CHP’liler Neden Kapattıkları Türbeleri Ziyaret Ediyorlar?

CHP’liler Neden Kapattıkları Türbeleri Ziyaret Ediyorlar?

*

Murad Hüdavendigar türbesi Kosova, M. Kemal atatürk türbeleri kapatti,

Kosova’da bulunan Sultan I. Murat Türbesi… Sultan Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırılan türbe ve bu yer “Meşhed-i Hüdavendigar” olarak adlandırılır…

***

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem Ince’nin, CHP’li M. Kemal tarafından kapatılan Hacı Bayram-ı Veli türbesini ziyaret etmesi, meşhur yazar Münevver Ayaşlı’nın hatıratında Murad-ı Hüdavendigar türbesiyle alakalı anlattıklarını getirdi aklıma.

Malum olduğu üzere Sultan I. Murad 1389 yılında Kosova Savaşını kazandıktan sonra harp meydanında dolaşırken şehit edilmiş ve iç organları oradaki mezara, naaşı ise Bursa’da Külliyesinin kuzey batı kısmında yer alan türbesine defnedilmiştir.

Türkiye’deki türbesi diğer bütün türbelerle birlikte 1925’de kapatılıp harabiyete terk edilmişken[1], Kosova’daki türbe açık ve tertemizdi. Bursa’daki türbeyi ziyaret eden Münevver Ayaşlı, hatıratında şunları yazmış:

“Bir ay müddetle bir atlı araba kiraladık. Her gün geliyor, bizi alıyor, gezdiriyordu. Arabacıya ‘Sen bizi gezdir,’ diyor, hiç karışmıyorduk. Daracık sokaklara giriyor, çıkıyor ulu ulu camileri ziyaret ediyorduk. Çekirge’de, Murad-ı Hüdavendigar Camii’ni ve karşısındaki türbesini ziyaret ettik. Türbe sıkı sıkı kapalı idi. Camların kirinden içerisi görülmüyordu. Perdeler yırtık, türbe toz toprak içinde idi. Biz türbenin içini görmeye çalışırken, küçük adımlarla, ürkek ürkek bir yaşlı adam yanımıza yaklaştı. Selam verdi, selamını aldık. Kendisine biraz olsun emniyet gelmişti ki bizimle konuşmaya başladı.

Kendisi, türbenin eski türbedarı imiş. O zamanlar türbe tertemiz imiş. Diğer türbedar arkadaşlar ile her gün türbeyi temizlerler imiş. Temizlerler ve Topkapı Sarayı’nda Emanet-i Mukaddes Dairesi’nde olduğu gibi, türbeyi hiç Kur’an’sız bırakmazlarmış. Gece gündüz hiç ara vermeden, münavebe ile Kur’an okurlarmış, ta ki 1925 senesinde türbeler kapanıncaya kadar.

1925 senesinde türbelere kilit vurulmuş ve harabiyete terk edilmiş. Türbedarlar yalvarmışlar, ‘Biz para pul istemeyiz, bırakınız, yine türbeye biz bakalım, temizleyelim,’ demişler. ‘Yok olmaz!’ demişler ve bunları kovmuşlar.

O zamandan bu zamana kadar türbe hep kilitli, bizi zinhar içeriye sokmuyorlar. Biz, kimse görmeden, pencerelerden Kur’an okuyoruz.

Yugoslavya başbakanı geldiği zaman, Bursa’ya gelmek ve türbeyi görmek istemiş. Türbeyi gizlemek istemişler. (Bizim yetkililer, harabeye dönen türbeyi göstermekten utanmış olacaklar: K. Çandarlıoğlu) Bursa’da otellerde rakı ziyafeti çekmek istemişler; fakat Başbakan Stoyadinovic, ille türbeyi görmek istemiş. Naçar türbeye götürmüşler. Stoyadinovic, Bursa valisine, ‘Ayıp, ayıp. Türbe bu halde bırakılır mı?’ demiş. ‘Gelin bizdeki Kosova’daki türbeyi görün, türbe açık ve tertemizdir,’ demiş.”[2]

Yani Yugoslavya Başbakanı Stoyadinovic, bizimkilere insanlık dersi vermiş. Halbuki Osmanlı devrinde bütün dünyaya bu dersi biz veriyorduk…

*

tekke zaviyelerle ve türbelerin kapatilmasina dair kanun, atatürk tekke ve türbeler, m. kemal tekke ve türbeler

30.11.1925 tarih ve 677 numaralı Tekke, Zaviye ve Türbelerin kapatılmasına dair kanun, Resmi Gazete’de böyle yayınlandı… 

***

Peki CHP’liler şimdi neden -hiç utanmadan- türbeleri ziyaret ediyorlar? Bu sualin cevabını da hemen biz verelim: CHP’nin adayı Muharrem Ince’nin seçim startını Anıtkabir’den değil de, M. Kemal’in kapattığı türbeden vermesi; Curhurbaşkanları’nın artık “halk” tarafından seçilecek olmasından kaynaklanıyor. Artık halkın ayağına gitmek mecburiyetindeler…

Ince’nin bu hareketi, tıpkı M.Kemal’in Milli Mücadele’nin başında halkı peşine takabilmek için bu türbeyi ziyaret edip camide namaz kılması gibidir.[3] Ama M. Kemal’in sonradan türbeleri kapattırıp camileri yıktırdığını da gördük.[4] Yani kısacası, Muharrem Ince istediği kadar türbe ziyaret etsin, camide namaz kılsın, farketmez. Biz bu oyuna bir daha gelmeyiz…

Eğer Muharrem Ince, hiçbir kanuni mecburiyeti olmadığı halde takıyye yapmışsa, millete hakaret etmiş demektir. Yok eğer hakikaten böyle inandığı için ziyaret etmişse, bu sefer de M. Kemal’e hakaret etmiştir.

Fakat neticede M. Kemal de, Mekke müşriklerinin acıkınca yedikleri “helvadan putları” ile aynı kaderi paylaşmış oldu. Allah’ın izniyle bu iş bitmiştir.

.

**********

.

KAYNAKLAR:
.

[1] 30.11.1925 tarih ve 677 numaralı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin kapatılmasına dair kanun. Resmi Gazete, 13.12.1925, sayı 243. Düstur: Tertip 3, cild 7, sayfa 113.

[2] Münevver Ayaşlı, Geniş Ufuklara ve Yabancı Iklimlere Doğru, Timaş Yayınları, 2. Baskı, Istanbul 2016, sayfa 175, 176.

[3] M. Kemal Atatürk’ün Milli Mücadele’nin başında din adamlarını ve halkı nasıl aldattığına dair tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/11/m-kemal-ataturk-tarafindan-aldatilan-din-adamlarinin-kurtulus-savasindaki-rolu/

http://belgelerlegercektarih.com/2018/03/06/m-kemal-ataturk-dini-ve-hocalari-kullanarak-halki-aldatti/

M. Kemal Atatürk’ün ne zaman Islami söylemlere başvurduğu hakkında bir Analiz;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/13/m-kemal-ataturkun-ne-zaman-islami-soylemlere-basvurdugu-hakkinda-bir-analiz/

[4] M. Kemal Atatürk döneminde satılan ve ahır yapılan Camiler:

http://belgelerlegercektarih.com/2016/02/04/ataturk-doneminde-satilan-ve-ahir-yapilan-camiler-sinan-meydana-cevap/

http://belgelerlegercektarih.com/2018/02/26/ahmet-hakana-cevap-8-ataturk-doneminde-camiler-yikilmadi-mi-fuhus-yapilmadi-mi/

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Reklamlar

Hırsızları ifşa ediyoruz – 2: Özden Aydın

Hırsızları ifşa ediyoruz – 2: Özden Aydın

Neşrettiğimiz yazıları bizden izin almadan kullanan ve kaynak göstermeyen “hırsızları” bundan böyle sitemizde ifşa edeceğiz. Alakalı kişiler ve/veya kurumlar hakkında suç duyurusunda bulunma hakkımızı ise saklı tutuyoruz.

Özden Aydın denen bir küfürbazın sözde “yazdığı” bütün paçavraların neredeyse tamamı sitemizden çaldığı yazılardan oluşuyor. Bizden çaldığı yazılara “küfür” ve “hakaretler” serpiştirerek güya kitap yazıyor ve bunları “parayla” satıyor.

Biz araştırma yaparak çektiğimiz bunca sıkıntı ve meşakkate rağmen kitabımızı “ücretsiz” olarak dağıtmaya çalıştığımız halde, bu şahıs hiçbir zahmete katlanmadan bizden çalıyor, bir de fütursuzca parayla satıyor. Böyle utanmazlık olur mu?

Hem düşmanımız da olsa bir insana “it”, “köpek”, “fahişe” denir mi? Yazdıkları baştan sona küfür ve hakaret, öyle ki okurken kalbiniz sıkışır. Zaten bu yüzden üç satırdan fazlasını zor okursunuz. Anlaşılan bu şahsın vicdanı öyle kararmış ki, içinde hiçbir sıkıntı duymaksızın bütün bu küfür ve hakaretleri yazabilmiş. Böyle birinin yazılarımızı çalmasından daha tabii ne olabilir ki?..

Bu hırsız, bizden çaldığı yazılarla oluşturduğu paçavraları Kadir Mısıroğlu’na da göndermiş, ancak üstad küfür ve hakaret dolu bu paçavralardan rahatsız olmuştur.

