M. Kemal Atatürk’ün Ingilizlerle imzaladığı Osmanlı ve Hilafeti Yıkma ve Halkı dinsizleştirme Antlaşması!

M. Kemal Atatürk’ün Ingilizlerle imzaladığı Osmanlı ve Hilafeti Yıkma ve Halkı dinsizleştirme Antlaşması!

*

ohrili kemal, kemal ohri, m. kemal atatürk hilafet, halifeligin kaldirilmasi, m. kemal ingiliz iliskisi, ingiliz ajani, lozan ingiliz gizli maddeleri

Ohrili Kemal Bey, Çanakkale Savaşı sırasında karşı cephede gözü bağlı halde…

***

Kemal Ohri, 1947 yılında Cumhurbaşkanı Ismet Inönü’ye göndermiş olduğu mektubunda Lozan Antlaşması öncesi hilafet ve saltanatı kaldıran Türk-Ingiliz Gizli Antlaşması’nın[1] hala yürürlükte olduğunu kendisine hatırlatmakta, antlaşmaya imza atan kişi olarak kendisine bu antlaşmanın Ingiltere ile anlaşarak yine kendisi tarafından feshedilmesini teklif etmiştir.

Lozan Antlaşması öncesi imzalanan ancak Lozan Antlaşması’na rağmen geçerli olan ve 1947 yılına kadar da geçerliliği devam etmiş gözüken ve pek muhtemeldir ki hala da yürürlükte bulunan; bir milletin edebini, terbiyesini, inanç ve maneviyatını olduğu kadar hilafet gibi önemli bir makamı-meseleyi alakadar etmek suretiyle ülkesinin ve devletinin siyasi istikbalini de yakından ilgilendiren ve hatta ilgilendirmekten ziyade ona kesin bir surette biçim veren söz konusu gizli antlaşma bugün hala geçerli midir diye ilgililere sormak herhalde çok tabii bir vatandaşlık hakkı olsa gerekir.

***

Bu belge hakkında iki makaleye yer vereceğiz. Bu makalelerden biri, Türk Tarih Kurumu eski Başkanı Prof. Dr. Metin Hülagü, diğeri ise Prof. Dr. Cemil Koçak’a aiddir.

Sözü evvela Prof. Dr. Metin Hülagü’ya bırakıyoruz:

Geçenlerde basında bir iddia yer aldı. Iddia o ki 2024 yılında hilafeti tekrar getirmek için referandum yapılacakmış!

Eğer bilginin kaynağı derinlerden gelmiyorsa yapılan bu iddialı açıklama sadece bir varsayım, yorum yahut bir algı operasyonu olarak değerlendirilebilir.

Iddianın doğruluğu bir tarafa konusu dikkat çekiciydi: Hilafet; yani Batı’nın korkulu rüyası.

Iddia ve hilafet kelimeleri yan yana gelince aklım birden Cumhuriyet’in ilk yıllarına gitti…

Kemal Ohri’yi ve onun, devrin Cumhurbaşkanı Ismet Inönü’ye, Cumhuriyet’in çeyrek yaşını henüz doldurduğu yıllarda yazmış olduğu rapor-mektubu hatırladım….

*

ohrili kemal, kemal ohri, m. kemal atatürk hilafet, halifeligin kaldirilmasi, m. kemal ingiliz iliskisi, ingiliz ajani, lozan ingiliz gizli maddeleri hilafet halki dinsizlestirme

***

Mektup, Lozan Antlaşması öncesi Cumhuriyet’e kurban edilen Hilafet’ten bahsetmekteydi.

1957 yılında vefat etmiş olan Ohrili Kemal Beyin hayatına dair bilgiler oldukça sınırlıdır. Ancak yaptığı görevler, meşguliyetleri ve bulunduğu yerler dikkate alındığında onun, yabancı kaynakların da ifade ettiği üzere, hiç de sıradan biri olmadığı aşikârdır.

Kemal Bey, soyadından da belli, Ohri doğumludur. Balkanların çocuğudur.

Tabii olarak Ohrili Kemal diye tanınmıştır.

Ohrili Kemal, Mustafa Kemal’in sınıf arkadaşıdır.

Atatürk ile 3 yıl aynı sıralarda, Erkan-ı Harbiye’de beraber okumuştur.

Erkan-ı Harbiye’den Mustafa Kemal ile aynı yıl mezun olmuştur.

1910 yılında Osmanlı Hükümeti tarafından tahsil için Almanya’ya gönderilenler arasında yer almıştır.

Ohrili Kemal Ismet Inönü’nün de arkadaşıdır.

Ismet Inönü ile amir-memur ilişkisi içinde olmuştur. Bu ilişki daha sonraları yakın bir dostluğa dönüşmüştür.

Ohrili Kemal Çanakkale cephesinde Kurmay Heyeti içinde yer aldı. 3. Kolordu Harekât Şube Müdürlüğü görevinde bulundu. Daha sonraları ise Kuzey Grubu Karargâh Kurmayı oldu.

19 Mayıs 1915’te Arıburnu’nda 2. Tümen’e mensup çok sayıda asker şehit olunca Ohrili Kemal, 22 Mayıs 1915’te 3. Kolordu Harekât Şube Müdürü olarak Arıburnu’nda Anzak karargâhında Yzb. Auberi Herbert ile yaptığı görüşmeler neticesinde 24 Mayıs 1915’te geçerli olan kısa süreli bir mütareke yapılmasını sağladı. Anzak siperleri önünde şehit düşen 3000 kadar Türk askerinin defin işleri bu mütareke neticesi ancak mümkün olabildi.

ohrili kemal, kemal ohri, m. kemal atatürk hilafet, halifeligin kaldirilmasi, m. kemal ingiliz iliskisi, ingiliz ajani, lozan ingiliz gizli maddeleri hilafet halki dinsizlestirme 2

***

HILAFET’I CUMHURIYET’E KURBAN EDEN GIZLI ANTLAŞMA

Yukarıda giriş sadedinde verdiğimiz bilgilerden sonra Kemal Ohri ile ilgili üzerinde durmak istediğimiz asıl husus onun 1924’te Hilafet’in ilgası ve dini eğitimin Türkiye’de yasaklanması konuları ile alakalı olup Ingiltere ile Türkiye arasında imzalanmış olduğunu belirttiği gizli antlaşma ve kaleme aldığı mektubudur.

Onun 28 Şubat 1947’de Isviçre’nin Cenevre kentinden Cumhurbaşkanı Ismet Inönü’ye göndermiş olduğu mektubu yakın dönem siyasi tarihimize ışık tutması ve Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki uygulamaların ne kadar milli yahut yerli olduğunu, ne kadarının öz irademizle alındığını ve ne kadarının zorlamalar, mecburiyetler ve kamuflelerle tatbik alanına konulduğunu göstermesi bakımlarından hakikaten ibretliktir.

Her nasılsa “Sakıt Hanedan Azasından Kemal Ohri’nin Ismet Inönü’ye Mektubu” ana başlığı ile Cumhuriyet Arşivi kayıtlarına geçmiş olup araştırmacılara açık halde bulunan söz konusu mektup Ohrili Kemal’in Cenevre’de Segy pansiyonunda kaldığı sıralarda daktilo edildikten sonra postaya verilmiştir.

Aslında bir tür analiz-rapor denilebilecek olan mektup toplamda 11 sayfadan meydana gelmekte olup Ohrili Kemal’in kendi şahsi meselelerini de içermektedir. Ancak mektubun esas yazılış amacı Cumhurbaşkanı Ismet Inönü’ye istihbari bilgiler vermek ve siyasi önerilerde bulunmak olmuştur.

Mektubun doğrudan doğruya dönemin Cumhurbaşkanı Ismet Inönü’ye hitap ediyor olması Ohri ile Inönü arasındaki ilişki ve yakınlığı göstermesi bakımından da dikkat çekicidir.

Mektup muhtevası itibariyle ve kısa ifadelerle, Osmanlı Devleti’nin savaşa girme şekli; Ittihat ve Terakki liderlerinin yanlış politikası; Ingiltere’nin hilafet siyaseti; hilafetin kaldırılmasını öngören Ingiltere ile imzalanan gizli antlaşma; o günkü genel siyasi şartlar; hilafetin kaldırılması sonrası Islam dünyasının Türkiye ve Ingiltere’ye bakışı; Ingiltere’nin hilafeti yeniden getirme arayışları ve sair konulardan oluşmakta ve ayrıca kişisel bilgi ve birikimler ışığında genel bir değerlendirme ile birlikte Ismet Inönü’ye yapılan bir kısım önerileri kapsamaktadır.

Yukarıda kısaca muhtevasından bahsettiğimiz Kemal Ohri’nin Cumhurbaşkanı Ismet Paşa’ya 1947 yılında göndermiş olduğu rapor-mektup Türkiye ile Ingiltere arasındaki daha Lozan Antlaşması öncesinde imzalanmış olduğu belirtilen gizli bir antlaşmanın varlığından söz etmesi bakımından son derece önemlidir. Fakat bu gizli antlaşmanın tam olarak hangi konuları kapsadığından bütünüyle söz edilmemiş olması ise bir eksikliktir. Ancak antlaşmanın Hilafet ve Saltanat’ın ilgası ile Türkiye’de Dini Eğitimin yasaklanması konularını içermekte olduğu ve Lozan Antlaşması öncesi imzalanmış bulunduğu mektupta açıkça ifade edilmiştir.

Kemal Ohri’nin antlaşmaya dair tafsilatlı bilgi vermemesinin nedeni, öyle anlaşılmaktadır ki, antlaşmanın gizliliği bir tarafa, gerek Ismet Inönü’nün gerekse daha başkalarının zaten konuya hem önceden beri vakıf olmaları hem de konunun zaman zaman bir kısım teklifler nedeni ile gündeme gelmiş olmasından kaynaklanmış gözükmektedir.

