Osmanlı Tüfek bile üretemedi diyen Kılıçdaroğlu’na Cevap

Osmanlı Tüfek bile üretemedi diyen Kılıçdaroğlu’na Cevap

*

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim

18. Yüzyıla aid “Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî” (Fenn-i Humbara ve Ateşli Silahlar) adlı eser…

***

Hatırlayacağınız gibi, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bundan yaklaşık 2 sene evvel Osmanlı Devleti’nin bir tüfek dahi üretemediğini söylemişti. Adeta Haçlı Seferleri tertip eden Vatikan Papaları gibi Osmanlı’ya iftiralar atan bu zihniyete göre, Osmanlı’yı ingilizler yıkmış ve bunun üzerine M. Kemal, “Battal Gazi vari” bir destanla 7 düveli kovup Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştu. Yersen!..

Madem Osmanlı’yı ingilizler yıktı, o halde Kemal Kılıçdaroğlu niçin Ingiltere’yi değil de Osmanlı’yı kötülüyor? Hatta iftira atıyor? Çünkü Osmanlı’yı ATA’ları yıktı ve kendileri de bu durumu meşrulaştırmak için Osmanlı hakkında gerçeklerle uzaktan yakından alakası olmayan tiksindirici ve itibar zedeleyici iddialarda bulunuyorlar. Kaldı ki Ingilizler devlet yıkmaz; böler, kontrol altına alır… Alamıyorsa MAŞA’larına yıktırır!.. Nitekim Osmanlı’yı da bunların ATA’larına yıktırdı ve Türkiye’yi kontrolü altına aldı. Neyse, bu mevzulara girmeyelim…

*

Dönemin Edirne Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Saltık, telefonla katıldığı bir televizyon programında, Osmanlı düşmanlığının aslında Şeriat, yani Islam düşmanlığından kaynaklandığını itiraf etti. Bu itiraf, Osmanlı tarihi ve şahsiyetlerinin tarihi ve ilmi gerçeklere dayanılarak değil, bilakis ideolojik ve siyasi kaygılardan dolayı kötülendiğini açıkça ortaya koymaktadır. Yani bu itiraf, Osmanlı’ya bilerek ve kasten iftira atıldığının en açık delilidir. . Şöyle diyor Kemalist Profesör: “Osmanlı’yı övmek ve göklere çıkarmak, şeriatı sevimli kılmak anlamına geliyor, şeriat düzenini meşrulaştırmak anlamına geliyor.”

***

Osmanlı’nın geri kaldığını ileri sürenlere cevap olarak belki bir kamyon dolusu evrak neşrettik[1], ancak kemalistler ilmî hakikat kaygısı taşımadıkları için ağızlarına ne gelirse söylemekten çekinmiyorlar. Fakat biz de her defasında hakikati haykırmaktan vazgeçmeyeceğiz.

Kılıçdaroğlu’nun sandığının aksine, Osmanlı’da hem ateşli silahlar icad edilmiş, hem de askeri literatür sahasında çok sayıda kitap, risale ve makale kaleme alınmış ve neşredilmiştir.[2]

Konumuzun uzmanı Prof. Dr. Salim Aydüz’ün bu mevzuda yazdıkları Kemal Kılıçdaroğlu’nu yalanlamaktadır:

“…Osmanlıların, özellikle ateşli silahlar konusunda son derece mühim çalışmalar yaptıkları ve yeni yeni silahlar geliştirdikleri de görülmektedir. Incelediğimiz eserde görüldüğü üzere, Osmanlı askeri sahasında yeni silahlar icad edilerek geliştirilmiş, ilaveten yeni savaş taktikleri uygulanmış ve hatta yer yer başarılı sonuçlar da elde edilmiştir.”[3]

Osmanlı silah tarihi ve özellikle topçuluk tarihi konusunda Ferik Ahmed Muhtar Paşa’nın [1861-1926] önemli çalışmaları bulunmaktadır. Top dökümü ve silah tarihi üzerine çok sayıda eseri ve makalesi bulunan Muhtar Paşa’nın çalışmalarının büyük bir bölümü modern topçuluğa ve silahlara dairdir. Muhtar Paşa’nın konuyla ilgili bir adet makalesi ve altı eseri bulunmaktadır.[4] 

Prof. Aydüz, Müslümanların Osmanlı’dan evvel de ateşli silahlar kullandığını ifade eder[5]:

“Müslümanların ateşli silahları on üçüncü yüzyıldan itibaren kullandığına dair son derece kıymetli bilgiler veren ve içinde gayet güzel çizimler bulunan kitap hiç şüphesiz Necmeddin Hasan er Rammah’ın [öl. 1294-5] ‘el-Furusiyye ve’l-menasibi’l-harbiyye’ adlı eseridir. Er-Rammah, 1270 yıllarında yazdığı eserinde, detaylı bir şekilde, çok sayıda roket, barut terkipleri ve kullanımı ile ilgili bilgiler vermektedir. Içinde çizimlerin de bulunduğu bu eserde büyük bir bilgi birikimi ve çeşitliliği dikkat çekmektedir. Er-Rammah’ın büyük babasının da barut ve terkibi gibi konularla uğraştığına dair bilgilere bakılırsa, barutun on üçüncü yüzyılın başlarından beri Islam dünyasında bilindiği anlaşılır. Eserde 107 ayrı barut terkibinden ve 22 roketten (tayyar, tayyarat) ve çiziminden bahisler vardır.”[6] 

Şemseddin Muhammed’in 14. yüzyılın başlarında kaleme aldığı “Fununu’n-neft” adlı eserinde barut terkiplerinden ve havai fişeklerden bahsedilip beş ayrı roket düzeneği de etraflıca tarif edilir.[7] 

Görüldüğü üzere gerçekler, Kılıçdaroğlu’nun iddialarından çok farklı… Ama cahile kızılmaz. Asıl kızılması gerekenler, onun cahil kalmasına sebep olanlardır… Yani Harf inkılabıyla bu milleti geçmişinden koparanlardır, binlerce eseri tozlu raflara mahkum edenlerdir. Nitekim aşağıda takdim edeceğimiz 18. yüzyıla aid “Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî” ile “Ümmül-Gazâ” adlı eserler daha yeni neşredilebildi. Başka bir iktidar olsaydı belki de hiç neşredilemeyecekti… Bu yüzden hepimiz, emeği geçenlere bir teşekkür borçluyuz.

*

 

 

Mustafa Ibn Ibrahim’in “Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî” (Fenn-i Humbara ve Ateşli Silahlar) adlı eseri…

*

Humbara kelimesi aslen Farsça “humpare” kelimesinden gelmekte olup, küçük küp, küpçeğiz manasındadır. Metinlerde bazen “kumbara” olarak da geçmektedir. Içi boş toprak, cam, demir veya tunçtan yapılmış güllelerin içine barut, demir ve kurşun parçaları ile bomba veya benzeri tahrip maddesi koyularak havan topu ya da elle atılan bir tür eski bir savaş aletidir. Havan ile atılan çeşidine “havan humbarası” veya “humbara havanı”, el ile atılanına “el humbarası” (humara-i dest), havan topu vasıtasıyla humbara atan topçulara “humbaracı” denilmektedir.

Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî isimli bu eserin mevcut tek nüshası Istanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Muallim Cevdet bölümü nr. K. 439’da kayıtlıdır. (Muallim Cevdet Yazmaları Alfabetik Kataloğu, sayfa 83).[8]

Eserin tam olarak ne zaman telif edildiği belli olmamakla birlikte, metnin içinde geçen şu ifadeden eserin 1747 yılından sonra telif edildiği anlaşılmaktadır: “…Zira bundan akdem bin yüz altmış senesinde (Miladi 1747-1748) Sa’dabad’da humbara ta’limi oldukda otuz derece menzil ile nişangaha humbara atılmasını tertib ve tedbir ve cümleye ta’lim olunup…” (Fenn-i Humbara, vr. 7a.)

Kitap, bir mukaddime (humbaranın tarihçesi) ve altı bab üzere tertip edilmiştir. Birinci bab humbara atımı, ikinci bab humbara terazisi ve havan doldurmada kullanılan edevat, üçüncü bab humbara havanları, dördüncü bab tulumba, beşinci bab geometri terimleri, altıncı bab lağım fenni ve barutun hususiyetleri konusundadır. Eser çok sayıda çizim, hesap, cetvel ihtiva eden fevkalade mühim bir çalışmadır.

*

Eser şu ifadelerle başlamaktadır:

*

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim16

“Inne haze’l-kitabe te’allaka Reyhan Efendi Hamza sene 1284 (1867-68)
Hamza Reyhan

Haza Risale-i Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî

Bismillahirrahmanirrahim

Elhamdulillahi Rabbi’l-‘âlemîn ve’s-salâtu ve’s-selâmu ‘alâ Seyyidina Muhammedin ve âlihi ve sahbihi ecma’în.”