Işte bazı paçavralarının fiyatı:

Özden Aydin kitap atatiran atatürk kamal, m. kemal özden aydin, bücher özden aydin books, siyonizm sabetay özden aydin

*

 

CHP’nin kurduğu İlahiyat Fakültesi’nin gayesi ve günümüze yansıması; Sünnet inkarcılığı

CHP’nin kurduğu İlahiyat Fakültesi’nin gayesi ve günümüze yansıması; Sünnet inkarcılığı

*

hasan tahsin banguoglu ilahiyat fakültesinin kurulus gayesi atatürk din, inönü din, mehmet okuyana reddiye, caner taslamana reddiye, mustafa islamogluna reddiye, sözde hocalar,

***

CHP, Batının zorlamasıyla Çok Partili hayata geçip[1] halktan oy almak mecburiyetinde kalınca, baskıcı ve yasakçı din anlayışından göstermelik de olsa birtakım tavizler vermeye başladı. Mesela hacca gitme yasağını kaldırdı[2], yeniden okullara din dersleri koymayı ve İlahiyat Fakültesi açmayı kararlaştırdı.[3] Ancak bunları sinsice yaptığını, dönemin CHP’li Milli Eğitim Bakanı Tahsin Banguoğlu’nun, “İlahiyat Fakültesi”nin kuruluş gayesine dair Meclis’te yaptığı bir konuşmasında görebiliyoruz. Işte Banguoğlu’nun bu konuşmasının dikkat çeken kısımları [parantez içindekiler ve vurgular bize aid] :

“Biz memleketimizde eski medrese tarzındaki tedrisatı yeniden canlandırmak ve onun yetiştirdiği tarzdaki adamları (alimleri) yeniden yetiştirmek dü­şüncesinde değiliz.”

“Bu ilmi camia içerisinde teşekkül edecek bu müessesenin yetiştireceği yüksek din adamları sivil ve asker bütün mü­nevverlerimizle aynı zihniyette, aynı emelde insanlar olacaklardır. Buna kuruluşunda dikkat ettiğimiz gibi, müessesenin işleyişinde, devamında da daima dikkat edeceğiz. Millî Eğitim Bakanlarınız bu işin başında bu cihetten daima nigehban (bekçi) olacaklardır. Bu itibarla İlahiyat fakültesi müspet bir ilmî camia içerisinde kurulacak ve bâzı irticai (gerçek dinî) hareketlere cesaret vermek şöyle dursun, onları menetmek, onları selbetmek ve onları yok etmek fonksiyonunu icra edecektir.”

“..İlâhiyat Fakültesi de bir meşale olacaktır ve hurafeciler bu meşaleden yarasalar gibi kaçacaklardır.”[4]

*

hasan tahsin banguoglu ilahiyat fakültesinin kurulus gayesi atatürk din, inönü din, mehmet okuyana reddiye, caner taslamana reddiye, mustafa islamogluna reddiye, sözde hocalar, sün

[4] no’lu dipnota ile alakalı… Meclis’te yapılan konuşmanın tutanağı…

***

 

Meclis’te Banguoğlu ile sık sık karşı karşıya gelen dönemin Van milletvekili Ibrahim Arvas ise İlahiyat fakültesinin kuruluş gayesini Büyük Doğu dergisinde şöyle ifşa etmiştir:

“Maksatları umumi cereyan karşısında daha fazla mukavemet edememek yüzünden Islamiyetle doğrudan doğruya alakasız bir ‘din felsefesi’ ocağı kurmak ve böylece Islamiyeti büsbütün körleştirmek şeklinde tahakkuk etti.”[5]

Günümüzde ekran ekran dolaşan sünnet inkarcısı sözde hocaların nerden ilham aldıkları ve kimin değirmenine su taşıdıkları sanırım şimdi daha iyi anlaşılmıştır.

.

**********

.

KAYNAKLAR:
.

[1] Çok Partili hayata batının zorlamasıyla geçildiğine dair kaynaklar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/08/06/cok-partili-sisteme-m-kemal-ataturk-ile-gecildi-yalani-tek-parti-rejimi-chp/

[2] M. Kemal döneminde Hacca gitmek yasaktı… Bununla alakalı kaynaklar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/15/kemalist-rejimin-hakim-oldugu-turkiyede-hacca-gitmek-yasakti/

[3] M. Kemal İlahiyat Fakültesi’ni kapatmakla kalmadı, din derslerini de kaldırdı. Kaynaklar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/14/m-kemal-ataturk-din-derslerini-ve-imam-hatipleri-kaldirmadi-yalani/

[4] TBMM Zabıt Ceridesi, Dönem 8, Cild 20, Içtima 101, 4 Haziran 1949, sayfa 283.

[5] Büyük Doğu Dergisi, sayı 20, 17 Temmuz 1959, sayfa 8.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Islam’da Modernleşme?

Islam’da Modernleşme?

Modernizm, ateizme köprü müdür?… Batı’da bilimin kurucuları ateistler miydi yoksa dindarlar mı?… gibi suallerin cevaplarını aşağıdaki linke tıklayıp okuyabilirsiniz:

http://belgelerlegercektarih.net/modernizm-ateizmin-koprusu-mudur/

 

Mehmed Akif Şeriatçı mıydı yoksa Laik mi? Ümmetçi miydi yoksa Milliyetçi mi?

Mehmed Akif Ersoy Şeriatçı mıydı yoksa Laik mi? Ümmetçi miydi yoksa Milliyetçi mi?

*

Mehmet Akif Atatürk, Mehmed Akif M. Kemal, Mehmed Akif seriatci mi, Mehmed Akif laiklik, Mehmed Akif Ümmetci, Mehmet Akif Hilafet fesli Akif

***

Mehmed Akif Ersoy Hilafetçi, Şeriatçı ve Ümmetçi idi. Türkçülük ve Turancılık fikirlerine karşıydı.[1]

Çetin Özek, “100 Soruda Türkiye’de *Gerici* Akımlar” isimli kitabında Akif ve arkadaşlarına da yer verir ve haklarında şunları yazar:

“Islamcı Türkçülük akımı, Mehmet Akif, Ahmet Naim tarafından eleştirilmiştir. Din, ‘ırk, renk, lisan, muhit, iklim itibariyle büsbütün yabancı unsurları aynı milliyet içinde cem’eden yegane rabıta’dır. Osmanlı Imparatorluğu yüceliğini dinin sağladığı birleştirici unsura dayanarak bulmuştur. Çeşitli milletler Imparatorluk içinde ve Osmanlılık adı altında kardeşçe yaşamışlardır. ‘Kavmiyet’ davasının güdülmesi, bu kardeşliği ve birliği çökertirken, Türkler de aynı yola girmekle ‘Ittihadı Islâmın’ ortadan kalkmasına yol açmaktadırlar…. Bakışlar ‘Kabe’den ‘Turan’a çevrilmemelidir.”[2]

M. Kemal’in kalemşörü Falih Rıfkı da Mehmed Akif’e “gerici” der:

“Mütareke yıllarında gericilik Istanbul’da da Anadolu’da da alıp yürümüştü. Ankara’daki Maarif Vekili resim dersini çizgi dersine çevirmiş, alabildiğine yeni medreseler açmıştı. Şair Akif, sarıklı hocalardan çoğu, Trabzon milletvekili Ali Şükrü bu gruptan idiler. 26 yaşında Meclise gelen Ali Şükrü bir sağlık kanununun tartışılması sırasında: ‘- Kadınlarımızdan ne ister bunlar? Yüzlerini açtırmayacağız!’ diye haykırmıştı. Şair Akif Mecliste bir tek defa ağzını açmıştı: Neden sivil gazete ‘Hâkimiyet-i Milliyye’ye ödenek verilmiş de şeriatçı ‘Sebil-ür-Reşad’ dergisine verilmemiş. Bu yardımı esirgeyenlere, ‘- Dalkavuklar!’ diye bağırmıştı.”[3]

Said Halim Paşa’nın vefatından sonra Fransızca neşredilen “Islam devletinin siyasi yapısı” adlı mühim eseri, Mehmed Akif tarafından tercüme edilmiştir. Mehmed Akif, eserin takdiminde Said Halim Paşa için; “Islam ümmetinin en büyük mütefekkiri (düşünürü)” ifadesini kullanır.

Akif’in beğenerek ve tasvip ederek tercüme ettiği bu eserde şöyle yazmaktadır:

“Islam’ın sosyal yapısı bütünü ile, Şeriat’ın tam hakimiyeti esası üzerine kurulmuştur.(..) Şeriat, ahlaki ve sosyal, birtakım tabii gerçeklerin bütünüdür. Insanlığın mutluluğu, Peygamber tarafından, Yaradıcımız adına bizlere tebliğ edilen bu gerçeklere bağlıdır. O halde Şeriat’ın hakimiyeti demek, tabii ve insan yaradılışına uygun olan, fakat insanların arzu ve iradelerine bağlı olmayan ve değişmeyen, ahlaki ve sosyal kanunların hakimiyeti, demektir.”[4]

1923’de Ikinci Meclis kurulunca, Mehmed Akif’in başyazarlığını yaptığı Sebilürreşad dergisinde, yeni Meclis’in hangi hareket tarzını takip etmesi gerektiği, şu sözlerle ifade edilmekteydi:

“Acaba bu Meclis nasıl bir hareket tarzı takip edecektir? Milletin ruhuna, hissiyatına, akaidine(inancına), temayüllerine uygun bir yol tutacak mıdır? Yoksa Tanzimat ve Meşrutiyet devirlerinde olduğu gibi milletin içtimai (sosyal) bünye ve ruhi ahvaline aykırı birtakım çorak yollara mı süluk edecektir? Tabiatıyla bunu zaman gösterecektir. Maamafih bizim görüş ve tahminimiz şu merkezdedir ki, siyasi vahdet ve istiklalimizi temin ve memleketi muhakkak olan izmihlalden kurtarması itibariyle milli tarihimizde en parlak bir mevki ihraz eden Büyük Millet Meclisi, devletimizin esas tabiatına ve Islami mizacına muhalif olarak hariçten getirilen yabancı te’sis ve nazariyetlerden (laiklik) de milleti kurtararak hakiki bir ‘Islam Devleti’ tesis ile Islam Tarihi’nde büyük bir sayfa açacaktır. Zannediyoruz ki bütün milletin arzu ve temennisi bu merkezdedir.”[5]

Işte Mehmed Akif’in düşüncesi böyleydi.

