İsmet Özel – Demokrasi Nedir?

İsmet Özel – Demokrasi Nedir?

*

***

İsmet Özel:

“Demokrasi Sokratesi öldüren rejimdir… Demokrasi son derece müptezel bir şeydir, aşağılık bir şeydir.”

***

Foto

Ismet Özel Demokrasi nedir, demokrasi ne demek, Islamda demokrasi var mi, demokrasi Islama uygun mu

 

.

Reklamlar

Yenikapı Mevlevîhânesi son Şeyhi Abdülbaki Baykara, Atatürk inkılaplarını tenkid etti

Yenikapı Mevlevîhânesi son Şeyhi Abdülbaki Baykara, Atatürk inkılaplarını tenkid etti

*

Mevlevihane postnisini Abdülbaki Baykara M. Kemal atatürk inkilaplar, sapka inkilabi mevleviler Laik inkilaplar, kemalist inkilaplar tekke tarikatlar

Yenikapı Mevlevîhânesi son Şeyhi Abdülbâkî Mehmed Baykara…

***

Ebced hesabıyla tarih düşürmede zamanının önde gelen şâiri olan Yenikapı Mevlevihanesi son postnişini Abdülbaki Baykara, kemalist laik inkılapları benimsememiş ve bunları hicvetmiştir.

Abdülbaki Baykara’nın “Benim Halim” başlıklı şiiri bu hususta gayet açık ve nettir:

*

Kesip rîş-i sefîdim, pîr iken yosma civân oldum.
Makam-ı Mevlevî’de şeyh idim, pîr-i mugân oldum.

Ne sâfî müslümân kaldım, ne oldum kıpkızıl kâfir
Giriftâr-ı belâ-yı fitne-i âhirzamân oldum.

Dilimde nûr-i imanım, başımda kapkara şapka.
Misâl-i subh-i kâzib nûr ü zülmette ayân oldum.

Semâ-yı Mevlevî’yi terk edip, öğrenemedim dansı
Selânik Dönmesi’nden de beter bir müslüman oldum.

Abâ bonjur, silindir şapka oldu sikke-i molla
Bu uydurma kıyâfetlerle rüsvâ-yı cihân oldum.

Ne şâhânı seleften nâil oldum lütf ü ihsâna
Ne Cumhûriyyet erkânıyla yâr-ı hem-inân oldum.

Müderrisler Dârülfünun’da eylediler bana sebkat
Cehâletten hamâkatten eğerçi imtihân oldum.

Te’emmül eyleyip es-sabru miftâhu’l-ferec sırrın
Misâl-i kîr-i patrik-i zamân bî-imtinân oldum.

Nevâ-yı nây ile raksân olurken bir zamanlar ben
Belâ-yı hicr ile şimdi mücessem bir figân oldum.

*

Abdülbaki Baykara savas takdir belgesi laiklik kemalizm m. kemal atatürk mevleviler

Birinci Dünya Harbi’nde Mevlevî Alayı’na 1915 yılında ve binbaşı rütbesiyle kumandan vekili olarak katılmış olan Abdülbâki Baykara Dede’ye, Harbiye Nezâreti tarafından pâdişâh adına verilen takdir belgesi…

Bu fedâkarlıklara rağmen Yenikapı Mevlevîhânesi’nde yaklaşık on yedi yıldır sürdürmekte olduğu postnişînlik hizmeti, 13 Aralık 1925 yılında meriyyete giren tekke ve zaviyelerin kapatılması kanunu ile resmen sona ermiştir.[1]

***

Müslümanlık ve Osmanlılıktan çıkıp, Batıcı hayatın anaforu içine düşen kâmil bir zâtın, kendi yaşadığı ızdıraplarla birlikte, memleketin halini anlattığı, târihî ve edebî manzûmenin bugünkü dille karşılığını cevaplar.org sitesinden naklediyoruz:

*

Ak sakalımı kesip, yaşlı iken hoppa gençlere benzedim.
Daha önce Mevlevi şeyhi iken, bu yeni halimle meyhaneciye döndüm.

Ne saf bir Müslüman olarak kalabildim, ne de kıpkızıl kâfir oldum.
Ben ahirzaman fitnesine tutuldum, belalara uğradım.

Gönlümde imanımın aydınlığı, kafamda kapkara kâfir şapkası ile
ışık ile karanlık arasında sanki ‘yalancı sabah’ (fecr-i kazib) gibi göründüm.

Yeni dansları öğrenemedim ama, Mevlevî semâını terk ettim.
Selânik Dönmesi sahte Müslümanlardan daha beter bir münafık oldum.

Cübbe ‘bonjur’a(Avrupa usulü ceket) ve Mevlevî sikkesi şapkaya dönüştü,
bu uydurma kıyafetlerle ben cihana rezil oldum.

Eski padişahlardan bir ihsana nâil olmamıştım,
Cumhuriyet devri ileri gelenleriyle de bir dostluğum olmadı.

Üniversite’ye hoca olmak için gerçi cehâlet ve ahmaklıktan imtihâna çekildim,
ama profesörler beni geride bıraktı.

Sabır ferahlığın en büyük anahtarıdır sırrını düşünüp,
Minnet eylemeyen zamanın patriği gibi oldum.

Bir zamanlar ney nağmeleri ile coşardım,
şimdi ayrılık belasıyla ben de(ney gibi) ızdırâbın, müşahhas timsâli bir figân oldum.[2]

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Bayram Ali Kaya, Tekke Kapısı-Yenikapı Mevlevihanesi’nin Insanları, Zeytinburnu Belediyesi Kültür Yayınları, Istanbul 2012, sayfa 267.

[2] Mustafa Kara, Metinlerle Günümüz Tasavvuf Hareketleri, Dergah Yayınları, Istanbul 2002, sayfa 171.

Abdülbâkî Mehmed Baykara’nın şiirleri hakkında tafsilat için bakınız:

Mustafa Erdoğan, Meşrutiyetten Cumhuriyete Bir Mevlevî Şeyhi Abdülbâkî Mehmed Dede-Hayatı Şahsiyeti Eserleri ve Şiirleri, Dergah Yayınları, Istanbul 2003, sayfa 197-370.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.com

*

Laikliği savunup idama karşı çıkanlara bir sual

Laikliği savunup idama karşı çıkanlara bir sual

*

laiklik, cehenneme odun olmaktir, kisas ne demektir, kisas nedir, Islamda idam var mi, Islamda katilin hükmü, Islamda katilin cezasi, Islamda laiklik,

Cehenneme odun olmayın…

***

“Din ile Devlet ayrıdır” deyip laikliği savunanlara ve idama karşı çıkanlara soruyorum:

Oruç tutuyor musunuz? Eğer muhatabım bir Müslüman ise ve sağlık sorunu da yoksa; “Evet” diyecektir. Peki neye göre? O kadarını bilmez ama biz anlatalım:

Oruç tutmak, Bakara Suresi’nin 183. ayetiyle bütün müslümanlara “Farz” kılınmıştır.

BAKARA SURESI
183 – “Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de **farz kılındı.** Umulur ki korunursunuz.”

ARAPÇA YAZILIŞI:
“Yâ eyyuhellezîne âmenû **kutibe aleykumus sıyâmu(Oruç)** kemâ kutibe alellezîne min kablikum leallekum tettekûn.”

“Sıyâm”; Oruç demektir. “Kutibe” ise “yazıldı” anlamına gelir. “Farz” demektir… Yani Allah’ın hükmü manasına gelir.

Şimdi de Bakara suresindeki “katilin idam edilmesi”ne dair ayete bir bakalım:

BAKARA SURESI
178 – “Ey iman edenler! Öldürmede **kısas size farz kılındı**. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın.”

ARAPÇA YAZILIŞI:
“Yâ eyyuhellezîne âmenû **kutibe aleykumul kısâsu** fîl katlâ el hurru bil hurri vel abdu bil abdi vel unsâ bil unsâ.”

Kısacası Oruç, Bakara 183’deki “kutibe aleykumus sıyâmu” ifadesiyle; Kısas, yani katilin idamı ise Bakara 178’deki “kutibe aleykumul kısâsu” ifadesiyle farz kılındı ve Devlet tarafından uygulanması icab eder… Aynı ifade.

O halde, orucu farz olarak kabul ederken, aynı ifadeyle farz kılınan idamı neden kabul etmiyorsunuz?

Acaba aşağıdaki ayet sizi mi işaret ediyor?

Bakara Suresi 85:

“Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Şu halde içinizden böyle yapanlar, netice olarak dünya hayatında perişanlıktan başka ne kazanırlar, kıyamet gününde de en şiddetli azaba uğratılırlar. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.”