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim2

Latinize edilmiş hali…

***

 

18. Yüzyıla aid Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî isimli eserde yer alan bazı çizimler ve latinize edilmiş hali:

*

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim13

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim3

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim12

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim4

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim11

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim5

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim10

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim15

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim14

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim9

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim6

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim8

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim7

***

***

Bayramoğlu Ali Ağa’nın, Ümmül-Gazâ, (Harp Sanatı Ve Aletleri), adlı eseri…

***

Prof. Salim Aydüz, “Kitab-ı Ümmü’l-Gazâ” isimli eser hakkında şu malumatı vermektedir:

“Lale Devri’nde yazıldığını tahmin ettiğimiz bu eser dönemin askerlik sanatı ve gelişmeleri hakkında önemli bilgiler ve çizimler içermektedir. Eser, hakkında pek fazla bilgi sahibi olmadığımız Bayramoğlu Ali Ağa isimli humbaracılar sınıfından birisi tarafından yazılmıştır. Yazılış tarihi ile ilgili net bir bilgi yoktur. Ancak eserde geçen bilgilere dayanılarak eserin III. Ahmed (1718-1730) döneminin sonlarına doğru yazıldığı tahmin edilir.”[9]

Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdad Köşkü, nr. 368’de kayıtlı bulunan eser[10] “Besmele” ile başlar. Ali Ağa, Islam ordularının savaşlarda Allah’ın izni ile muzaffer olması için gerekli tedbir ve tedariklerin neler olacağının eserde anlatıldığını belirtir:

“..asker-i Islam sefer-i hümayun Hazret-i Allahu Te’ala’nun avn-ı inayeti talebiyle inşa’allahu Te’ala mansur ve muzaffer olınmak içün derun-ı kitabumda nice nice tedbir u tedarikler tahrir ve hem tasvir olınmışdur…”[11]

*

18. Yüzyıla aid “Ümmül-Gazâ” adlı eserde yer alan bazı çizimler:

*

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga1

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga2Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga3

***

 

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga4

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga5

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga6

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga7

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga8

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga9

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga10

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga11

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga12

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga13

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga14

***

Ey kemalistler, utandınız mı?

Hiç sanmıyorum…

.

**********

.
KAYNAKLAR:

.

[1] Bunlardan bazıları için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2017/04/02/sultan-ii-abdulhamid-doneminde-yapilan-bazi-fabrikalar/

http://belgelerlegercektarih.com/2017/01/26/osmanli-devleti-geri-kaldigi-icin-mi-batti/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/10/14/sultan-ikinci-abdulhamid-han-doneminde-yapilan-bazi-eserler/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/20/osmanli-devletinde-fabrikalar-matbaa-osmanli-geri-kaldi-yalani/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/08/31/matbaa-osmanliya-ne-zaman-geldi/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/10/31/osmanli-devleti-degil-kemalist-rejim-geri-kaldi/

[2] Prof. Salim Aydüz, “Ateşli Silahlarla Ilgili Türkçe Matbu Eserler Bibliyografya Denemesi (1727-1928)”, Kutadgubilig Felsefe-Bilim Araştırmaları, 5, (Mart 2004), sayfa 259-309.

[3] Prof. Dr. Salim Aydüz, “Önsöz”; Bayramoğlu Ali Ağa (18. Yüzyıl), Ümmül-Gazâ, Harp Sanatı Ve Aletleri, (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 10.

[4] Makalesi için bakınız; Ahmed Muhtar Paşa, “Eski Osmanlı Silahları yahud Osmanlıların Fenn-i Esliha ve Topçuluğa Ettikleri Hizmet” Malumat, cild 3, sayı 71, 23 N 1314, sayfa 469.
Kitapları için bakınız;
– Ahvalname-i Müellefat-ı Askeriye: Ahvalname-i Müellefat-ı Topçuyan, Istanbul 1316.
– Osmanlı Topçuları, Istanbul 1315.
– Ahvalname-i Müellefat-ı Askeriye-i Osmaniye, 1. Kısım: Ahvalname-i Müellifat-ı Topçıyan, Istanbul 1316.
– Eski Osmanlılarda Top Dökmek San’atı, Istanbul ty..
– Tarih-i Esliha ve Zaman-ı Hazırda Düvel-i Muhtelife Topçulukları, Istanbul 1301.
– Eski Osmanlı Silahları, Istanbul ty..
– Ahmed Muhtar Paşa’nın zikredilen bu çalışmalarından başka dumansız barutlar ve balistik konularıyla ilgili eserleri de vardır. Ahmed Muhtar Paşa’nın ateşli silahlarla ilgili bütün yayınları için bakınız;

Prof. Salim Aydüz, “Ateşli Silahlarla Ilgili Türkçe Matbu Eserler Bibliyografya Denemesi (1727-1928)”, Kutadgubilig Felsefe-Bilim Araştırmaları, 5, (Mart 2004).

[5] Prof. Dr. Salim Aydüz, “Giriş”; Bayramoğlu Ali Ağa (18. Yüzyıl), Ümmül-Gazâ, Harp Sanatı Ve Aletleri, (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 18.

[6] Najm al-Din Hasan Al-Rammah, Al-Furusiyya wa al-manasib al-harbiyya, Analitik bir girişle neşreden Ahmad Y. al-Hassan, Halep 1988.

[7] Prof. Dr. Salim Aydüz, “Giriş”; Bayramoğlu Ali Ağa (18. Yüzyıl), Ümmül-Gazâ, Harp Sanatı Ve Aletleri, (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 19.

[8] Prof. Dr. Salim Aydüz, “Giriş”; Mustafa Ibn Ibrahim (18. Yüzyıl), “Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî” (Fenn-i Humbara ve Ateşli Silahlar), (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2015, sayfa 26. Bu eserin mevcut tek nüshası Istanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Muallim Cevdet bölümü nr. K. 439’da kayıtlıdır. (Muallim Cevdet Yazmaları Alfabetik Kataloğu, sayfa 83).

[9] Prof. Dr. Salim Aydüz, “Giriş”; Bayramoğlu Ali Ağa (18. Yüzyıl), Ümmül-Gazâ, Harp Sanatı Ve Aletleri, (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 33.

[10 ] Bu eser Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdad Köşkü, nr. 368’de kayıtlı bulunmaktadır; Prof. Dr. Salim Aydüz, “Giriş”; Bayramoğlu Ali Ağa (18. Yüzyıl), Ümmül-Gazâ, Harp Sanatı Ve Aletleri, (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 34.

[11] Prof. Dr. Salim Aydüz, “Giriş”; Bayramoğlu Ali Ağa (18. Yüzyıl), Ümmül-Gazâ, Harp Sanatı Ve Aletleri, (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 36.

.
**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Reklamlar

Hırsızları ifşa ediyoruz – 2: Özden Aydın

Hırsızları ifşa ediyoruz – 2: Özden Aydın

Neşrettiğimiz yazıları bizden izin almadan kullanan ve kaynak göstermeyen “hırsızları” bundan böyle sitemizde ifşa edeceğiz. Alakalı kişiler ve/veya kurumlar hakkında suç duyurusunda bulunma hakkımızı ise saklı tutuyoruz.

Özden Aydın denen bir küfürbazın sözde “yazdığı” bütün paçavraların neredeyse tamamı sitemizden çaldığı yazılardan oluşuyor. Bizden çaldığı yazılara “küfür” ve “hakaretler” serpiştirerek güya kitap yazıyor ve bunları “parayla” satıyor.

Biz araştırma yaparak çektiğimiz bunca sıkıntı ve meşakkate rağmen kitabımızı “ücretsiz” olarak dağıtmaya çalıştığımız halde, bu şahıs hiçbir zahmete katlanmadan bizden çalıyor, bir de fütursuzca parayla satıyor. Böyle utanmazlık olur mu?

Hem düşmanımız da olsa bir insana “it”, “köpek”, “fahişe” denir mi? Yazdıkları baştan sona küfür ve hakaret, öyle ki okurken kalbiniz sıkışır. Zaten bu yüzden üç satırdan fazlasını zor okursunuz. Anlaşılan bu şahsın vicdanı öyle kararmış ki, içinde hiçbir sıkıntı duymaksızın bütün bu küfür ve hakaretleri yazabilmiş. Böyle birinin yazılarımızı çalmasından daha tabii ne olabilir ki?..

Bu hırsız, bizden çaldığı yazılarla oluşturduğu paçavraları Kadir Mısıroğlu’na da göndermiş, ancak üstad küfür ve hakaret dolu bu paçavralardan rahatsız olmuştur.