“Türkiye laiktir laik kalacak” sloganı atanlar, acaba Mehmed Akif’e de “gerici yobaz” diyecekler mi? “Laiklik, adam olmaktır, sen adam değilsin” diyerek ona da hakaret edecekler mi? Zaten yukarıdaki nakillerden de görüldüğü üzere, o dönem “mürteci” ve “gerici” gibi ithamlara maruz kaldığı açık.

Mehmed Akif, Eşref Edip ve Said Paşa Islamcıydılar. Islamcılık cereyanı, son yüz yıl içinde Osmanlı Toplumuna yön vererek onu kurtarmak amacında olan iki ana cereyandan biridir. Diğeri Batıcı-laik cereyandır. Idris Küçükömer’e göre Islamcılar, Batıcı laiklerden daha tutarlıdırlar:

“…Sait Halim Paşa, Mehmet Akif gibi Islamcılar kendilerine ilerici denen Batılaşma yolunu seçenlere (Tanzimatçılara, Yeni Osmanlılara ve Jön Türklere, C.H.P.’ye vs. ye) göre daha tutarlı görünüyorlar.”[6]

Yani M. Kemal ile Mehmed Akif karşı cephelerde yer alıyorlardı.

Nitekim Akif, M. Kemal’in Başkumandanlık kanununu üçüncü defa uzatmak istemesine Meclis’te karşı çıkmıştı.[7]

Dolayısıyla Mehmed Akif gibi Islamcı-ümmetçi bir şairin yazdığı Istiklal Marşı’nı, milliyetçiliğin takviyesi için kullanmak, ona yapılmış büyük bir haksızlık olduğu gibi, hakarettir de. Mehmed Akif dini mevzularda çok hassastı. Hakikaten Dar-ül Hikmet-il Islamiye Cemiyeti baş katipliğinde iken[8] Antalya’da Dar-ül-Muallimin’de Islam’ın esaslarına dil uzatan 3 öğretmene “mikrob” demiş ve devlet hizmetinden acilen atılmalarını ve Divan-ı Harbe sevkedilmelerini talep etmişti:

*

Mehmet Akif Atatürk, Mehmed Akif M. Kemal, Mehmed Akif seriatci mi, Mehmed Akif laiklik, Mehmed Akif Ümmetci, Mehmet Akif Hilafet

[9] no’lu dipnot ile alakalı… Mehmed Akif’in Fetvahane’ye gönderdiği yazı… 

***

“Fetvahane’nin Yüce Huzuruna,

Antalya Darü’l-Muallimin müdür muavini Avni, fenn-i terbiye muallimi Nahid ve ulum-i Tabiiye muallimi Hayri Beyler tarafından Yüce Islam Dini’nin yüce esaslarına ve akaidine karşı pek şeni bir surette ve açıktan açığa vuku bulan tecavüz ve tahkirlerini açıklayan Antalya Müftülüğünden gönderilen dört parça vesikanın tasdikli suretlerinden istinsah edilen ikişer adedi merbut olarak Şeyhülislamlığa takdim olunmuştur. Müslümanların çocuklarına muallim ve mürebbi yetiştirmek maksadıyla vücuda getirilen bu kabil Islami müesseselerin masum ve saf harimine her nasılsa girmeye fırsat bulan ve çirkin mahiyetlerini izhar suretiyle adeta bulaşıcı bir hastalığın muzır mikrobları mesabesinde bulunduklarını isbat eden bu gibi şahısların bundan sonra değil yalnız talimi (eğitim) vazifelerde, aksine devlet hizmetlerinin hiçbirisinde istihdam olunmamak şartıyla acilen ve katiyyen azledilmeleri için Maarif Nezaretine ve Din-i Celil-i Islamın Kanun-i Esasi ile teyid edilmiş bulunan mukaddes hukukuna karşı alenen ağıza almaktan çekinmedikleri galiz ve şeni lafızların hesabını vermek üzere bir an evvel Divan-ı Harbe tevdi olunmaları zımnında Harbiye Nezaretine birer kıta tezkere yazılması ve takdim olunan vesaik suretlerini ilave olarak gönderilmesi büyük bir ehemmiyetle arz ve istirham olunur. Ol babta emir ve ferman emir sahibi (Padişah) Hazretlerinindir. 24 Şubat 1336 (1920) (imza ve mühür.)”[9]

Mehmed Akif, Hilafet müessesesinin devamına taraftar olduğu gibi, medreselerin devamına da son derece taraftardı. Bunu gerek kendi yazdıklarından ve gerek başyazarı olduğu Sebilürreşad dergisinin yayınları dolayısıyla çok iyi biliyoruz.

Akif’in Safahat’ta yer alan şiirlerinde Hilafet ve Halife kelimelerinin defalarca geçtiği halde bütün bu kelimeler, Safahat ciltlerinin 1928’de yapılan eski harfli son baskılarında, başka kelimelerle değiştirilmişlerdir, yani sansürlenmişlerdir.

Buna dair şiirlerinden birkaç misal verelim…

mehmet akif safahat sansür

Safahat’ın 2009 yılı baskısının 269’uncu sayfasının dipnotunda şöyle yazıyor; “Şiirin ilk dört neşrinde, son iki mısrada bulunan ‘Hilafet’iniz’ ve ‘Hilafet’ kelimeleri, 1924 baskısında ‘Bu kudretiniz’ ve ‘Bu kudret’ şeklinde çıkmıştır. Şiirin ilk dört neşrinde bulunan ‘Hilafet’in’ kelimesi, 1924 baskısında ‘Hükümetin’ şeklinde çıkmıştır.” Yani “Hilafet” kelimesi M. Kemal döneminde sansürlenmiş…

“Zavallı âlem-i İslâm eğer salîbe henüz
Sarılmıyorsa, kolundan çeken: Hilâfet’iniz.
Hilâfet olmasa: Dünyâ tanassur eyleyecek…
O halde, şimdi bizim hakkımız değil ölmek.
Yetişmiyor mu ki dünyâ evinde çektiğimiz,
Yarın da yüklenelim âlemin günâhını biz?
Hem intihâra özenmek ne sermedî hüsran!
Bucak bucak savuşun, müslümansanız, bundan.
Hayâta karşı nedir, söyleyin, bu yılgınlık?
Reîs-i âilenin intihârı: Çılgınlık!
Hilâfet’in, o henüz pâyidâr olan arşın
Sükûtu müdhiş olur… Düşmesin aman, yapışın!”[10]

***

*

mehmet Akif safahat sansür 1

Safahat’ın 2009 yılı baskısının 3 no’lu dipnotunda (sayfa 206) şöyle yazıyor; “Şiirin ilk üç neşrinde bu şekilde çıkan mısra, 1928 baskısında şu şekilde çıkmıştır: Ne hükümet kalıyor ortada billahi, ne din!” Yani “Hilafet” kelimesi M. Kemal döneminde sansürlenmiş, yerine ise “Hükümet” kelimesi eklenmiş…

“Türk Arapsız yaşamaz, kim ki ’ yaşar’ der delidir,
Arab’ ın, Türk ise hem sağ gözü, hem sağ elidir.
Veriniz baş başa; zîrâ sonu hüsrân-ı mübin:
Ne hilafet kalıyor ortada billâhi, ne din!”[11]

***

*

mehmet akif safahat sansür 2

mehmet akif safahat sansür 3

Safahat’ın 2009 yılı baskısının 327’inci sayfasının dipnotunda şöyle yazıyor; “Şiirin ilk üç neşrinde bulunan ‘Halife yurdunu’ ifadesi, 1928 baskısında ‘Zavallı yurdumu’ şeklinde çıkmıştır.” Yani “Halife” kelimesi M. Kemal döneminde sansürlenmiş, yerine ise “Zavallı” kelimesi eklenmiş… 328’inci sayfanın dipnotunda ise şöyle yazıyor; “Şiirin ilk üç neşrinde bulunan ‘Halife ordusunun’ ifadesi, 1928 baskısında ‘Muazzam ordumuzun’ şeklinde çıkmıştır.”

“Sen ey Boğaz ki, uzattın da âhenin kolunu,
Halîfe yurdunu tehdîd eden deniz yolunu,
Cihâna karşı asırlarca bağladın durdun;
Açık değil ya henüz rehgüzâr-ı mesdûdun;
Yerinde kaldı ya kıblem, harîm-i îmânım?
Hudâ rızası için söyle, pek perîşânım!

Bakın: İlerledi… Asker! Hudâ bilir, asker!
Evet, gözüm seçiyor şimdi bir bir efrâdı:
Halîfe ordusunun en muazzam evlâdı,
Ki pâk alınları İslâm için son istihkâm.”[12]

***

*

Gördüğünüz gibi, Kemalist rejimin kurulmasından sonra bu şiirlerde geçen “Hilafet” ve “Halife” kelimeleri; “Hükümet”,  “Kudret” vs. gibi kelimelerle değiştirildiler… Böylece Safahat okuyucuları, onun Hilafetçi olduğunu bilmeyecekti…

Mehmed Akif, bazı yazı ve şiirlerinde Medreselerin içinde bulunduğu durumu tenkid etmiş olsa da, aşağıdaki mısralarında görüldüğü üzere kapatılmasına katiyyen razı değildi:

“Yıkılır bir gün olur mahkemeler, ma’bedler;
En temiz yerleri en kirli ayaklar çiğner;
Beşeriyyet yeni bir din tanıyıp ilhâdı,
Beşerin hâfızasından silinir Hakk’ın adı;
Gömülür hufre-i târihe me’âlî… Lâkin
Yine tek bir taşı düşmez şu Hudâ lânesinin.”