Hal böyleyken nasıl olur da laikliği savunabilir ve idama karşı olabilirsiniz? Allah’tan daha mı merhametlisiniz? Kemalist yalanlara kanmayın. Allah’tan korkun, aklınızı başınıza alın. Bu işin şakası yok, cehenneme odun olmayın…

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

CHP ve Kürtler…

CHP ve Kürtler…

*

chp kürtler, muharrem ince kürtler, kemalizm kürtler ararat eteklerinde, atatürk kürtler, m. kemal kürtler, inönü kürtler, tek parti döneminde kürtler

Yazıda bahsi edilen ve CHP iktidarının kontrolündeki Cumhuriyet gazetesinde neşredilen “Ararat Eteklerinde” başlıklı yazı dizisinin 20 Temmuz 1930 günkü bölümü… (Yazı maalesef silik çıktı, fakat başlık okunabiliyor)

***

Kemalist ulusçu seçkinlerin “Kürt meselesi”ni algılayış şekilleri giderek “beyaz adamın yükü”ne dönüşmüştür. 1930 Ağrı isyanına katılanları tasvir eden şu ifadeler bunun yansımasıdır:

“Bunların alelade hayvanlar gibi basit sevk-i tabiilerle işleyen his ve dimağlarının tezahürleri, ne kadar kaba hatta abdalca düşündüklerini gösteriyor… Çiğ eti biraz bulgurla karıştırıp öylece yiyen bu adamların Afrika vahşilerinden ve Yamyamlardan hiç farkı yoktur.”[1]

Gazeteci Yusuf Mazhar, isyan bölgesini gezdikten sonra kaleme aldığı “Ararat Eteklerinde” başlıklı yazı dizisinde isyancıları ırkçı-medenileştirici bir söylemle tasvir eder:

Bunlar -tarihin şehadeti ile sabittir ki- Amerika’nın kırmızı derililerinden fazla kabiliyetli oldukları halde ziyadesiyle hunhar ve gaddardırlar… Dessas ve bedii hislerden, medeni temayüllerden tamamiyle mahrumdurlar. Bunlar asırlardan beri ırkımızın başına bela kesilmişlerdir.

Rusların idaresi altında -bir kısım insani ve medeni haklardan mahrum tutularak- dağlardan aşağı inmelerine müsaade olunmayan bu mahlukat hakikaten medeni haklardan istifadeye şayan değildir.

Siyasi ve medeni teşkilata istinad eden buradaki Türk köylüleri, hükumet ve idare nüfuzunun za’fa uğraması üzerine başkaldıran vahşi Kürt aşiretlerinin önünden ya kaçmışlar yahut Kürtleşmişler de yalnız köylerinin isimlerini bırakmışlar.[2] Bunlar (Kürtler) ayrıkotu gibi sardıkları toprakta intişar eder fakat bastıkları yere zarar verir mahluklardır. Birçok yerlere hastalık sirayet eder gibi sonradan yerleşmiş ve asli ahalisini -aşiret teşkilatındaki kuvvet sayesinde- körletmişlerdir.[3]

Bu Kürtler zahireyi değirmende öğütmeyi bilmezler. … Bunlarda istiklal ve hürriyet hisleri temelinden mefkut ve ruhları izzet-i nefisten mütecerrittir (izzet-i nefsleri yoktur). Bana bu sözleri söyeyen Kürt delikanlısı buralar Rusların işgaline uğrayınca hicret ederek on dört yaşından on dokuz yaşına kadar Gazi Ayıntap’ta yaşamış olduğu cihetle biraz insanı andırıyordu. Yoksa bunlar meramlarını, maksatlarını en basit mantıki kıyaslarla yahut en adi misallerle ifadeye kadir değildirler. …

Bu Kürt kitlesindeki karanlık ruhu, kaba hissiyatı, hunhar temayülatı kırmak mümkün olmadığına kaniim. Bunu uzun bir tekamülden beklemek bunların zaman zaman böyle isyanlar çıkararak yahut memlekette asayişi bozarak veyahut hırsızlık ederek hükümetin daima meşgul olmasına halkın mütemadiyen mutarrız (sic) olmasına sebep olur.[4]

.

**********

.
KAYNAKLAR:

.

[1] “Temizlik başladı: Zeylan deresindekiler tamamen imha edildi,” Cumhuriyet Gazetesi, 13 Temmuz 1930, sayfa 4.

[2] Yusuf Mazhar, “Ararat Eteklerinde,” Cumhuriyet, 18 Temmuz 1930, sayfa 3.

[3] Yusuf Mazhar, “Ararat Eteklerinde,” Cumhuriyet, 19 Temmuz 1930, sayfa 3.

[4] Yusuf Mazhar, “Ararat Eteklerinde,” Cumhuriyet, 20 Temmuz 1930, sayfa 3.

ALINTI: Ahmet Yıldız, Ne Mutlu Türküm Diyebilene / Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırları (1919-1938), Iletişim Yayınları, 6. Baskı, Istanbul 2016, sayfa 243, 244.

NOT: Ahmet Yıldız, [1] no’lu dipnotun kaynağında doğru tarihi vermiş, ancak diğer 3 kaynağı aktarırken “Temmuz” ayı yerine yanlışlıkla “Ağustos” ayını yazmış. Neredeyse her kitapta olabilen bu el sürçmesini düzelttik. Inşaallah kitabın bir sonraki baskısında bu notumuz dikkate alınır.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Osmanlı Tüfek bile üretemedi diyen Kılıçdaroğlu’na Cevap

Osmanlı Tüfek bile üretemedi diyen Kılıçdaroğlu’na Cevap

*

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim

18. Yüzyıla aid “Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî” (Fenn-i Humbara ve Ateşli Silahlar) adlı eser…

***

Hatırlayacağınız gibi, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bundan yaklaşık 2 sene evvel Osmanlı Devleti’nin bir tüfek dahi üretemediğini söylemişti. Adeta Haçlı Seferleri tertip eden Vatikan Papaları gibi Osmanlı’ya iftiralar atan bu zihniyete göre, Osmanlı’yı ingilizler yıkmış ve bunun üzerine M. Kemal, “Battal Gazi vari” bir destanla 7 düveli kovup Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştu. Yersen!..

Madem Osmanlı’yı ingilizler yıktı, o halde Kemal Kılıçdaroğlu niçin Ingiltere’yi değil de Osmanlı’yı kötülüyor? Hatta iftira atıyor? Çünkü Osmanlı’yı ATA’ları yıktı ve kendileri de bu durumu meşrulaştırmak için Osmanlı hakkında gerçeklerle uzaktan yakından alakası olmayan tiksindirici ve itibar zedeleyici iddialarda bulunuyorlar. Kaldı ki Ingilizler devlet yıkmaz; böler, kontrol altına alır… Alamıyorsa MAŞA’larına yıktırır!.. Nitekim Osmanlı’yı da bunların ATA’larına yıktırdı ve Türkiye’yi kontrolü altına aldı. Neyse, bu mevzulara girmeyelim…

*

Dönemin Edirne Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Saltık, telefonla katıldığı bir televizyon programında, Osmanlı düşmanlığının aslında Şeriat, yani Islam düşmanlığından kaynaklandığını itiraf etti. Bu itiraf, Osmanlı tarihi ve şahsiyetlerinin tarihi ve ilmi gerçeklere dayanılarak değil, bilakis ideolojik ve siyasi kaygılardan dolayı kötülendiğini açıkça ortaya koymaktadır. Yani bu itiraf, Osmanlı’ya bilerek ve kasten iftira atıldığının en açık delilidir. . Şöyle diyor Kemalist Profesör: “Osmanlı’yı övmek ve göklere çıkarmak, şeriatı sevimli kılmak anlamına geliyor, şeriat düzenini meşrulaştırmak anlamına geliyor.”

***

Osmanlı’nın geri kaldığını ileri sürenlere cevap olarak belki bir kamyon dolusu evrak neşrettik[1], ancak kemalistler ilmî hakikat kaygısı taşımadıkları için ağızlarına ne gelirse söylemekten çekinmiyorlar. Fakat biz de her defasında hakikati haykırmaktan vazgeçmeyeceğiz.