Işte bazı paçavralarının fiyatı:

Özden Aydin kitap atatiran atatürk kamal, m. kemal özden aydin, bücher özden aydin books, siyonizm sabetay özden aydin

*

 

Osmanlı’nın Adaletini Araplar da itiraf etti

Osmanlı’nın Adaletini Araplar da itiraf etti

*

osmanli adaleti Osmanli arap ülkelerini fethi Osmanli hosgörüsü Osmanli devleti hosgörü

***

Araplar, Osmanlı Devleti’nin hakimiyetini kabul ettiklerinde kendilerini haklardan yoksun ve baskı altında bulunan halklardan görmüyorlardı. Osmanlı fethini 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar yabancıların köleleştirmesi olarak kabul etmiyorlardı. Çağdaş Arap milliyetçiliğinin büyük ideologlarından biri olan Suriyeli tarihçi el-Husri, çalışmalarında Arapların Osmanlı sultanlarının iktidarını doğrudan Islam halifeliğinin devamı olarak gördüklerini ve kendilerini yabancı bir iktidar tarafından fethedilmiş ve ona boyun eğdirilmiş bir halk olarak hissetmediklerini belirtmiştir.[1] Bir başka Arap tarihçisi Zeyn N. Zeyn, Osmanlıların Araplara ait toprakları Arapların elinden almadıklarını, onların Memlukler, Ispanyollar ve Farslar ile savaştıklarını, ancak Araplar ile savaşmadıklarını dile getirmiştir. Yine aynı yazara göre Osmanlılar, iktidara Jön Türkler gelinceye dek Arapların asimile edilmesi ve Türkleştirilmesi yönünde hiçbir girişimde bulunmamışlardır.[2]

Yazımızı Mısırlı Dr. Fehmi Şinnâvî’den bir alıntı ile noktalayalım:

“Osmanlı döneminde mahkemelerin durumu hakkikaten övünülecek bir haldeydi. Biz bugün bu vasfa sahip mahkemelere mâlik değiliz…

Mahkemeler şeriatın hüküm sürdüğü, davaların süratle neticelendiği kurumlardı. Anlaşamayan taraflar arasında hüküm veren kadı, din hususunda da bilgisi olan müftünün ta kendisiydi, ve ka­pısını çalan herkese dinî, dünyası hususunda bilgi verirdi; ne fetva­dan, ne de kazadan (hakimlik görevinden) para almazdı. Her şehir­deki ve kasabadaki müftü Kahire’deki genel müftüye bağlıydı. Ge­nel müftüyü de Bâb-ı Âli tayin ederdi. Islâm âleminin her yanında­ki genel müftüler şeyhülislâma bağlıydılar. Şeyhülislâm Osmanlı hilafetinde sultandan sonra en önemli ikinci şahsiyetti. Şeyhülislâm başbakan olan sadrazamdan önce gelirdi. Arşivler Müslümanca bir adaletin uygulandığına tanıklık eden belgelerle doludur. Oysa bu­gün çağdaş devletlerin arşivleri karıştırıldığında karşımıza mahke­me bitmeden vefat eden birçok davalı ve davacı buluruz; yahut öy­lesine ciddi ve önemli davalar vardır ki, kesin bir karara kavuşması gerekirken hemen olağanüstü yasalar çıkar ve herşey tersyüz olur!

Sonunda kanunların sadece adı kalır, hepsi yalaka olur! Osmanlı döneminde mütfü ve kadı’nın önünde bir köle ya da cariyeyle paşa, prens, general, hatta sultanın kendisi karşı karşıya gelebilirdi. Bir mahkeme ki, davacı ve davalıdan birinin köle, diğerinin hükümdar olduğunu düşününüz… Kadı böyle bir mahkemede ya bir celse ya da iki celsede işi bitirirdi, daha uzatmazdı. Hem de işler vakar ve ihtimam ile olurdu. Karşılıklı rızanın da bulunduğunu söyleyebiliriz. Çünkü adaletin Allah’ın şeriatına uygun biçimde ifasına çalışılıyordu.”[3]

.

**********

.

KAYNAKLAR:
.

[1] el-Husri, el-Biladu’l-Arabiyye ve’d-Devletü’l-Osmaniyye, Beyrut 1960, sayfa 36, 82, 83.

[2] N.Z.Zeyne, The Emergence of Arab Nationalism. With a Background Study of Arab-Turkish Relations in the Near East, Beirut 1966, sayfa 9, 10, 17.

Tafsilat için bakınız; Nikolay Ivanov, Osmanlı’nın Arap Ülkelerini Fethi 1516-1574, Türk Tarih Kurumu, Ankara 2013, sayfa 270, 271.

[3] Dr. Fehmi Şinnâvî, Hilafet: Modern Arap Düşüncesinin Eleştirisi, (Tercüme eden: Sadık Ömeroğlu), Insan Yayınları, Istanbul 1995, sayfa 35 – 38.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Nihal Atsız, Sultan II. Abdülhamid ve M. Kemal hakkında ne dedi?

Nihal Atsız, Sultan II. Abdülhamid ve M. Kemal hakkında ne dedi?

*

 

nihal atsiz Sultan II. Abdülhamid Nihal Atsiz m. kemal atatürk

***

Türkçü Nihal Atsız, 1956 senesinde Peyami Safa’nın Sultan Abdülhamid Han için “cahil” demesi üzerine uzun ve manalı bir yazı kaleme almış ve bizim ırkçıların tahmin edemeyeceği kadar Sultan Abdülhamid’i methetmiştir. Bu ırkçılar hem Atsızcı hem de Atatürkçü geçiniyorlar. Halbuki Nihal Atsız Orkun dergisinde, M. Kemal’in hüküm sürdüğü yılların “gayrimeşru ve müstebit bir diktatörlük” olduğunu yazmıştı. Alakalı kısmı aynen iktibas ediyoruz:

“Türkiye Cumhuriyeti 1950 mayısında (Menderes dönemi) kurulmuştur. Ondan önceki 1923-1950 çağı gayrimeşru ve müstebit bir diktatörlük zamanıdır.”[1]

*

nihal atsiz atatürk, orkun dergisi atatürk bozkurt mu atatürk m. kemal bozkurt

Nihal Atsız’a göre M. Kemal devri “diktatörlük” idi…

***

Şimdi de Atsız’ın Sultan II. Abdülhamid için yazdıklarına yer verelim:

“Bu dünyada herkes bir çok şeyin cahilidir. Yeter ki kendi işinin cahili olmasın”. Kendi işinin ehli olduğunu bin bir delille isbat etmiş bulunan Sultan Hamid ise asla cahil değildir. Onun bir yüksek okul hattâ lise diploması yoktur. Fakat özel öğretmenlerle hayattan ve içinde yetiştiği büyük ve muhteşem hanedandan çok cevherli şeyler öğrenmişti. Ressam, hattât ve musikişinas idi. Doğu ve batı dillerinden bazılarını biliyordu. Kurduğu çok değerli Yıldız Kütüphanesi, bugün, Üniversite Kütüphanesi’ni de yine o kurdu. Yani Sultan Hamid, Türk kültürüne kütüphane kurarak, pek çok okul açarak ve ilmî eserler yazdırarak hizmet etti.

Onun katil olduğu yalan, kızıl sultan olduğu iftiradır. Avrupalıların ve Ermenilerin yakıştırdığı kızıl sultanlığı benimsemek, onların emellerine hizmet etmek olmaz mı?

Sultan Hamid, kızıl değil, “Gök Sultan”dır. Herkeste bulunması mümkün ufak tefek kusurlarını şişirip erdemlerini inkâr etmekle ne Türk tarihi, ne de Türk milleti bir şey kazanır. İsmail Safa, İngiliz-Boer savaşında, İngilizlerin bu başarısını, onların elçiliklerine giderek tebrik ettiği için, Sultan Hamid tarafından haklı olarak, sürgün edilmiştir. Belki İsmail Safa, o zaman, İngilizlerin nasıl bir Türk ve Müslüman düşmanı olduğunu bilmiyordu. Fakat geniş haber alma imkânları ile her şeyi bilen Sultan Hamid, memleket aydınlarının düşman elçilikleriyle temasına müsaade edemezdi.

Şimdi insafla düşünülsün: Hiçbir sebep yokken, sırf yurtlarındaki elmas madenlerini zaptetmek için, bir avuç Boer’e büyük ordularla saldıran İngiltere’yi tebrik etmek hangi hürriyetçilik anlayışının sonucudur?

O günkü İngiltere’yi Boer’leri yendi diye tebrik etmekle, bugünkü Moskofları Finlere karşı başarılarından dolayı alkışlamak arasında ne fark vardır?

Merhum Gök Sultan Abdülhamid Han, bütün hayatında bir fikir, devleti ayakta tutmak ve hazırlamak için yaşadı. Siyasî dehası ile Avrupa’yı ve Moskof’u oyalıyor, bir yandan da demir yolu ve okul ile Türk milletini kuvvetlendirmeye çalışıyordu.

Sultan Hamid ile onun düşmanları olan hürriyetçileri ölçüştürmek için, yalnız şu noktaya bakmak yeter: Hürriyet kahramanları (!), hürriyeti yok edip yüzlerce masumu astıktan sonra, savaşa soktukları devlet yenilince, hırsızlar gibi kaçtılar. Gök Sultan, bir tek siyasî idam yapmadan, en korkunç siyasî güçlükleri atlatarak 33 yıllık saltanatında devleti ayakta tuttuktan sonra tahtından indirilirken, Moskof çarının Rusya’ya davetini; Selanik’ten Alman gemileriyle İstanbul’a gelirken de Alman İmparatorunun dâvetini reddederek vatanında sürgün ve mahpus gibi yaşamayı tercih etti.