Akif bu mısralarında, “Bir gün medreseler, camiler yıkılsa, insanoğlu Allah’ı unutsa ve yüksek hisler geçmişe gömülse de, şu Allah Evi’nin tek taşı bile düşmeyecektir…” demektedir. Mehmed Akif’in, düşüncesinde medrese ve camiye, ilim ve iman yuvaları olarak yan yana yer verdiğini görmekteyiz.[13]

*

 

Mehmet Akif Inkilaplar, Mehmed Akif Inkilaplar, Mehmet Akif harf inkilabi Mehmet Akif M. Kemal, Mehmet Akif Atatürk

Mehmed Akif Ersoy, M. Kemal’in harf inkılabına rağmen Osmanlı Türkçesi ile yazmaya devam etti[14]

***

Fatih Camii’nde, Vefa yolundan gitmekte olan şair Ekmekçioğlu Medresesi ile karşısındaki okulu görünce, din ile dünyayı ayırıp, dinin kendi kendisine yıkılıp gitmesi için onu ihmal edenlerin, millet hayatında ne kadar derin yaralar açtığını ifade eden şu mısraları söyler:

Zavallı milleti vahdet-cüdâ eden “ikilik”,
Sırıtmıyor mu? O pis dişleriyle karşında?
Nasıl tükürmesin insan şu hâle baksın da?
Yıkılmamış, ne kadar yıkmak istesek, îmân;
Ayırmak istemişiz sonra dîni dünyâdan.
Ayırmışız, ederek Şer’i muttasıl ihmâl;
Asıl ikincisi olmuş, şu var ki, berzede-hâl!
Evet, bu sıska vücûdun yarın durur nefesi;
Fakat şu gördüğün “Ekmekçioğlu Medresesi”
Yaşar, demir gibi göğsüyle, belki on bin yaş…
Ya her kaburgası: Kurşunla bağlı yalçın taş!
Olaydı koskaca millete bir beyinli kafa;
“Vücûdu bir yana atmak, dimâğı bir tarafa,
Akıllı kârı değil!” der de böyle yapmazdı.
Ne oldu, sor bakalım? Milletin öz evlâdı,
Yabancıdan daha düşman kesildi birbirine!

Bu satırlarda, Mehmed Akif’in, dinsiz bir eğitim verilmesi ve din ile dünyayı ayırmak (yani laiklik) aleyhindeki fikirleri, çok açık olarak görülmektedir.[15]

Hasan Özsan’a göre Akif, laiklik ilkesini ve kemalist inkılapları Şeriat’a aykırı gördüğü için Mısır’a gitmiştir:

“Kurtuluş Savaşı sonrası ülkemizde oluşan yeni toplumsal ve siyasal yaşamın şeriat kurallarına uygun olmayışını hoş karşılamamış, laiklik ilkesini tepkiyle karşılamıştır. Sosyal devrimlere daha fazla dayanamamış ve 1926 yılında Mısır’da yaşamaya karar vermiştir.”[16]

Mehmed Akif Ersoy, Türkiye’de Ezan-ı Muhammedi’nin yasaklandığı ve Türkçe “Tanrı uludur” şeklinde bir şeyler uydurulup ulutulduğu yıllarda, Mısır’da yaşıyordu. Ancak yine de Kemalist rejimin yakın takibatından kurtulamamıştı.

Kemalist rejim, Mehmed Akif’i fişlediği, takibe aldığı ve tehdit gördüğü yazışmaları “Irtica 906” isimli dosyada biriktirmişti. Muharrem Coşkun’un arşivden elde ettiği dosyada, Mehmed Akif Bey’in Mısır’a gittikten sonra adım adım takibi, söyledikleri, görüşmeleri, yurda döndükten sonra yine kimlerle görüştüğü vs. hepsi mevcut.

Mesela 28 Ağustos 1935 tarihli “117” kodlu istihbarat raporunda, Mehmed Akif’in Türkiye’de hayata geçirilen devrimlerle alakalı görüşlerine şu ifadelerle yer veriliyordu:

“Bir zamandan beri Mısır’da ihtiyar-ı ikamet eyleyen (oturmayı seçen) Islam şairi unvanı ile maruf Safahatçı Şair Akif, üç haftadır Antakya ve civarında dolaşmaktadır. Şair Akif, Antakya’da hep eşraf ile düşüp kalkmaktadır. Antakya eşrafının hemen hepsi ya Arap millicisi veya Fransız uşağıdır. Şair Akif, bu içtimalarda (toplantılarda) ulu orta hilafetten, hilafetin lüzum-u şer’i ve akli ve siyasisinden (akli, şer’i ve siyasi açıdan gerekliliğinden) bahsetmektedir… Şapka ve Türkçe Ezan hakkında çok kimseler Şair Akif’ten reyini (görüşünü) sormuş, o da ‘Şapka giymek, doğrudan doğruya Avrupalıya benzemek maksadı ile yapıldığı için tamamen küfürdür. Türkçe Ezan ise kat’iyyen mekruhtur. Namaz caiz değildir. Latin hurufatı (harfleri) ise, Kur’an-ı Kerim’i tağyir eylediği (değiştirdiği) cihetle Şer’an mekruhtur. Aynı zamanda Türk Müslümanlarla Arap Müslüman’ı bir birinden ayıran bu üç bidat… haram, mezmum (kötü, ayıp) ve mekruhtur’ cevabını vermiştir.”[17]

*

m. kemal atatürk mehmed akif mehmet akif hilafet seriat laiklik irtica 906 1

m. kemal atatürk mehmed akif mehmet akif hilafet seriat laiklik irtica 906 2

m. kemal atatürk mehmed akif mehmet akif hilafet seriat laiklik irtica 906 3

ScreenHunter_358 Mar. 22 07.28

[17] dipnot’ta bahsi geçen ve “Irtica 906” isimli dosyada bulunan Mehmed Akif Ersoy ile alakalı istihbarat raporları…

***

Raporlardan da anlaşılacağı üzere Mehmed Akif’e göre zaruret olmaksızın şapka giymek “küfür”dür. Yani kafir olunur… Akif, Hilafet’in lüzumuna, Türkçe Ezan ile kılınan namazın caiz olmadığına ve Latin harflerinin de Kur’an-ı Kerim’i değiştirmek manasına geldiğine inanacak kadar Şeriatçı idi.

Hatta Prof. Dr. Zafer Toprak’ın “Doğan Kitap”tan çıkan eserine bakılırsa, çokeşliliği bile savunuyordu:

“Avrupa’yı körü körüne taklit eden Batıcı bazı düşünürler ulusal nitelikteki kültürü görmezden gelmişlerdi. Gelenekten yana olanlar ise alışılagelmiş eski aile yapısının çözülmesi ve kadın-erkek ilişkilerindeki değişiklikler sonucu oluşabilecek kaos korkusuyla her türlü farklılığa karşı çıkmışlardı. Bu nedenle mütedeyyin düşünürler, Mustafa Sabri, Mehmet Akif ve Said Halim gibi gelenekçi yazarlar hem çokeşliliği hem de örtünmeyi, mahremiyeti savunmuşlardı.”[18]

Uzun lafın kısası; bugün Türkçülük yapan kesimin Akif ile uzaktan yakından hiçbir alakası yoktur, olamaz. Eğer bu kesim Akif’e zerre saygı duyuyorsa, artık onu istismar etmekten derhal vazgeçmelidir.

.

**********

.

KAYNAKLAR:
.

[1] Ahmet Kabaklı, “Istiklal Marşımızın Büyük Şairi Mehmet Akif”, Toker-Milliyetçi Fikir ve Edebiyat Dergisi, sayı 3, Aralık 1976, sayfa 9.

[2] Çetin Özek, 100 Soruda Türkiye’de Gerici Akımlar, Gerçek Yayınevi, Istanbul 1968, sayfa 48.

[3] Falih Rıfkı Atay, Babanız Atatürk, Istanbul 1980, sayfa 39.

[4] Sebilürreşad Dergisi, cild 19, sayı 493-496, Şubat-Mayıs 1922.

[5] Eşref Edib, Hakimiyet-i Milli Devrinde Hükümetin Takip Edeceği Yol, Sebilürreşad, cild 22, sayı 551/552, 16 Ağustos 1339 (1923), sayfa 42.

[6] Idris Küçükömer, Batılılaşma-Düzenin Yabancılaşması, Profil Yayıncılık, 5. Baskı, Istanbul 2014, sayfa 21.

[7] TBMM Gizli Zabıt Ceridesi, cild 19, 4 Mayıs 1922, sayfa 329.

[8] Nesimi Yazıcı, “Cerîde-i Ilmiyye”, Türkiye Diyanet Vakfı Islam Ansiklopedisi, cild 7, sayfa 408.

[9] Bab-ı Fetva Mektubi Kalemi, karton: 277, dosya nu: 57193.

Bakınız; Sadık Albayrak, Türkiye’de Islamcılık Batıcılık Mücadelesi, Iz Yayıncılık, Istanbul 2013, sayfa 27, 28.

[10] Mehmet Akif Ersoy, Safahat, Hece Yayınları, 2. Baskı, Ankara 2009, sayfa 269.

[11] Mehmet Akif Ersoy, Safahat, Hece Yayınları, 2. Baskı, Ankara 2009, sayfa 206.

[12] Mehmet Akif Ersoy, Safahat, Hece Yayınları, 2. Baskı, Ankara 2009, sayfa 327, 328.

[13] M. Ertuğrul Düzdağ, Mehmed Akif Hakkında Araştırmalar, cild 2, Marmara Üniversitesi Ilahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, 4. Baskı, Istanbul 2014, sayfa 186-189.

[14] Cemal Kutay, Necid Çöllerinde Mehmet Akif, Tarih Yayınları, Istanbul 1963, sayfa 183.

