Kemalist iftiralara cevaplar – 1

Kemalist iftiralara cevaplar – 1

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

kemalist iftiralara cevaplar kemalistlere cevap

Kemalist iftiralar…

***

Sosyal medyada “Cahiller için” başlığıyla birkaç maddeden ibaret ve fakat iftiralarla dolu bir yazı dolaşıyor. Burada “cahiller”den kasıt antikemalistler oluyor ama kimin cahil olduğunu aşağıda vereceğimiz cevaplardan sonra çok net bir şekilde göreceğiz. Aslında bu paçavraya cevap vermek bile zaman israfı, fakat bu mevzularda malumat sahibi olmayan insanların nasıl kandırılmak istendiğini göstermek boynumuzun borcudur.

Iddia:

Atatürk’ü koruma kanunu’nu çıkartan Menderes’di.

Cevap:

Atatürk’ü Koruma Kanunu’nun CHP tarafından değil de Demokrat Parti’lilerce çıkartıldığının iddia edilmesinin altında yatan maksat gayet açık. Kemalistler bu iddiayla hem M. Kemal, hem de Yakın Tarihte meydana gelmiş olaylar hakkında hiçbir zaman ve şekilde örtbas edilmesi gereken bir şeylerin bulunmadığını söylemek istemektedirler.

Evet, Atatürk’ü Koruma Kanunu Demokrat partinin iktidarı döneminde çıktı. Demokrat partinin Genel Başkanı Adnan Menderes idi, fakat partinin kurucusu ve ilk Genel Başkanı Celal Bayar’dı. 1950’de Menderes Başbakan olurken, Bayar Cumhurbaşkanı oldu. Celal Bayar, M. Kemal’e çok yakın bir isimdi, tıpkı Inönü gibi. Dahası, M. Kemal’in son Başbakanı’ydı ve masondu. M. Kemal, Hindistan Müslümanları’nın Hilafet için gönderdikleri paranın 250 bin lirasını Bayar’a vererek Iş Bankası’nı kurdurtmuş ve onu bankaya Genel Müdür yapmıştı.[1] Işte bu kadar yakındı. Ayrıca Bayar, CHP’de Genel Başkan Vekili bile olmuştu. Zaten Demokrat Parti, CHP’nin içinden çıkanlar tarafından kuruldu. Üstelik Bayar partiyi kurarken Inönü ile görüşmüş ve ondan onay almıştı.[2] Nitekim DP’nin programı CHP’ninkinden farklı değildi.[3] Yani Bayar da Inönü gibi kemalist idi.

*

atatürk bayar, atatürk celal bayar, m. kemal celal bayar, inönü celal bayar, menderes celal bayar, atatürkü koruma kanunu celal bayar

Aynı yolun yolcuları: M. Kemal, Fevzi Çakmak, Celal Bayar ve Ismet Inönü…

***

Görüldüğü gibi M. Kemal, Bayar ve Inönü arasında hiçbir fark bulunmamaktadır… Burada bilhassa Inönü-Bayar ilişkisi hakkında bir-iki delil daha sunmak fevkalade faydalı olacaktır.

Aşağıdaki genelgeden anladığımız kadarıyla, Ismet Inönü’nün 1937’de Başbakanlık vazifesinden ayrıldıktan sonra, bazı CHP ile Halkevleri binalarında asılı bulunan resimleri kaldırılmış… Bunun üzerine Inönü’nün yerine Başbakanlık görevine getirilen Celal Bayar, bir genelge yayınlar:

“Cumhuriyet Halk Partisi
Genel Sekreterliği
Ankara 18.12.1937

CHP Başkanlığı’na,
Halkevi Başkanlığı’na,
Umumi Müfettişlere,

Zata Mahsustur

Işgal ettiği makamlardan ziyade, yurduna ve ulusuna yaptığı hizmetlerle, inkılap ricalimiz arasına girmiş olan Ismet Inönü’nün, parti teşkilatı ve Halkevi binalarında resmine gösterilen hürmet ve itibarın, eskisi gibi devam etmesi tabiidir.

Bu resimlerin, yalnız mevki ve makam icabı asıldığı zahabı ile, indirilmiş olanları varsa, eski yerlerine konulması lüzumunu bildirir, sevgiler sunar ve başarılar dilerim.

CHP Genel Başkan Vekili
Celal Bayar.”[4]

M. Kemal’in ölümünden sonra kendisine Cumhurbaşkanlığı teklif edilen Bayar, bu teklifi reddetmiş ve Inönü’ye karşı olan siyasal girişimlere de karşı durmuştur.

Prof. Dr. Cemil Koçak, Bayar’ın bu dönemdeki tutumu hakkında şunları yazıyor:

“Başvekil Bayar’ın bu tutumu, hem iktidar mücadelesinin sertleşmesini, hem de Inönü’ye karşı bir başka adayın çıkmasını önleyerek, Inönü’nün tek aday olarak seçilmesini kolaylaştırmıştır.”[5]

Daha sonraları Celal Bayar’ın Başbakanlık görevinden istifa etmesi üzerine, Cumhurbaşkanı Inönü, Bayar’a şu mektubu gönderecektir:

“Izmir mebusu Celal Bayar,

Büyük Millet Meclisi intihabının yenilenmesi ihtimali üzerine vuku bulan istifanız kabul olunmuştur.

