasın” dediğini biliyoruz ama “Neden 19 Mayıs olsun?” sorusunun cevabını bilmiyoruz. Bir ‘önder’in hayatının alaca karanlık kuşağında kalması ilginç! Daha da ilginç olanı, Kemalistlerin bu konularla ilgilenmiyor olmaları… Yahu insan, sevdiği insanın gerçek doğum ve ölüm tarihlerini, tüm ailesini, akrabalarını merak etmez mi? Etmiyorlar…

Doğum tarihinin bile ihtilaflı olması onlara hiçbir rahatsızlık vermiyor. Hâlâ yalanlarla idare etmeye çalışıyorlar. Ama artık deniz bitti!

.

**********

.

KAYNAK:

Yavuz Bahadıroğlu, Kemalist Yalanlar, Nesil Yayınları, Istanbul 2015, Önsöz.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Futbol diliyle Gerçek Tarih!

Futbol diliyle Gerçek Tarih!

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

fatihin aslanlari galatasaray uefa kupasi istanbulun fethi hangi tarihte 1453

Galatasaraylı falan değiliz…

***

Gençlerin yakın tarihimizde cereyan eden hadiseleri daha iyi anlayabilmeleri için Osmanlı Devleti’nin durumunu günümüz futbolu üzerinden izah etmeye çalışmak istiyorum. Bir ülkede futbol seyredenlerin sayısı, kitap okuyanlardan fazla olduğu için meramımızı bu şekilde ifade etmeye çalışmamız asla yadırganmamalıdır.

Osmanlı Devleti’ni Uefa Kupası’nı kaldırmış olan Galatasaray takımına benzetebiliriz. Bildiğiniz gibi, Imparator Fatih’in aslanları Avrupa’da önüne gelen tüm takımları destansı bir şekilde mağlup etmiş ve Uefa Kupasını alarak zirveye çıkmıştı.

Galatasaray bu zaferi “takım oyunu” oynayarak elde etti. Eğer bir futbolcu “ben daha çok koşuyor ve mücadele ediyorum, ama Hagi benden fazla para kazanıyor” diyerek huzursuzluk çıkarmış olsaydı, elbette bu başarıya ulaşılamazdı. Eğer başka bir futbolcu “neden Hagi’ye serbest oynama hakkı tanınıyor da ben oyun sistemine bağlı kalmak zorundayım. Ben de Hagi’nin sahip olduğu özgürlüğü istiyorum” diyerek kafasına estiği şekilde oynasaydı, bu zaferler hayal olurdu. Hagi gibi takımı idare etme kabiliyeti olmayan, fakat karşı takımın ataklarını kesmede başarılı olan bir oyuncu, bencilce davranıp ve vazifesi olmadığı halde takımı idare etmeye kalkışsaydı, Galatasaraylılık ruhu yok olur ve kalesinde peş peşe goller yer ve takım dağılırdı. Fakat her şey bir düzen içinde yürüyünce, herkes Galatasaraylılık ruhuyla hareket edip kendi vazifesini yapınca başarı da kendiliğinden geliverdi.

Bu başarının üzerinden çok geçmeden Avrupa kulüpleri Galatasaray’ın oyuncularına göz dikmiş ve onların bir kısmını “kariyer” bir kısmını da “para ve daha iyi hayat şartlarıyla” ikna edip Galatasaray kulübünden koparmıştır. Böylece Galatasaray takımı parçalanmış ve eski gücünden eser kalmamıştır. Bu çözülüşe sebep olan en mühim hadise ise, evvela teknik direktörün takımın başından şu veya bu şekilde uzaklaştırılmasıydı.

Aynen bunun gibi Osmanlı Devleti de türkü, kürdü, arabı, arnavudu, boşnağı ve hatta ermenisiyle birlikte Avrupa’da fetihler gerçekleştiriyor, mazlumları zalimlerin elinden kurtarıyor ve koruyordu. Her şey mükemmel bir sistem ve ortak bir gayeye hizmet aşkıyla yürüyordu. Ta ki Avrupa’nın Osmanlı’da etnik kimlikleri kışkırtmasına ve onları “milliyetçilik” zehiriyle, “özgürlük” yalanlarıyla ve “maddiyat” ile kandırıp Osmanlılık ruhunu yok etmeye çalışmasına kadar. Avrupa’nın kara propagandası zamanla tesirini göstermiş ve Osmanlı’da çatlak sesler yükselmeye başlamıştı. Artık bazıları bencilce hareket edip sistemin dışına çıkmak ve farklı fonkisyonlar icra etmek hevesine kapılmıştı. Unutulmamalıdır ki, burada da çözülüşe sebebiyet veren en büyük faktör, devletin başı olan Sultan II. Abdülhamid’in Ittihat ve Terakki çetesi eliyle tahttan indirilmesiydi. Neticede herkes kafasına estiği gibi hareket etti ve ihanetlerle Osmanlı Devleti yıkıldı…

Peki Osmanlı’nın mirasçıları olarak bizler ecdadımız gibi tekrar zaferden zafere koşmak için ne yapmalıyız? Veya şöyle soralım; Galatasaray kulübü eski günlerine nasıl dönebilir? Bunun cevabı hiç şüphesiz “Galatasaraylılık ruhu”nu oyunculara tekrar aşılamak ve dirayetli, dik durup eğilmeyen, zorluklara göğüs geren ve işini çok iyi bilen geniş vizyonlu bir teknik direktörü “takımın başına” getirmek olacaktır.

Işte biz de bencillikten, kavmiyetçilikten sıyrılarak Osmanlılık ruhunu ve Ümmet şuurunu yeniden canlandırır, “Devletin başına” da bu değerlere sahip olan, dik durup eğilmeyen, bütün zorluklara göğüs geren, dünyaya meydan okuyabilen geniş vizyonlu bir lider getirir ve onu desteklersek Allah Teala’nın izniyle tekrar eskisi gibi zaferden zafere koşarız.

Futbol taraftarlarının her şartta takımlarına olan sadakat ve desteği gibi, Osmanlı aşıklarının da bu kutsal davaya ehemmiyet göstermeleri en büyük temennimizdir.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*