Hal böyle olmakla birlikte mektupta geçen ifadeler dikkatlice okunduğunda söz konusu antlaşmanın mahiyet ve neden imzalanmış olduğuna dair kesin bilgi olarak ortaya çıkan hususları şu şekilde sıralamak mümkündür:

-Türkiye ile Ingiltere arasında yapılmış gizli bir anlaşma mevcuttur.
-Antlaşma toplamda 4 maddeden oluşmaktadır.
-Sözü edilen gizli anlaşma Lozan Antlaşması (1923) öncesinde imzalanmıştır.
-Antlaşmayı Ismet Inönü imzalamıştır.
-Gizli antlaşma Lozan Antlaşması’na rağmen geçerliliğini korumuştur.
-Gizli antlaşma 1947 yılında hala geçerli durumdadır.
-Gizli antlaşmanın içeriği hilafet ve saltanatın kaldırılmasını kapsamaktadır.
-Gizli antlaşma Türkiye’deki Dini Eğitim Yasağını da içermektedir.
Lozan Antlaşması Hilafet ve Saltanat’ı kaldırma sözü verilmesi neticesinde ancak imzalanabilmiştir.
Hilafet ve Saltanat ilga edilmeden barış yapılamamıştır.
-Antlaşmanın Ingiltere ile birlikte ilga edilmesi Türkiye Cumhurbaşkanı’na defalarca teklif edilmişse de Ingiltere’yi kızdırmamak adına bu teklifler dikkate alınmamıştır.

Kemal Ohri söz konusu antlaşmanın imzalanma gerekçesini Ittihat ve Terakki idarecilerinin Birinci Dünya Savaşı’nın neticesi itibariyle Osmanlı Devleti’nin tamamıyla çökmesine sebebiyet vermesinden korkarak ve toptan harp diyerek yanlış bir adımla ve gereksiz yere Cihad-ı Mukaddes ilanında bulunmaları ve dolayısıyla Ingiltere’yi hilafetin kaldırılmasını gerçekleştirme şeklindeki eski kararında teşvik ve tahrik etmeleri ve nihayet harbin sonunda, Türkiye’nin istilaya uğratılması ve barış yapılabilmesini mümkün hale getirebilmek adına Hilafet ve Saltanat’ın kaçınılmaz olarak ilgası yoluna gidilmiş olduğu şeklinde açıklamaktadır.

Mektupta üzerinde durulan bir diğer husus ise o günlerde Ingiliz siyasilerinin hilafeti yeniden uygulamaya sokma düşüncesi içerisinde oldukları bilgisidir.

Bu konuya kısaca işaret eden Ohrili, hilafetin başka bir devletin veya gücün eline geçmesinin kesinlikle Türkiye’nin çıkarlarına aykırı olacağını ve şayet hilafet yeniden ilan edilecekse bunun yeri, eskiden olduğu gibi yine Türkiye olmalıdır, demektedir. Hilafetin başka bir yerde ve tarzda uygulanması ise kesinlikle “caiz değildir” diye belirtmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti tarafından hilafetin ilga edilmesi kararının alınmış olmasının gerek Türk halkı gerekse Islam dünyası nezdinde huzursuzluğa sebebiyet verdiğini de belirten Ohrili, Hilafet ve Saltanat’ın ilgasının ve Türkiye’de dini eğitimin yasaklanmasının gerisindeki etkin gücün Ingiltere olduğu şeklindeki halktaki kanaatin Islam dünyasında da geçerli bir kanaat olduğunu ve bu durumun Türk-Ingiliz ittifakına zarar verdiğini söylemekte, Ingiltere’nin hilafet sistemini başka bir ülkede yeniden hayata geçirmeye kalkışmasının müttefiklik kurallarına uygun bir siyasi hareket olmayacağı gibi Türkiye’nin menfaatlerine de kesinlikle zarar vereceği fikrini izah etmeye çalışmıştır.

Ohrili, Ingiltere’nin hilafeti başka bir coğrafyada uygulamaya koyması halinde Türkiye’nin bundan ciddi derecede zarar göreceğini dile getirdikten sonra Türkiye ile Ingiltere arasında var olan gizli antlaşmanın varlığına değinmekte ve iki devlet arasında yapılan gizli bir antlaşma neticesi ilga edilen hilafet makamının siyasi ve dini temsilinin esasen Büyük Millet Meclisi’ne bırakılmış olduğu hususuna da vurgu yapmaktadır.

Mektupta ayrıca Türkiye’de Cumhuriyet’e geçişle birlikte yasaklama getirilen dini terbiyenin Mustafa Kemal tarafından geçici bir süre için düşünüldüğüne yine Mustafa Kemal’in siyasi uygulamaları ve konuşmalarından örnek vermekte ve bu yasağın biran evvel sona erdirilerek dini terbiyenin başlatılmasının doğru olacağını belirtmektedir. (Geçici bir süre için düşünüldüğüne dair bu iddia, Inönü’yü ikna etmek için ortaya atılmış olsa gerek: Kadir Çandarlıoğlu)

Kemal Ohri’nin Cumhurbaşkanı Ismet Inönü’ye nihai önerisi ise Lozan Antlaşması öncesinde Ingiltere ile imzalanmış olan gizli antlaşma neticesi ilga edilen ancak mevcudiyeti Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin manevi şahsına bırakılmış bulunan Hilafet’in, söz konusu gizli antlaşma feshedilmek suretiyle Hilafet’in Türkiye’nin çıkarları adına yeniden uygulamaya konmasının Türkiye için son derece faydalı olacağı fikridir.

Kemal Ohri’nin rapor-mektubunda vermiş olduğu istihbari bilginin doğru olup olmadığını tespit anlamında 1940’lı yılların siyasi gelişmelerine ve Islam dünyasının o dönemki dini temsil ve uygulama noktasında içinde bulunduğu hale bakmak gerekmektedir.

Ancak o devrin hilafet noktasında siyasi durumuna bakmadan evvel, Ohri’nin beyanlarını destekler manada, yine Ohri’nin mektubundan iktibasla, Mustafa Kemal’in 1923 Izmir harp oyunlarından sonra yaptığı konuşmasındaki “Büyük bir dostluğun yeniden kurulması, sulhun teessüsü (gerçekleştirilmesi) makam-ı hilafetin ilgasına menuttur (hilafet makamının kaldırılmasına bağlıdır).” ifadesini burada zikretmek gizli antlaşma konusuna açıklık getirmesi bakımından doğru olacaktır.

Hilafet 1924 Martında Türkiye’de kaldırıldıktan sonra başta Hint Müslümanları olmak üzere Islam dünyasında ciddi bir şaşkınlık yaşanmıştı. Milli Mücadele yıllarında Islam dünyası ile olan işbirlikleri ve Şeyh Senusi gibi dini liderlerin Anadolu ve Ortadoğu’da propaganda faaliyeti içerisinde olmalarının sağlanması; Anadolu’da Islam ve Hilafet Kongrelerinin düzenlenmesi; Yavuz Sultan Selim’e atıfla kanımızın son damlasına kadar Islam’ın savunucusu olacağız söylemleri ve verilen savaşın hilafet için, halife için, hilafet merkezi Istanbul için olduğunun dağıtılan beyannamelerde belirtilmesi Islam dünyasının Milli Mücadele hareketine maddi, manevi ve siyasi bakımlardan destek vermesini sağlamıştı. Ancak bütün bu ve benzeri söylem ve eylemlerden sonra 1924’te hilafetin ilgası Islam dünyasında büyük bir şok ve akabinde ciddi bir travmanın yaşanmasına sebebiyet vermiştir.

Hilafet makamını, bazı itirazlar söz konusu olsa da, Islami idarenin vazgeçilmez unsuru olarak gören Islam ulemasının girişimleri ile önce 1924’te Mekke’de, hemen sonrasında 1926’da Kahire’de ve en nihayet 1931’de Kudüs’te Islam dünyasının muhtelif coğrafyalarından gelen temsilcilerin katılımları ile tertiplenen Hilafet Kongreleri izlemiştir.

Ankara, her birisinin ayrı bir hikâyesi olan bu kongrelerin hiç birisine sıcak bakmadığı gibi bazılarında temsilci bulundurmakla birlikte menfi bir tavır takınmayı benimsemiştir.

Hilafet, Kemal Ohri’nin mektubunda da belirttiği üzere 1940’lı yıllarda Ingiliz siyasilerinin gündeminde canlı ve de sıcak bir konu olmuştur.

Ingiltere Hindistan’da Ingiliz idaresine karşı başlayan ve dönemin halifesi olan Osmanlı padişahının çağırısı ile yatışıp sona eren Sipahi Isyanı sonrasında hilafetin ne denli etkili bir silah olduğunun daha o zamanlar farkına varmıştı. Hilafetin gücü ve Batı’ya karşı bir silah olarak kullanılabileceği gerçeği Sultan II. Abdülhamid devrinde uygulamaya konan Islamcılık siyaseti ile yakın zamanlarda bir kez daha görülmüş ve anlaşılmıştı.

Lozan Antlaşması öncesi imzalanan ancak Lozan Antlaşması’na rağmen geçerli olan ve 1947 yılına kadar da geçerliliği devam etmiş gözüken ve pek muhtemeldir ki hala da yürürlükte bulunan; bir milletin edebini, terbiyesini, inanç ve maneviyatını olduğu kadar hilafet gibi önemli bir makamı-meseleyi alakadar etmek suretiyle ülkesinin ve devletinin siyasi istikbalini de yakından ilgilendiren ve hatta ilgilendirmekten ziyade ona kesin bir surette biçim veren söz konusu gizli antlaşma bugün hala geçerli midir diye ilgililere sormak herhalde çok tabii bir vatandaşlık hakkı olsa gerekir.

Mahiyeti tam olarak nedir, kim, kimlerle, nerede ve nasıl ve niye böyle bir antlaşma imzalamışlardır ve antlaşma bugün hukuken ne durumdadır hususları da merak edilip akla ilk gelebilen sorulardandır. Feshedilmiş yahut geçen zaman içerisinde tabii olarak yürürlüğünü yitirmiş durumdaysa metnini ve hikâyesini okumak da herhalde ilginç olmalıdır.