[15] M. Ertuğrul Düzdağ, Mehmed Akif Hakkında Araştırmalar, cild 2, Marmara Üniversitesi Ilahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, 4. Baskı, Istanbul 2014, sayfa 187, 188.

[16] Hasan Özsan, “Akif’in Ulusculuğu”, Cumhuriyet Gazetesi, 22 Ocak 1990.

[17] Muharrem Coşkun, Kod Adı: Irtica-906 Mehmed Akif Ersoy, Yeditepe Yayınları, Istanbul 2015, sayfa 51-56.

[18] Zafer Toprak, Türkiye’de Yeni Hayat, Doğan Kitap, Istanbul 2017, sayfa 50.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

“İslâm’ın güncelleştirilmesi” ne demek? – Prof. Dr. Yusuf Kaplan

“İslâm’ın güncelleştirilmesi” ne demek? – Prof. Dr. Yusuf Kaplan

*

Yusuf Kaplan Islamda yenilesme reform Tayyip Erdogan Islamda güncelleme.png

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Medeniyet Araştırmaları Merkezi Direktörü

Prof. Dr. Yusuf Kaplan…

***

Batılılar, bütün diğer dinleri fosilleştirdiler ama İslâm’ı fosilleştiremediler.

Bu nedenle İslâm’ı içerden “çökertmek” için iki asırdır -özellikle akademide- İslâm’ın protestanlaştırılması projesinin temellerini atıyorlar…

Bu proje, son çeyrek asırdır da, bir yandan Vehhâbîlik / Neo-selefîlik üzerinden hâricî mantığının icat edilmesi, dolayısıyla İslâm’ın terörle özdeşleştirilmesi, buna mukabil olarak, müslüman toplumlara, daha kolayca kabul ettirebilecekleri protestanlaştırılmış, peygambersiz bir İslâm anlayışının yerleştirilmesini amaçlıyor…

Tam böylesi bir zaman diliminde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “İslâm’ın güncelleştirilmesi” ifadesi, İslâmî kesimlerde büyük bir tedirginliğin oluşmasına yol açtı.

ASIL TEHLİKE: İSLÂM’IN PROTESTANLAŞTIRILMASI

Asıl tehlike, hâricî mantığının icat edilmesi değildir. Bu görülen ve mücadele edilebilecek bir sorundur. Görülemeyen asıl uzun vadeli tehlike, ölüm (hâricî mantığı) gösterilerek, müslüman kitlelerin sıtmaya (protentanize / reforme edilmiş, peygambersiz sahte bir İslâm anlayışına) razı ve mahkûm edilmesidir; böylelikle İslâm’ın dönüştürülmesi ve dize getirilmesidir.

Selefsizlik demek olan neo-Selefilik üzerinden hâricî mantığının, dolayısıyla DEAŞ türü terör örgütlerinin icat edilmesinin nedeni, protestanlaştırılmış İslâm anlayışının zemininin oluşturulması, önünün açılmasıdır. 20 küsur yıldır dikkat çekiyorum bu tehlikeye.

Terörle özdeşleştirilen hâricî mantığına dayalı İslâm anlayışı veya algısı, bütün dünyanın İslâm’dan nefret etmesini sağlamaya dönüktü ve bunu başardı Batılılar.

Protestanlaştırlmış İslâm anlayışı ise İslâm’ı hayattan (hayatın her alanından) uzaklaştırıp bireysel bir inanç meselesine indirgemeyi, ehlileştirmeyi ve hormonlu müslümanlar icat etmeyi hedefliyor…

ERDOĞAN: YÜREĞİ YANGIN YERİNE DÖNEN ADAM

Erdoğan’ı iyi tanıdığımı sanıyorum: Yüreği yangın yerine dönmüş biri o. Bütün mazlumların yükünü sırtında taşıdığı bilinciyle nefes alıp veren biri.

Bu ülkenin, medeniyet coğrafyamızın ne tür büyük travmalarla boğuştuğunun farkında olan biri.

Kendimizi toparladığımız zaman, insanlığı toparlayacak bir büyük yolculuğa soyunabileceğimizin, insanlığın bize, hakikat medeniyetinin hakikatli çocuklarına gebe olduğunun şuûrunda olan biri.

Erdoğan’ın ilk günkü açıklaması, sorunlu bir açıklamaydı, bunu kendisi de görecek ve düzeltecektir, dedim ve ikinci gün, yaptığı konuşmayla meseleye açıklık getirdi.

Tayyip Bey, benim makam-mevki, para-pul gibi düşük hesapların peşinde olmadığımı bilir. O yüzden söylediklerimi, hakikat neyse, o olduğu için söylediğimi de bilir.

*

Yusuf Kaplan Islamda yenilesme reform Tayyip Erdogan Islamda güncelleme Erdogan Dinde reform

***

TEDİRGİNLİĞE YOL AÇTI

İslâm’la hiç bir sahici ilişkisi olmadığı hâlde, uluorta İslâm’ın reforme edilmesi gerektiğini söyleyen sığ ve ezberci kişilerin ağzına pelesenk oldu bu açıklama.

İkinci olarak, toplumun kendisini yürekten destekleyen geniş kesimlerinde, modernistlerin, dolayısıyla protestanlaşma projesinin önü mü açılıyor acaba, diye bir tedirginliğin oluşmasına neden oldu.

Üçüncü olarak, her bakımdan kendisini destekleyen, 15 Temmuz gecesi daha 22.00 sularında meydanları dolduran insanlara öncülük eden ilim adamlarının ötekileştirilmesi, bu geniş kitleleri fenâ hâlde üzdü.

28 ŞUBAT BENZERİ OPERASYON KORKUSU!

Elbette ki, bazı hocaların yaptığı bazı açıklamalar, İslâm’a hiç bir şekilde faydası olmayacak, İslâm’ı ayağa düşüren hatta zarar veren, gençlerin İslâm’dan soğumasına, deizm çukuruna yuvarlanmasına yol açan sorunlu açıklamalar. Erdoğan, bu Hocaları davet edip ikaz edebilirdi. Böylelikle kendisine gönül vermiş kitleleri tedirgin etmemiş olurdu.

Erdoğan’ın da, istikamet üzere olan hocaların da, diyanetin de yıpratılmaması gerekiyor.

Birileri 28 Şubat sürecine benzer bir ortam oluşturmak, operasyon çekmek istiyor olabilirler.

Fikirlerine katılın katılmayın, İhsan Şenocak’ın ardından Nureddin Yıldız’ın linç edilmeleri, sonra da resmen görevden uzaklaştırılmaları, yargılanmaları “acaba birileri 28 Şubat benzeri bir operasyon mu çekiyor?” kuşkusunu uyandırıyor.

Ayrıca geniş kitlelerde Ehl-i Sünnet’e karşı bir tavır mı, geliştiriliyor, korkusu da var. Erdoğan, “marjinal hocalar” dedi ama birilerinin Erdoğan’a, bu hocaların marjinal değil Ehl-i Sünnet’in, ana omurganın temsilcileri olduğunu, yapılan çıkış’ın Ehl-i Sünnet düşmanlarının ekmeğine yağ sürdüğünü hatırlatması gerekiyor.

KİMSEYİ ÖTEKİLEŞTİRMEYELİM

Bu tartışmalar, fitne ateşini körüklemekten, bizi asıl meselelerimizle uğraşmaktan alıkor.

Cuma günkü yazımda, düşmanı içerde aramayalım, düşman dışarıda; içerde kenetlenmeye ihtiyacımız var, demiştim. Erdoğan’ın doğal tabanını yabancılaştırması, ötekileştirmesi, bu sahipsiz kitleleri hayal kırıklığına uğratması sonucunu doğurabilir.

Bırakınız İslâmî kesimlerin yabancılaştırılmasını, ötekileştirilmesini, toplumun bütün farklı kesmlerinin kenetlenmesi, kucaklanması gereken kritik ve çok yönlü bir varoluş savaşı veriyoruz içerde ve dışarda.

Hunharca gerçekleştirilen Özgecan cinayeti sonrasında, Özgecan’ın Alevî kökenli babasının şu bilgece sözü hepimiz için kılavuz olmalarıdır: “Anadolu, Nuh’un gemisidir.”

Yerim kalmadı. “İslâm’ın güncellenmesi” meselesini yarınki yazıda işleyeceğim.

Ama yarınki yazıya giriş cümleleriyle bu yazıyı sonlandırayım:

Önce birbiriyle irtibatlı, zihnimizi açacak üç cümle:

1-Çağı tanıyamazsanız, tanımlanırsınız. Tanıyamadığınız bir çağı değiştirme iddiasında bulunamazsınız.

2-Kendi dünyanızı başkalarının kavramlarıyla, başkalarının bakış açılarıyla kuramazsıErdogan Ehlinız.

3-Bütün insanlığı ilgilendirecek evrensel cümleler kurmak zorundayız.

***

Bu mevzuda daha fazla malumat için bakınız;

www.belgelerlegercektarih.net

https://twitter.com/yenisafakwriter

.

Ahmet Hakan’a Cevap 9 – Mehmed Âkif ve Ictihad!

Ahmet Hakan’a Cevap 9 – Mehmed Âkif ve Ictihad!

*

Ahmet Hakana cevap fesli Kadir Mehmet Akif Ersoy Islami dönüstürmek asrin idrakine söyletmeliyiz Kurani

Fesli Mehmed Akif…

***

Ahmet Hakan yine algı operasyonu yapmaya çalışmış. PKK’ya terör örgütü diyemeyen Selahattin Demirtaş’a programında saz çaldıran bu müptezel, şimdi de kalkmış Fesli Mehmed Âkif’in şiirinden dizeler cımbızlayarak “Islam’ı dönüştürme”nin kodlarını verme cüretinde bulunuyor. Neymiş, Mehmed Âkif; “Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhâmı, Asrın idrâkine söyletmeliyiz Islâm’ı.” demiş. Işine yaradığını düşündüğü birini, “fesli” de olsa kullanmaktan, projesine malzeme yapmaktan imtina etmiyor.