Iktidar mevkiinde geçen hizmet zamanınızı takdirle yad ederek, size ve arkadaşlarınıza halis teşekkürlerimi ifade etmek isterim.

Siyasi tarihimizin çetin bir devresini yüksek meziyetlerinizle iyi idare etmenizi milletimiz daima teşekkür ve takdir duyguları ile hatırlayacaktır. Hükumetin teşkiline Istanbul mebusu Dr. Refik Saydam memur edilmiştir.”

25.1.1939
Reisicumhur
Ismet Inönü[6]

Inönü, günlüğünde de Bayar’ı methediyor:

“Celal Bayar’a açık bir teşekkür mektubu yazdım. Atatürk’ün malul ve hasta zamanında, eğer onun yerinde fena bir adam olsa idi, memleket çok fenalıklar görürdü. Atatürk’ün hayat tehlikesi ve memleketin efkarı umumiyesindeki cereyanı gördükten sonra, kendisini fitne ve hırslara kaptırmamak ahlak ve zekasını göstermiştir. Eğer mali ve iktisadi anlayışını salim bir istikamete sevk etmek ümidim olsaydı, kendisini uzun müddet muhafaza edecektim. Bütün zevahire rağmen doğru bir adam olduğuna inanıyorum.”[7]

Büyük Millet Meclisi’nin Zabıt Kalemi’nde vazife görmüş; Milli Mücadele’nin gerçek tarihini hem yaşayan, hem de -Meclisin açık ve gizli celse zabıtlarını tutmak suretiyle- yazan Mahir Iz de Demokrat Parti kurucularının CHP’li olduğunu, zihniyetlerinin, görgülerinin, dünya görüşlerinin CHP’den çok farklı olmadığını belirtir ve Celal Bayar’ın zaman zaman Adnan Menderes’e müdahale ettiğini şu sözlerle ifade eder:

“(Adnan Menderes) Halkın büyük teveccühüne mazhar olmuştu. Herkes ‘Halk Adamı’ diye kul kurban oluyordu. Zaman zaman Celal Bayar’ın hükumete müdahaleleri olmasa, dışarıdan bakanlar, daha çok muvaffak olacağına inanıyorlardı. Adnan Menderes’in nutuklarının zaman zaman birbiriyle çelişmesi, bu müdahalenin tesiri altında idi.”[8]

Son olarak Ilber Ortaylı’nın M. Kemal-Inönü-Bayar üçlüsü hakkında yazdıklarına bakalım:

“…Atatürk her konuda, hem sırdaş olarak hem de başarı noktasında Celal Bayar’a itimad ediyor. Evet, Ismet Paşa Atatürk’ü sever, sonuçta hem silah hem dava arkadaşıdır ama Celal Bayar’da da müthiş bir Atatürk sevgisi olduğuna inanıyorum. Nitekim muhafazakar reyleri (oyları) alan bir devlet adamının, Türkiye’nin dönemdeki şartlarında Atatürk için ‘Seni sevmek bir milli ibadettir!’ demesi kolay bir iş değil.”[9]

Neticede yukarıda da ifade edildiği gibi, Celal Bayar da Inönü gibi kemalist idi. Dolayısıyla Koruma Kanunu kemalistler tarafından çıkarılmıştır. Burada CHP değil de DP’nin çıkarmış olması, kemalistlerin bu işte bir parmağının olmadığı manasına gelmez. Zira az evvel de tebârüz ettirdiğimiz gibi iki partinin kurucuları da üyeleri de ekseriyetle kemalist idi. Burada partiler farklı olsa da ideoloji aynıdır.

Madem bu arkadaşlar koruma kanununa ihtiyaç olmadığı kanaatindeler, o halde kanunun kaldırılması için meclise teklif verseler de samimiyetlerini görsek. Hem Koruma Kanunu’nu “Menderes” çıkardı diyeceksiniz, hem de bu kanuna dayanarak M. Kemal hakkında hakikatleri anlatanlara dava açacak ve küfür edeceksiniz… Bu arkadaşları dürüst olmaya davet ediyorum.

***

Iddia:

Başörtüyü yasaklayan Demirel’di.

Cevap:

Örtünmek M. Kemal döneminde yasaklanmıştı. Bu mevzuda uzunca bir yazı yayınlamıştık.[10]

***

Iddia:

En çok toprak kaybeden Sultan II. Abdülhamid idi. Kıbrıs ve 12 adalar Ingilizlere verildi.