Anlaşılan o ki Kemal Ohri yazdıkları ve söyledikleri ile sadece Lozan Antlaşması öncesi imzalanan ama gizli tutulan bir geçeğe işaret etmekle kalmamış fakat aynı zamanda; “Hilafet, Hükümet ve Cumhuriyet mana ve mefhumunda esasen mündemiçtir”, şeklindeki o dönemde bile garipsenen bir ifade tarzının nedenini birazcık da olsa anlaşılır kılmıştır.

Yazının başında bir iddia olarak ortaya atıldığından bahsettiğimiz referandum konusu da esasen Ohri’nin rapor-mektubunda daha o tarihlerde bahis konusu edilmiş gibidir.

Ohri içinde bulunulan siyasi duruma genel olarak işaret ettikten sonra söz konusu iddiaya benzer bir teklifte bulunmuş ve fikrini şu şekilde ifade etmiştir:

“Gerçi hükümet şekli Islam kamuoyunda bir tesiri haiz olmamışsa da Islam’ın gereklerinin esaslarından biri olan hilafetin ilgası ve akabinde hala devam eden Islam terbiyesinin okullarda kesinlikle yasaklanması, yalnız Türkiye’de değil bütün Islam dünyasında büyük bir hoşnutsuzluk uyandırmıştır.

Hakkıyla söylemek lazım gelirse Ingiltere siyasetiyle teşriki mesai büyük bir yarar olarak kabul edilmekle beraber hilafet ve saltanatın ilgası, herkeste büyük bir iç tepki doğurmuştur. Hele Türkiye dini teşkilatı kaldırıyor, denildikten ve halife bütün aile efradı ile memleketten tam bir hakaret ve sefaletle çıkarıldıktan sonra, bütün patrikhanelerin, hahamhanelerin.. vs. en eski dini teşkilata varıncaya kadar Türkiye’de eskiden olduğu gibi vazifelerine devam etmeleri bu infiali, en yüksek dereceye çıkarmıştır. Bu işlerin nereden ileri geldiği ve ne suretle Lozan’da ilk antlaşma imzalandığı herkesçe malum olduğu ve hele Lord Kürzon’un Lozan Antlaşması’nı savunurken neler söylediği bilindiği için bundan ortaya çıkan her şeyi bütün çıplaklığı ile anlamak mümkündür.

Bundan dolayıdır ki…. Türkiye’de dini terbiyenin kaldırılması, Islam âleminde hilafetin ilgası hep Ingiltere devletinin baskısından ileri gelmiş olduğu kabul edilmektedir…

Yine bütün parlak vaatlerle beraber Sovyetler savaşı kazandığı takdirde Islam âleminin ve bunun başında Türkiye’nin kendi elim akıbetini de görmesi gerekir.

Peki, bu vaziyeti düzeltmek nasıl mümkündür?

Bugünkü vaziyette tam anlaşma ve çözüm şekli şöyle olabilir:

Ingiltere, Türkiye ile imzalanmış olan 4 maddeli Lozan Antlaşması öncesindeki gizli antlaşmasını, Türkiye ile birlikte fesheder.
Türkiye 1924’te feshedilen ancak hilafet makamı olmakla Büyük Millet Meclisi’nin mefhum (kavram) ve mazmununda (anlamında) mündemiç (saklı) bulunan hilafetin temsili hakkını Meclis bir kanun ile Cumhurbaşkanı’na bahşeder.
Diğer memleketlerde olduğu gibi Türkiye’de de okullarda dini eğitime müsaade olunur.
Türkiye hükümetinin laik vaziyetini Kabine yine muhafaza eder. Zaten Islam’ın esasında ruhbanlık yoktur.

Bütün bunlar ile elde edilecek netice şudur:

Türkiye’de dindar kalmış olan çoğunluk infialini terk ile kerhen değil fakat samimi surette Ingiliz dostluk ve ittifak siyasetine sarılır ve diğer siyasetlerin girmesine şiddetle muhalefet eder.
Islam âlemi, bunu his ile Türkiye’nin müttefiklerine karşı çok samimi davranır.
Türkiye, hilafeti temsil ettiğinden bütün Islam âlemi üzerinde siyaseten etkili olur. Ve bu suretle de başka muhalif cereyanlara mani olmak imkânı hâsıl olur.

Burada, acaba hilafet başka bir yerde uygulanma alanı bulabilir mi diye bir soru akla gelebilir.

Bu düşünce çok kere akla gelmekle birlikte hilafet makamı ancak müstakil bir devlete ait olup bu da tam müstakil bir hükümetle olabilir. Bugün dünyada Islam olarak Türkiye’den başka bu vasıfları haiz, azmini ve tehdidini gerçekleştirmeye muktedir bir tek hükümet yoktur. Ayrıca böyle bir hükümet ortaya konmak istense bile, Türkiye kadar bu hareketi güzel bir surette idare edebilecek, hilafetin gerektirdiği görevleri yerine getirebilecek bir devlet halen mevcut değildir. Arap emirleri de ekseriyetle Türkleri tercih ederler; çünkü bu vasıfları ancak Türklerde görürler. Tabii ki müstesnaları vardır; fakat onlar da müstesnadırlar…

Bu kararı Türkiye kendiliğinden yapmalıdır, hususuna gelince, bu değerlendirme ne kadar isabetli olursa olsun, antlaşmalar müştereken yapılır ve yine müştereken bozulur. Özellikle Türkler bu hususta çok vefalıdırlar. Hele başta bu antlaşmayı imza etmiş olan zat başka türlü hareket edemez. Asıl bu mütalaayı Ingiltere devleti münasip bir şekilde teklif etmelidir. Yoksa bu antlaşmayı müştereken Ingiltere ile ilga etmesi Türkiye Cumhurbaşkanı’na teklif çoktan ve defalarca yapılmıştır. Fakat tereddüt aşikârdır. Ingiltere’nin gücenip darılacağı düşünülmektedir.”

Söze hilafete dair bir iddia ile başladık bu noktaya kadar geldik.

Ne diyelim…

Bazen ileride olacak bazı şeyler abdala önceden malum olur… derler.[2]

***

*

***

Prof. Dr. Cemil Koçak da bu belgeyi görmüş ve şunları yazmıştır:

II. Dünya Savaşı sonrası Türkiye-Ingiltere yakınlığı sürüyor, Türkiye, Sovyet tehdidine karşı ABD ile Ingiltere’nin de desteğini almak istiyordu. Bu konuda Ohrili Kemal’in Inönü’ye tavsiyeleri vardı.

Kemal Ohri adını, aslında Ohrili Kemal olarak biliyoruz. Elimizde bulunan ve Cumhurbaşkanı Ismet Inönü’ye yazdığı 28 Şubat 1947 tarihli mektubunu Kemal Ohri olarak imzalamıştır. Bu tarihte Isviçre’nin Cenevre kentinde Segy pansiyonunda yaşadığını da yine mektubundan anlıyoruz.

Ohri’nin Inönü’ye yazdığı mektuptaki ana fikri; savaş sonrasında Ingiltere’nin hilâfeti yeniden tesis etmek düşüncesinde olduğu ve bunu gerçekleşmesi halinde hilâfetin Türkiye’nin dışında tesis edilmesinin uygun olmayacağıydı. Ingiltere’nin gerçekten de böyle bir görüşü olup olmadığını bilmiyoruz. Bu bilgi, Ohri’ye aitti. Ona göre; “müttefikimizin en kuvvetli, en emin dost ve müttefiki elinde bu kuvvetin bulunması varken; başka ellerde bulunmasına muvafakat edeceğine hükmetmek caiz değildi.” Eğer Ingiltere aksi bir davranış içine girerse, bu takdirde “dostluk’tan söz edilmesinin anlamı kalmayacaktı.

Mektubun ekinde yer alan yedi sayfalık analizde; Ohri’nin ana fikrini destekleyen görüşlere yer verilmişti. I.Dünya Savaşı’nda cihat ilânıdır ki, Ingiltere’nin Osmanlı devletini istilasına neden olmuştu. Ancak unutmamak gerekirdi ki; Osmanlı ile Ingiltere arasındaki münasebe

tler uzun yıllardır dostluk içinde kalmıştı. Nitekim Türkiye ile Ingiltere, yakın müttefik olmuşlardı ve bu sürmeliydi.

LOZAN’DA GIZLILIK

Ohri’nin yazdığına göre; Türkiye’nin kurulması aşamasında saltanatın ve hilâfetin kaldırılması; ardından “halen devam eden Islâm terbiyesinin kaldırılması, mekteplerde kat’iyen men edilmesi, yalnız Türkiye’de değil; bütün âlemi Islâmda büyük bir hoşnutsuzluk uyandırmıştı.” Ona göre, hakkıyla söylemek lâzım gelirse; “Ingiltere siyasetiyle teşriki mesaî menafi fevkâlade takdir edilmekle beraber; bu ilgalar, herkeste büyük bir infiali deruni uyandırmıştı.”

Hatta daha da ötesi vardı: “Türkiye’de dini terbiyenin kaldırılması; Islâm âleminde hilâfetin ilgası, hep Ingiltere devletinin tazyikinden münbais olduğu [kaynaklandığı] bilinmekte”ydi. Bu çerçevede Ingiltere, “adeta Islâm ve Islâmiyet düşmanı olarak gösterilmiş”ti.