Kılıçdaroğlu’nun sandığının aksine, Osmanlı’da hem ateşli silahlar icad edilmiş, hem de askeri literatür sahasında çok sayıda kitap, risale ve makale kaleme alınmış ve neşredilmiştir.[2]

Konumuzun uzmanı Prof. Dr. Salim Aydüz’ün bu mevzuda yazdıkları Kemal Kılıçdaroğlu’nu yalanlamaktadır:

“…Osmanlıların, özellikle ateşli silahlar konusunda son derece mühim çalışmalar yaptıkları ve yeni yeni silahlar geliştirdikleri de görülmektedir. Incelediğimiz eserde görüldüğü üzere, Osmanlı askeri sahasında yeni silahlar icad edilerek geliştirilmiş, ilaveten yeni savaş taktikleri uygulanmış ve hatta yer yer başarılı sonuçlar da elde edilmiştir.”[3]

Osmanlı silah tarihi ve özellikle topçuluk tarihi konusunda Ferik Ahmed Muhtar Paşa’nın [1861-1926] önemli çalışmaları bulunmaktadır. Top dökümü ve silah tarihi üzerine çok sayıda eseri ve makalesi bulunan Muhtar Paşa’nın çalışmalarının büyük bir bölümü modern topçuluğa ve silahlara dairdir. Muhtar Paşa’nın konuyla ilgili bir adet makalesi ve altı eseri bulunmaktadır.[4] 

Prof. Aydüz, Müslümanların Osmanlı’dan evvel de ateşli silahlar kullandığını ifade eder[5]:

“Müslümanların ateşli silahları on üçüncü yüzyıldan itibaren kullandığına dair son derece kıymetli bilgiler veren ve içinde gayet güzel çizimler bulunan kitap hiç şüphesiz Necmeddin Hasan er Rammah’ın [öl. 1294-5] ‘el-Furusiyye ve’l-menasibi’l-harbiyye’ adlı eseridir. Er-Rammah, 1270 yıllarında yazdığı eserinde, detaylı bir şekilde, çok sayıda roket, barut terkipleri ve kullanımı ile ilgili bilgiler vermektedir. Içinde çizimlerin de bulunduğu bu eserde büyük bir bilgi birikimi ve çeşitliliği dikkat çekmektedir. Er-Rammah’ın büyük babasının da barut ve terkibi gibi konularla uğraştığına dair bilgilere bakılırsa, barutun on üçüncü yüzyılın başlarından beri Islam dünyasında bilindiği anlaşılır. Eserde 107 ayrı barut terkibinden ve 22 roketten (tayyar, tayyarat) ve çiziminden bahisler vardır.”[6] 

Şemseddin Muhammed’in 14. yüzyılın başlarında kaleme aldığı “Fununu’n-neft” adlı eserinde barut terkiplerinden ve havai fişeklerden bahsedilip beş ayrı roket düzeneği de etraflıca tarif edilir.[7] 

Görüldüğü üzere gerçekler, Kılıçdaroğlu’nun iddialarından çok farklı… Ama cahile kızılmaz. Asıl kızılması gerekenler, onun cahil kalmasına sebep olanlardır… Yani Harf inkılabıyla bu milleti geçmişinden koparanlardır, binlerce eseri tozlu raflara mahkum edenlerdir. Nitekim aşağıda takdim edeceğimiz 18. yüzyıla aid “Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî” ile “Ümmül-Gazâ” adlı eserler daha yeni neşredilebildi. Başka bir iktidar olsaydı belki de hiç neşredilemeyecekti… Bu yüzden hepimiz, emeği geçenlere bir teşekkür borçluyuz.

*

 

 

Mustafa Ibn Ibrahim’in “Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî” (Fenn-i Humbara ve Ateşli Silahlar) adlı eseri…

*

Humbara kelimesi aslen Farsça “humpare” kelimesinden gelmekte olup, küçük küp, küpçeğiz manasındadır. Metinlerde bazen “kumbara” olarak da geçmektedir. Içi boş toprak, cam, demir veya tunçtan yapılmış güllelerin içine barut, demir ve kurşun parçaları ile bomba veya benzeri tahrip maddesi koyularak havan topu ya da elle atılan bir tür eski bir savaş aletidir. Havan ile atılan çeşidine “havan humbarası” veya “humbara havanı”, el ile atılanına “el humbarası” (humara-i dest), havan topu vasıtasıyla humbara atan topçulara “humbaracı” denilmektedir.

Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî isimli bu eserin mevcut tek nüshası Istanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Muallim Cevdet bölümü nr. K. 439’da kayıtlıdır. (Muallim Cevdet Yazmaları Alfabetik Kataloğu, sayfa 83).[8]

Eserin tam olarak ne zaman telif edildiği belli olmamakla birlikte, metnin içinde geçen şu ifadeden eserin 1747 yılından sonra telif edildiği anlaşılmaktadır: “…Zira bundan akdem bin yüz altmış senesinde (Miladi 1747-1748) Sa’dabad’da humbara ta’limi oldukda otuz derece menzil ile nişangaha humbara atılmasını tertib ve tedbir ve cümleye ta’lim olunup…” (Fenn-i Humbara, vr. 7a.)

Kitap, bir mukaddime (humbaranın tarihçesi) ve altı bab üzere tertip edilmiştir. Birinci bab humbara atımı, ikinci bab humbara terazisi ve havan doldurmada kullanılan edevat, üçüncü bab humbara havanları, dördüncü bab tulumba, beşinci bab geometri terimleri, altıncı bab lağım fenni ve barutun hususiyetleri konusundadır. Eser çok sayıda çizim, hesap, cetvel ihtiva eden fevkalade mühim bir çalışmadır.

*

Eser şu ifadelerle başlamaktadır:

*

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim16

“Inne haze’l-kitabe te’allaka Reyhan Efendi Hamza sene 1284 (1867-68)
Hamza Reyhan

Haza Risale-i Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî

Bismillahirrahmanirrahim

Elhamdulillahi Rabbi’l-‘âlemîn ve’s-salâtu ve’s-selâmu ‘alâ Seyyidina Muhammedin ve âlihi ve sahbihi ecma’în.”

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim2

Latinize edilmiş hali…

***

 

18. Yüzyıla aid Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî isimli eserde yer alan bazı çizimler ve latinize edilmiş hali:

*

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim13

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim3

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim12

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim4

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim11

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim5

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim10

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim15

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim14

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim9

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim6

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim8

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim7

***

***

Bayramoğlu Ali Ağa’nın, Ümmül-Gazâ, (Harp Sanatı Ve Aletleri), adlı eseri…

***

Prof. Salim Aydüz, “Kitab-ı Ümmü’l-Gazâ” isimli eser hakkında şu malumatı vermektedir:

“Lale Devri’nde yazıldığını tahmin ettiğimiz bu eser dönemin askerlik sanatı ve gelişmeleri hakkında önemli bilgiler ve çizimler içermektedir. Eser, hakkında pek fazla bilgi sahibi olmadığımız Bayramoğlu Ali Ağa isimli humbaracılar sınıfından birisi tarafından yazılmıştır. Yazılış tarihi ile ilgili net bir bilgi yoktur. Ancak eserde geçen bilgilere dayanılarak eserin III. Ahmed (1718-1730) döneminin sonlarına doğru yazıldığı tahmin edilir.”[9]

Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdad Köşkü, nr. 368’de kayıtlı bulunan eser[10] “Besmele” ile başlar. Ali Ağa, Islam ordularının savaşlarda Allah’ın izni ile muzaffer olması için gerekli tedbir ve tedariklerin neler olacağının eserde anlatıldığını belirtir:

“..asker-i Islam sefer-i hümayun Hazret-i Allahu Te’ala’nun avn-ı inayeti talebiyle inşa’allahu Te’ala mansur ve muzaffer olınmak içün derun-ı kitabumda nice nice tedbir u tedarikler tahrir ve hem tasvir olınmışdur…”[11]

*

18. Yüzyıla aid “Ümmül-Gazâ” adlı eserde yer alan bazı çizimler:

*

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga1

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga2Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga3

***

 

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga4

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga5

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga6

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga7

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga8

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga9

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga10

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga11

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga12

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga13

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga14

***

Ey kemalistler, utandınız mı?

Hiç sanmıyorum…

.

**********

.
KAYNAKLAR:

.

[1] Bunlardan bazıları için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2017/04/02/sultan-ii-abdulhamid-doneminde-yapilan-bazi-fabrikalar/

http://belgelerlegercektarih.com/2017/01/26/osmanli-devleti-geri-kaldigi-icin-mi-batti/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/10/14/sultan-ikinci-abdulhamid-han-doneminde-yapilan-bazi-eserler/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/20/osmanli-devletinde-fabrikalar-matbaa-osmanli-geri-kaldi-yalani/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/08/31/matbaa-osmanliya-ne-zaman-geldi/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/10/31/osmanli-devleti-degil-kemalist-rejim-geri-kaldi/

[2] Prof. Salim Aydüz, “Ateşli Silahlarla Ilgili Türkçe Matbu Eserler Bibliyografya Denemesi (1727-1928)”, Kutadgubilig Felsefe-Bilim Araştırmaları, 5, (Mart 2004), sayfa 259-309.