Cevap:

Tarihlere dikkat… Sultan II. Abdülhamid Han “31 Ağustos 1876″da tahta geçti. Aradan çok geçmeden yani “1877”de ise 93 Harbi denilen Osmanlı-Rus harbi başladı. Sultan II. Abdülhamid’in karşı olmasına rağmen kemalistlerin iftihar ettikleri mason Mithat Paşa ve avenesinin ısrarlarıyla harbe girildi. Bu mason güruh, Sultan Abdülaziz’i katledip yerine kendileri gibi mason olan Beşinci Murad’ı Padişah yaptılar, fakat onun akli dengesini kaybetmesi üzerine Sultan II. Abdülhamid’i tahta geçirmek mecburiyetinde kaldılar. Yani o tarihte henüz ipler Sultan’ın elinde değildi. Her ne kadar Sultan II. Abdülhamid devri 33 yıl sürmüş olsa da, 3 yılı (1876-1878 ve 1908-1909) Meşrutiyet devridir. Işte iftiracı kemalistlerin bahsettiği toprak kayıpları bu 3 yılda gerçekleşmiştir. Birinci Meşrutiyet devrindeki kayıplardan Mithat Paşa ve hempaları, Ikinci Meşrutiyet devrindeki kayıplardan ise Ittihatçılar sorumludur. Sultan II. Abdülhamid’in idareyi tamamen kontrol altında tuttuğu 30 yılda ise bir karış toprak kaybı olmamıştır.

Dolayısıyla Padişah, Osmanlı-Rus harbinin neticesinden sorumlu tutulamaz. Işte Kıbrıs meselesi Sultan’ın sorumlu olmadığı bu harbin neticesiyle alakalıdır.

Burada sözü Gazi Üniversitesi’nden Yavuz Güler’e bırakalım:

“Yeşilköy’e kadar ilerlemiş olan Rus kuvvetlerinden, Ingiltere Hükûmeti çıkarları açısından tedirgin olmuştur. Rusların Anadolu içlerine doğudan da saldırması ihtimalini gündeme getiren Ingiltere; Kars, Ardahan ve Batum’u işgal eden Rusların, Anadolu’daki gayrimüslimleri ve Suriye-Irak bölgesindeki ahaliyi Osmanlı Devletine karşı kışkırtabileceğini belirtmiştir. Böyle bir durumun Osmanlı Devleti’nin sonu olacağını Ingiltere Hükûmeti Osmanlı Devletine tebliğle bildirmiştir. Bu durum karşısında çözümün Türk-Ingiliz ittifakı olduğunu belirten Ingilizler, bunun karşılığında Osmanlı Hükûmetinden iki talepte bulunmuştur.

Ingilizlerin birinci talebi Asya’da bulunan Hıristiyan ve sair tebaanın hâlini ıslah için Osmanlının teminat vermesidir. Ikinci talep ise, Ingiltere’nin Rusları işgal ettikleri yerlerden çıkarmak ve Osmanlı topraklarını tecavüzden korumak taahhüdünü yerine getirebilmesi amacıyla Ingiltere’ye, Suriye veya Anadolu sahillerine yakın bir yerin verilmesidir. Ingiltere bu yerin Kıbrıs adası olduğunu Osmanlı Hükûmetine verdiği tebliğde belirtmiştir. Tebliğde; Kıbrıs’ın Osmanlı Devletine ait olacağını, vermekte olduğu vergiyi Osmanlı Hazinesine ödemeye devam edeceği, sadece askerî ve stratejik mülahazalarla Ingiltere tarafından kullanılacağı belirtilmiştir. Rusların işgal ettikleri yerlerden çekildikleri vakit Ingiltere’nin de Kıbrıs’tan çekileceği taahhüt edilmiştir.

Ancak durum Osmanlı Devleti’nin I.Dünya Savaşına girmesiyle değişti. Savaşın başlamasını müteakip 5 Kasım 1914 günü, Ingiltere Bakanlar Kurulu, hem Osmanlı Devletine resmen savaş ilânı hem de Kıbrıs’ı ilhak kararı almıştır.

Kabine toplantısında alınan kararda Osmanlı Devleti ile Ingiltere arasında başlayan savaş nedeniyle 1878 Antlaşmasının geçerliliği kalmadığı belirtilmekte ve şöyle denilmektedir: ‘Yukarıda belirtilen tarihten itibaren Kıbrıs adası ilhak edilecek ve Majestelerinin mülkünün bir parçası haline gelecektir. Bu kararnâme, 1914 Kabinesinin Kıbrıs’ı ilhak kararı adını taşıyacaktır.’ Bu karar tek taraflı idi ve 1878 Antlaşmasına ve uluslararası hukuka aykırı, yasa dışı bir karardı.”[11]

Osmanlı Devleti bu kararı tanımadı. Fakat kemalistlerin “kahramanları” M. Kemal ve Inönü, Lozan Antlaşmasıyla hukuka aykırı olan bu kararı tanıdılar.[12]

*

kemalistlere cevap, kemalist iftiralara cevap, lozan hezimeti, kibrisi lozanda kaybettik, lozan atatürk, kibris osmanli döneminde mi kaybedildi, kibris abdülhamid

Kemalist rejim Kıbrıs’ı Ingiltere’ye bıraktı. Bakınız; Lozan Antlaşması’nın 20’inci maddesi:

“Türkiye, Britanya Hükumeti tarafından Kıbrıs’ın 5 teşrinisani 1914’de ilan olunan ilhakını tanıdığını beyan eder.”