INGILTERE VE HILÂFET

Ohri’ye göre; durum değişmişti; savaş sonrasındaki dünyada Ingiltere’nin en büyük gücü, Islâm ahalisiydi. Sovyetler Birliği, bu mücadeleyi kazanırsa; Islâm da, Türkiye de, güç bir durumla karşı karşıya kalırdı. O halde ne yapılmalıydı? Ohri’ye göre formül basitti: Ingiltere, Türkiye ile Lozan anlaşması öncesinde imzalamış olduğu dört maddelik ‘gizli’ anlaşmayı fesh etmeliydi. Buna karşılık, Türkiye de, yeni bir yasayla hilâfetin temsili hakkını 1924 yılında devrettiği Meclis’ten almalı ve Cumhurbaşkanına bahşetmeliydi. Diğer yandan; Türkiye, “diğer memleketlerde olduğu gibi; mekteplerde dini terbiyeye” izin vermeliydi. Bütün bunlar laikliğe halel getirmezdi; Ohri’ye göre; “Türkiye hükûmetinin laik vaziyetini kabine yine muhafaza eder”di.

cemil kocak m.kemal atatürk ingiliz iliskisi ingiliz ajani, hilafet neden kaldirildi

Böylece; “Türkiye’de dindar kalmış olan ekseriyet; infialini terk ile, kerhen değil, fakat samimi surette Ingiliz dostluk ve ittifak siyasetine sarılır ve diğer siyasetlerin girmesine şiddetle muhalefet eder”di. “Islâm âlemi, bunu hisle, Türkiye’nin müttefiklerine karşı çok samimi davranır”dı. “Türkiye, hilâfeti temsil ettiğinden, bütün âlemi Islam üzerinde siyaseten müessir olur”du. Bu şekilde “başka muhalif cereyanlara” da engel olunabilirdi.

“DINDAR HALK”

Ohri; mektubunda, hilafetin bir başka ele geçmesi ihtimaline de yer veriyor ve ardından Türkiye’nin dışında başkaca bir bağımsız Islâm devleti bulunmadığı sonucuna varıyordu. Bu nedenle böyle bir ihtimal gerçekleşemezdi. Hilâfete sahip bir Türkiye’nin Sovyetler Birliği karşısında da daha güçlü olacağı açıktı: “Milletin esas çekirdeğini teşkil eden dindar halkın hilâfetin tekrar teessüsü ve terbiyei diniyenin yeniden başlaması üzerine göstereceği tecellüd [yiğitlik], bunlara tamamen hail [engel] teşkil eder”di. Savaş ihtimali karşısında “manevi rabıtanın göstereceği kuvvet” her zaman için göz önüne alınmalıydı. Yine unutulmamalıydı ki; 1921-1922 yıllarında “Anadolu harbi”ni kazanan; ne ona yapılan yardımlar, ne de askerî güçtü; bunu “Türkün iman kudreti” sağlamıştı. Misâkı Millî’de hilâfetin kurtarılması başlıca amaç olarak belirtilmişti.

Ohri, vaziyetten ümitliydi; Ingiltere, yeniden Islâmın kalbini kazanmalıydı. Içinde bulunulan askerî ve siyasî vaziyet, bunu gerektiriyordu. O halde, hilâfetin yeniden tesisi ve onun Türkiye’ye bırakılması, Ingiltere’nin de çıkarına olacaktı. Böylece Ingiltere, zamanında yapılan “hatayı tashih” edecek [düzeltecek] ve “Islâmın kalbini kazanacak”tı. Türkiye’yi “tekrar baş yapacak”tı. Aksi halde, gücünü sürdüremezdi. Türkiye de bu yolda girişimlerde bulunmaktan kaçınmamalıydı. Hatta zaman tükeniyordu ve acele etmekte yarar vardı.

OHRILI KEMAL KIMDIR?

Ohrili Kemal, binbaşı olarak Çanakkale savaşına katılmıştı. Anzak cephesinde ateşkes görüşmelerinde de bulunmuştu. Hatta onun gözü bağlı olarak karşı siper içinde çekilmiş bir fotoğrafı dahi bulunmaktadır. Maalesef daha sonraki hayatına ilişkin bilgimiz pek yok gibidir. Bu tarihte niçin Isviçre’de bulunduğunu da bilmiyorum. Onun yurt dışında ne kadar kaldığını da… Bu konuda herhangi bir bilgiye erişemedim. Fakat, 15 Ocak 1947 tarihli Inönü’ye mektubunda Ohri’nin Cumhurbaşkanından bir ricası vardı: “Buradaki konsolosluk aldığı emre imtisalen tam bir pasaport vermekten imtina ettiğini [sakındığını] bildiriyor. Bura hükûmeti tabiatıyla bu şekle uyarak ikâmetimi kabul etmiyor. Döviz talebim dahi hiç netice vermedi. Başbakanlığa müracaatım dahi hiçbir netice vermediği için; vatandaşlık hakkımın tanınması için icab edenlere emir buyurulmasını dilerim. Konsolosluk hemen avdetimi [geri dönmemi] bile emrediyor. Halen buna maddeten ve manevî imkânım yoktur. Kaldı ki, hukuki medeniyeden sakıt [yoksun] bir adam vaziyetinde muameleye tabi tutulmaklığım şayanı hayret ve teessürdür.”[3]

.

**********

.

KAYNAKLAR:

[1] Sözkonusu belge için Bakınız; Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Katalog Numarası: 030 10/203 391 24.

[2] Türk Tarih Kurumu eski Başkanı Prof. Dr. Metin Hülagü, “Gizli antlaşmayla hilafetin ilgasını İsmet Paşa mı imzalamış?”, superhaber.tv, 21 Temmuz 2018.

[3] Prof. Dr. Cemil Koçak, “Ingiltere ile dostluk ve hilâfet meselesi”, Star Gazetesi, 17 Ekim.2015.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Reklamlar

Kadir Mısıroğlu Deli mi? Deli raporu var mı? Psikiyatrist Prof. Dr. Sefa Saygılı

Kadir Mısıroğlu Deli mi? Deli raporu var mı? Psikiyatrist Prof. Dr. Sefa Saygılı 

*

Psikiyatrist Prof. Sefa Saygili Kadir Misiroglu'nun ruh sagligi, Kadir Misiroglu deli mi, Kadir Misiroglunun deli raporu var mi, Kadir Misiroglu deli hastanesi, Kadir Misiroglu timarhane

***

Psikiyatrist Prof. Dr. Sefa Saygılı cevaplıyor:

Son zamanlarda başta Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı olmak üzere bazı kesimler Üstad Kadir Mısıroğlu’nun tarih tezleri üzerinde söyleyecek sözleri olmayınca ‘deli’ diyerek onun kişiliğine saldırmaktadırlar. 

Üstadı şahsen üniversite için İstanbul’a geldiğim 1973 yılından beri takip ediyorum. Sonra kendisiyle tanışıklığımız ve defalarca sohbetinde bulunduğum oldu. Kısacası fikirleriyle, faaliyetleriyle, yakından tanıdım. Kitaplarının ve makalelerinin birçoğunu okudum. 1980 öncesi çıkardığı haftalık Sebil mecmuasının bütün sayılarını alıp heyecan ve merakla okuduğumu hatırlarım. 

Şimdi bu iddiaları okuyunca şaşırıyor ve üzülüyorum. Fikrine fikirle karşılık veremeyen, yayınladığı kitaplara cevap bulamayan kimilerinin Üstada ‘deli’ diyerek saldırmaya kalkması ülkemizin düşünce düzeyi açısından yerlerde süründüğünün acı göstergesidir maalesef.

Öncelikle kendisini yakından tanıyan ve faaliyetlerini takip eden, son iki ayda ikisi hastanede ikisi ikametgâhında olmak üzere dört defa görüşmüş deneyimli psikiyatri uzmanı olarak şunları söylemeliyim:

Üstad kendi ifadesiyle 85 yaşını devirmesine ve başta şeker hastalığı olmak üzere çeşitli rahatsızlıklarına rağmen halen son derece berrak ve açık zihin yapısına, sağlam hafızaya sahiptir.

Üstad belgelerle konuşur ve yazar. Onda hayal ürünü veya senaryo yoktur. Her yazdığının arkasında durur, ikna edici delillerle müdafaa eder. 

Üstad müthiş bir zekâya ve harika bir hafızaya sahiptir. Geçmiş tarihi olayları kronolojik sırasına göre ve belge kaynakları vererek izah eder. Tartışmalarda muarızlarını bu şekilde susmak zorunda bırakır.

Konusunda bilgisi herkesten farklı olarak üstündür. Kendi ifadesi ile “bana laf atanlar bilgimin zekâtı kadar bile bilemezler” derken bu sözü hakikati ifade etmektedir.

Gerek hitabetini gerekse yazılarını düzgün ve anlaşılır cümleler ile teşekkül ettirdiği gibi tutarlılık ve düşünce insicamı dikkati çeker.

Hayatı boyunca yine düşüncesinde ve zihin yapısında tutarlılık mevcuttur.

Muhakeme kabiliyeti müthiştir, hadiseler arasında bağ kurması hayranlık uyandıracak tarzdadır ve sağlam bir mantık yapısına sahiptir. 

Bunlardan sonra gelelim muarızlarının iddialarına dayanak olarak gösterdikleri Üstada yaklaşık 40 sene önce rahmetli Prof. Dr. Ayhan Songar hocamız tarafından verilen ve aleyhinde kullanılan rapora(*):

Bu raporda Üstad için ‘hapishane ve hastane şartları sıhhatini bozduğundan 3 ay müddetle evinde, ailesinin yanında geçirmesi gerekir” kararı verilmiştir. Songar hoca Üstadın ceza infazı için hemen mahpushaneye tıkılmasını tehir etmek (yani infaz tehiri) için bu raporu düzenlemiştir. Çünkü o sıralarda af çıkması gündemdedir ve bir süre sonra da beklenen af çıkmıştır zaten. Böylelikle Üstadın hapse girmesine gerek kalmamıştır. Şunu da ekleyelim, isnat edilen düşünce suçudur.

Hekimler bazen sosyal endikasyonla, yani kendisine müracaat eden ve yardım isteyen kişiye daha ağır zararlı ve tehlikeli hallerden korumak için bu şekilde raporlar düzenleyebilirler.

Ayrıca raporda konulan teşhis, psikoz değildir. Psikotik olana ‘deli’ denebilir. Yoksa kapalı yerde duramamak delilik değil, bir çeşit kaygı bozukluğudur.

Şu da var, Üstad raporu aldığı 1973 yılından bu yana herhangi psikiyatrik tedavi görmemiş olması bir yana buna en ufak ihtiyaç duymadığı gibi psikiyatride muayene olmuş dahi değildir.