Dinimizle alakalı herkesin ilk bakışta anlayamayacağı meseleleri cımbızlayarak gündeme getiren bu müptezel, ardından da; “işte bunların dini böyle” propagandası yaparak bizi, “dinimizi dönüştürmeye” icbar etmek istiyor. Ama hava alır… Aynısını ateistler de aşağıdaki Nisa Suresinin 34’üncü ayetini vererek yapıyor:

“Erkekler, kadın üzerine idareci ve hakimdirler. Çünkü Allah birini (cihad, imamet, miras gibi işlerde) diğerinden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından (aile fertlerine) harcamaktadırlar. İyi kadınlar, itaatkar olanlar ve Allah’ın korunmasını emrettiği şeyleri kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır. Fenalık ve geçimsizliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince: Önce kendilerine öğüt verin, yataklarından ayrılın. Bunlar da fayda vermezse dövün. Eğer size itaat ederlerse kendilerini incitmeye başka bir bahane aramayın. Çünkü Allah çok yücedir, çok büyüktür.” (Elmalılı Hamdi Meali)

Ateistler bu ayetin gerekçelerinden, tefsirinden haberi olmayan insanları “Kur’an’da kadına şiddet var” diyerek aldatıyorlar. Işte Ahmet Hakan da ateistlerin bu metoduyla hareket ediyor.

Tıpkı Ehl-i Sünnet hocaların yıllar evvel halkın suallerine verdikleri cevaplardan, dört-beş kelime cımbızlayarak algı operasyonu yaptığı gibi, bu sefer de hiç utanmadan o batının seküler zihniyetiyle Mehmed Âkif’in şiirini istismar ediyor.

Fakat gelin bir de bu şiirin tamamını okuyalım, bakalım mealcilere, modernistlere, reformistlere, Ahmet Hakan gibilerine ekmek çıkacak gibi bir mana var mıymış görelim;

Medresen var mı senin? Bence o çoktan yürüdü.
Hadi göster bakayım şimdi de İbnü’r-Rüşd’ü?
İbn-i Sînâ niye yok? Nerde Gazâlî görelim?
Hani Seyyid gibi, Râzî gibi üç beş âlim?

En büyük fâzılınız: Bunların âsârından (eserlerinden),
Belki on şerhe bakıp, bir kuru ma’nâ çıkaran,
Yedi yüz yıllık eserlerle bu dînin hâlâ,
İhtiyâcâtını kâbil mi telâfı? Aslâ.

Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhâmı,
Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâm’ı.

Kuru da’vâ ile olmaz bu, fakat ilm ister;
Ben o kudrette adam görmüyorum, sen göster?
Koca ilmiyyeyi aktar da, bul üç tâne fakîh:
Zevk-ı fıkhîsi bütün, fıkri açık rûhu nezîh?
Sayısız hâdise var ortada tatbîk edecek;
Hani bir tane “usûl” âlimi, yâhu, bir tek?

Hayır, taassup eden yok…Şu var ki: icâbı
Tahakkuk etmeli bir kerre, bir de erbabı
Eliyle olmalı matlûb olan teceddütler

Bakın ne günlere kaldık: Ya beş ya altı kopuk
Yamaklarıyla beraber ki hepsi kılkuyruk,
Utanmadan çıkıyor, ictihada kalkışıyor!
Bu hâle karşı tahammül hakikaten zor.

Kilitlidir kapı “ümmî duhât” için amma
Kıyâm-ı haşre kadar ictihad eder “ulemâ”
Evet şeraiti (şartlar) mevcud olunca insanda
Ne kaldı men’edecek ictihadı meydanda?
İle’l-ebed yetişir müçtehid bu ümmetten
Şu var ki: Çıkmalı ferdâ-yı nura zulmetten

Düşünmüyor bu kopuklar ki: Müçtehid geçinen
Zamanın olacak muktedası irfanen.
Kitab’ı, Sünnet’i, icmâ’ı sağlam anlayacak
Hilafı yoklayacak, ihtiyacı kollayacak

Durum böyle iken, sormak gerekmez mi?
Ya ictihada nasıl kalkıyor bu sersemler?
O ictihada ki: Dünya kadar ulûm (ilimler) ister!

İşin recülleri kimlerse çıksın orta yere;
Ne var, ne yok, bilelim, hiç değilse bir kerre
Sabahleyin mütefelsif, ikindi üstü fakih;
Sular karardı mı pek yosma bir edib-i nezih;
Yarın müverrih, öbür gün siyasetin kurdu;
Bakarsın ertesi gün ictihada pey vurdu…
Hülâsa, bukalemun fitratinde züppelerin
Elinde maskara olduk… Deyin de hükmü verin!

Mehmet Âkif ERSOY

***

Evet, Mustafa Islamoğlu’nun kankisi Ahmet Hakan! Söyle bakalım; “Medresemiz” var mı? Bir Gazâlî, bir Râzî’miz var mı? Doğru dürüst bir Usul alimi var mı? Zevk-ı fıkhîsi bütün, fıkri açık rûhu nezîh bir Müctehid var mı? Kitab’ı, Sünnet’i, icmâ’ı sağlam anlayacak bir alim var mı?

Yok!

O halde nasıl yapacaksın ictihadı? Yoksa Mehmet Âkif’in söylediği o “Bukalemun fıtratındaki züppeler” ile mi?

Sana da o yakışır zaten.

Neymiş, Islam’a güncel bir bakış açısıyla bakmalıymışız?

Peki bu çağı kim kurdu?

Tabii ki Emperyalist batılılar…

Islam’a, batılıların bakış açısıyla, onların algısıyla mı bakacağız?

Böyle bir şey olabilir mi? Laik devlette yetişen elemanlarla dinde Ictihad yapılır mı?

Evvela kendi çağımızı kurmalıyız… Anladın mı?

Batı, bu projeyi FETÖ’ye ihale etmişti, ona yaptıracaktı… Vaktinde çok uyardık. Fakat onlar deşifre olunca, şimdi de bazı taşeronlar aracılığıyla bize yaptırmaya çalışıyor. Ahmet Hakan’ın çalıştığı medya grubunun “ne” olduğunu zaten söylememe gerek yok… Bilen biliyor.

Allah bizi, çağın avanakları uğruna züppelere Ictihad yaptırmaya çalışan hödüklerden korusun… Allah bizi, Ictihad adı altında dinimize “darwinizmi” sokmaya çalışan batı uşaklarından korusun!

Şimdi ikile bakalım… Erbakan hocanın dediği gibi;

Hadi ordan, Hadi ordan!..

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

M. Kemal Atatürk dini ve hocaları kullanarak halkı aldattı!..

M. Kemal Atatürk dini ve hocaları kullanarak halkı aldattı!..

*

kadir-misiroglu-kurtulus-savasinda-sarikli-mc3bccahidler-21-sc3bckrc3bc-celikalay

Vatanın kurtuluşundaki iki asli müessir: Sarık ve Silah

***

Daha evvel neşrettiğimiz birkaç yazıda M. Kemal’in halkı peşinden sürükleyebilmek için dini ve hocaları nasıl kullandığını belgeleriyle ortaya koymuştuk.[1] Bunlara ilave olarak Milli Mücadele’nin sarıklı kahramanlarından Şükrü Hoca’nın (Çelikalay) hatıralarında anlattığı bir vak’ayı nakledelim:

“23 Nisan’da (1920) toplanarak dualar ve senalarla Meclis’i açtık. Fakat Ankaralılar bize kongreci diyor, tamamiyle ısınamıyorlardı. M. Kemal yanıma geldi:

– Haydi hocam dedi, Afyon’da yaptığın gibi burada da halkı irşad et. Maksadımız memleketi, din ve şeriatı kurtarmak olduğunu onlara anlat. Davamızın samimi ve kudsi olduğuna inansınlar, itimat etsinler.

– Mutmain olunuz paşam, Ankaralılar bizim memleket ve dini müdafaa hususundaki samimiyetimize inanınca bize müzaheret edeceklerdir. Düşmanlar çok fena propaganda yapmışlar, bizi dine düşman göstermişler. Din müesseselerini yıkacağımızı, mekteplerden din derslerini kaldıracağımızı, ulemanın sarıklarını başlarına dolayacağımızı söylemişler.

– Ne münasebet hocam, biz buraya memleket ve dinin müdafaası için geldik.

– Öyledir paşam ama halkı inandırmak lazım.

– Bunu sizden rica ederim hocam. Ev ev, dükkan dükkan, cami cami dolaşarak halka bunu anlatmaya himmet ediniz.

Evvela Zincirli Camii’nde, sonra da Hacı Bayram’da halkı toplayıp davamızı anlattım. (…) Birkaç gün sonra paşaya tebşir ettim:

– Paşam, müsterih olabilirsiniz, Ankara halkı bizimle beraberdir.”[2]

Peki M. Kemal ipleri eline alınca yukarıda sayılanları yapmadı mı?

Dini müesseseleri yıkmadı mı? Hilafeti ve Şeriat’ı kaldırmadı mı? Din derslerini yasaklamadı mı? Ulemanın sarıklarını başlarına dolamadı mı? Hepsini yaptı.[3] Kısacası halkı da hocaları da aldattı. Nitekim bunu Nutuk’ta da itiraf etti.