***

Oniki Ada meselesine gelince… Oniki Ada, 1912’de Balkan Savaşı’nın çıkması üzerine, Uşi Antlaşması gereğince “geçici” olarak Italya’ya verilmişti. Dolayısıyla adaların bize iadesi hukuki olarak güvence altına alınmıştı. Peki sonra ne oldu? Oniki Ada, yine kemalistlerin “kahramanları” M. Kemal ve Inönü tarafından Lozan masasında emperyalistlere peşkeş çekildi.[13]

Kaldı ki 1912’de Sultan II. Abdülhamid tahtta değildi. Sultan, 1909 yılında M. Kemal’in de mensubu olduğu mason güdümlü Ittihat ve Terakki Cemiyeti tarafından bir darbeyle tahttan indirilmiş ve idare bu cemiyetin eline geçmişti.

Eğer Kıbrıs ve Adaları Osmanlı döneminde kaybetmiş olsaydık, Lozan’da buradaki haklarımızdan feragat etmemiz istenmezdi. Bu iddiaları ortaya atanlar, kendi “kahramanlarının” hezimetlerini Osmanlı’ya yamamaktan vazgeçmelidirler.

*

oniki adayi osmanli döneminde mi kaybettik, oniki ada italya, oniki ada lozan, oniki ada m. kemal, oniki ada ismet inönü, 12 ada lozan, lozan maddeleri,

Kemalist rejim Adalar’ı Italya’ya bıraktı. Bakınız; Lozan Antlaşması’nın 15’inci maddesi:

“Türkiye zirde tadat olunan adalar üzerindeki bilcümle hukuk ve müstenidatından Italya lehine feragat eder.”

***

Tarihçi Ismail Hami Danişmend Cezayir, Tunus ve Trablus‘un statüsü hakkında şunları yazar:

“Garb-ocakları’ denilen Cezâyir, Tunus ve Trablus eyâletleri birer askerî cumhuriyet şeklindedir : Cezâyir 18 inci asrın başlarından itibaren ‘Dayı=Dey’ denilen valiler tarafından idare edilmektedir; bunların devletle (Osmanlı Devleti ile) alâkası, arasıra hediye göndermekten ve bilmukabele intihaplarını tasdik ettirmekten ibarettir.”[14]

Tunus, Bardo/Kasr-Said muahedesiyle Fransa’nın himayesine girmiştir. Ismail Hakkı Danişmed bu muahedeye “haksızlık vesikası” demekte ve “Devletler-hukukuna aykırı” olan bu emr-i-vakıı Osmanlı’nın hiçbir zaman tanımadığını belirtmektedir:

“Ilkönce birer vilayet şeklinde idare edildikten sonra uzun zaman mahalli kuvvetler elinde ve Osmanlı hakimiyetinde birer askeri cumhuriyet şeklini almışken nihayet bazı sülaleler elinde kalan ve ‘Mağrib-ocakları’ denilen Tunus, Cezayir ve Trablusgarp eyaletlerinden Cezayirin Fransızlar tarafından işgali için 1830=1246 vukuatının ‘5 Temmuz’ fırkasına bakınız. – 1870 harbinde Almanya’dan yediği şiddetli darbeden dolayı bir müddet sinip kendini toparlamıya çalışmış olan Fransa yeniden canlanmıya başlıyarak müstemlekecilik siyasetinde Tunus beyliğini ilk hedef ittihaz etmiştir: Bu sırada bazı Tunus kabilelerinin Cezayir topraklarına tecavuzu fırsat düşkünü Fransızlar için iyi bir vesile teşkil etmiş, 24 Nisan = 24 Cumada-l-üla Pazar günü Cezayir’den hareket eden 23 bin kişilik bir kuvvet eyalet arazisinin büyük bir kısmını işgal ederek Tunus şehrinin bir kaç mil mesafesine kadar yaklaşmış. Toulon’dan gemilerle sevkedilen 8 bin kişilik bir kuvvet de Arapların Benzart dedikeri Bizerta limanına çıkarılmış, Tunus’un irsi valisi Mehmet Sadık Paşa Bab-ı Ali’den telgrafla istimdad etmiş, uzun müzakerelerle vakit geçirildikten sonra Tunus meselesinde Fransa’nın rakibi olan Italya’nın da harekete geçmesine ve bu suretle meselenin beynelmilel bir mahiyyet almasına vesile teşkil etmek ümidiyle Girit sularında bulunan üç Osmanlı zırhlısı yola çıkarılmışsa da Tunus sahillerine varmadan evvel vali Sadık Paşa himaye muahedesini imzaya mecbur olduğu için Türk filosu Suda limanına avdet mecburiyetinde kalmıştır! Imza edildiği yerden dolayı ‘Bardo/Kasr-Said muahedesi’ denilen bu haksızlık vesikası mucibince Fransa hükümeti Tunus beyliğinin işgaliyle himayesine hak kazanmış ve Bab-ı Ali (Osmanlı Devleti) de Devletler-hukukuna mugayir (aykırı) olan bu emr-i-vakıı hiç bir zaman kabul etmediği için Tunus’u daima Türk eyaleti ve Tunusluları da Osmanlı tebaası saymıştır.”[15]

Yani Tunus, Devletler hukukuna aykırı bir şekilde işgal ediliyor, artı, Osmanlı devleti bu haksızlığı kabul etmiyor. Fakat M. Kemal ve avenesi Lozan’da bu tür haksız işgalleri tanımıştır. Ne de olsa kendi malı değil.