Türkiye dört sınırında yangınlar olan bir ev, Sultan Hamid, o yangınların eve bulaşmaması için hızla koşarak ateşe su serpen, kum döken ve keçe kapatan bir savunucu idi. Bu koşuşmaları sırasında yoluna çıkan bir iki çocuğa çarpıp düşürdüyse, suç onun değildir. Çünkü, yurdun çevresindeki yangınlar göğe yükseliyor ve Gök Sultan, alevleri içeri sokmamak için didiniyordu.

Ve sokmadı da…

Ne diyelim? Durağı cennet olsun…[2]

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Nihal Atsız, “Kurucular Meclisi”, Orkun Dergisi, sayı 9. (1 Aralık 1950)

[2] Nihal Atsız, “Abdülhamid Han (Gök Sultan)”, Ocak Dergisi, sayı 2. (11 Mayıs 1956)

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

 

Hırsızları ifşa ediyoruz – 1: Ibrahim Sarı, “Bu Ülkede Adalet” isimli kitap, Nokta E-Kitap Yayını

Hırsızları ifşa ediyoruz – 1: Ibrahim Sarı, “Bu Ülkede Adalet” isimli kitap, Nokta E-Kitap Yayını

*

Ibrahim Sari kitaplari, Yazar Ibrahim Sari, Ibrahim Sari Bu Ülkede Adalet, nokta e-kitap intihaller

***

Neşrettiğimiz yazıları bizden izin almadan kullanan ve kaynak göstermeyen “hırsızları” bundan böyle sitemizde ifşa edeceğiz. Alakalı kişiler veya kurumlar hakkında suç duyurusunda bulunma hakkımızı ise saklı tutuyoruz.

Ibrahim Sarı’nın, “Bu Ülkede Adalet” isimli kitabının 23. sayfasından 32. sayfasına kadar yaklaşık 10 sayfa uzunluğundaki kısım, noktasına-virgülüne dokunulmadan olduğu gibi sitemizden çalıntıdır. Yalnızca bir yerde “kemalist” kelimesini çıkardığını tespit ettik. Sözü edilen kitabın başka yerlerinde de çalıntılar olabilir, lakin biz şimdilik sadece bu 10 sayfalık kısmı ilan etmekle yetiniyoruz. Yaptığımız küçük bir araştırma neticesinde bu şahsın üç yüzden (evet yanlış okumadınız: 300!) fazla kitabının olduğunu gördük. Muhteva çalıntı olunca, bu sayının çokluğuna şaşmamalı. Koskoca Kadir Mısıroğlu ve Yavuz Bahadıroğlu gibi usta kalemler bile kitaplarında sitemizi kaynak gösterirken, adı sanı duyulmamış Ibrahim Sarı’yı bundan men eden şey nedir? Üstelik “ADALET”i konu alan bir kitapta yapmış bunu. Insan biraz olsun utanır.

*

Musul’u petrolden pay alma karşılığında mı sattık?

Musul’u petrolden pay alma karşılığında mı sattık?

*

Musulu nasil kaybettik, Atatürk musul, ismet inönü musul, Lozan musul, m. kemal musul, musulu lozanda mi verdik, Seyh Said Musul, Musul petrol

***

Ismet Paşa, 26 Kasım 1922’de Lozan’da, Ingiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon ile Musul konusunda gizli bir görüşme yaptı. Lord Curzon bu görüşmeyi 27 Kasım tarihli telgrafında şöyle anlattı:

“Ismet Paşa’nın bana karşı güven ve saygısı olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle ben de ona karşı aynı samimiyetle davrandım. (Yarınki) Toplantıda bu konuda (Musul konusunda) ne söyleyeceğimi sordu. Kendisinin ne teklif edeceğini ve isteyeceğini bilmeden hiçbir şey, diye cevap verdim. Musul’un ve Kürdistan’ın Türkiye’ye bırakılmasını istemeye niyetli olduğunu söyleyince, bunun neye dayandığını sordum. Bazı etnik ve diğer iddialar ileri sürdü. Bunları çürütmekte zorlanmadım.(..)

Ismet Paşa beklediğim kelimeyi mırıldandı: Petrol. Bundan ne kastettiğini sormam üzerine, ‘Anadolu petrolü olmayan fakir bir memleket. Bu bakımdan petrole sahip olmayı çok arzularız’ dedi. Bu bana makul olmayan bir istek olarak görünmedi ve ‘incelenmeye değer’ diye cevap verdim.”[1]

Lord Curzon, Musul konusunda 1 Aralık 1922 tarihinde Londra’ya, Koloniler Bakanı Duke of Devonshire ve Ticaret Odası Başkanı Sir Lloyd Greame’a aşağıdaki telgrafı gönderdi:

“Ismet Paşa’yla görüşmemden sonra heyetimizden Vernon Clarke’ı ve Forbes Adam’ı Türk uzman Muhtar Bey’le Irak petrolü konusunu gayri resmi olarak görüşmeye yolladım. Ilk görüşmede Muhtar Bey, Türkiye’nin de, Fransa ve ABD gibi, aynı çizgide Turkish Petroleum Company’ye katılmasını istedi.(..)

Türk uzman, Türkiye’ye şirkete katılma olanağı verilirse, Musul meselesine Ingiltere lehine halledilmiş gözle bakılabileceğini söyledi. Tabiatıyla antlaşmanın hiçbir bölümü diğerlerinden ayrı olarak kesin çözüme bağlanamazdı.

Ikinci görüşmede, uzmanlarım talimatım doğrultusunda, şirkete ortaklık yerine Türkiye’nin şirket tarafından Irak hükümetine ödenen işletme payı yüzdesi almaya razı olup olmayacağı hususunda Muhtar Bey’in ağzını aradılar. Ilk bakışta bana bu, Türkiye’yi tatmin konusunda, daha az karmaşık bir metot olarak göründü. Bunun için elbette Irak hükümetinin mutabakatını almak gerekecek. (..)

Buradaki uzmanlarım, Türkiye ve Italya’nın şirkete ortak olmaları halinde şirket hisselerinin yeniden düzenlenmesinin çok zor olacağını ifade etmektedirler. Bu bakımdan şahsen Türkiye’ye ortaklık yerine işletme payı verilmesinin daha doğru olacağını düşünmekteyim.”[2]

Ismet Paşa bu görüşmeyi doğruluyor. Nitekim Başbakanlığa gönderdiği 27 Kasım tarihli telgrafında bu görüşmeye şöyle temas etti:

“Curzon ile Irak konusunu konuştum. Musul’u istedim. Reddetti. Tartıştık. Bu işi özel olarak aramızda görüşelim dedi. Çeşitli konulara değindik.”[3]

Bu belgeleri; Musul’un, Şeyh Said kıyamı veya başka sebeplerden dolayı kaybedildiğini söyleyenlere ithaf ediyorum.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Documents on British Foreign Policy, cild 18, belge no 228, sayfa 338.

[2] Documents on British Foreign Policy, cild 18, belge no 246, sayfa 354.

[3] Bilal N. Şimşir, Lozan Telgrafları Cild 1 (1922-1923), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1990, sayfa 10, telgraf no 40.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Prof. Mahir Kaynak ve Hilafet

Prof. Mahir Kaynak ve Hilafet

*

Mahir Kaynak Hilafet, mitci Mahir Kaynak Halifelik, din ve devlet isleri,

***

Dini devlet işlerine karıştırmayalım, din ile devlet işleri ayrı olsun diyenlere istihbarat analizcisi merhum Prof. Dr. Mahir Kaynak’tan cevap:

“Bir inanç veya ideolojinin siyasi açıdan anlam ifade edebilmesi için onu destekleyen ekonomik ve askeri bir gücün olması gerekir. (..) Bugün siyasi açıdan Islam daha önce rastlanmamış bir rol oynamaktadır. Islam’ı siyaset sahnesine süren Müslümanlar değildir. Onu destekleyen askeri ve ekonomik güç, karar veren merkez, üst düzey örgütler tamamen Islam dışındaki odakların kontrolündedir. Müslümanlar sadece bu büyük organizmanın gövdesini oluşturmaktadır. Işin daha ilginç yanı Müslüman olmayan bu odakların Islam’ı siyaset dışına atmak yerine günümüzün en büyük hesaplaşmasında bir araç olarak kullanmakta kararlı görünmeleridir. Bu çelişkinin temelinde Müslümanların büyük ekonomik kaynaklar üzerinde ve stratejik açıdan çok önemli alanlarda yaşamaları, ancak bunları kontrol edebilecek örgütlenmelere yani devlet yapılarına sahip olmamalarıdır. Suudi Arabistan’ın büyük zenginliği ama yok sayılabilecek siyasi gücü aslında genel modelin tipik bir örneğidir. (..)

Türkiye’nin bu tablo içindeki tavrını ‘anlamsız’ kelimesi bile yeterince ifade etmez. Islam etrafında şekillenen, günümüzün bu en önemli güç mücadelesinin orta yerinde, dini siyasete karıştırmamak gibi bir hülyanın peşindedir. Din siyasete zaten boğazına kadar batmıştır. Olanı saymamak aymazlıktır. Dışladığı, reddettiği şey aslında tek kurtuluş yoludur. Yani bu çatışmada Islam’ı kendisi temsil ederek, bu konuda hak iddia ederek rol oynayarak bağımlı ve küçük ülke olmak kaderinden kurtulabilir. Zaten Türkiye üzerindeki büyük kavga onun bu gücünü kendi hesaplarına kaydetmek isteyenler arasındadır. Yapılacak şey kendi amaç ve irademizin olduğunu göstermekten ibarettir.”[1]

Yani Prof. Mahir Kaynak, “Islam’ı temsil etmek, hak iddia etmek” derken, aslında “Hilafet kurulsun, Türkiye Islam aleminin başına geçsin” demek istiyor.