[3] Prof. Dr. Salim Aydüz, “Önsöz”; Bayramoğlu Ali Ağa (18. Yüzyıl), Ümmül-Gazâ, Harp Sanatı Ve Aletleri, (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 10.

[4] Makalesi için bakınız; Ahmed Muhtar Paşa, “Eski Osmanlı Silahları yahud Osmanlıların Fenn-i Esliha ve Topçuluğa Ettikleri Hizmet” Malumat, cild 3, sayı 71, 23 N 1314, sayfa 469.
Kitapları için bakınız;
– Ahvalname-i Müellefat-ı Askeriye: Ahvalname-i Müellefat-ı Topçuyan, Istanbul 1316.
– Osmanlı Topçuları, Istanbul 1315.
– Ahvalname-i Müellefat-ı Askeriye-i Osmaniye, 1. Kısım: Ahvalname-i Müellifat-ı Topçıyan, Istanbul 1316.
– Eski Osmanlılarda Top Dökmek San’atı, Istanbul ty..
– Tarih-i Esliha ve Zaman-ı Hazırda Düvel-i Muhtelife Topçulukları, Istanbul 1301.
– Eski Osmanlı Silahları, Istanbul ty..
– Ahmed Muhtar Paşa’nın zikredilen bu çalışmalarından başka dumansız barutlar ve balistik konularıyla ilgili eserleri de vardır. Ahmed Muhtar Paşa’nın ateşli silahlarla ilgili bütün yayınları için bakınız;

Prof. Salim Aydüz, “Ateşli Silahlarla Ilgili Türkçe Matbu Eserler Bibliyografya Denemesi (1727-1928)”, Kutadgubilig Felsefe-Bilim Araştırmaları, 5, (Mart 2004).

[5] Prof. Dr. Salim Aydüz, “Giriş”; Bayramoğlu Ali Ağa (18. Yüzyıl), Ümmül-Gazâ, Harp Sanatı Ve Aletleri, (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 18.

[6] Najm al-Din Hasan Al-Rammah, Al-Furusiyya wa al-manasib al-harbiyya, Analitik bir girişle neşreden Ahmad Y. al-Hassan, Halep 1988.

[7] Prof. Dr. Salim Aydüz, “Giriş”; Bayramoğlu Ali Ağa (18. Yüzyıl), Ümmül-Gazâ, Harp Sanatı Ve Aletleri, (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 19.

[8] Prof. Dr. Salim Aydüz, “Giriş”; Mustafa Ibn Ibrahim (18. Yüzyıl), “Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî” (Fenn-i Humbara ve Ateşli Silahlar), (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2015, sayfa 26. Bu eserin mevcut tek nüshası Istanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Muallim Cevdet bölümü nr. K. 439’da kayıtlıdır. (Muallim Cevdet Yazmaları Alfabetik Kataloğu, sayfa 83).

[9] Prof. Dr. Salim Aydüz, “Giriş”; Bayramoğlu Ali Ağa (18. Yüzyıl), Ümmül-Gazâ, Harp Sanatı Ve Aletleri, (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 33.

[10 ] Bu eser Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdad Köşkü, nr. 368’de kayıtlı bulunmaktadır; Prof. Dr. Salim Aydüz, “Giriş”; Bayramoğlu Ali Ağa (18. Yüzyıl), Ümmül-Gazâ, Harp Sanatı Ve Aletleri, (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 34.

[11] Prof. Dr. Salim Aydüz, “Giriş”; Bayramoğlu Ali Ağa (18. Yüzyıl), Ümmül-Gazâ, Harp Sanatı Ve Aletleri, (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 36.

.
**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Mehmet Okuyan, Islamoğlu ve Taslaman gibi Modernistlere Reddiye…

Mehmet Okuyan, Mustafa Islamoğlu ve Caner Taslaman gibi Modernistlere Reddiye…

Önceleri kendisi de Abdülaziz Bayındır, Mustafa Islamoğlu, Mehmet Okuyan gibi Islam Modernizminin temsilcilerinden olan Prof. Dr. Mehmet Paçacı, yaptığı ciddi sorgulamalar ve çalışmalar neticesinde bunun bir “proje” olduğunu görmüş ve batının empoze ettiği bu yolu terketmiştir.

Prof. Dr. Mehmet Paçacı, kısaltarak aldığımız, “Çağdaşçı ‘Kur’an’da Kadın’ Yorumunun Eleştirisi” başlıklı makalesinde, Islam düşmanı Batılıların iftiralarını ve Mehmet Okuyan, Abdülaziz Bayındır, Mustafa Islamoğlu, Caner Taslaman vb. gibi bunlara aldanan veya gönüllü taşeronluğunu yapan Çağdaşçıların (Modernistlerin) gerçeklere aykırı iddialarını cevaplandırıyor. Ayrıca bu çalışma, “Osmanlı’da kadınların hiçbir hakkı yoktu” gibi kemalist iftiralara da cevap ihtiva etmektedir. Çalışmanın sonunda ise “Müslüman kadının ne zaman ve niçin” sosyal ve iktisadi durumunun kötüleştiği anlatılmaktadır. Kısacası bu yazı, bütün ezberleri bozacaktır… Okumayan çok şey kaybeder.

Okumak için tıklayın:

http://belgelerlegercektarih.net/mehmet-okuyan-islamoglu-ve-taslaman-gibi-modernistlere-reddiye/ 

*

Belgelerle Kemalistlerin Islam Düşmanlığı – 2

Belgelerle Kemalistlerin Islam Düşmanlığı – 2

*

kemalistlerin din düsmanligi kemalistlerin islam düsmanligi rifat börekci, atatürkün din düsmanligi, m. kemalin din düsmanligi inönünün din düsmanligi chp'nin din düsmanligi,

[1] no’lu dipnotta bahsi edilen yazının birinci sayfası…

***

4 Ocak 1939’da Ağrı vilayeti Halkevi’nde tertip edilen bir temsilde Sarık, Sakal ve Cübbe ile alay edilir. Dönemin Diyanet Işleri Reisi Rıfat Börekçi, bölgede tepkiyle karşılanan bu sahnelerden haberdar edilir edilmez 23 Ocak 1939’da Başvekalete aşağıdaki yazıyı gönderir:

“4/1/1939 gecesi Ağrı Vilayeti Halk Evinde Orta Okul Direktörü Mustafa Görgöze ile Okul Rıyaziye Öğretmeni Bulgaristanlı Adil Erolun nezaretleri altında tertip edilen bir temsilde Okulun ikinci sınıfından ve Ora Mahkemesinin en kıdemli azasının akrabasından bulunan Şükrü Oğlu Selahaddin; Sarık, Sakallı ve Cübbeli bir hoca kıyafetiyle sahneye ve yüksek bir yere çıkarılıp, kadın, erkek ve çocuklardan mürekkep bir kaç yüz kişi karşısında ‘Ey Cemaat. Ağrı Ili Müftüsü Sadullah Yıldız’ın müsaadesile’ diye ve isim tarif etmek sureti ile Müftünün Eyyamı mübareke ve sair toplantılarda halkı hükümete ısındırmak ve Teyyare ile diğer umuru hayriye’ye teşvik hususunda yaptığı Vaazlarını taklit ve okuduğu ayeti kerime ve Hadisi nebeviyeyi istihfaf ederek (küçümseyerek) ‘Sallu Ala Muhammed Euzu Billahi mineşşeytanırracim Bismillahirrahmanirrahim Inna Lillahi ve Inna ileyhi Raci’un’ ile yalan yanlış bir de ayet okuyarak dini bir vazifeyi tezyif (küçümsemek) ve Müftü ile istihza (alay) ettirdikleri, Müftülüğün 6/1/1939 tarihli tahriratile bildirilmekte ve Çocuk Mahkeme azasının akrabası bulunduğundan sesini çıkarmadığı ve hattı hareketinin tayini Müftü tarafından rica edilmektedir.

Alel’itlak efradı cem’iyetten herhangi birini mütezarrır ve muztarip edecek bir halin bile, hangi bir kimseden, vuku’u mucibi mes’uliyet iken Vatan Çocuklarına terbiye ve ahlak dersi vermekle mükellef bulunan bu Öğretmenlerin hak ve vazifenin kudsiyetini ve bunlara hürmet ve riayet etmenin en tabi’i ve mukaddes bir hak olduğunu, Hürriyet demek, başkalarının hissiyyatını rencide bile etse dilediğini söylemek ve yapmak demek olmadığını herkesden eyi bilmeleri ve bunlara daha ziyade riayetkar olmaları lazım gelirken bu öğretmenlerin velevki Temsil behanesile olsun Devletin bir Memuru ve Kanuni vazifesini Oyun ve alay mevzu’u yapmaları ve muhitin mukaddesatile alay ederek hissiyatlarını rencide etmeye cür’et etmeleri ne Laiklikle, ne de vazife şinaslıkla kabili te’lif görülmemiştir.