Ayrıca harpte mağlup olup toprak kaybetmek utanılacak bir şey midir? Elbette mağlup olan taraf toprak kaybeder veya birtakım yaptırımlara maruz kalabilir. Mesele o değil… Asıl utanılacak olan şey, “yedi düveli yendik” naraları atanların “masa başında” vatan toprağını peşkeş çekmeleridir.

Madem yedi düveli yenip düşmanı kovdunuz, o halde Musul, Kerkük, Süleymaniye, Halep, Adalar, Batum, Batı Trakya vs. neden Lozan masasında kaybedildi? Böyle zafer mi olur? Kimse bizden vatan toprağını masa başında peşkeş çekenleri alkışlamamızı ve kahraman ilan etmemizi beklemesin.

***

Iddia:

Sultan Vahdeddin, tahtında kalmasına karşılık, Sevr anlaşmasını kabul etmişti.

Cevap:

Sultan Vahideddin Sevr’i kabul etmemiştir. Bu mevzuda uzunca bir yazı yayınlamıştık. Sultan Vahiddedin’in Sevr’i kabul ettiğini söyleyenler, Sultan’ın “antlaşmadaki” imzasını gösterebilmelidirler. Ama gösteremezler, çünkü yok. Iddia sahibi iddiasını ispatla mükelleftir… Ispatlayamayan müfteridir. Bunlar müfteri… Bunlar slogan adamı.[16]

***

Iddia:

Türk ve Hintlilerden başka bir Müslüman toplum, Osmanlı hilafetini kabul etmiyordu.

Cevap:

Hilafet’i kabul eden Müslümanlar sadece Türk ve Hintlilerden ibaret değildi. Bunun bir kemalist palavrası olduğuna dair sitemizde yazılar yayınlamıştık.[17] Şayet bu iddia doğru olsa bile, ki değil, ne farkeder? Hilafet’i az sayıda müslüman kabul ediyor diye Halifeliğin kaldırılması mı gerekir? Ne yani, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin Peygamberliğini 7 milyar insan içinden yalnızca 1,5 milyar insan kabul ediyor diye haşa Islamiyet’i rafa mı kaldırmamız gerekiyor?

***

Iddia:

Said Nursi ve Şeyh Said, Ingilizler tarafından doğudaki vatandaşları kullanmak için kurulan “Kürt Teali Cemiyeti”ne mensuptular.

Cevap:

Şeyh Said’in, Kürdistan Teali Cemiyeti (KTC) üyesi olduğuna dair bugüne kadar hiçbir belge ortaya konulamamıştır. KTC’nin tespit edilebilen üyelerinin listesi bilinmektedir ve bu listede Şeyh Said’in ismi yoktur.[18]

Bu sloganzedelerin iddiasına göre adı geçen Cemiyeti Ingilizler kurdurtmuş!.. Bu arkadaşlar ya sahtekardır, ya da kandırıldıklarının farkına varamayacak kadar kendilerini kaybetmişler. Işte insanlarımız maalesef böyle aldatılıyor.

Mahmut Çetin, Itilaf güçlerinin, Ermeni ve Arapları öne çıkaran ve bazı yerleri onlara verme düşüncesi ile yaptıkları faaliyetlere karşı olarak, Istanbul hükümetinin ustaca bir manevra ile Kürdistan Teali Cemiyeti’ni kurdurarak, Kürt ve Zazaları aktif hale geçirdiğini belirtmektedir.[19]

Yani bu cemiyeti Osmanlı Hükumeti kurdurtmuştur.

Şimdi bu arkadaşlar “hadi canım sen de” deyip Yeşilçam’ın kötü adamı Erol Taş vari sinir bozucu kahkahalar atarken, biz başka bir delil daha sunalım…

Kemalist Tarık Zafer Tunaya bile, bu cemiyetin Tevfik Paşa hükümeti tarafından kurdurulduğunu belirtmektedir. Tunaya’ya göre, Kürtlerin yaşadıkları bölgelerin Itilaf devletlerince Ermeniler ve Araplar arasında paylaştırılması için çalışmalar yapılması üzerine, ilerde anlaşma yapılması daha kolay olduğu düşünülen Kürtlerin bu hususta çalışmalara girmesi hükümetçe istenmiş ve bunun sonucunda Kürdistan Teali Cemiyeti kurulmuştur.[20]

Ayrıca bu cemiyetin bütün üyeleri arasında fikir birliği olduğunu sanmak, herhalde kemalistlere mahsus bir düşüncenin ürünü olsa gerek. Bilakis, cemiyet içinde hizipleşme vardı. Bazı üyeler bağımsız bir Kürdistan taraftarı iken, bazıları buna karşıydı. Cemiyetin kurucularından Şeyh Abdülkadir bile belirli bir Türk taraftarlığı göstermektedir.