.

**********

.

KAYNAK:

.

[1] Mahir Kaynak, “Islam’ın Siyasi Gücü”, Aktüel, sayı 189, 16-22 Şubat 1995, sayfa 33.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

 

 

 

 

 

 

 

 

Ahmet Hakan’a Cevap 3 – Afet Inan ve M. Kemal’e dair

Ahmet Hakan’a Cevap 3 – Afet Inan ve M. Kemal’e dair

*
Afet Inan Atatürk Afet Inan M. Kemal Afet Inan Mustafa Armagan, Afet Inan Süleyman Yesilyurt, Atatürk Afet Inan,

Soldaki fotoğrafta 29 Ekim 2014 tarihinde CNN Türk‘te yayınlanan “Mustafa Kemal Atatürk’ün aşkları” başlıklı haberde M. Kemal’in manevi kızı olduğu iddia edilen “Afet Inan”ın da ismi geçiyor. Ancak 6 Mayıs 2017’de bir TV kanalında yayınlanan “Derin Tarih” programından birkaç gün sonra, yani 10 Mayıs 2017’de sağdaki fotoğrafta gördüğünüz gibi “Afet Inan” ismi apar topar siteden siliniyor. Kendi sitelerinde yıllar evvel aynı iddia yer almasına rağmen “Siz nasıl Afet Inan’ın Atatürk’ün aşkı olduğunu iddia edersiniz alçaklar!” diye köpüren Ahmet Hakan ve diğer CNN Türk’ün maaşlı elemanları hiç utanmadan, sıkılmadan sessiz sedasız “Afet Inan” ismini sitelerinden siliyorlar. Bana göre bu sahtekarlığın dik alasıdır. Eğer bir alçaklık yapılmışsa, o da budur.

Ayrıca “Derin Tarih” programında Zübeyde Hanım ile alakalı bir iddia görmedim. M. Kemal’in annesi hakkındaki sözler bu programla alakası olmayan ve çok çok evvel Youtube’de yayınlanan bir videoda başka birisi tarafından dile getirilmiştir. Ancak insanları galeyana getirmek için olsa gerek bu video bir dolgu malzemesi olarak “Derin Tarih” programıyla aynı haberde kullanılmıştır. Yani anlayacağınız sinsi bir algı operasyonu söz konusudur.

***

Gündeme getirilen M. Kemal’in “manevi kızı” Afet Inan ile alakalı iddialar bize göre hem vakitsiz ve hem de gereksizdir. Bu iddiaların gündeme getirilmesini doğru bulmuyoruz. Biz ilmi mevzulara odaklanılmasından yanayız. Ancak şunun bilinmesini isteriz ki, bu iddialar boş ve uydurma değildir. Bakın, M. Kemal’in diğer manevi kızı Ülkü Adatepe’nin anılarında, Afet Inan-M. Kemal ilişkisi hakkında neler yazıyor:

“Tarih profesörü olacak Afet’in durumu öbür kızlardan (Atatürk’ün öbür manevi evlatları işaret ediliyor) farklıydı. Gazi onu evlat edindiği zaman artık çocuk değil yetişmiş bir genç kızdı. Yavaş yavaş Gazi için bir eşin alabileceği yeri aldı. Sade, iyi huylu, ciddiydi. Gazi’nin eviyle meşgul oluyordu. Masanın başına oturuyordu. Gazi’yle birlikte geziyor, yabancı elçilerin başına protokol meseleleri açıyordu. Gazi’nin fikirlerini gayretle benimsiyor, Türk Tarih Kurumu ve çeşitli toplumsal reform kurumlarının görüşmelerinde bunları yorumlamak için çabalıyordu. Hepsinden önemlisi onun için dinlendirici bir arkadaş olmasıydı. Latife Hanım gittikten sonra Çankaya’daki evde açılan boşluk böylece doldurulmuştu. Gazi ölünceye kadar Afet yanından ayrılmadı. Ancak onun ölümünden sonra evlendi.”[1]

Kısaca özetleyelim:

“Yavaş yavaş Gazi için bir eşin alabileceği yeri aldı.”

“Gazi’nin eviyle meşgul oluyordu. Masanın başına oturuyordu. Gazi’yle birlikte geziyor, yabancı elçilerin başına protokol meseleleri açıyordu.”

“Latife Hanım gittikten sonra Çankaya’daki evde açılan boşluk böylece doldurulmuştu.”

“Gazi ölünceye kadar Afet yanından ayrılmadı. Ancak onun ölümünden sonra evlendi.”

Umarım anlaşılmıştır… Daha nasıl anlatılabilir ki? Bundan daha açık bir anlatım var aslında ama onu buraya almıyorum, mideniz kaldırmaz çünkü. Zaten lüzum da yok. Biz, M. Kemal’in yatak odasına girmeyelim, Allah ile kul arasındadır bunlar, ilmi mevzulara odaklanalım. Mesela M. Kemal’in manevi kızı Afet Inan ile ilişkisinden çok, Ingilizlerle olan ilişkisini anlatmamız gerektiğini düşünüyorum. Aynı şekilde, M. Kemal’in ana-babasından ziyade ağa-babasından bahsetmeliyiz. Zira doğarken kimseye ailesini seçme hakkı verilmiyor ve bu yüzden de kimse suçlanamaz, fakat ağa-babalar, fikir babalar hür iradeyle seçilebildiği için bu hususlara odaklanılmasında bir mahsur yoktur. Ancak tabii ki kamuoyunun M. Kemal’in özel hayatı hakkında bilgilendirilmesine karşı değiliz.

Bunları dile getirmek -hakaret etmemek şartıyla- bana göre “suç” değildir, dolayısıyla bu mevzuyu gündeme getirenleri linç etmek haksızlıktır. Bu ülkede haşa Allah Teala’ya ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize bile küfrediliyor. Padişahların haremine bile giriliyor. Eğer o yanlışsa, bunlar da yanlıştır. Fakat aynı tepkiyi her ne hikmetse bunlarda göremedik. Siz Osmanlı padişahlarına haşa “hain-oğlancı-katil” derseniz, birileri de çıkar aynı suçlamaları M. Kemal’e yöneltir… Siz Padişahların analarını hedef alırsanız, birileri de kalkar M. Kemal’in anası hakkında çirkin şeyler söyler. Birine sessiz kalıp diğerine tepki göstermek, hiç kusura bakmayın; ikiyüzlülüktür, samimiyetsizliktir. Asıl alçaklık budur işte.

Hatırlayalım, M.Kemal-Afet Inan hakkındaki iddiaları “hakaret” kabul edip ateş püsküren Cumhuriyet gazetesi, Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimize hakaret eden Charlie Hebdo’ya böyle sahip çıkmıştı:

“Cumhuriyet, basın ve ifade özgürlüğü için uluslararası dayanışma adına Charlie Hebdo’nun bazı sayfalarının tıpkıbasımını yayımlamaya karar verdi.”[2]

Böyle utanmazlık, böyle ikiyüzlülük olabilir mi?

*

cumhuriyet gazetesi Hz. Peygambere hakaret charlie hebdo karikatürleri

Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimize hakareti “ifade özgürlüğü” kapsamında gören Cumhuriyet gazetesi, aşağıdaki fotoğraflarda da görüleceği gibi, M. Kemal hakkındaki “kaynaklı” iddialara böyle bir özgürlük tanımamaktadır.

***

Mustafa Armagan Yavuz Bahadiroglu, Süleyman Yesilyurt, atatürk afet inanin sevgilisi mi afet inan atatürkün manevi kizi mi,

Çirkin programmış… Nerede ifade özgürlüğü?

***

Mustafa Armagan Yavuz Bahadiroglu, Süleyman Yesilyurt, atatürk afet inanin sevgilisi mi afet inan atatürkün manevi kizi mi, afet inan atatürkün sevgilisi mi afet inan m. kemal

Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimize hakaret eden Charlie Hebdo’nun bazı sayfalarının tıpkıbasımını gazetesinde yayınlayıp kendince ifade hürriyeti havariliğine soyunan Cumhuriyet; M. Kemal hakkındaki kaynaklı iddiaları dile getirenlerin dergi ve kitaplarının okunmasından rahatsız oldu. Gördünüz mü basın özgürlüğünü?.. Gördünüz mü samimiyeti?.. Bu kemalistler acayip bir şey. Allah Teala dahil her şeyi sorgulatıyorlar, ama mevzu M. Kemal olunca beyinleri tık diye duruyor. Işık görmüş tavşana dönüyorlar.