Kısacası Kadir Mısıroğlu’nda psikoz dediğimiz deliliğin en küçük belirtisi bile mevcut değildir. Aksine düşüncelerine katılmayanların da kabul ettiği gibi o gayretli, azimli bir fikir adamıdır. Hayatını dolu dolu geçirmiş; yazdığı 62 kitapla, verdiği sayısız konferans ve sohbetlerle ömrünü mukaddes davasına adamış aksiyon insanıdır. Gördüğü ve inandığı hakikatleri milletine anlatmak için çırpınan bir dava adamıdır. Defalarca cezaevine atılmış, hakkında rekor sayıda dava açılmış, uzun yıllar sürgünde kalmıştır. Buna rağmen hep dik durmuş, davasından geri adım atmamış, devre göre şekil almamış, zikzak yapmamış, korku nedir bilmeyen bir kahramandır. 

Sonuç olarak; Üstad Kadir Mısıroğlu’nun akıl ve ruh sağlığı yerindedir. Ona fikirlerinden dolayı karşı olanların da bu gerçeğe uygun davranmaları, yanlış değerlendirme ve iftiradan uzak durmaları temennimdir.

(*) Bu olayın hikâyesini Üstad ‘Geçmiş Günü Elerken’ adlı kitabında (Sebil Yayınları) geniş olarak anlatmıştır.

*

Psikiyatrist Prof. Dr. Sefa Saygılı

https://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/sefa-saygili/ustad-kadir-misiroglunun-ruh-sagligi-25104.html

*

***

*

 

Yenikapı Mevlevîhânesi son Şeyhi Abdülbaki Baykara, Atatürk inkılaplarını tenkid etti

Yenikapı Mevlevîhânesi son Şeyhi Abdülbaki Baykara, Atatürk inkılaplarını tenkid etti

*

Mevlevihane postnisini Abdülbaki Baykara M. Kemal atatürk inkilaplar, sapka inkilabi mevleviler Laik inkilaplar, kemalist inkilaplar tekke tarikatlar

Yenikapı Mevlevîhânesi son Şeyhi Abdülbâkî Mehmed Baykara…

***

Ebced hesabıyla tarih düşürmede zamanının önde gelen şâiri olan Yenikapı Mevlevihanesi son postnişini Abdülbaki Baykara, kemalist laik inkılapları benimsememiş ve bunları hicvetmiştir.

Abdülbaki Baykara’nın “Benim Halim” başlıklı şiiri bu hususta gayet açık ve nettir:

*

Kesip rîş-i sefîdim, pîr iken yosma civân oldum.
Makam-ı Mevlevî’de şeyh idim, pîr-i mugân oldum.

Ne sâfî müslümân kaldım, ne oldum kıpkızıl kâfir
Giriftâr-ı belâ-yı fitne-i âhirzamân oldum.

Dilimde nûr-i imanım, başımda kapkara şapka.
Misâl-i subh-i kâzib nûr ü zülmette ayân oldum.

Semâ-yı Mevlevî’yi terk edip, öğrenemedim dansı
Selânik Dönmesi’nden de beter bir müslüman oldum.

Abâ bonjur, silindir şapka oldu sikke-i molla
Bu uydurma kıyâfetlerle rüsvâ-yı cihân oldum.

Ne şâhânı seleften nâil oldum lütf ü ihsâna
Ne Cumhûriyyet erkânıyla yâr-ı hem-inân oldum.

Müderrisler Dârülfünun’da eylediler bana sebkat
Cehâletten hamâkatten eğerçi imtihân oldum.

Te’emmül eyleyip es-sabru miftâhu’l-ferec sırrın
Misâl-i kîr-i patrik-i zamân bî-imtinân oldum.

Nevâ-yı nây ile raksân olurken bir zamanlar ben
Belâ-yı hicr ile şimdi mücessem bir figân oldum.

*

Abdülbaki Baykara savas takdir belgesi laiklik kemalizm m. kemal atatürk mevleviler

Birinci Dünya Harbi’nde Mevlevî Alayı’na 1915 yılında ve binbaşı rütbesiyle kumandan vekili olarak katılmış olan Abdülbâki Baykara Dede’ye, Harbiye Nezâreti tarafından pâdişâh adına verilen takdir belgesi…

Bu fedâkarlıklara rağmen Yenikapı Mevlevîhânesi’nde yaklaşık on yedi yıldır sürdürmekte olduğu postnişînlik hizmeti, 13 Aralık 1925 yılında meriyyete giren tekke ve zaviyelerin kapatılması kanunu ile resmen sona ermiştir.[1]

***

Müslümanlık ve Osmanlılıktan çıkıp, Batıcı hayatın anaforu içine düşen kâmil bir zâtın, kendi yaşadığı ızdıraplarla birlikte, memleketin halini anlattığı, târihî ve edebî manzûmenin bugünkü dille karşılığını cevaplar.org sitesinden naklediyoruz:

*

Ak sakalımı kesip, yaşlı iken hoppa gençlere benzedim.
Daha önce Mevlevi şeyhi iken, bu yeni halimle meyhaneciye döndüm.

Ne saf bir Müslüman olarak kalabildim, ne de kıpkızıl kâfir oldum.
Ben ahirzaman fitnesine tutuldum, belalara uğradım.

Gönlümde imanımın aydınlığı, kafamda kapkara kâfir şapkası ile
ışık ile karanlık arasında sanki ‘yalancı sabah’ (fecr-i kazib) gibi göründüm.

Yeni dansları öğrenemedim ama, Mevlevî semâını terk ettim.
Selânik Dönmesi sahte Müslümanlardan daha beter bir münafık oldum.

Cübbe ‘bonjur’a(Avrupa usulü ceket) ve Mevlevî sikkesi şapkaya dönüştü,
bu uydurma kıyafetlerle ben cihana rezil oldum.

Eski padişahlardan bir ihsana nâil olmamıştım,
Cumhuriyet devri ileri gelenleriyle de bir dostluğum olmadı.

Üniversite’ye hoca olmak için gerçi cehâlet ve ahmaklıktan imtihâna çekildim,
ama profesörler beni geride bıraktı.

Sabır ferahlığın en büyük anahtarıdır sırrını düşünüp,
Minnet eylemeyen zamanın patriği gibi oldum.

Bir zamanlar ney nağmeleri ile coşardım,
şimdi ayrılık belasıyla ben de(ney gibi) ızdırâbın, müşahhas timsâli bir figân oldum.[2]

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Bayram Ali Kaya, Tekke Kapısı-Yenikapı Mevlevihanesi’nin Insanları, Zeytinburnu Belediyesi Kültür Yayınları, Istanbul 2012, sayfa 267.

[2] Mustafa Kara, Metinlerle Günümüz Tasavvuf Hareketleri, Dergah Yayınları, Istanbul 2002, sayfa 171.

Abdülbâkî Mehmed Baykara’nın şiirleri hakkında tafsilat için bakınız:

Mustafa Erdoğan, Meşrutiyetten Cumhuriyete Bir Mevlevî Şeyhi Abdülbâkî Mehmed Dede-Hayatı Şahsiyeti Eserleri ve Şiirleri, Dergah Yayınları, Istanbul 2003, sayfa 197-370.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.com

*

Laikliği savunup idama karşı çıkanlara bir sual

Laikliği savunup idama karşı çıkanlara bir sual

*

laiklik, cehenneme odun olmaktir, kisas ne demektir, kisas nedir, Islamda idam var mi, Islamda katilin hükmü, Islamda katilin cezasi, Islamda laiklik,

Cehenneme odun olmayın…

***

“Din ile Devlet ayrıdır” deyip laikliği savunanlara ve idama karşı çıkanlara soruyorum:

Oruç tutuyor musunuz? Eğer muhatabım bir Müslüman ise ve sağlık sorunu da yoksa; “Evet” diyecektir. Peki neye göre? O kadarını bilmez ama biz anlatalım:

Oruç tutmak, Bakara Suresi’nin 183. ayetiyle bütün müslümanlara “Farz” kılınmıştır.

BAKARA SURESI
183 – “Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de **farz kılındı.** Umulur ki korunursunuz.”

ARAPÇA YAZILIŞI:
“Yâ eyyuhellezîne âmenû **kutibe aleykumus sıyâmu(Oruç)** kemâ kutibe alellezîne min kablikum leallekum tettekûn.”

“Sıyâm”; Oruç demektir. “Kutibe” ise “yazıldı” anlamına gelir. “Farz” demektir… Yani Allah’ın hükmü manasına gelir.

Şimdi de Bakara suresindeki “katilin idam edilmesi”ne dair ayete bir bakalım:

BAKARA SURESI
178 – “Ey iman edenler! Öldürmede **kısas size farz kılındı**. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın.”

ARAPÇA YAZILIŞI:
“Yâ eyyuhellezîne âmenû **kutibe aleykumul kısâsu** fîl katlâ el hurru bil hurri vel abdu bil abdi vel unsâ bil unsâ.”

Kısacası Oruç, Bakara 183’deki “kutibe aleykumus sıyâmu” ifadesiyle; Kısas, yani katilin idamı ise Bakara 178’deki “kutibe aleykumul kısâsu” ifadesiyle farz kılındı ve Devlet tarafından uygulanması icab eder… Aynı ifade.

O halde, orucu farz olarak kabul ederken, aynı ifadeyle farz kılınan idamı neden kabul etmiyorsunuz?

Acaba aşağıdaki ayet sizi mi işaret ediyor?

Bakara Suresi 85:

“Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Şu halde içinizden böyle yapanlar, netice olarak dünya hayatında perişanlıktan başka ne kazanırlar, kıyamet gününde de en şiddetli azaba uğratılırlar. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.”