Şeyh Abdülkadir, 1919 yılında, “…Türklerin şu düşkün zamanında onlara darbe indirmekliğimiz Kürtlük şiarına yakışmaz…” diyerek Türklere karşı mücadele edilmesine karşı çıkmıştır.[21]

Cemiyet’te etkin rol oynayan Şükrü Mehmet Sebkan’ın daha sonraki dönemde yazdıklarına bakılırsa, ayrı bir Kürt devletinin kurulması, Kürt halkının gerçek menfaatleri yönünden bir felakettir.[22]

Prof. Robert Olson ise Cemiyet içindeki bir kısım Kürtler’in Pan-Islamist olduğunu ve bunların Ingiliz karşıtı faaliyetlerde bulunan Türk gruplarıyla işbirliği içinde çalıştıklarını yazmaktadır.[23]

Madem Kürt Teali Cemiyeti’ne üye olmak “hainlik” idi, o halde neden M. Kemal Meclis’te Said Nursi’ye “hoşgeldin” karşılaması yaptı? Neden ona ihtiram etti?[24]

*

sadi nursi hosamedi said nursi m. kemal, said nursi atatürk, said kurdi atatürk said kurdi m. kemal, bediüzzaman atatürk, bediüzzaman m. kemal said nursi kürt teali cemiyeti

***

sadi nursi hosamedi said nursi m. kemal, said nursi atatürk, said kurdi atatürk said kurdi m. kemal, bediüzzaman atatürk, bediüzzaman m. kemal said nursi kürt teali cemiyeti 2

[24] no’lu dipnot ile alakalı… Said Nursi 9 Kasım 1922 Perşembe günü Meclis’te alkışlarla karşılanıyor…

***

*

Iddia:

Iskilipli Atıf hoca M. Kemal’i kafir ilan etti, Fetva ile öldürülmesini istedi, Ingiliz Muhipler Cemiyeti’ne mensuptu.

Cevap:

Bu arkadaşlar önlerine ne gelirse onu okuyorlar galiba. Veya kendileri uyduruyorlar. Iskilipli Atıf hocanın Ingiliz Muhipler Cemiyeti’ne üye olduğuna dair kayıt var mıdır? Kaldı ki, bu Cemiyete giren herkes “hain” mi oluyor?

Bakın, Millî Istihbarat Teşkilâtı’nın (MİT) atası olan “Teşkilât-ı Mahsusa”nın son Başkanı Hüsamettin Ertürk, “Iki Devrin Perde Arkası” adını taşıyan hatıralarında ne diyor:

“Istanbul’daki mahallât imamları, müderrisler, kürsü şeyhleri, Tarikat-i Bektaşiye babaları ve muhtelif turuk-i ilmiyeye mensup kimseler, zâhiren (görünüşte) Ingiliz Muhipler Cemiyeti’ne intisap etmiş (girmiş), fakat el altından bu cemiyeti baltalamağa var kuvvetleriyle mesailerini sarfetmişlerdi. Bu Ingiliz Muhibler Cemiyeti’nde pek çok kimseler vardı ki, bunlar, gizli teşkilâtımıza, millî cepheye hizmet etmekte ve başta Papas Fro olmak üzere bütün hâinleri aldatmakta idiler.”[25]

Iskilipli Atıf hocaya atılan bütün iftiraları şu yazımızda cevaplandırmıştık:

http://belgelerlegercektarih.com/2015/02/08/iskilipli-atif-hoca-neden-idam-edildi-tum-iftiralara-cevaplar/

***

Iftiralarla dolu paçavrayı yayınlayan arkadaşlar şayet samimi iseler, nasıl aldatıldıklarını bu yazı vesilesiyle görmüş oldular… Sultan Vahideddin, Iskilipli Atıf Hoca, Şeyh Said ve Said Nursi’ye attıkları iftiralardan dolayı tevbe etmelerini tavsiye ediyoruz. Aksi halde hesap gününde çok ama çok zor durumda kalacaklardır. Şayet samimi değiller ve yukarıdaki iftiraları kasten atmış iseler, merak etmesinler, Allah Teala’nın izniyle bütün yalan ve iftiralarını bir bir çürüteceğiz.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Celal Bayar’ın bankanın ilk Genel Müdürü olduğuna dair bakınız; Uygur Kocabaşoğlu, G. Sak, F. Erkal, S. Sönmez, Ö. Gökmen, N. Şeker, M. Uluğtekin, “Iş Bankası Tarihi”, Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları, Istanbul 2001, sayfa 11-15.

Tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/03/m-kemal-ataturkun-mal-varligi-serveti-genis-kapsamli/

[2] Metin Toker, Tek Partiden Çok Partiye, Milliyet Yayınları, Istanbul 1970, sayfa 112, 113.

[3] Feroz Ahmad, Bedia Turgay Ahmad, Türkiye’de Çok Partili Politikanın Açıklamalı Kronolojisi (1945-1971), Bilgi Yayınevi, Istanbul 1976, sayfa 16, 17.

[4] Fahir Giritlioğlu, Türk Siyasi Tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin Mevkii, Ayyıldız Matbaası, Ankara 1965, sayfa 131.

[5] Cemil Koçak, Türkiye’de Milli Şef Dönemi (1938-1945), cild 1, 6. Baskı, Iletişim Yayınları, Istanbul 2012, sayfa 136.

Ahmet Emin Yalman da Bayar’ın bu tutumunu methediyor. Bakınız; Ahmet Emin Yalman, Gördüklerim ve Geçirdiklerim (1945-1971), cild 4, Rey Yayınları, Istanbul, sayfa 39, 40.

[6] Fahir Giritlioğlu, Türk Siyasi Tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin Mevkii, Ayyıldız Matbaası, Ankara 1965, sayfa 144.