***

Mehmet Yilmaz gay padisah kimdi, atatürk gay miydi, m. kemal gay miydi, m. kemal vedat, atatürk vedat atatürk afet inan, atatürk latife hanim

Yorumsuz…

***

Bize göre M. Kemal’e hakaret etmeye gerek yok, çünkü o kendine diyeceğini demiş zaten. M. Kemal, Cumhuriyetin ilan edilmesinden evvel Adana’daki Ulucâmii ziyâret eder. Ardından Esnaf Cemiyetinin verdiği çaya iştirâk eder ve şöyle der:

“Cuma günü tatil yapmak, şeriatın da emri gereğidir. Bu kadar açık bir hakikati size herhangi bir kişinin, milletvekili olsun, ben olayım, hacı olsun, hoca olsun, bu yapılan şey dine aykırıdır, demesi kadar küstahlık, dinsizlik, imansızlık olamaz.”[3]

Cuma gününü tatil olmaktan çıkaran da kendisi ama. Yani yukarıda saydığı “küstahlık”, “dinsizlik”, “imansızlık” ithamlarını bir bakıma kendine yöneltmiş oluyor. Bu durumda kemalistlere göre M. Kemal’i kendisine hakaret etmekten tutuklamak gerekiyor.

Şaka bir yana, Mustafa Armağan, Süleyman Yeşilyurt ve Yavuz Bahadıroğlu’na yapılanlar haksızlıktır. M. Kemal’in yatak odasına girilmesini savunmuyorum ama kaynaklı bir iddiada bulundular. Kemalistler deli danalar gibi böğüreceklerine, maçaları yiyorsa cevap versinler. Kemalist kaynaklarda bile mevcut bir şeyden dolayı bu insanları linç etmek insafla bağdaşmaz. Kaldı ki, bir asırdır Padişahların haremini dillerinden düşürmeyen kemalistlerin, bu kaynaklı iddialara ateş püskürmeleri, tekrar ediyorum; yüzsüzlükten başka bir şey değildir. Ne demişler; Eden, bulur!

*

Atatürk Afet Inan, M. Kemal Afet inan Mustafa armagan süleyman yesilyurt yavuz bahadiroglu

Afet Inan ve M. Kemal dans ederken…

***

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, CNN Türk Afet Inan’ın M. Kemal ile aşk yaşadığını yazmış, ancak son olaylar patlak verince apar topar sitelerinde yer alan bu haberi sansürlemişler. Buna rağmen Ahmet Hakan, M. Kemal-Afet Inan ilişkisi gündeme gelince köşesinde yine demogoji yaptı. Şöyle diyor Aydın Doğan’ın elemanı:

“İffetli bir kadına iftira atmanın öteki dünyadaki bedelini unutacak kadar alçalmışlardır.”

Iftira diyor… Ama az evvel de gördüğünüz gibi bir iftira söz konusu değil, zira kaynaklarda bu ilişki hakkında malumat var. Üstelik az evvel de gördüğünüz gibi çalıştığı kurum bunu yıllar evvel haber yapmış.

Ahmet Hakan, “Zihinleri, ilgileri, merakları hep bellerinin altındadır” diyor.

Demek ki CNN Türk yetkililerinin zihinleri, ilgileri, merakları da hep bellerinin altındaymış…

Ahmet Hakan ayrıca “Atatürk’ün yatağına meraklı tarihçi” diyor. Ama gördük ki maaşlı elemanı olduğu CNN Türk de M. Kemal’in yatağına meraklıymış. Kendisi böyle bir kurumun parçası olmaktan sonsuz gurur duyuyordur herhalde.

M. Kemal-Afet Inan ilişkisi hakkındaki iddiaya, “İnsanlığa sığmayacak bir yavşaklık” diyen Ahmet Hakan, CNN Türk yetkililerine de “yavşak” diye(bile)cek mi acaba? Bekleyip göreceğiz.

Mustafa Armağan, Yavuz Bahadıroğlu ve Süleyman Yeşilyurt’u kınayan, başta Ahmet Hakan olmak üzere, bütün Atatürkçüler CNN Türk’ü de kınamalı ve derhal istifa etmelidirler. Zira dürüstlük bunu gerektirir. Ayrıca bu haberi yapan ve daha sonra sansürleyenler de istifa etmelidir. Bu kadarı da yetmez; Haberi yapanlar tutuklanmalıdır. Madem ki bu sözler onlara göre bir iftiradır, o halde bedelini ödemeleri gerekir. Ahmet Hakan yazısında bu ilişkiyi gündeme getirenlere “alçak” diyor. Eğer bunu gündeme getirenler alçak ise, o zaman Afet Inan’ı M. Kemal’in “aşk listesine” koyan, yayınlayan ve buna ses çıkarmayan CNN Türk çalışanları da alçaktır. Bu kadar net.

Madem M. Kemal’i seviyorlar, o halde M. Kemal’e hakaret eden CNN Türk’ten istifa etmeleri şarttır. Etmeyen, M. Kemal’i sevmiyor, bilakis onu kullanıyor demektir. Hadi bakalım, görelim samimiyetlerini…

Bu arada Baro başkanlarını da CNN Türk’e dava açmaya davet ediyorum. Bakalım kimler “Baro”nun ve kimler de “Baron”un adamları hep birlikte göreceğiz. Anlayacağınız bu saatten sonra kimlerin gerçek Atatürkçü ve kimlerin Paragözcü oldukları ayan beyan ortaya çıkacaktır.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] (Atatürk’ün Torunu ve Ülkü Adatepe’nin oğlu) Ahmet Kemal Doğançay, Saklı Anılar, Nokta Yayınları, Istanbul 2008, sayfa 90.

[2] “Sınır tanımayan gurur” başlıklı haber. Bakınız; Cumhuriyet Gazetesi, 18 Kasım 2015.

[3] Taha Toros, Atatürk’ün Adana Seyâhatnâmesi, sayfa 32.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Sultan II. Abdülhamid Döneminde Yapılan Bazı Fabrikalar

Sultan II. Abdülhamid Döneminde Yapılan Bazı Fabrikalar

*

Sultan Ikinci Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar, osmanli neden batti, osmanli neden yikildi, osmanli geri kaldi mi, osmanli gerileme dönemi, osmanliyi kim yikti,

Sultan Ikinci Abdülhamid Han…

***

Bu yazıda Aydın Talay’ın “Eserleri ve Hizmetleriyle II. Abdülhamid” isimli çok kıymetli eserinden iktibas yapacağız. Ancak bu eserde geçen fabrikalar Sultan II. Abdülhamid Han devrinde kurulan fabrikaların tamamı değildir. Sultan II. Abdülhamid devrinde yapılan eserlerin tamamını bir kitaba sığdırmak pek kolay bir iş olmasa gerektir. Bu hususta daha fazla malumat için daha evvel neşrettiğimiz yazılara bakılabilir:

http://belgelerlegercektarih.com/2017/01/26/osmanli-devleti-geri-kaldigi-icin-mi-batti/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/10/14/sultan-ikinci-abdulhamid-han-doneminde-yapilan-bazi-eserler/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/20/osmanli-devletinde-fabrikalar-matbaa-osmanli-geri-kaldi-yalani/

***

(Yazıya eklenen resimler bize ait.)

*

Sultan II. Abdülhamid devrinde teknolojik yönden çağına göre oldukça ileri çalışmalar yapıldığını müşahade ediyoruz.

Kendisi de şahsen teşvik edici ve yönlendirici bir insan olduğu için her faydalı çalışmada yardımcı olmuştur. Yurdumuzda sanayinin gelişmesi için gayretler gösteren Sultan II. Abdülhamid Han bu yolda müteşebbislere himaye ve teşvik için bir kısım madalyalar da çıkarmıştır. Türk sanayicilerini yatırıma, çalışmaya ve verimli projelere sevkedebilmek için altın ve gümüş olarak ve 2 dereceli olarak çıkarılan Sanayi Madalyası’nin ön yüzünde şemse içinde II. Abdülhamid Han’ın tuğrası ve Osmanlı Arması, arka yüzünde çift meşe dalı içinde madalyayı alacak olanın adının yazılacağı boşluk vardı. Madalya 27.48 gr. ağırlığında idi. Sanayi madalyası olarak verilirken kırmızı beyaz iftihar madalyası olarak aynı dalda verilmek istendiği zaman da kırmızı kurdela takılırdı.[1]

Benzeri çalışmaları yabancı uyrukta olan bir şahıs gösterdiği zaman bu hareketi takdirle karşılanır, bağlılık ve liyakatlerini arttırmak için liyakat madalyası verilirdi. 1891 yılından itibaren verilmeye başlanan bu liyakat madalyaları altın ve bakırdı.

*

1 – Halıcılık Konusunda Yapılan Çalışmalar

*

Geçen yüzyıl bilindiği üzere sanayide henüz geniş çalışmaların yeni yeni başladığı bir dönemdir. Buna rağmen yeniliklere hiçbir zaman kapalı kalınmamış ve faydası ağır basan her çalışma ilgi ile izlenmiştir denebilir.