Hal böyleyken nasıl olur da laikliği savunabilir ve idama karşı olabilirsiniz? Allah’tan daha mı merhametlisiniz? Kemalist yalanlara kanmayın. Allah’tan korkun, aklınızı başınıza alın. Bu işin şakası yok, cehenneme odun olmayın…

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

CHP ve Kürtler…

CHP ve Kürtler…

*

chp kürtler, muharrem ince kürtler, kemalizm kürtler ararat eteklerinde, atatürk kürtler, m. kemal kürtler, inönü kürtler, tek parti döneminde kürtler

Yazıda bahsi edilen ve CHP iktidarının kontrolündeki Cumhuriyet gazetesinde neşredilen “Ararat Eteklerinde” başlıklı yazı dizisinin 20 Temmuz 1930 günkü bölümü… (Yazı maalesef silik çıktı, fakat başlık okunabiliyor)

***

Kemalist ulusçu seçkinlerin “Kürt meselesi”ni algılayış şekilleri giderek “beyaz adamın yükü”ne dönüşmüştür. 1930 Ağrı isyanına katılanları tasvir eden şu ifadeler bunun yansımasıdır:

“Bunların alelade hayvanlar gibi basit sevk-i tabiilerle işleyen his ve dimağlarının tezahürleri, ne kadar kaba hatta abdalca düşündüklerini gösteriyor… Çiğ eti biraz bulgurla karıştırıp öylece yiyen bu adamların Afrika vahşilerinden ve Yamyamlardan hiç farkı yoktur.”[1]

Gazeteci Yusuf Mazhar, isyan bölgesini gezdikten sonra kaleme aldığı “Ararat Eteklerinde” başlıklı yazı dizisinde isyancıları ırkçı-medenileştirici bir söylemle tasvir eder:

Bunlar -tarihin şehadeti ile sabittir ki- Amerika’nın kırmızı derililerinden fazla kabiliyetli oldukları halde ziyadesiyle hunhar ve gaddardırlar… Dessas ve bedii hislerden, medeni temayüllerden tamamiyle mahrumdurlar. Bunlar asırlardan beri ırkımızın başına bela kesilmişlerdir.

Rusların idaresi altında -bir kısım insani ve medeni haklardan mahrum tutularak- dağlardan aşağı inmelerine müsaade olunmayan bu mahlukat hakikaten medeni haklardan istifadeye şayan değildir.

Siyasi ve medeni teşkilata istinad eden buradaki Türk köylüleri, hükumet ve idare nüfuzunun za’fa uğraması üzerine başkaldıran vahşi Kürt aşiretlerinin önünden ya kaçmışlar yahut Kürtleşmişler de yalnız köylerinin isimlerini bırakmışlar.[2] Bunlar (Kürtler) ayrıkotu gibi sardıkları toprakta intişar eder fakat bastıkları yere zarar verir mahluklardır. Birçok yerlere hastalık sirayet eder gibi sonradan yerleşmiş ve asli ahalisini -aşiret teşkilatındaki kuvvet sayesinde- körletmişlerdir.[3]

Bu Kürtler zahireyi değirmende öğütmeyi bilmezler. … Bunlarda istiklal ve hürriyet hisleri temelinden mefkut ve ruhları izzet-i nefisten mütecerrittir (izzet-i nefsleri yoktur). Bana bu sözleri söyeyen Kürt delikanlısı buralar Rusların işgaline uğrayınca hicret ederek on dört yaşından on dokuz yaşına kadar Gazi Ayıntap’ta yaşamış olduğu cihetle biraz insanı andırıyordu. Yoksa bunlar meramlarını, maksatlarını en basit mantıki kıyaslarla yahut en adi misallerle ifadeye kadir değildirler. …

Bu Kürt kitlesindeki karanlık ruhu, kaba hissiyatı, hunhar temayülatı kırmak mümkün olmadığına kaniim. Bunu uzun bir tekamülden beklemek bunların zaman zaman böyle isyanlar çıkararak yahut memlekette asayişi bozarak veyahut hırsızlık ederek hükümetin daima meşgul olmasına halkın mütemadiyen mutarrız (sic) olmasına sebep olur.[4]

.

**********

.
KAYNAKLAR:

.

[1] “Temizlik başladı: Zeylan deresindekiler tamamen imha edildi,” Cumhuriyet Gazetesi, 13 Temmuz 1930, sayfa 4.

[2] Yusuf Mazhar, “Ararat Eteklerinde,” Cumhuriyet, 18 Temmuz 1930, sayfa 3.

[3] Yusuf Mazhar, “Ararat Eteklerinde,” Cumhuriyet, 19 Temmuz 1930, sayfa 3.

[4] Yusuf Mazhar, “Ararat Eteklerinde,” Cumhuriyet, 20 Temmuz 1930, sayfa 3.

ALINTI: Ahmet Yıldız, Ne Mutlu Türküm Diyebilene / Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırları (1919-1938), Iletişim Yayınları, 6. Baskı, Istanbul 2016, sayfa 243, 244.

NOT: Ahmet Yıldız, [1] no’lu dipnotun kaynağında doğru tarihi vermiş, ancak diğer 3 kaynağı aktarırken “Temmuz” ayı yerine yanlışlıkla “Ağustos” ayını yazmış. Neredeyse her kitapta olabilen bu el sürçmesini düzelttik. Inşaallah kitabın bir sonraki baskısında bu notumuz dikkate alınır.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Osmanlı Tüfek bile üretemedi diyen Kılıçdaroğlu’na Cevap

Osmanlı Tüfek bile üretemedi diyen Kılıçdaroğlu’na Cevap

*

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim

18. Yüzyıla aid “Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî” (Fenn-i Humbara ve Ateşli Silahlar) adlı eser…

***

Hatırlayacağınız gibi, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bundan yaklaşık 2 sene evvel Osmanlı Devleti’nin bir tüfek dahi üretemediğini söylemişti. Adeta Haçlı Seferleri tertip eden Vatikan Papaları gibi Osmanlı’ya iftiralar atan bu zihniyete göre, Osmanlı’yı ingilizler yıkmış ve bunun üzerine M. Kemal, “Battal Gazi vari” bir destanla 7 düveli kovup Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştu. Yersen!..

Madem Osmanlı’yı ingilizler yıktı, o halde Kemal Kılıçdaroğlu niçin Ingiltere’yi değil de Osmanlı’yı kötülüyor? Hatta iftira atıyor? Çünkü Osmanlı’yı ATA’ları yıktı ve kendileri de bu durumu meşrulaştırmak için Osmanlı hakkında gerçeklerle uzaktan yakından alakası olmayan tiksindirici ve itibar zedeleyici iddialarda bulunuyorlar. Kaldı ki Ingilizler devlet yıkmaz; böler, kontrol altına alır… Alamıyorsa MAŞA’larına yıktırır!.. Nitekim Osmanlı’yı da bunların ATA’larına yıktırdı ve Türkiye’yi kontrolü altına aldı. Neyse, bu mevzulara girmeyelim…

*

Dönemin Edirne Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Saltık, telefonla katıldığı bir televizyon programında, Osmanlı düşmanlığının aslında Şeriat, yani Islam düşmanlığından kaynaklandığını itiraf etti. Bu itiraf, Osmanlı tarihi ve şahsiyetlerinin tarihi ve ilmi gerçeklere dayanılarak değil, bilakis ideolojik ve siyasi kaygılardan dolayı kötülendiğini açıkça ortaya koymaktadır. Yani bu itiraf, Osmanlı’ya bilerek ve kasten iftira atıldığının en açık delilidir. . Şöyle diyor Kemalist Profesör: “Osmanlı’yı övmek ve göklere çıkarmak, şeriatı sevimli kılmak anlamına geliyor, şeriat düzenini meşrulaştırmak anlamına geliyor.”

***

Osmanlı’nın geri kaldığını ileri sürenlere cevap olarak belki bir kamyon dolusu evrak neşrettik[1], ancak kemalistler ilmî hakikat kaygısı taşımadıkları için ağızlarına ne gelirse söylemekten çekinmiyorlar. Fakat biz de her defasında hakikati haykırmaktan vazgeçmeyeceğiz.

Kılıçdaroğlu’nun sandığının aksine, Osmanlı’da hem ateşli silahlar icad edilmiş, hem de askeri literatür sahasında çok sayıda kitap, risale ve makale kaleme alınmış ve neşredilmiştir.[2]

Konumuzun uzmanı Prof. Dr. Salim Aydüz’ün bu mevzuda yazdıkları Kemal Kılıçdaroğlu’nu yalanlamaktadır:

“…Osmanlıların, özellikle ateşli silahlar konusunda son derece mühim çalışmalar yaptıkları ve yeni yeni silahlar geliştirdikleri de görülmektedir. Incelediğimiz eserde görüldüğü üzere, Osmanlı askeri sahasında yeni silahlar icad edilerek geliştirilmiş, ilaveten yeni savaş taktikleri uygulanmış ve hatta yer yer başarılı sonuçlar da elde edilmiştir.”[3]

Osmanlı silah tarihi ve özellikle topçuluk tarihi konusunda Ferik Ahmed Muhtar Paşa’nın [1861-1926] önemli çalışmaları bulunmaktadır. Top dökümü ve silah tarihi üzerine çok sayıda eseri ve makalesi bulunan Muhtar Paşa’nın çalışmalarının büyük bir bölümü modern topçuluğa ve silahlara dairdir. Muhtar Paşa’nın konuyla ilgili bir adet makalesi ve altı eseri bulunmaktadır.[4] 

Prof. Aydüz, Müslümanların Osmanlı’dan evvel de ateşli silahlar kullandığını ifade eder[5]:

“Müslümanların ateşli silahları on üçüncü yüzyıldan itibaren kullandığına dair son derece kıymetli bilgiler veren ve içinde gayet güzel çizimler bulunan kitap hiç şüphesiz Necmeddin Hasan er Rammah’ın [öl. 1294-5] ‘el-Furusiyye ve’l-menasibi’l-harbiyye’ adlı eseridir. Er-Rammah, 1270 yıllarında yazdığı eserinde, detaylı bir şekilde, çok sayıda roket, barut terkipleri ve kullanımı ile ilgili bilgiler vermektedir. Içinde çizimlerin de bulunduğu bu eserde büyük bir bilgi birikimi ve çeşitliliği dikkat çekmektedir. Er-Rammah’ın büyük babasının da barut ve terkibi gibi konularla uğraştığına dair bilgilere bakılırsa, barutun on üçüncü yüzyılın başlarından beri Islam dünyasında bilindiği anlaşılır. Eserde 107 ayrı barut terkibinden ve 22 roketten (tayyar, tayyarat) ve çiziminden bahisler vardır.”[6] 

Şemseddin Muhammed’in 14. yüzyılın başlarında kaleme aldığı “Fununu’n-neft” adlı eserinde barut terkiplerinden ve havai fişeklerden bahsedilip beş ayrı roket düzeneği de etraflıca tarif edilir.[7] 

Görüldüğü üzere gerçekler, Kılıçdaroğlu’nun iddialarından çok farklı… Ama cahile kızılmaz. Asıl kızılması gerekenler, onun cahil kalmasına sebep olanlardır… Yani Harf inkılabıyla bu milleti geçmişinden koparanlardır, binlerce eseri tozlu raflara mahkum edenlerdir. Nitekim aşağıda takdim edeceğimiz 18. yüzyıla aid “Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî” ile “Ümmül-Gazâ” adlı eserler daha yeni neşredilebildi. Başka bir iktidar olsaydı belki de hiç neşredilemeyecekti… Bu yüzden hepimiz, emeği geçenlere bir teşekkür borçluyuz.