[7] Inönü’nün Hatıra Defteri’nden sayfalar. (Metin 11), Hürriyet gazetesi, 23 Ocak 1974.

Ayrıca bakınız;

Cemil Koçak, Türkiye’de Milli Şef Dönemi (1938-1945), cild 1, 6. Baskı, Iletişim Yayınları, Istanbul 2012, sayfa 227.

[8] Mahir Iz, Yılların Izi, Irfan Yayınevi, Istanbul 1975, sayfa 334.

[9] Ilber Ortaylı, Cumhuriyet’in Ilk Yüzyılı (1923-2023), 9. Baskı, Timaş Yayınları, Istanbul 2014, sayfa 160.

[10] Örtünmenin M. Kemal döneminde yasaklandığına dair bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2013/07/01/ataturk-ortunmeye-karsi-degil-miydi/

[11] Yavuz Güler, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Kuruluşuna Kadar Kıbrıs Meselesi” Gazi Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi, cild 5, sayı 1, (2004), sayfa 102-104.

[12] Kemalist rejim Kıbrıs’ı Ingiltere’ye bıraktı. Bakınız; Lozan Antlaşması’nın 20’inci maddesi.

[13] Kemalist rejim Adaları Italya’ya bıraktı. Bakınız; Lozan Antlaşması’nın 15’inci maddesi.

Lozan Antlaşmasının Tenkidi için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2013/01/05/lozan-anlasmasinin-tenkidi/

[14] Ismail Hami Danişmend, Izahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, cild 4, Türkiye Yayınevi, Istanbul, 1972, sayfa 116.

[15] Ismail Hami Danişmend, Izahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, cild 4, Türkiye Yayınevi, Istanbul, 1972, sayfa 318.

[16] Sultan Vahideddin Sevr’i imzalamadı:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/17/padisah-vahdettin-sevri-imzaladi-yalani/

[17] Hilafet ile alakalı Kemalist palavralara verdiğimiz cevap için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2015/08/23/hint-muslumanlari-ve-hilafet/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/08/04/hilafetin-kuvveti-yok-muydu-halifeligin-kuvveti-nufuzu-yoktu-cihad-i-ekber-tesirsizdi-diyenlere-cevap/

[18] Ismail Göldaş, Kürdistan Teali Cemiyeti, Doz Yayınları, Istanbul 1991, sayfa 39-45.

[19] Mahmut Çetin, Isyancı Bedirhan Bey’in Yaramaz Çocukları ve Bir Kardeşlik Poetikası Kart-Kurt Sesleri, Biyografi.net, Istanbul 2005, sayfa 40.

[20] Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler, cild 2, Hürriyet Vakfı Yayınları, Istanbul 1986, sayfa 188, 189.

[21] Ismail Göldaş, Kürdistan Teali Cemiyeti, Doz Yayınları, Istanbul 1991, sayfa 190.

Ayrıca bakınız;

Naci Kutlay, Ittihat ve Terakki ve Kürtler, Beybun Yayınları, Ankara 1992, sayfa 330.

[22] Şükrü Mehmet Sekban, Kürt Sorunu, Kamer Yayınları, Istanbul 1998, sayfa 28, 29.

Tafsilat için bakınız;

Yaşar Ertürk, Doğu Güneydoğu ve Musul Üçgeni (1918-1923) Büyük Oyunun Eski Perdesi, IQ Kültür Sanat Yayıncılık, Istanbul 2007, sayfa 162.

[23] Robert Olson, Kürt Milliyetçiliğinin Kaynakları ve Şeyh Said Isyanı 1880-1925, (Tercüme: Bülent Peker-Nevzat Kıraç), Öz-Ge Yayınları, Ankara 1992, sayfa 47.

[24] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 1, cild 24, Içtima 135, 9 Kasım 1922, sayfa 439.

[25] Hüsamettin Ertürk’ün Hatıraları, Iki Devrin Perde Arkası, (Kaleme alan: Samih Nafiz Tansu), Sebil Yayınevi, Istanbul 1996, sayfa 470, 471.

Tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2013/06/18/ingiliz-muhipler-cemiyetine-uye-olan-hocalar-hain-miydi/

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Reklamlar

Atatürk’ü Koruma Kanunu hakkında ne dediler?

Atatürk’ü Koruma Kanunu hakkında ne dediler?

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Ataturku koruma kanunu kaldirilsin, atatürkü koruma kanununu kim cikardi

***

 

Kadir Mısıroğlu:

“Atatürk’ü koruma kanunu kaldırıldığında millet aslına dönecek, aslına dönmenin karşısında en büyük engel bu kanundur. Dünyada kanunla korunan başka kim var? Kendi milletine karşı korunan adam kahraman olur mu? Adamınıza güveniyorsanız kaldırın bu kanunu, konuşalım!”

5816 sayılı Atatürk’ü Koruma Kanunu’nun Mecliste kabulü sırasında yapılan konuşmalardan aktarıyoruz:

Adana Milletvekili Sinan Tekelioğlu:

“Bu kanun, hürriyet-i kelamı tamamıyla selbetmektedir (fikir açıklama hürriyetini tamamen ortadan kaldırmaktadır). Mesela yarın, üniversitede inkılap tarihi okutan bir hoca Atatürk’ün nutkunun haricinde bir şeyler söylerse mes’ul tutulacak mıdır?”