1927 senesinde Meclis’te okuduğu ve ardından kitaplaştırdığı “Nutuk”unda, Halife ve Padişaha isyan ettiğini, milleti ve orduyu da isyan ettirdiğini şöyle itiraf etmişti:

“Osmanlı Hükümetine, Osmanlı padişahına ve müslümanların halifesine isyan etmek ve bütün milleti ve orduyu isyan ettirmek lâzım geliyordu.”[4]

Daha açık bir ifadesiyle:

“Hakikat, Osmanlı saltanatının ve hilafetin münkariz ve mülga olduğunu düşünerek yeni esaslara müstenit, yeni bir devlet kurmaktan ibaret idi. Fakat vaziyeti olduğu gibi telaffuz etmek, maksadın büsbütün ziyaını mucibolabilirdi (kaybedilmesine yol açabilirdi).”[5]

Yani halkı ve hocaları aldattı!.. Gerçek niyetini gizleyerek Hilafet ve şeriatı kurtaracağını vaat etti. Ancak hedefine ulaşınca hepsini kaldırdı.

*

sabahattin-selek-anadolu-ihtilali-kemal-atatc3bcrk-osmanliya-darbe-yapmistir-ihanet-hain-ingiliz-ajani-nutuk-rejimi-degistirmek-nutuk-2-halife-hilafet

[5] no’lu dipnot ile alakalı… Nutuk’un ilgili sayfası…

***

Hatta Milli Mücadele’den sonra da kendi tabiriyle “tavizler” vermişti.

Mesela 20 Nisan 1924 tarih ve 491 numaralı Teşkilâtı Esasiye Kanunu’nun 2’inci maddesine, “Türkiye Devleti’nin Dini Islamdır” yazılmasına karşı çık(a)mamış, ancak 1927 yılında yazdığı Nutuk’ta bu ve benzer maddelerle ilgili şunları söylemiştir (sadeleştirildi) :

“Cumhuriyetin ilanından sonra da, yeni Teşkilât-ı Esasiye Kanunu yapılırken, laik devlet deyiminden dinsizlik anlamı çıkarmak eğiliminde olanlara ve bundan yararlanmak isteyenlere fırsat vermemek için, kanunun ikinci maddesini (Türkiye Devleti’nin dini, Islam dinidir) anlamsız kılan bir deyimin sokulmasına göz yumulmuştur. Kanunun gerek 2′nci ve gerek 26′ncı maddelerinde fazladan yer alan, yeni Türkiye Devleti’nin ve Cumhuriyet rejimimizin çağdaş karakteriyle bağdaşmayan deyimler, inkılap ve Cumhuriyet’in ogün için sakıncalı görmediği tavizlerdir. Millet, bu fazlalıkları, Teşkilât-ı Esasiye Kanunu’muzdan ilk fırsatta kaldırmalıdır!”[6]

*

kemal-atatc3bcrk-nutuk-devletin-dini-islamdir-cikariliyor

[6] no’lu dipnot ile alakalı… Nutuk’un ilgili sayfası…

***

Türk Tarih Kurumu eski Başkanı Prof. Dr. Metin Hülagü, M. Kemal’in Islamlık politikasının Milli Mücadele dönemine “münhasır kaldığını” ve kendisinden “faydalanmak” maksadıyla böyle bir politikaya başvurduğunu belirtmektedir.[7]

Aynı şekilde Prof. Dr. Mehmet Ö. Alkan da M. Kemal’in Milli Mücadele döneminde dinden faydalandığını, hatta toplumun dini hassasiyetini dikkate alarak Milli Mücadele’ye kadar “M. Kemal” olarak kullandığı ismini Milli Mücadele’yle birlikte “Mustafa” Kemal olarak kullanmaya başladığını ve fakat Milli Mücadele’den sonra “Mustafa” ismini tamamen attığını ifade eder.[8]

Yazıyı Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin bir Hadis-i şerifi ile noktalayalım:

“Bizi aldatan bizden değildir.”[9]

.

**********

.

KAYNAKLAR:
.

[1] M. Kemal Atatürk tarafından aldatılan din adamlarının Kurtuluş Savaşı’ndaki rolü için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/11/m-kemal-ataturk-tarafindan-aldatilan-din-adamlarinin-kurtulus-savasindaki-rolu/

M. Kemal Atatürk’ün ne zaman Islami söylemlere başvurduğu hakkında bir Analiz;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/13/m-kemal-ataturkun-ne-zaman-islami-soylemlere-basvurdugu-hakkinda-bir-analiz/

[2] Şükrü Çelikalay, Milli Savaş Tarihinden Bir Sahife, Sinan Matbaası, Istanbul 1950, sayfa 4, 5.

Nakleden; Prof. Dr. Ismail Kara, Cumhuriyet Türkiyesi’nde Bir Mesele Olarak Islam, cild 2, Dergah Yayınları, Istanbul 2016, sayfa 25, dipnot 14.

[3] Kaynaklar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/16/osmanliyi-kim-yikti-osmanliyi-ataturk-yikmadi-yalani/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/14/m-kemal-ataturk-din-derslerini-ve-imam-hatipleri-kaldirmadi-yalani/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/15/kemalist-rejimin-hakim-oldugu-turkiyede-hacca-gitmek-yasakti/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/04/29/kemal-ataturkun-eseri-kuran-ve-ezanin-yasaklanmasi/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/04/30/m-kemal-ataturkun-sapka-zulmu-ve-istiklal-mahkemesinde-asilan-alimler-hocalar/

[4] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1970, cild 1, sayfa 14.

[5] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 2, sayfa 437.

[6] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 2, sayfa 717.

[7] Kaynak için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.net/m-kemal-ataturkun-milli-mucadele-donemi-islamcilik-politikasi/

[8] Kaynak için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/07/tarihci-mehmet-o-alkan-ataturk-dini-kullandi/

[9] Müslim, Îmân 164.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

 

 

 

 

 

 

 

 

Ahmet Hakan’a Cevap 8 – Atatürk Döneminde Camiler yıkılmadı mı? Fuhuş yapılmadı mı?

Ahmet Hakan’a Cevap 8 – Atatürk Döneminde Camiler yıkılmadı mı? Fuhuş yapılmadı mı?

*

cami-ve-mescidlerin-tasnif-edilmeleri-ve-kapatilmalari-sinan-meydana-cevap-sinan-meydan-cami-yalanlari-sinan-meydan-cumhuriyet-yalanlari-atatc3bcrk-cami-kapatti-mi

Cami kapatmak için 15 Kasım 1935’te çıkarılan 2845 numaralı Kanun, 22 Teşrinisani [Kasım] 1935 tarihinde Resmî Gazete’de böyle yayınlanmıştı…

2-Bakara Suresi, ayet 114:

Allah’ın mescitlerini, içlerinde Allah’ın isminin anılmasından meneden ve onların harap olmalarına çalışan kimselerden daha zâlim kim olabilir! İşte bunlar, oralara korka korka girmekten başka birşey yapmazlar. Bunlara dünyada perişanlık, ahirette de büyük bir azap vardır.

***

Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nde yardımcı doçent olarak görev yapan Abdullah Akın Cumhuriyet’in ilk döneminde Camilerin kapatıldığını, ahır yapıldığını, bazılarında ise fuhuş icra edildiğini söyledi, ki doğrudur. Bunu duyan malum şahıs durur mu? Hani şu aniden Atatürkçü kesilen şahıs… Yani bizim Ahmet Hakan…

Hemen; “Cami-genelev yalanı: Çüş artık çüş be!” başlıklı bir paçavra karalamış… Asıl sana çüüşşş!.. Utanmazlığın da bir sınırı vardır. Senin ATA’n Ayasofya’yı bile kapatmadı mı?[1] 

Neymiş, Cumhuriyet’in ilk dönemine ağır bir iftira imiş…

Yalan mı? Camiler ahır, depo ve eğlence yeri yapılmadı mı? Fuhuş icra edilmedi mi?

Türk Edebiyatı Vakfı’nın kurucusu Ahmet Kabaklı, “Temellerin Duruşması” adlı eserinde, camilerin depo ve meyhane yapıldığını yazar:

“Kapatılan, satılan bu mabetlerin, halka verdiği hayal kırıklığı ve devlete yabancılaşma hali korkunçtur. Bunlardan daha acı olan saygısızlık: Büyük ve küçük birçok camiler, nüfuzluların çıkarları için depo ‘meyhane’ yapılmak gibi süfli işlerde kullanılmıştır.”[2]

Mehmet Şevket Eygi, “Yakın Tarihimizde Cami Kıyımı” adlı çok kıymetli eserinde, Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın yaptırdığı Sirkeci’deki Merzifonlu Camii’nin başına gelenleri yazdı:

“Cami Harabesi ve Ecdat Kabirleri Üzerinde Fuhuş, Saz ve Seks Salonu

“Istanbul’da Sirkeci tren istasyonu yanında şu anda Merzifoni Kara Musafa Paşa camisi (Vezir camii) bulunmaktadır. Bu cami halkımız tarafından 1988’de yaptırılmıştır. Daha önce burada, yıkılmış olan eski tarihi caminin arsası üzerinde “Anadolu Saz evi” adındaki bir batakhane bulunmaktaydı. Maalesef Vakıflar idaresi bir cami arsasını böyle çirkin, münker ve iğrenç bir iş mekanı olarak kullanılmak üzere kiraya vermişti. Bazı gazetelerde yıllar boyu süren uyarıcı yayınlara ve halkın, “bırakın biz burayı da eskisi gibi bir cami yapalım” dilekçelerine, “burada bir camiye ihtiyaç yoktur” denilerek olumsuz karşılık verilmiştir.”[3]

*

atatc3bcrk-cami-m-kemal-cami-m-kemal-dc3b6neminde-kapatilan-camiler-merzifonlu-kara-mustafa-pasa-cami-chp-cami-inc3b6nc3bc-cami

[3] ve [4] no’lu dipnotlarla alakalı… Merzifoni Kara Musafa Paşa camii ve üzerinde “Saz Salonu” yazan levha…

***

1960’lı yıllarda yayınlanan “Bugün” gazetesinde bu cami ile alakalı şöyle bir haber yer alır:

“Bundan 60 sene evvel Sirkeci’de bulunan “Vezir Camii”nin yerinde şimdi bir saz evi vardır.