*

 

 

Mustafa Ibn Ibrahim’in “Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî” (Fenn-i Humbara ve Ateşli Silahlar) adlı eseri…

*

Humbara kelimesi aslen Farsça “humpare” kelimesinden gelmekte olup, küçük küp, küpçeğiz manasındadır. Metinlerde bazen “kumbara” olarak da geçmektedir. Içi boş toprak, cam, demir veya tunçtan yapılmış güllelerin içine barut, demir ve kurşun parçaları ile bomba veya benzeri tahrip maddesi koyularak havan topu ya da elle atılan bir tür eski bir savaş aletidir. Havan ile atılan çeşidine “havan humbarası” veya “humbara havanı”, el ile atılanına “el humbarası” (humara-i dest), havan topu vasıtasıyla humbara atan topçulara “humbaracı” denilmektedir.

Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî isimli bu eserin mevcut tek nüshası Istanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Muallim Cevdet bölümü nr. K. 439’da kayıtlıdır. (Muallim Cevdet Yazmaları Alfabetik Kataloğu, sayfa 83).[8]

Eserin tam olarak ne zaman telif edildiği belli olmamakla birlikte, metnin içinde geçen şu ifadeden eserin 1747 yılından sonra telif edildiği anlaşılmaktadır: “…Zira bundan akdem bin yüz altmış senesinde (Miladi 1747-1748) Sa’dabad’da humbara ta’limi oldukda otuz derece menzil ile nişangaha humbara atılmasını tertib ve tedbir ve cümleye ta’lim olunup…” (Fenn-i Humbara, vr. 7a.)

Kitap, bir mukaddime (humbaranın tarihçesi) ve altı bab üzere tertip edilmiştir. Birinci bab humbara atımı, ikinci bab humbara terazisi ve havan doldurmada kullanılan edevat, üçüncü bab humbara havanları, dördüncü bab tulumba, beşinci bab geometri terimleri, altıncı bab lağım fenni ve barutun hususiyetleri konusundadır. Eser çok sayıda çizim, hesap, cetvel ihtiva eden fevkalade mühim bir çalışmadır.

*

Eser şu ifadelerle başlamaktadır:

*

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim16

“Inne haze’l-kitabe te’allaka Reyhan Efendi Hamza sene 1284 (1867-68)
Hamza Reyhan

Haza Risale-i Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî

Bismillahirrahmanirrahim

Elhamdulillahi Rabbi’l-‘âlemîn ve’s-salâtu ve’s-selâmu ‘alâ Seyyidina Muhammedin ve âlihi ve sahbihi ecma’în.”

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim2

Latinize edilmiş hali…

***

 

18. Yüzyıla aid Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî isimli eserde yer alan bazı çizimler ve latinize edilmiş hali:

*

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim13

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim3

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim12

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim4

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim11

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim5

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim10

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim15

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim14

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim9

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim6

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim8

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim7

***

***

Bayramoğlu Ali Ağa’nın, Ümmül-Gazâ, (Harp Sanatı Ve Aletleri), adlı eseri…

***

Prof. Salim Aydüz, “Kitab-ı Ümmü’l-Gazâ” isimli eser hakkında şu malumatı vermektedir:

“Lale Devri’nde yazıldığını tahmin ettiğimiz bu eser dönemin askerlik sanatı ve gelişmeleri hakkında önemli bilgiler ve çizimler içermektedir. Eser, hakkında pek fazla bilgi sahibi olmadığımız Bayramoğlu Ali Ağa isimli humbaracılar sınıfından birisi tarafından yazılmıştır. Yazılış tarihi ile ilgili net bir bilgi yoktur. Ancak eserde geçen bilgilere dayanılarak eserin III. Ahmed (1718-1730) döneminin sonlarına doğru yazıldığı tahmin edilir.”[9]

Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdad Köşkü, nr. 368’de kayıtlı bulunan eser[10] “Besmele” ile başlar. Ali Ağa, Islam ordularının savaşlarda Allah’ın izni ile muzaffer olması için gerekli tedbir ve tedariklerin neler olacağının eserde anlatıldığını belirtir:

“..asker-i Islam sefer-i hümayun Hazret-i Allahu Te’ala’nun avn-ı inayeti talebiyle inşa’allahu Te’ala mansur ve muzaffer olınmak içün derun-ı kitabumda nice nice tedbir u tedarikler tahrir ve hem tasvir olınmışdur…”[11]

*

18. Yüzyıla aid “Ümmül-Gazâ” adlı eserde yer alan bazı çizimler:

*

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga1

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga2Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga3

***

 

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga4

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga5

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga6

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga7

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga8

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga9

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga10

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga11

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga12

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga13

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga14

***

Ey kemalistler, utandınız mı?

Hiç sanmıyorum…

.

**********

.
KAYNAKLAR:

.

[1] Bunlardan bazıları için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2017/04/02/sultan-ii-abdulhamid-doneminde-yapilan-bazi-fabrikalar/

http://belgelerlegercektarih.com/2017/01/26/osmanli-devleti-geri-kaldigi-icin-mi-batti/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/10/14/sultan-ikinci-abdulhamid-han-doneminde-yapilan-bazi-eserler/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/20/osmanli-devletinde-fabrikalar-matbaa-osmanli-geri-kaldi-yalani/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/08/31/matbaa-osmanliya-ne-zaman-geldi/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/10/31/osmanli-devleti-degil-kemalist-rejim-geri-kaldi/

[2] Prof. Salim Aydüz, “Ateşli Silahlarla Ilgili Türkçe Matbu Eserler Bibliyografya Denemesi (1727-1928)”, Kutadgubilig Felsefe-Bilim Araştırmaları, 5, (Mart 2004), sayfa 259-309.

[3] Prof. Dr. Salim Aydüz, “Önsöz”; Bayramoğlu Ali Ağa (18. Yüzyıl), Ümmül-Gazâ, Harp Sanatı Ve Aletleri, (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 10.

[4] Makalesi için bakınız; Ahmed Muhtar Paşa, “Eski Osmanlı Silahları yahud Osmanlıların Fenn-i Esliha ve Topçuluğa Ettikleri Hizmet” Malumat, cild 3, sayı 71, 23 N 1314, sayfa 469.
Kitapları için bakınız;
– Ahvalname-i Müellefat-ı Askeriye: Ahvalname-i Müellefat-ı Topçuyan, Istanbul 1316.
– Osmanlı Topçuları, Istanbul 1315.
– Ahvalname-i Müellefat-ı Askeriye-i Osmaniye, 1. Kısım: Ahvalname-i Müellifat-ı Topçıyan, Istanbul 1316.
– Eski Osmanlılarda Top Dökmek San’atı, Istanbul ty..
– Tarih-i Esliha ve Zaman-ı Hazırda Düvel-i Muhtelife Topçulukları, Istanbul 1301.
– Eski Osmanlı Silahları, Istanbul ty..
– Ahmed Muhtar Paşa’nın zikredilen bu çalışmalarından başka dumansız barutlar ve balistik konularıyla ilgili eserleri de vardır. Ahmed Muhtar Paşa’nın ateşli silahlarla ilgili bütün yayınları için bakınız;

Prof. Salim Aydüz, “Ateşli Silahlarla Ilgili Türkçe Matbu Eserler Bibliyografya Denemesi (1727-1928)”, Kutadgubilig Felsefe-Bilim Araştırmaları, 5, (Mart 2004).

[5] Prof. Dr. Salim Aydüz, “Giriş”; Bayramoğlu Ali Ağa (18. Yüzyıl), Ümmül-Gazâ, Harp Sanatı Ve Aletleri, (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 18.

[6] Najm al-Din Hasan Al-Rammah, Al-Furusiyya wa al-manasib al-harbiyya, Analitik bir girişle neşreden Ahmad Y. al-Hassan, Halep 1988.

[7] Prof. Dr. Salim Aydüz, “Giriş”; Bayramoğlu Ali Ağa (18. Yüzyıl), Ümmül-Gazâ, Harp Sanatı Ve Aletleri, (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 19.

[8] Prof. Dr. Salim Aydüz, “Giriş”; Mustafa Ibn Ibrahim (18. Yüzyıl), “Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî” (Fenn-i Humbara ve Ateşli Silahlar), (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2015, sayfa 26. Bu eserin mevcut tek nüshası Istanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Muallim Cevdet bölümü nr. K. 439’da kayıtlıdır. (Muallim Cevdet Yazmaları Alfabetik Kataloğu, sayfa 83).

[9] Prof. Dr. Salim Aydüz, “Giriş”; Bayramoğlu Ali Ağa (18. Yüzyıl), Ümmül-Gazâ, Harp Sanatı Ve Aletleri, (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 33.

[10 ] Bu eser Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdad Köşkü, nr. 368’de kayıtlı bulunmaktadır; Prof. Dr. Salim Aydüz, “Giriş”; Bayramoğlu Ali Ağa (18. Yüzyıl), Ümmül-Gazâ, Harp Sanatı Ve Aletleri, (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 34.

[11] Prof. Dr. Salim Aydüz, “Giriş”; Bayramoğlu Ali Ağa (18. Yüzyıl), Ümmül-Gazâ, Harp Sanatı Ve Aletleri, (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 36.