Vazifenin kudsiyetini, başkalarının haklarına ve vazifelerine hürmet etmekten tevellüt edecek zararları anlamamış gibi görünen bu gibi öğretmenler hakkında lazımgelen tahkikatın ve icab eden muamelenin yapılmasını hürmetlerimle arz ve rica ederim.

Diyanet Işleri Reisi

Rıfat Börekçi”[1]

*

kemalistlerin din düsmanligi kemalistlerin islam düsmanligi rifat börekci, atatürkün din düsmanligi, m. kemalin din düsmanligi inönünün din düsmanligi chp'nin din düsmanligi,

[1] no’lu dipnotta bahsi edilen yazının ikinci sayfası…

***

Zavallı Rıfat Börekçi, Kemalist rejimin maksadını hala anlamamış herhalde… Belki anladı, fakat “ne kadarını kurtarsam kârdır” diye de düşünmüş olabilir. Rıfat Börekçi’nin bu şikayetinden bir netice alınamamış olacak ki, ondan sonra Diyanet Işleri Reisi olan Şerafeddin Yaltkaya’nın da 23 Şubat 1942 tarihi akşamı Çankırı Halkevi’nde tertip edilen benzer bir temsil sebebiyle Başbakanlığa hitaben bir şikayet yazısı kaleme almak mecburiyetinde kaldığını görüyoruz.[2]

Bu hadiselerin sürekli Halkevleri’nde cereyan ettiğine şaşmamak lazımdır. Zira Halkevleri’nin kuruluş gayesi Islam’a alternatif bir din oluşturmaktı. Halkevleri kemalistlerin gözünde bir “tapınak” idi. Hakikaten birçok bilim insanına göre, kemalist rejim halkevlerini, kapatılan Camilerin yerine ikame etmiştir.[3]

Gariptir, Balıkesir/Edremit Yıldırım camii, “Halk evi” olarak kullanılmak üzere satılmıştır.[4]

Kamuran Bozkurt, Ülkü dergisinde halkevlerini şöyle tarif eder:

“Halkevleri bugünkü neslin gireceği biricik evler, biricik tapınış yerleridir. Gençlik bu evlerde ne bir puta ne de mevhum bir varlığa tapınmıyor. Gençliğin bu evlerde bir tanrı olarak bulduğu yine kendisidir.”[5]

“Ülkü” herhangi bir dergi değildir; yönetiminden doğrudan doğruya CHP Genel Sekreterliği’nin sorumlu olduğu halkevlerinin merkezi yayın organıdır. Bu bağlamda, dergideki yazılardan hiçbirinin iktidarın politikalarından bağımsız olduğu düşünülemez. Yani dergide yayınlanan yazılar sadece “yazarlarını bağlamaz.” Zaten partiden halkevlerine gönderilen “Yazı Yazacak Olanlara” başlıklı talimatnamede de, CHP’nin ilkelerine uymayan yazılara dergide yer verilmeyeceği açıkça belirtilmiştir.[6]

*

atatc3bcrk-halkevleri-inc3b6nc3bc-halkevleri-halkevleri-neden-kuruldu-halkevlerinin-kurulus-amaci-halkevleri-ibadet-tapinak-cami-halkevleri

Halkevleri bina vergisinden muaf tutulmuştur…

***

Dolayısıyla Kamuran Bozkurt’un makalesi, iktidarın halkevlerine ilişkin bakış açısını yansıtmaktadır. Artık yeni nesil “eski”nin “tapınma” yerleri olan camilerin yerine halkevlerini tercih etmelidir.

Halkevlerinin kütüphanelerinde dini yayınların bulundurulması bile yasaklanmıştı.[7] Bu kurumlarda dini duyguları hatırlatacak ve bu alandaki bilgileri yeni nesle öğretecek hiçbir faaliyete müsaade edilmemişti.[8]

Hatta Senirkentte “Halkevleri” kütüphanesi kurma bahanesiyle Müslüman halktan toplanan dini kitapların, kıymetli yazma Kur’an nüshalarının, tefsirlerin yok edildiğini ileri süren Mehmed Akif’in yakın dostu Eşref Edib, bu durumu öğrenen halkın, evlerinde bulunan Kur’an-ı Kerim ve tefsirleri, dini eserleri, iman ve Kur’an gerçeklerinden bahseden metinleri, polisin eline geçmemesi için ambarlarda, odun depolarında ve samanlıklarda saklamak mecburiyetinde kaldıklarını ifade eder.[9]

Velhasıl, Halkevlerinin umumi gayesi kırsal kesimde, mümkün olduğu kadar çok insanı, yeni dinlerinin Türk milliyetçiliği (maskesi altında gavurluk), modern siyasal kimliklerinin de Cumhuriyetçilik olduğuna ikna etmektir.[10]

Buraya kadar halkevlerinin bir toplanma mekanı olarak camilerin yerine ikame edilmesi üzerinde durduk.

Fakat Yeşilkaya’nın tezleri halkevlerinin sadece bir toplanma mekanı olarak değil, aynı zamanda mimari bir mekan olarak da camilerin alternatifi olarak tasarlandığını ispatlamaktadır.

*

izmit-halkevi-cami-minare-camilerin-satilmasi kemalistlerin din düsmanligi m. kemalin din düsmanligi chpnin din düsmanligi Islam düsmanligi

Halkevi kulesinin boyu minareden çok daha yüksektir…

***

Yeşilkaya’ya göre halkevlerinin kent içindeki merkezi konumu dışında dikkat çekici olan bir diğer nokta, bunların konum itibariyle dini yapılarla olan ilişkisidir. Zira halkevi binaları Izmit ve Isparta’da cami, Kars ve Mersin’de ise kilise yanında konumlandırılmıştır. Yeşilkaya bu durumu şöyle açıklar:

“Halkevleri camilerde ‘cemaat’ olarak toplanan halka, ‘ulus’ olarak biraraya gelmeyi, yani yeni bir toplanma alışkanlığı vermeyi ve ‘birlik ve beraberliği’ sağlamayı amaçlayan bir örgüttür. Bu nedenle örgüt olarak dini kurumlara alternatif olan Halkevleri, binaları ile de, dini mekanlara alternatif olarak yer alır. Bu anlamda yeni ‘ulus-devlet’in simgesi olmakla birlikte din dışı toplanma mekanları olarak yeni ‘laik’ kimliğin de sembolüdürler.”[11]

Eyvahlar olsun hala bunların niyetlerini anlamayanlara…

*

NOT:

Belgelerle Kemalistlerin Islam Düşmanlığı – 1:

http://belgelerlegercektarih.com/2014/08/22/belgelerle-kemalistlerin-islam-dusmanligi/

.

**********

.

KAYNAKLAR:
.

[1] “Diyanet Işleri Reisliği’nden Başvekalet’e”, (23 Ocak 1939), Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Katalog Numarası: 030 10/146 44 6.

[2] “Diyanet Işleri Reisliği’nden Başvekalet’e”, (28 Nisan 1942), Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Katalog Numarası: 030 10/26 151 17.

Tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2014/11/09/kertenkele-dizisindeki-sahte-imam-tiplemesi-ve-tarihsel-arka-plani/

[3] Andrew Davison, Türkiye’de Sekülarizm ve Modernlik, (Tercüme eden: Tuncay Birkan), Iletişim Yayınları, Istanbul 2002, sayfa 234.

Ayrıca bakınız;

Anıl Çeçen, Atatürk’ün Kültür Kurumları Halkevleri, Gündoğan Yayınları, Ankara 1990, sayfa 380.

Neşe G. Yeşilkaya, Halkevleri: Ideoloji ve Mimarlık, Iletişim Yayınları, Istanbul 1999, sayfa 144, 145.

Sibel Bozdoğan, Modernizm ve Ulusun Inşaası / Erken Cumhuriyet Türkiyesi’nde Mimari Kültür, (Tercüme eden: Tuncay Birkan), Metis Yayıncılık, Istanbul 2002, sayfa 109.

Aktaran: A. Kıvanç Esen, “Tek Parti Dönemi Cami Kapatma/Satma Uygulamaları”, Tarih ve Toplum, sayı 13, güz 2011, sayfa 140.