Sultan II. Abdülhamid döneminde kurulan fabrikaların başında halı fabrikaları gelmektedir. Bu konuda araştırmalar bulunmadığı için çeşitli kaynaklardan alınan bilgilerle iktifa edilmiştir.

a) Bandırma Halı Fabrikası

Sabık feshane nazırlarından Isparta’nın Barla nahiyesine mensup Abdullah Efendi yine sultanın teşvikleriyle Bandırma’daki Beykah Çiftliği’nde kurduğu fabrikayı Şark Halı Kumpanyası ile birlikte işletmiştir.[2]

b) Doğu Halı Şirketi

c) Hereke Kumaş ve Halı Fabrikası

d) Karacabey Halı Yapımevi

f) Anadolu’da Halı Fabrikaları

Anadolu’nun muhtelif yerlerinde hem işgücünü değerlendirmek ve boş vakitlere işlerlik kazandırabilmek için çeşitli halı fabrikalarının açıldığını görüyoruz. Bu cümleden olmak üzere birkaçını sayalım:

Batı Anadolu’da Gördes, Uşak, Isparta, Kula, Eşme, Milas. Orta Anadolu’da Kayseri, Sivas, Niğde, Merzifon. Güney Anadolu’da Maraş.

g) Suriye Humus Halı Fabrikası

O tarihte ülkemize bağlı bir vilayet olan Suriye’nin Humus kasabasında 2.000 kişinin çalıştığı ve 1600 el tezgahının yer aldığı bir fabrika bulunduğunu görüyoruz. 1898 yılı civarında fabrikada çeşitli halılar yanında 100.000 top pamuklu, 5.600 top sırmalı pamuklu, 1.500 top ipekli kumaş imal edildiği bildirilmektedir.[3]

*

2 – Kumaş ve Dokuma Fabrikaları

*

Yurdun çeşitli bölgelerinde kurulan kumaş fabrikalarında pamuklu, yünlü ve ipekli kumaşlar elde edildiği gibi bir kısmında Hereke gibi halıcılık da yapılmaktaydı. Diğer bir kısmında ise bez dokunmaktadır.

Bunlardan bir kısmını şöyle sıralayabiliriz:

a) Eyüp Defterdar Fes ve Yünlü Kumaş Fabrikası

b) Fes ve Melbusat-ı Askeriye Fabrikası

Bu fabrikanın çalışma ve ürettiği mamullere ait Istanbul Üniversitesi Kütüphanesinde Albümler kısmında bulunan 60 fotoğraftan oluşmuş 91014 numaralı albüm de mevcuttur.

*

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar askeri uniforma fabrikasi elbise fabrikasi fes fabrikasi osmanli geri mi kaldi

Osmanlı’da Askeri Üniforma Fabrikası…

***

Zeytinburnu’nda bulunan fabrika için 52.420 arşın arazi istimlak edildiğini, Tercüman-ı Hakikat gazetesi bildirmektedir.[4]

c) Darülaceze Hamidiye Fes Fabrikası

d) Bakırköy Bez Fabrikası

Fabrikada 1.000 kişiye yakın çalışan işçinin çoğunluğu delikanlı çağındaki çocuklardı.

e) Bursa Ipekli ve Dokuma Fabrikaları

Devrin imkanlarına göre 5.591 adet mancınıkla çalışan 103 ipekli fabrikası mevcuttu. En küçük fabrikada 20 işçi çalışıyordu.

f) Izmit (Kocaeli) Pamuklu Kumaş ve Pamuk Ipliği (Çulhane Fabrikası) Fabrikası:

g) Edirne-Pamuklu Kumaş ve Pamuk Ipliği Fabrikası

h) Irak-Musul Dokuma Sanayii

i) Halep Kumaş ve Pamuk Ipliği Fabrikası

j) Selanik Kumaş ve Pamuk Ipliği Fabrikası

k) Izmir Ipek-Pamuk ve Mensucat Fabrikası

l) Adana Askeri Elbise Fabrikası ve Boya Atölyesi

m) Rize Keten Bezi Fabrikası

n) Beyrut Ipekli Kumaş Fabrikaları

o) Trablus Ipek Fabrikaları

*

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar fes fabrikasi osmanli geri mi kaldi

Fes Fabrikası…

***

*

3 – Iplik Fabrikaları

*

a) Bursa Iplik Fabrikaları

b) Istanbul Yedikule Iplik Fabrikası

c) Tarsus Iplik Fabrikası

*

4 – Kağıt Fabrikaları

*

a) Beykoz Kağıt Fabrikası

b) Beyrut Kağıt Fabrikası

*

5 – Çini, Porselen ve Cam Fabrikaları

*

a) Yıldız Çini ve Porselen Fabrikası

Bu fabrika tabak, vazo, testi, çaydanlık ve benzerlerini üretmiştir. Yaptığı mamullere “Eser-i Istanbul” adı vurulmaktaydı. Bu fabrikanın kapanmasında yabancı ticaret mallarının azınlıklar tarafından yurda bol miktarda sokulması sebep olmuştur. Daha sonra 1890’da Sultan II. Abdülhamid Han tarafından Hazine-i Hassa’ya ait olmak üzere Yıldız Sarayının Boğaziçine bakan tepeleri arasında “Hamidiye Çini Fabrikası” yaptırıldı. Ilk ürünlerini 1896 yılından itibaren vermeye başlayan bu fabrikanın 1959 yılından sonrakı adı Sümerbank Çini ve Porselen Sanayii Müessesesi olmuştur.[5]

b) Paşabahçe Cam Fabrikası

Yerine Cumhuriyet devrinde 1934’te Paşabahçe kuruldu.

c) Çubuklu Cam Fabrikası

*

6 – Diğer sivil Fabrikalar

*

1 – Küçükçekmece Kibrit Fabrikası

1897 yılında mevcut işçi sayısının 201 kişi olduğu ifade edilmektedir.[6]

2 – Beyrut Kibrit Fabrikası[7]

3 – Beykoz Kundura Fabrikası.

Cumhuriyet devrinde Sümerbank devralmıştır.

4 – Diyarbakır Deri ve Kundura Fabrikası

5 – Musul Deri ve Kundura Fabrikası

6 – Beyrut Deri ve Kundura Fabrikası

7 – Tuğla ve Kiremit Fabrikaları

Istanbul Kireçburnu ile Selanik ve Beyrut’ta kurulmuştur.

*

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar beykoz kundura fabrikasi osmanli geri mi kaldi

Osmanlı’da kurulan Beykoz Kundura Fabrikası

***

*

8 – Demir Fabrikaları

1312 Izmir Salnamesi Izmir’de dört adet açıldığı ve faaliyette bulunduğundan bahsetmektedir. Bursa’da makina imalatı vardır.

9 – Selanik Konserve Fabrikası

10 – Ispirto Imalathaneleri Izmir’de birisi Tepecik mevkiinde diğer Darağaç Mevkiinde olarak iki örnek gösterilebilir.

11 – Konya Güherçile Fabrikası (Yangından sonra yeniden inşa edilmiştir.)

12 – Havagazı Merkezleri

Çeşitli yerlerde açılmakla beraber verimli hizmet yapanları Istanbul Yedikule ile Izmir’de inşa edilen fabrikadır.

13 – Elmas Işleme Fabrikası

Bursa’da mevcut olan bu fabrika 1889 yılında yapılan Sanayi envanterine göre faal fabrikalar arasındadır.

*

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar kazan dökümhanesi osmanli geri mi kaldi

Kazan Dökümhanesi…

***

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar celik dökümhanesi osmanli geri mi kaldi

Çelik Dökümhanesi…

***

*

14 – Yağ Fabrikaları

Bugünkü fabrikasyon tekniğine göre iptidai olmakla beraber zamanına göre faal hizmetler ifa eden yağ tesisleri arasında Bursa’da 100 tane görmekteyiz.

15 – Diğer Un ve Buz Tesisleri

Izmir’de 13, Beyrut’ta çok sayıda, Bursa’da 23 adet un fabrikasından bahsedilmektedir.[8] Buz üretenlere de Izmir Darağacı Mevkiinde, Istanbul Istinye’de ve Bağdat’da olanı örnek verebiliriz. Şüphesiz bu tesisler bunlardan ibaret değildir.

16 – Ispermeçet Mumu Fabrikası

O dönem için önemli bir yeri olan mum fabrikası olarak 1895 yılında Istanbul’da ve 1882 yılında ise Beyrut’da birer işletme açılmıştır.

17 – Makarna Fabrikaları

Muhtelif yerlerde olmakla beraber 1882’de Beyrut’da çalıştığı ilgili salnamede kaydedilmektedir.[9]

*

7 – Askeri Fabrikalar

*

Sivil fabrikaların yanında çeşitli askeri fabrikaların da kurulduğu görülmektedir.

*

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar Valide Tersanesi ve çevresindeki fabrikalar osmanli geri mi kaldi

Valide Tersanesi ve çevresindeki fabrikalar

***

1 – Seyandir Top Fabrikası

1880 yılından itibaren Istanbul Tophane’de kurulmuştur. Tercüman-ı Hakikat Gazetesi bu fabrikada inşa edilen cebel, obüs ve sahra toplarının denendiğini ve çok başarılı görüldüğünü bildirmektedir.[10]

2 – Top Mermileri Için Tapa Fabrikası

Karaağaç’da bulunan fabrikada top mermileri için yan kuruluş olarak faaliyet sürdürmüştür.