O zamanlar büyük bir yangın geçiren bu cami daha sonra bir şahıs tarafından alınarak önceleri “Bir çay bahçesi” haline getirilmiştir. Bugün ise “Saz” adı altında içinde çılgınca alem yapılmakta, içki içilip, kadın oynatılmaktadır.

Yarım asır evvel bir ibadethane, sonraları bir çay bahçesi, bugün ise “Saz evi” adı altında işletilen bu yeri, yeni sahipleri bir süre evvel Vakıflar Müdürlüğünden satın almışlardır.

Burada çalışan konsomatris ve kaldırım yosmaları gece yarısından sonra Polis camiasına çok yakın bir mesafede icra-yı sanat ve fuhşiyat etmektedir.”[4]

*

atatc3bcrkc3bcn-yiktigi-camiler-m-kemalin-yiktigi-camiler-tek-parti-camiler-inc3b6nc3bc-camiler-chp-camiler-satilan-camiler-2

CHP binası olarak kullanılan Camiler… CHP ocağı yapılan caminin tepesine “Altı Ok” koydular…

***

1953 yılına gelindiğinde dahi 543 caminin kirada olduğu, bunların bir kısmının CHP teşkilatlarına kiralandığı ve zaman zaman içerisinde düğünler, sazlar ve eğlenceler yapıldığı Meclis tutanaklarına geçmiştir. Yine aynı tutanaklarda bazı camilerde balıkçıların yatıp kalktığı, balıkların da orada muhafaza edildiği, bazı camilerde ise debagat işleri ve fuhuş icra edildiği yazmaktadır.[5]

*

atatc3bcrk-cami-satti-mi-inc3b6nc3bcnc3bcn-sattigi-camiler-m-kemalin-sattigi-camiler-chpnin-sattigi-camiler-sinan-meydana-meclis-tutanagi-1

[5] no’lu dipnotta bahsi geçen Meclis tutanağı…

***

atatc3bcrk-cami-satti-mi-inc3b6nc3bcnc3bcn-sattigi-camiler-m-kemalin-sattigi-camiler-chpnin-sattigi-camiler-sinan-meydana-cevap-meclis-tutanagi.jpg

[6] no’lu dipnotta bahsi geçen Meclis tutanağı…

***

Başka bir tutanakta Gedik Mescidi’nin Kızılay’da hububat ambarı, bir Ermeni’ye kiralanan Helvacılar Mescidi’nin ise ahır olarak kullanıldığı yazar. Aynı tutanakta Hacıkoca Mescidi’nin ve Istanbul’da Beylerbeyi Camii muvakkithanesinin CHP tarafından işgal edildiği belirtilir.[6]

*

atatc3bcrk-cami-satti-mi-inc3b6nc3bcnc3bcn-sattigi-camiler-m-kemalin-sattigi-camiler-chpnin-sattigi-camiler-sinan-meydana-cevap.jpg

Satılan bazı Camilerin fiyat listesi…

***

Bu mevzuda daha fazla malumat için şu yazımıza bakılabilir:

http://belgelerlegercektarih.com/2016/02/04/ataturk-doneminde-satilan-ve-ahir-yapilan-camiler-sinan-meydana-cevap/

.

**********

.

KAYNAKLAR:
.

[1] Ayasofya’yı M. Kemal’in kapattığını belgelerle ispatladık:

http://belgelerlegercektarih.com/2015/02/28/ayasofya-camiini-ataturk-mu-kapatti-ataturkun-imzasi-sahte-mi/

[2] Ahmet Kabaklı, Temellerin Duruşması, 28. Baskı, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, Istanbul 2010, cild 1, sayfa 201.

[3] Mehmet Şevket Eygi, Yakın Tarihimizde Cami Kıyımı, Tarih ve Ibret Yayınları, Istanbul 2003, sayfa 251-253.

[4] Haber için bakınız; Bugün gazetesi, 9 Aralık 1967, sayı 357.

[5] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 9, Cild 22, Içtima 76, 4 Mayıs 1953, sayfa 7.

[6] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 9, Cild 18, Içtima 45, 23 Şubat 1952, sayfa 595.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Nihal Atsız, Sultan II. Abdülhamid ve M. Kemal hakkında ne dedi?

Nihal Atsız, Sultan II. Abdülhamid ve M. Kemal hakkında ne dedi?

*

 

nihal atsiz Sultan II. Abdülhamid Nihal Atsiz m. kemal atatürk

***

Türkçü Nihal Atsız, 1956 senesinde Peyami Safa’nın Sultan Abdülhamid Han için “cahil” demesi üzerine uzun ve manalı bir yazı kaleme almış ve bizim ırkçıların tahmin edemeyeceği kadar Sultan Abdülhamid’i methetmiştir. Bu ırkçılar hem Atsızcı hem de Atatürkçü geçiniyorlar. Halbuki Nihal Atsız Orkun dergisinde, M. Kemal’in hüküm sürdüğü yılların “gayrimeşru ve müstebit bir diktatörlük” olduğunu yazmıştı. Alakalı kısmı aynen iktibas ediyoruz:

“Türkiye Cumhuriyeti 1950 mayısında (Menderes dönemi) kurulmuştur. Ondan önceki 1923-1950 çağı gayrimeşru ve müstebit bir diktatörlük zamanıdır.”[1]

*

nihal atsiz atatürk, orkun dergisi atatürk bozkurt mu atatürk m. kemal bozkurt

Nihal Atsız’a göre M. Kemal devri “diktatörlük” idi…

***

Şimdi de Atsız’ın Sultan II. Abdülhamid için yazdıklarına yer verelim:

“Bu dünyada herkes bir çok şeyin cahilidir. Yeter ki kendi işinin cahili olmasın”. Kendi işinin ehli olduğunu bin bir delille isbat etmiş bulunan Sultan Hamid ise asla cahil değildir. Onun bir yüksek okul hattâ lise diploması yoktur. Fakat özel öğretmenlerle hayattan ve içinde yetiştiği büyük ve muhteşem hanedandan çok cevherli şeyler öğrenmişti. Ressam, hattât ve musikişinas idi. Doğu ve batı dillerinden bazılarını biliyordu. Kurduğu çok değerli Yıldız Kütüphanesi, bugün, Üniversite Kütüphanesi’ni de yine o kurdu. Yani Sultan Hamid, Türk kültürüne kütüphane kurarak, pek çok okul açarak ve ilmî eserler yazdırarak hizmet etti.

Onun katil olduğu yalan, kızıl sultan olduğu iftiradır. Avrupalıların ve Ermenilerin yakıştırdığı kızıl sultanlığı benimsemek, onların emellerine hizmet etmek olmaz mı?

Sultan Hamid, kızıl değil, “Gök Sultan”dır. Herkeste bulunması mümkün ufak tefek kusurlarını şişirip erdemlerini inkâr etmekle ne Türk tarihi, ne de Türk milleti bir şey kazanır. İsmail Safa, İngiliz-Boer savaşında, İngilizlerin bu başarısını, onların elçiliklerine giderek tebrik ettiği için, Sultan Hamid tarafından haklı olarak, sürgün edilmiştir. Belki İsmail Safa, o zaman, İngilizlerin nasıl bir Türk ve Müslüman düşmanı olduğunu bilmiyordu. Fakat geniş haber alma imkânları ile her şeyi bilen Sultan Hamid, memleket aydınlarının düşman elçilikleriyle temasına müsaade edemezdi.

Şimdi insafla düşünülsün: Hiçbir sebep yokken, sırf yurtlarındaki elmas madenlerini zaptetmek için, bir avuç Boer’e büyük ordularla saldıran İngiltere’yi tebrik etmek hangi hürriyetçilik anlayışının sonucudur?

O günkü İngiltere’yi Boer’leri yendi diye tebrik etmekle, bugünkü Moskofları Finlere karşı başarılarından dolayı alkışlamak arasında ne fark vardır?

Merhum Gök Sultan Abdülhamid Han, bütün hayatında bir fikir, devleti ayakta tutmak ve hazırlamak için yaşadı. Siyasî dehası ile Avrupa’yı ve Moskof’u oyalıyor, bir yandan da demir yolu ve okul ile Türk milletini kuvvetlendirmeye çalışıyordu.

Sultan Hamid ile onun düşmanları olan hürriyetçileri ölçüştürmek için, yalnız şu noktaya bakmak yeter: Hürriyet kahramanları (!), hürriyeti yok edip yüzlerce masumu astıktan sonra, savaşa soktukları devlet yenilince, hırsızlar gibi kaçtılar. Gök Sultan, bir tek siyasî idam yapmadan, en korkunç siyasî güçlükleri atlatarak 33 yıllık saltanatında devleti ayakta tuttuktan sonra tahtından indirilirken, Moskof çarının Rusya’ya davetini; Selanik’ten Alman gemileriyle İstanbul’a gelirken de Alman İmparatorunun dâvetini reddederek vatanında sürgün ve mahpus gibi yaşamayı tercih etti.

Türkiye dört sınırında yangınlar olan bir ev, Sultan Hamid, o yangınların eve bulaşmaması için hızla koşarak ateşe su serpen, kum döken ve keçe kapatan bir savunucu idi. Bu koşuşmaları sırasında yoluna çıkan bir iki çocuğa çarpıp düşürdüyse, suç onun değildir. Çünkü, yurdun çevresindeki yangınlar göğe yükseliyor ve Gök Sultan, alevleri içeri sokmamak için didiniyordu.

Ve sokmadı da…

Ne diyelim? Durağı cennet olsun…[2]

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Nihal Atsız, “Kurucular Meclisi”, Orkun Dergisi, sayı 9. (1 Aralık 1950)

[2] Nihal Atsız, “Abdülhamid Han (Gök Sultan)”, Ocak Dergisi, sayı 2. (11 Mayıs 1956)

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*