M. Kemal ile laiklik hakkında fikir alışverişinde bulunan Ahmet Hamdi Başar, Reşit Galip ile yaptığı bir sohbette camilerin yıktırılmasına karşı çıkmıştır:

Camileri yıkıp, terkedip onların yerine halkevleri yapmak suretiyle hedefimize varamayız.” Bakınız;

Ahmet Hamdi Başar’ın Hatıraları, (Hazırlayan: Murat Koraltürk), Istanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, Istanbul 2007, cild 1, sayfa 307-311.

Ayrıca bakınız;

Ahmet Hamdi Başar, Atatürk’le Üç Ay ve 1930’dan Sonra Türkiye, Istanbul 1945, sayfa 48-53.

[4] Vakıflar Idare Meclisi Kararı, 1937:367/325, Icra Vekilleri Hey’eti Kararı 1937: 2/6541; Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, 1936: 18/229-130. Tafsilat için bakınız; Dr. Nazif Öztürk, Türk Yenileşme Tarihi Çerçevesinde Vakıf Müessesesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1995.

[5] Kamuran Bozkurt, “Halkevlerine Dair”, Ülkü dergisi, cild 6, sayı 36, Şubat 1936, sayfa 450.

[6] Firdevs Gümüşoğlu, Ülkü Dergisi ve Kemalist Toplum, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, Istanbul 2005, sayfa 150-152.

[7] Adem Kara, Cumhuriyet Döneminde Kalkınmanın Mihenk Taşı Halkevleri (1932-1951), 24 Saat Yayıncılık, Ankara 2006, sayfa 304.

[8] Türker Alkan, Siyasal Bilinç ve Toplumsal Değişim, Gündoğan Yayınları, Ankara 1989, sayfa 183.

[9] Eşref Edib Fergan, Kara Kitap, Sebilürreşad Yayınları, Istanbul 1967, sayfa 27.

Bakınız; Zeynep Özcan, Inönü Dönemi Dini Hayat, Dem Yayınları, Istanbul 2015, sayfa 68, 69.

[10] Kemal Karpat, “Türkiye’de Iletişimin Gelişmesinde Halkevlerinin Etkisi (1931-1951)”, Osmanlı’dan Günümüze Kimlik ve Ideoloji, 2. Baskı, Timaş Yayınları, Istanbul 2009, sayfa 334.

[11] Neşe G. Yeşilkaya, Halkevleri: Ideoloji ve Mimarlık, Iletişim Yayınları, Istanbul 1999, sayfa 144, 145.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Kemalistlerin Namus ve Ahlak Anlayışı…

Kemalistlerin Namus ve Ahlak Anlayışı…

Cumhuriyetin ilk yıllarında ahlakın nasıl yozlaştırılıp neslin ifsad edildiğine dair hiç şüphesiz birçok misal verilebilir. Mesela tertip edilen “güzel bacak” yarışmaları[1] ve meşhur “Kadeş Rezaleti”[2] bunlardan sadece ikisidir. Her konuda Osmanlı’yı reddi miras yapan Cumhuriyet Türkiyesi’nin kurucuları, halkın inanç ve kültürüne taban tabana zıt olan yeni bir hayat tarzı dayattı. Bir yandan geleneksel aile yapısı tenkid edilirken, diğer yandan balo ve dans teşvik ediliyor, günlük gazeteleri müstehcen içerikli mesaj ve fotoğraflar süslüyordu.

*

kemalizm ahlaksizligi chp Aksam Gazetesi, 26 Eylül 1932, sayfa 6.

– Ayşenin başına gelen felaketi biliyor musun?

– Yo!.. Ne oldu?

– Kocamı ayarttı![3]

***

kemalizm ahlaksizligi chp Aksam Gazetesi, 1 Subat 1932, sayfa 6.

– Gerdanlığını nişanlın mı aldı?

– Hayır, her bir incisini bir nişanlım aldı![4]

***

atatc3bcrk-gc3bczellik-yarismasi-atatc3bcrk-maskeli-balo-cumhuriyet

Cumhuriyetin ilk yıllarında maskeli balo…

***

O dönemde hekimler, bu tür müstehcen sayılabilecek yayın ve baloların, bu hızlı değişime adapte olamayan genç kız ve kadınları bunalıma soktuğunu ve intihara sürüklediğini ifade ediyorlardı.

Nitekim o yıllarda Türkiye’de araştırma yapan Fansız sosyolog Max Bonnafous, bu intiharları, Cumhuriyet Türkiyesi’nde örf, adet ve fikirlerin değişmesine bağlamaktaydı.[5]

*

kemalizm ahlaksizligi chpnin namus anlayisi kadin ve kiz intiharlari

KAYNAK: Max Bonnafous, “Istanbul’da Intihar”, Türk Antropoloji Mecmuası, Teşrinievvel 1927, No. 5, sayfa 19-37.

***

Tabloda da gördüğünüz gibi, 1916’da yani “savaşta” 27 olan intihar vak’aları, 1926 Türkiyesi’nde inkılaplar başlayınca ve güya “kurtuldukdan” sonra 177’ye yükseldi. 10 yılda yaklaşık 7 kat bir artış. Kemalist inkılapların halkı nasıl bunalıma ittiğine dair net bir tablo.

Neslin nasıl ifsad edildiğine ve intihara sürüklendiğine dair iki misal daha zikredelim… Henüz 1924 gibi erken bir tarihte Darülfünunlu (Üniversiteli) kız öğrencilerin başlarının açık bir şekilde Romanya’ya gönderildiğini ve orada erkeklerle dans ettirildiğini dönemin basınından öğreniyoruz. Nitekim Mehmed Akif’in başyazarlığını yaptığı Sebilürreşad dergisi, yaşanan bu rezalete büyük tepki göstermiştir.[6] 

Diğer ve son misalimizi Prof. Dr. Emre Dölen’in “Türkiye Üniversite Tarihi” isimli eserinin ikinci cildinden kısaltarak veriyoruz[7] :

“Darülfünun öğrencilerinden oluşan elli kişilik bir grup Macaristan’ı ziyaret etmiştir. Bu ziyaretin karşılığı olarak içinde Macar Hükumet Naibi’nin oğlunun da bulunduğu altmış kişilik bir Macar öğrenci grubunun Istanbul’a geleceğinin Peşte Orta Elçiliği’nden bildirilmesi üzerine gerekli hazırlıklara girişilmiştir. Türk öğrencilerin Macaristan’da gördükleri misafirperverliğe karşılık verilebilmesi için Maarif Vekaleti’nin 16 Aralık 1924 tarihli talebi üzerine Icra Vekilleri Heyeti’nin 17 Aralık 1924 tarihli toplantısında “masarif-i gayr-i melhuza” [önceden düşünülemeyen masraflar] faslından 3000 lira ödenek verilmesine karar verilmiştir.[8]

*

chp ahlaksizligi Macar ögrencilerin türk kizlariyla dansi 1

chp ahlaksizligi Macar ögrencilerin türk kizlariyla dansi 4

[8] no’lu dipnotta bahsi geçen ödenekle alakalı kararname ve latinize hali…

***

Macar öğrenciler Ocak 1925’te gelmişler ve Darülfünun öğrencileri tarafından gezdirilerek ağırlanmışlardır. Macar öğrencilerin Darülmuallimat’ı [Kız Öğretmen Okulu] ziyaretleri sırasında kendileri şerefine yapılan çaylı toplantıda Darülmuallimat öğrencisi bazı kızlar Macar öğrencilerle dans etmişlerdir. Kızların Macar öğrencilerle dans etmeleri büyük bir sorun olmuştur. Konuyu TBMM’ne taşıyan Trabzon Mebusu Ahmed Muhtar Bey 29 Ocak 1925’te Maarif Vekili’nin sözlü olarak cevaplaması isteğiyle bir soru önergesi vermiştir. Bu önergede dans olayının gerçek olup olmadığı ve eğer gerçek ise Maarif Vekaleti’nin ne gibi bir işlem yaptığı sorulmaktadır.[9]