3 – Tersane-i Amire Top Malzemeleri Fabrikası

Ifade edildiği gibi donanma Sultan II. Abdülhamid tarafından ihmale uğratılmamış tam aksine her fırsatta gelişmesi ve faal hizmette olması için gereken gayret gösterilmiştir. O zamanki ifadesiyle havuz denilen tersaneye yeni bir bölüm ilave ettirmiş Mösyö Vatas’ın raporu üzerine vapurların süratli seyri için tamiratlarının yapıldığı kısım meydana getirilmiştir.[11]

Tersane-i Amire’de seri ateşli 57.947 mm.lik topların kundak ve teferruatları yeniden ve mükemmelen imal edilmiştir.[12]

*

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar top fabrikasi osmanli geri mi kaldi

Top Fabrikası

***

Selanik’de o sıralarda yayınlanmakta olan Asır Gazetesi son sistemde bir torpido teşkil edildiğini, Ingiltere’ye sipariş edilen 32 mil suretindeki 6 torpido muhribinin pervazlarının başarılı olarak yapıldığını ve bu torpido masraflarının Padişah’ın şahsi kesesinden (Hazine-i Hassa) ödendiği kaydedilmektedir.[13]

4 – Mavzer Tüfek Yedek Parça Fabrikası

O sıralarda yeni gündeme gelen mavzer tüfek parçaları vakit geçirilmeden ele alındığı gibi tüfek ağızlıklarının imalatı için Hazine-i Hassa’dan 30.209 kuruş ve 25 paranın Sultan II. Abdülhamid’in emri ile harcandığı Bağdat Salnamesinde bildirilmektedir.

5 – Mermi ve Fişek Fabrikaları

Tercüman-ı Hakikat Zeytinburnu’nda bu hizmetleri bir fabrikanın yürüttüğünden bahsetmektedir. 91.092 no’lu albümde görülebilir.

*

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar zeytinburnundaki mermi ve fisek fabrikasi osmanli geri mi kaldi,

Zeytinburnu’ndaki Kartuş Fabrikası…

***

*

6 – Barut Fabrikası

Istanbul’da kurulduğu gibi Ankara’da da Baruthane, ihtiyacı karşılayacak tarzda açılmıştır.[14]

7 – Ansaldo Fabrikası

Değişik tipte torpido imal eden Ansaldo Fabrikası daha sonra genişletilmiş ve bunun için gerekli masraflar yine Padişah tahsisinden (Hazine-i Hassa) karşılanmıştır. Bu fabrikanın ürünleri ve çalışmalarına ait 19 fotoğraftan meydana gelen albüm mevcuttur.

*

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar baruthane fabrikasi osmanli geri mi kaldi

 Osmanlı’da Baruthane Fabrikası…

***

*

8 – Imalathaneler

*

1 – Çeşitli Dokuma Tezgahları

Daha önce de geçtiği gibi başta Bursa olmak üzere hemen hemen birçok şehirde çeşitli dokuma işleri yapılmaktadır. Çeşitli tezgahlarda 8.300 işçi çalışmaktadır. Bunlar arasında havlu, beledi, fita, gömlek aba, çarşaf, agel, kuşak, ağaban olduğu gibi seccade, maşlah, heybe ve benzeri eşyalar da görülmektedir. 29 Aralık 1305 (1889)’de yapılan Sanayi Envanterine göre 25 adet fıtacı, 8 bedeli, 50 adet kumaş, 5 karakalem denen örtü imal tezgah dışında 30 adet gömleklik bez tezgahı görüyoruz.[15]

300’ü havlucu, 200’ü bürümcük ve kefiye imalatında çalışmak üzere 500 tezgah mevcuttur. Bağdat Salnamesi 7 dokuma tezgahından bahsetmektedir. Diğer yerlerden birer örnek olarak da Suriye vilayetinde Humus’da maşlah ve seccade imalatı o zamanki adı Menteşe olan ve Izmir’e bağlı bir kaza görünümünde idare edilen Muğla’nın Mekri (Fethiye) kasabasında senede 50.000 kuruşluk seccade, heybe ve kilim imal edilmektedir.

2 – Saat Imalathanesi

Çeşitli yerlerde sanatkarlar yetiştiği gibi Topkapı Sarayı hudutları içinde Müze-i Hümayun karşısında kurulmuş olan Sanayi-i Nefise Mektebi’nde ortak bir çalışma olarak meydana getirilen saat gerek parçaları ve gerekse ağaç oyma kısımları itibariyle devrin sanat durumuna bir örnek teşkil etmektedir.[16]

Bu devirden biraz önceye ait olmakla beraber Bursa Ulucami’inde kuzey kapısından girerken sol tarafta mukabele okunan kısımda Hafız isminde yine caminin müezzinlerinden birine ait ayaklı saat halen çalışmakta olup değişik bir düzene sahiptir.

*

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar elektrik üreten fabrika osmanli geri mi kaldi

Elektrik Fabrikası…

***

*

3 – Demir Makina Imalathanesi

a) Yıldız Demirhanesi

b) Bursa Demir Makine Atölyesi

4 – Fotoğraf Atölyesi

Yıldız’da kurdurmuş olduğu fotoğrafhanede devrine göre oldukça başarılı teknik geliştirilmiş ve böylece hem eserler tesbit edilmiş hem de iyi birer bilgi kaynağı olan salnamelere düzgün fotoğrafların girmesi sağlanmıştır.

5 – Boya Imalathaneleri

Halı ve dokumacılık için bitkisel boyalarla uğraşan çeşitli boyahaneler meydana getirildiği gibi yağlıboya imalathaneleri de tesis edilmiştir. Bunlardan örnek olarak Bağdat vilayetinin Mendeli kazasında ve diğer yerlerde bulunan 68 adet imalathane gösterilebilir. Devrine göre aranan ve Cehri denilen al boya Bağdat imalathanelerinde imal edilmektedir.[17]

6 – Sabun Imalathaneleri

Çok çeşitli yerlerde çalışan bugünkü kadar kaliteli olmasa da ihtiyacı karşılayan sabun imalathaneleri mevcuttur. Bunlardan biri de Bağdat sabun imalathanesidir.

*

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar torpido fabrikasi osmanli geri mi kaldi

Torpido Fabrikası…

***

Abdülhamid döneminde yapilan fabrikalar torpido osmanli geri mi kaldi

Imal edilen bir Torpido…

***

*

7 – Susam Yağı Imalathanesi

1321 Bağdat Salnamesinde Bağdat dahilinde üç adet susam yağı imalathanesinden bahsedilmektedir.

8 – Çırçır Atölyeleri

Pamuk ziraatının geliştirilmesi ile birlikte çeşitli bölgelerde çırçır atölyeleri de geliştirilmiştir. Bağdat Salnamesi Adana’da bunlardan 7 adedinin çalıştığını haber vermektedir.

9 – Kereste Imalathaneleri

Çok çeşitli yerlerde mevcuttur.

10 – Nal Imalathanesi

Askeri yönde o devir için ehemmiyetini koruyan at yetiştiriçiliği kendisi ile beraber birtakım sanatları da geliştirmiştir. Son yıllara kadar Anadolu’nun çeşitli kentlerinde görülen ve bugün için artık iyiden iyiye azalan nalbantların kullandığı nalların imalathane olarak ilk defa bu devirde 1900 yılında Istanbul Selimiye’de kurulduğu ifade edilmektedir. Doğu ve batı türünde her çeşit nal imal eden bu imalathane Birinci Cihan Harbine kadar devam etmiştir.[18]

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Tercüman-ı Hakikat, 19.5.1901.

[2] Yılmaz Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi, cild 8, sayfa 223.

[3] 1315 Suriye Salnamesi

[4] Tercüman-ı Hakikat, 19.5.1901.

[5] Prof. Dr. Önder Küçükerman, TBMM Mecmuası Nisan 1987.

[6] Yılmaz Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi, cild 12, sayfa 422.

[7] 1326 Beyrut Salnamesi.

[8] 1321 Bağdat Salnamesi ve 1312 Izmir Salnamesi.

[9] 1326 Beyrut Salnamesi.

[10] Tercüman-ı Hakikat, 11.5.1901.

[11] Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi.

[12] Tercüman-ı Hakikat 20.6.1901.

[13] 1318 Bağdat Salnamesi Masarifat Defteri Asır 22.4.1901.

[14] Ikdam Gazetesi 4.9.1905.

[15] R. Ekrem Koçu, Darülaceze, sayfa 69.

[16] Sanat Dergisi, Topkapı Sarayı Müzesi, sayfa 122.

[17] 1321 Bağdat Salnamesi.

[18] Tafsilat için bakınız;

Aydın Talay, Eserleri ve Hizmetleriyle II. Abdülhamid, 3. Baskı, Istanbul 2016, sayfa 301-322.

Küçük bir bilgi: Aydın Talay’ın kitabı Ayşe Topal’ın Viyana Üniversitesi’nde yaptığı lisans tezinin kaynakları arasındadır. Bakınız;

http://othes.univie.ac.at/25572/1/2013-01-22_0602884.pdf

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*