Diyarbekir Milletvekili Yusuf Azizoğlu:

“Iyiye iyi, kötüye kötü diyebilme, insanın en mukaddes hürriyetlerindendir. Hürriyeti yok eden bu kanun ise, Orta Çağ zihniyetinin, totaliter rejimin kanunudur. M. Kemal’in bu milletin inanışları, adetleri ve an’aneleriye bağdaşmayan bazı hatt-ı harekette bulunduğunu söylemek, realite icabıdır. Hele hele, demokratik bir zihniyetle onun devrini ideal kabul etmek imkansızdır. Atatürk’ün bütün düstur ve görüşleri hatadan salim ve her türlü tenkit ve ıslah ihtiyacından münezzeh değildir. Mantık ve iz’an gösteriyor ki, böyle bir kanun her şeyden evvel hukuk mefhumunu, hukuk prensiplerini, fikir ve vicdan hürriyetini zedeler mahiyettedir.”

Ankara Milletvekili Selahaddin Adil:

“Fevkalbeşer ve layuhti (insanüstü ve hatasız) bir kimsenin olacağına inanmıyoruz. Binaenaleyh, M. Kemal Paşanın idari, içtimai, siyasi hataları bulunduğunu söylemek ve yazmak, demokratik rejimi benimsemiş olanlar arasında tabii bir hak olmak lazım gelir. Bu kanun, Atatürk’ün ef’al ve icraatı ve şahsı hakkında yazılan bazı şeyleri savcının hakk-ı takdirine bırakmak suretiyle tecavüzkar, hakaretamiz ve tezyifkar bularak cezalandırmayi kastediyor. Vatandaşı sarih ve doğru mütalaadan mahrum bırakmak suretiyle hakk-ı kelamının milletten kısmen de olsa nez’ini (alınmasını) istiyor. Teessürle söylüyorum ki, 27 senelik devirde riyakar birçok yazarlar, hatipler, şairler milletin gösterdiği feragat ve kahramanlığa hemen hiç kıymet vermeyerek tek şahıs için uluhiyete kadar yükselen kasideleriyle gençliğe birçok yanlış kanaatler, hakikate uymayan fikirler aksettirmişlerdir. Bu kanunla tek parti rejiminin ve bu zihniyetin antidemokratikliğinin ortaya çıkmasına mani olunacaktır. Birçok hakaik-i tarihiye (tarihi hakikatler) ketmedilmiş (gizlenmiş) veya tahrif edilmiştir. Bu kanun ensal-i atiyeyi (gelecek nesilleri), pek çok dersler verecek, inkılaplara ve tecdid (yenilik) devrine dair bitaraf (tarafsız) yazılardan mahrum bırakacaktır. Halbuki Atatürk’ün hizmetleriyle beraber hem hatalarının, hem de noksanlarının millete açıkça anlatılması bir hizmet-i vataniyedir.”

Isparta Milletvekili Said Bilgiç:

“M. Kemal bir melek değildir. Onun da beşeri zaafları vardır. Halbuki böyle bir nokta üzerinde duracak bir tarihçi, bu kanuna istinaden cezalandırılabilecektir. “Kemalist rejim” deniyor. Türkiye devletinin idare şekli cumhuriyettir. Kemalist devlet tabirinden ne anlaşıldığı merak-ı mucibdir. Türkiye’nin idare şekli olan cumhuriyetin, tek parti, tek şef ve ısmarlama meclis devrinin cumhuriyetiyle bir alakası yoktur. Rejimlerin şahıslara izafesi ancak faşistlere yaraşır.”

Izmir Milletvekili Halide Edip Adıvar:

“Bu kanun, tarihten önce Asurilerin, Babillilerin insanları putlaştırdığı gibi, Atatürk’ü putlaştırmak istiyor. Atatürk’ü put haline koyan bu kanun, inkılapları adeta mütehase (fosil) haline getirecek ve tenkit hürriyetine mani olacaktır.”

Nokta dergisi soruyor:

Halide Edip, Kurtuluş Savaşı’nda M. Kemal’i desteklemişken savaş sonrasında şiddetle karşı çıkıyor. Neden?

Cevap:

“Uzaktan Mustafa Kemal’e yakındı, yaklaşınca uzaklaştı. Çünkü, Mustafa Kemal başlangıçta yapay bir kahramandı. Mütareke zamanında böyle bir kahramana ihtiyaç vardı. Bazı eller Mustafa Kemal’i ön plana itti. O zamana kadar Mustafa Kemal fazla bilinmeyen bir kişi olduğu için herkes M. Kemal’de görmek istediğini gördü.[1]

***

“Atatürk’ü Koruma” Kanunu’ndan ziyade; “Atatürk’ten Korunma” Kanunu’na ihtiyacımız var.

 

**********

 

KAYNAK:

 

[1] Nokta Dergisi, 22 Ocak 1989, sayfa 62, 63.

Ayrıca bakınız;

Ahmet Kabaklı, Temellerin Duruşması, Türk Edebiyat Vakfı Yayınları, Istanbul 2008, 5. baskı, cild 2, sayfa 73 ve devamı.

 

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.com

*

*