*

chp ahlaksizligi Macar ögrencilerin türk kizlariyla dansi 8

chp ahlaksizligi Macar ögrencilerin türk kizlariyla dansi 2

[9] no’lu dipnotta bahsi geçen Soru Önergesi ve latinize hali…

***

Darülfünun öğrencileri Macar misafirlerine Beyoğlu’ndaki Splendid Otel’inde bir ziyafet vermek istemişlerdir. Bu ziyafet sırasında sonradan “Splendid Oteli olayı” adı verilecek olan bazı yakışıksız olaylar meydana gelmiştir. Otelin salonunda başkalarının da oturmuş olduğunu gören “Darülfünunlu hanım ve beyler yabancıların bulunduğu bir salonda dans edemeyeceklerini söyleyerek orada bulunanları dışarıya çıkmağa davet” etmişlerdir. (Içeride nasıl bir dans yapmak niyetindelerse artık: K.Çandarlıoğlu) Aileleriyle birlikte salonda bulunan yabancılar çıkmışlar, çıkmamak için direnen bir Isveçli diplomat ise zorla dışarı çıkarılmıştır. Meslek gazetesinde yayınlanan “Darülfünun gençliği- Son hadiseler münasebetile” başlıklı yazıda “Iki üç ay zarfında birbirini takiben üç dört defa Darülfünun talebesi kendisinden bahs etdiriyor” denildikten sonra konunun memleketimizin sınırlarını aşarak, Avrupa gazete ve ajanslarına geçecek kadar önem kazandığı belirtilerek meydana gelen son olay gazetelere göre yukardaki gibi özetlenmektedir. Meslek gazetesi bu konudaki görüşünü,

“Hadisenin çirkinliği, manasızlığı meydanda. Bunu teşhire hiç de ihtiyaç yoktur. Biz Darülfünun gençliğine, bu memleketde müsbet hüküm verebilecek pek az ve müstesna heyetlerden biri nazarile bakıyoruz. Çünkü henüz kendilerini evvelki neslin hastalıklarına tutulmamış ve saf kalmış bir kütle addediyoruz. Nitekim, Tıbbiyeli ve Hukuklu kavgası hakkında da hükmümüzü verirken hadiseyi bu cihedden görmeye çalışmışdık. Bu son hadise tekrar fikrimizi kuvvetlendirdi: hakikaten Darülfünun talebesi her şeyden evvel kendi kendilerini düzeltmeğe, tensik etmeğe ve kafalarını bir mizan içine sokmağa mecburdur”[10] biçiminde açıklamaktadır.

Macar öğrencilerin ziyareti sırasında meydana gelen dans ve özellikle Splendid Oteli olayı üzerine TBMM’nde çok sayıda soru önergesi verilerek bunların Maarif vekili Şükrü [Saraçoğlu] Bey tarafından sözlü olarak cevaplandırılması istenilmiştir. Denizli Mebusu Dr. Kazım Bey 25 Ocak 1925 tarihli soru önergesinde gazetelerden “Darülfünun mensuplarının haysiyet-i milliyeyi lekedar edecek tecavüzleri” konusunda bilgi sahibi olduğunu belirterek “Darülfünun’un her gün müessif bir vakaya sahne olması”nın nedenini ve “Darülfünun’un istiklaline hürmet hesabına hükümet hala seyirci midir?” diye sormaktadır.[11]

*

chp ahlaksizligi Macar ögrencilerin türk kizlariyla dansi 5

chp ahlaksizligi Macar ögrencilerin türk kizlariyla dansi 3

[11] no’lu dipnotta bahsi geçen Soru Önergesi ve latinize hali…

***

Eskişehir Mebusu Emin Bey ile Aksaray Mebusu Vehbi Bey 28 Ocak 1925 tarihli ortak soru önergelerinde Macar öğrencilere sadece barlar ve dansların gösterildiğini, onların “bize müessesatınızı [kurumlarınızı], muhacirlerinizi göstermediniz” demelerinin bizleri utandırdığını ve memleketini sevenleri ağlattığını belirttikten sonra Darülfünun yönetimini ve Emin Ismail Hakkı [Baltacıoğlu] Bey’i ad vermeden suçlayarak “evladlarımızın fena bir idareye, gayr-i muktedir ellere tevdi edildiği görülmektedir” demektedir. Darülfünun yönetimi “kendi evinin idaresinden aciz olan bir heyet” olarak nitelendirilerek bunların eline bırakılan ve “bu anarşi-i ahlak ile yetişen evlad-ı vatandan memleket birçok zararlar görmiyecek midir?” diye sorulmaktadır.[12]

*

chp ahlaksizligi Macar ögrencilerin türk kizlariyla dansi 7

chp ahlaksizligi Macar ögrencilerin türk kizlariyla dansi 6

[12] no’lu dipnotta bahsi geçen Ortak Soru Önergesi ve latinize hali…

***

Mehmed Akif’in başyazarlığını yaptığı Sebilürreşad dergisi, tıpkı yukarıda bahsi edilen Romanya ziyaretinde olduğu gibi bu hadiseye de büyük tepki göstermiştir.[13]

*

macar ögrenciler Sebilürresad 22 Ocak 1925 25 cild 635 sayi sayfa 170 Ruhi Milli ve Vicdani Ictimaiye Mugayir Hareketler

[13] no’lu dipnot ile alakalı… Mehmed Akif’in başyazarlığını yaptığı Sebilürreşad dergisi aynı sayfada iki tenkid yazısı birden neşretti… Aynı sayının 161’inci sayfasında Mehmed Akif’in “Vahdet” başlıklı makalesi yer almaktadır…

***

Bütün bu hadiseler, Kemalist kadronun Türkiye’de oluşturmayı hedeflediği namus ve ahlak anlayışının birer tezahürüdür. Bunu kendi yayın organlarında da açıkça ifade etmektedirler.

Hakikaten M. Kemal’in kontrolündeki Cumhuriyet gazetesinde, üstelik o daha hayatta iken, “Namusun manası nedir?” başlıklı bir yazı neşredilir. Yazıda, “bir kadının sevdiği bir adamla nikahsız yaşaması”nın dahi onu namus dairesi dışına çıkarmayacağı ve bu “daireleri genişletmek lazım” geldiği belirtilmektedir.[14]

*

kemalizm ahlaksizligi chpnin namus anlayisi Cumhuriyet Gazetesi, 11 Nisan 1930.

[14] no’lu dipnotta sözü edilen yazı…

***

1930 yılında Cumhuriyet gazetesinde neşredilmiş olan bu yazıyı okurken ağzınız açık kalmış olabilir ve hatta “vay anasını!” demiş de olabilirsiniz. Lakin bendeniz inanın artık şaşırmıyorum. Zaten M. Kemal de, Kazım Karabekir Paşa’ya, “Dini ve ahlâkı olanlar aç kalmaya mahkûmdurlar. Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkûmdurlar. Böyle kimselerle memleketi zenginleştirmek mümkün değildir. Onun için önce din ve namus telâkkisini kaldırmalıyız. Partiyi, bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz. Bu suretle kalkınma kolay ve çabuk olur..”[15] demiyor muydu?

.

**********

.

KAYNAKLAR:
.

[1] “Güzel Bacak” yarışması hakkında malumat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2014/05/31/dr-riza-nur-m-kemal-ataturke-iftira-mi-atiyor-guzel-bacak-yarismalari-neydi/

[2] “Kadeş Rezaleti” için ise şu yazıya bakabilirsiniz;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/06/chpnin-canakkale-rezaletinin-belgeleri-kades-rezaleti/

[3] Akşam Gazetesi, 26 Eylül 1932, sayfa 6.

[4] Akşam Gazetesi, 1 Şubat 1932, sayfa 6.

[5] Max Bonnafous, “Istanbul’da Intihar”, Türk Antropoloji Mecmuası, Mart 1928, No. 6, sayfa 19-28.

Intiharlarla alakalı neşriyat için bakınız;

Fahreddin Kerim Gökay, Türkiye’de Intiharlar Meselesi, Istanbul 1932.

Fahreddin Kerim Gökay, “Memleketimizde Intihar Salgınına Karşı Ne yapılmalıdır?”, Resimli Ay, Şubat 1926, No. 12.

Cemal Zeki, Genç Kız ve Kadınlarda Intihar, Kader Matbaası, Istanbul 1927.

Tafsilat için bakınız; Rüya Kılıç, Erken Cumhuriyet Dönemi Istanbulu’nda Intihar: Toplum – Ferd – Siyaset, Modern Türklük Araştırmaları Dergisi, sayı 3, cild 10, Eylül 2013, sayfa 100-117.

[6] Sebilürreşad Dergisi, “Darülfünunlu Talebe ve Talebatın Romanya’daki Ihtisasatı”, 23 Ekim 1924, sayı 622, cild 24, sayfa 382.

[7] Emre Dölen, Türkiye Üniversite Tarihi, cild 2, Cumhuriyet Döneminde Osmanlı Darülfünunu 1922-1933, Istanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, Istanbul 2010, sayfa 118-123, 421-428.

[8] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Kararname no: 1260; Fon kodu: 30.18.1.1/Yer No: 12.62.10.

[9] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Dosya no: 6501; Fon kodu: 30.10.0.0/Yer No: 7.40.38.

[10] Meslek Gazetesi, sayı 7, 27 Kanun-ı sani 1341 [27 Ocak 1925], sayfa 4.

[11] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Dosya no: 6494; Fon kodu: 30.10.0.0/Yer No: 7.40.31.

[12] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Dosya no: 6500; Fon kodu: 30.10.0.0/Yer No: 7.40.37.

[13] Sebilürreşad Dergisi, “Ruh-ı Milli ve Vicdan-ı Ictimaiye Mugayir Hareketler”, 22 Ocak 1925, sayı 635, cild 25, sayfa 170.

Ayrıca bakınız; Sebilürreşad Dergisi, “Darülfünun’da Şayan-ı Teessüf Bir Hadise”, 22 Ocak 1925, sayı 635, cild 25, sayfa 170.

[14] Cumhuriyet Gazetesi, “Namusun manası nedir?”, 11 Nisan 1930, sayfa 2.

[15] Kâzım Karabekir Anlatıyor, Yayına hazırlayan; Uğur Mumcu, 5. Basım, Tekin Yayınevi, Istanbul 1993, sayfa 83, 84.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

CHP’liler Neden Kapattıkları Türbeleri Ziyaret Ediyorlar?

CHP’liler Neden Kapattıkları Türbeleri Ziyaret Ediyorlar?

*

Murad Hüdavendigar türbesi Kosova, M. Kemal atatürk türbeleri kapatti,

Kosova’da bulunan Sultan I. Murat Türbesi… Sultan Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırılan türbe ve bu yer “Meşhed-i Hüdavendigar” olarak adlandırılır…

***

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem Ince’nin, CHP’li M. Kemal tarafından kapatılan Hacı Bayram-ı Veli türbesini ziyaret etmesi, meşhur yazar Münevver Ayaşlı’nın hatıratında Murad-ı Hüdavendigar türbesiyle alakalı anlattıklarını getirdi aklıma.

Malum olduğu üzere Sultan I. Murad 1389 yılında Kosova Savaşını kazandıktan sonra harp meydanında dolaşırken şehit edilmiş ve iç organları oradaki mezara, naaşı ise Bursa’da Külliyesinin kuzey batı kısmında yer alan türbesine defnedilmiştir.

Türkiye’deki türbesi diğer bütün türbelerle birlikte 1925’de kapatılıp harabiyete terk edilmişken[1], Kosova’daki türbe açık ve tertemizdi. Bursa’daki türbeyi ziyaret eden Münevver Ayaşlı, hatıratında şunları yazmış:

“Bir ay müddetle bir atlı araba kiraladık. Her gün geliyor, bizi alıyor, gezdiriyordu. Arabacıya ‘Sen bizi gezdir,’ diyor, hiç karışmıyorduk. Daracık sokaklara giriyor, çıkıyor ulu ulu camileri ziyaret ediyorduk. Çekirge’de, Murad-ı Hüdavendigar Camii’ni ve karşısındaki türbesini ziyaret ettik. Türbe sıkı sıkı kapalı idi. Camların kirinden içerisi görülmüyordu. Perdeler yırtık, türbe toz toprak içinde idi. Biz türbenin içini görmeye çalışırken, küçük adımlarla, ürkek ürkek bir yaşlı adam yanımıza yaklaştı. Selam verdi, selamını aldık. Kendisine biraz olsun emniyet gelmişti ki bizimle konuşmaya başladı.

Kendisi, türbenin eski türbedarı imiş. O zamanlar türbe tertemiz imiş. Diğer türbedar arkadaşlar ile her gün türbeyi temizlerler imiş. Temizlerler ve Topkapı Sarayı’nda Emanet-i Mukaddes Dairesi’nde olduğu gibi, türbeyi hiç Kur’an’sız bırakmazlarmış. Gece gündüz hiç ara vermeden, münavebe ile Kur’an okurlarmış, ta ki 1925 senesinde türbeler kapanıncaya kadar.

1925 senesinde türbelere kilit vurulmuş ve harabiyete terk edilmiş. Türbedarlar yalvarmışlar, ‘Biz para pul istemeyiz, bırakınız, yine türbeye biz bakalım, temizleyelim,’ demişler. ‘Yok olmaz!’ demişler ve bunları kovmuşlar.

O zamandan bu zamana kadar türbe hep kilitli, bizi zinhar içeriye sokmuyorlar. Biz, kimse görmeden, pencerelerden Kur’an okuyoruz.

Yugoslavya başbakanı geldiği zaman, Bursa’ya gelmek ve türbeyi görmek istemiş. Türbeyi gizlemek istemişler. (Bizim yetkililer, harabeye dönen türbeyi göstermekten utanmış olacaklar: K. Çandarlıoğlu) Bursa’da otellerde rakı ziyafeti çekmek istemişler; fakat Başbakan Stoyadinovic, ille türbeyi görmek istemiş. Naçar türbeye götürmüşler. Stoyadinovic, Bursa valisine, ‘Ayıp, ayıp. Türbe bu halde bırakılır mı?’ demiş. ‘Gelin bizdeki Kosova’daki türbeyi görün, türbe açık ve tertemizdir,’ demiş.”[2]

Yani Yugoslavya Başbakanı Stoyadinovic, bizimkilere insanlık dersi vermiş. Halbuki Osmanlı devrinde bütün dünyaya bu dersi biz veriyorduk…

*

tekke zaviyelerle ve türbelerin kapatilmasina dair kanun, atatürk tekke ve türbeler, m. kemal tekke ve türbeler

30.11.1925 tarih ve 677 numaralı Tekke, Zaviye ve Türbelerin kapatılmasına dair kanun, Resmi Gazete’de böyle yayınlandı… 

***

Peki CHP’liler şimdi neden -hiç utanmadan- türbeleri ziyaret ediyorlar? Bu sualin cevabını da hemen biz verelim: CHP’nin adayı Muharrem Ince’nin seçim startını Anıtkabir’den değil de, M. Kemal’in kapattığı türbeden vermesi; Curhurbaşkanları’nın artık “halk” tarafından seçilecek olmasından kaynaklanıyor. Artık halkın ayağına gitmek mecburiyetindeler…

Ince’nin bu hareketi, tıpkı M.Kemal’in Milli Mücadele’nin başında halkı peşine takabilmek için bu türbeyi ziyaret edip camide namaz kılması gibidir.[3] Ama M. Kemal’in sonradan türbeleri kapattırıp camileri yıktırdığını da gördük.[4] Yani kısacası, Muharrem Ince istediği kadar türbe ziyaret etsin, camide namaz kılsın, farketmez. Biz bu oyuna bir daha gelmeyiz…

Eğer Muharrem Ince, hiçbir kanuni mecburiyeti olmadığı halde takıyye yapmışsa, millete hakaret etmiş demektir. Yok eğer hakikaten böyle inandığı için ziyaret etmişse, bu sefer de M. Kemal’e hakaret etmiştir.

Fakat neticede M. Kemal de, Mekke müşriklerinin acıkınca yedikleri “helvadan putları” ile aynı kaderi paylaşmış oldu. Allah’ın izniyle bu iş bitmiştir.

.

**********

.

KAYNAKLAR:
.

[1] 30.11.1925 tarih ve 677 numaralı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin kapatılmasına dair kanun. Resmi Gazete, 13.12.1925, sayı 243. Düstur: Tertip 3, cild 7, sayfa 113.

[2] Münevver Ayaşlı, Geniş Ufuklara ve Yabancı Iklimlere Doğru, Timaş Yayınları, 2. Baskı, Istanbul 2016, sayfa 175, 176.

[3] M. Kemal Atatürk’ün Milli Mücadele’nin başında din adamlarını ve halkı nasıl aldattığına dair tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/11/m-kemal-ataturk-tarafindan-aldatilan-din-adamlarinin-kurtulus-savasindaki-rolu/

http://belgelerlegercektarih.com/2018/03/06/m-kemal-ataturk-dini-ve-hocalari-kullanarak-halki-aldatti/

M. Kemal Atatürk’ün ne zaman Islami söylemlere başvurduğu hakkında bir Analiz;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/13/m-kemal-ataturkun-ne-zaman-islami-soylemlere-basvurdugu-hakkinda-bir-analiz/

[4] M. Kemal Atatürk döneminde satılan ve ahır yapılan Camiler:

http://belgelerlegercektarih.com/2016/02/04/ataturk-doneminde-satilan-ve-ahir-yapilan-camiler-sinan-meydana-cevap/

http://belgelerlegercektarih.com/2018/02/26/ahmet-hakana-cevap-8-ataturk-doneminde-camiler-yikilmadi-mi-fuhus-yapilmadi-mi/

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*