.
**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Mehmet Okuyan, Islamoğlu ve Taslaman gibi Modernistlere Reddiye…

Mehmet Okuyan, Mustafa Islamoğlu ve Caner Taslaman gibi Modernistlere Reddiye…

Önceleri kendisi de Abdülaziz Bayındır, Mustafa Islamoğlu, Mehmet Okuyan gibi Islam Modernizminin temsilcilerinden olan Prof. Dr. Mehmet Paçacı, yaptığı ciddi sorgulamalar ve çalışmalar neticesinde bunun bir “proje” olduğunu görmüş ve batının empoze ettiği bu yolu terketmiştir.

Prof. Dr. Mehmet Paçacı, kısaltarak aldığımız, “Çağdaşçı ‘Kur’an’da Kadın’ Yorumunun Eleştirisi” başlıklı makalesinde, Islam düşmanı Batılıların iftiralarını ve Mehmet Okuyan, Abdülaziz Bayındır, Mustafa Islamoğlu, Caner Taslaman vb. gibi bunlara aldanan veya gönüllü taşeronluğunu yapan Çağdaşçıların (Modernistlerin) gerçeklere aykırı iddialarını cevaplandırıyor. Ayrıca bu çalışma, “Osmanlı’da kadınların hiçbir hakkı yoktu” gibi kemalist iftiralara da cevap ihtiva etmektedir. Çalışmanın sonunda ise “Müslüman kadının ne zaman ve niçin” sosyal ve iktisadi durumunun kötüleştiği anlatılmaktadır. Kısacası bu yazı, bütün ezberleri bozacaktır… Okumayan çok şey kaybeder.

Okumak için tıklayın:

http://belgelerlegercektarih.net/mehmet-okuyan-islamoglu-ve-taslaman-gibi-modernistlere-reddiye/ 

*

Belgelerle Kemalistlerin Islam Düşmanlığı – 2

Belgelerle Kemalistlerin Islam Düşmanlığı – 2

*

kemalistlerin din düsmanligi kemalistlerin islam düsmanligi rifat börekci, atatürkün din düsmanligi, m. kemalin din düsmanligi inönünün din düsmanligi chp'nin din düsmanligi,

[1] no’lu dipnotta bahsi edilen yazının birinci sayfası…

***

4 Ocak 1939’da Ağrı vilayeti Halkevi’nde tertip edilen bir temsilde Sarık, Sakal ve Cübbe ile alay edilir. Dönemin Diyanet Işleri Reisi Rıfat Börekçi, bölgede tepkiyle karşılanan bu sahnelerden haberdar edilir edilmez 23 Ocak 1939’da Başvekalete aşağıdaki yazıyı gönderir:

“4/1/1939 gecesi Ağrı Vilayeti Halk Evinde Orta Okul Direktörü Mustafa Görgöze ile Okul Rıyaziye Öğretmeni Bulgaristanlı Adil Erolun nezaretleri altında tertip edilen bir temsilde Okulun ikinci sınıfından ve Ora Mahkemesinin en kıdemli azasının akrabasından bulunan Şükrü Oğlu Selahaddin; Sarık, Sakallı ve Cübbeli bir hoca kıyafetiyle sahneye ve yüksek bir yere çıkarılıp, kadın, erkek ve çocuklardan mürekkep bir kaç yüz kişi karşısında ‘Ey Cemaat. Ağrı Ili Müftüsü Sadullah Yıldız’ın müsaadesile’ diye ve isim tarif etmek sureti ile Müftünün Eyyamı mübareke ve sair toplantılarda halkı hükümete ısındırmak ve Teyyare ile diğer umuru hayriye’ye teşvik hususunda yaptığı Vaazlarını taklit ve okuduğu ayeti kerime ve Hadisi nebeviyeyi istihfaf ederek (küçümseyerek) ‘Sallu Ala Muhammed Euzu Billahi mineşşeytanırracim Bismillahirrahmanirrahim Inna Lillahi ve Inna ileyhi Raci’un’ ile yalan yanlış bir de ayet okuyarak dini bir vazifeyi tezyif (küçümsemek) ve Müftü ile istihza (alay) ettirdikleri, Müftülüğün 6/1/1939 tarihli tahriratile bildirilmekte ve Çocuk Mahkeme azasının akrabası bulunduğundan sesini çıkarmadığı ve hattı hareketinin tayini Müftü tarafından rica edilmektedir.

Alel’itlak efradı cem’iyetten herhangi birini mütezarrır ve muztarip edecek bir halin bile, hangi bir kimseden, vuku’u mucibi mes’uliyet iken Vatan Çocuklarına terbiye ve ahlak dersi vermekle mükellef bulunan bu Öğretmenlerin hak ve vazifenin kudsiyetini ve bunlara hürmet ve riayet etmenin en tabi’i ve mukaddes bir hak olduğunu, Hürriyet demek, başkalarının hissiyyatını rencide bile etse dilediğini söylemek ve yapmak demek olmadığını herkesden eyi bilmeleri ve bunlara daha ziyade riayetkar olmaları lazım gelirken bu öğretmenlerin velevki Temsil behanesile olsun Devletin bir Memuru ve Kanuni vazifesini Oyun ve alay mevzu’u yapmaları ve muhitin mukaddesatile alay ederek hissiyatlarını rencide etmeye cür’et etmeleri ne Laiklikle, ne de vazife şinaslıkla kabili te’lif görülmemiştir.

Vazifenin kudsiyetini, başkalarının haklarına ve vazifelerine hürmet etmekten tevellüt edecek zararları anlamamış gibi görünen bu gibi öğretmenler hakkında lazımgelen tahkikatın ve icab eden muamelenin yapılmasını hürmetlerimle arz ve rica ederim.

Diyanet Işleri Reisi

Rıfat Börekçi”[1]

*

kemalistlerin din düsmanligi kemalistlerin islam düsmanligi rifat börekci, atatürkün din düsmanligi, m. kemalin din düsmanligi inönünün din düsmanligi chp'nin din düsmanligi,

[1] no’lu dipnotta bahsi edilen yazının ikinci sayfası…

***

Zavallı Rıfat Börekçi, Kemalist rejimin maksadını hala anlamamış herhalde… Belki anladı, fakat “ne kadarını kurtarsam kârdır” diye de düşünmüş olabilir. Rıfat Börekçi’nin bu şikayetinden bir netice alınamamış olacak ki, ondan sonra Diyanet Işleri Reisi olan Şerafeddin Yaltkaya’nın da 23 Şubat 1942 tarihi akşamı Çankırı Halkevi’nde tertip edilen benzer bir temsil sebebiyle Başbakanlığa hitaben bir şikayet yazısı kaleme almak mecburiyetinde kaldığını görüyoruz.[2]

Bu hadiselerin sürekli Halkevleri’nde cereyan ettiğine şaşmamak lazımdır. Zira Halkevleri’nin kuruluş gayesi Islam’a alternatif bir din oluşturmaktı. Halkevleri kemalistlerin gözünde bir “tapınak” idi. Hakikaten birçok bilim insanına göre, kemalist rejim halkevlerini, kapatılan Camilerin yerine ikame etmiştir.[3]

Gariptir, Balıkesir/Edremit Yıldırım camii, “Halk evi” olarak kullanılmak üzere satılmıştır.[4]

Kamuran Bozkurt, Ülkü dergisinde halkevlerini şöyle tarif eder:

“Halkevleri bugünkü neslin gireceği biricik evler, biricik tapınış yerleridir. Gençlik bu evlerde ne bir puta ne de mevhum bir varlığa tapınmıyor. Gençliğin bu evlerde bir tanrı olarak bulduğu yine kendisidir.”[5]

“Ülkü” herhangi bir dergi değildir; yönetiminden doğrudan doğruya CHP Genel Sekreterliği’nin sorumlu olduğu halkevlerinin merkezi yayın organıdır. Bu bağlamda, dergideki yazılardan hiçbirinin iktidarın politikalarından bağımsız olduğu düşünülemez. Yani dergide yayınlanan yazılar sadece “yazarlarını bağlamaz.” Zaten partiden halkevlerine gönderilen “Yazı Yazacak Olanlara” başlıklı talimatnamede de, CHP’nin ilkelerine uymayan yazılara dergide yer verilmeyeceği açıkça belirtilmiştir.[6]

*

atatc3bcrk-halkevleri-inc3b6nc3bc-halkevleri-halkevleri-neden-kuruldu-halkevlerinin-kurulus-amaci-halkevleri-ibadet-tapinak-cami-halkevleri

Halkevleri bina vergisinden muaf tutulmuştur…

***

Dolayısıyla Kamuran Bozkurt’un makalesi, iktidarın halkevlerine ilişkin bakış açısını yansıtmaktadır. Artık yeni nesil “eski”nin “tapınma” yerleri olan camilerin yerine halkevlerini tercih etmelidir.

Halkevlerinin kütüphanelerinde dini yayınların bulundurulması bile yasaklanmıştı.[7] Bu kurumlarda dini duyguları hatırlatacak ve bu alandaki bilgileri yeni nesle öğretecek hiçbir faaliyete müsaade edilmemişti.[8]

Hatta Senirkentte “Halkevleri” kütüphanesi kurma bahanesiyle Müslüman halktan toplanan dini kitapların, kıymetli yazma Kur’an nüshalarının, tefsirlerin yok edildiğini ileri süren Mehmed Akif’in yakın dostu Eşref Edib, bu durumu öğrenen halkın, evlerinde bulunan Kur’an-ı Kerim ve tefsirleri, dini eserleri, iman ve Kur’an gerçeklerinden bahseden metinleri, polisin eline geçmemesi için ambarlarda, odun depolarında ve samanlıklarda saklamak mecburiyetinde kaldıklarını ifade eder.[9]

Velhasıl, Halkevlerinin umumi gayesi kırsal kesimde, mümkün olduğu kadar çok insanı, yeni dinlerinin Türk milliyetçiliği (maskesi altında gavurluk), modern siyasal kimliklerinin de Cumhuriyetçilik olduğuna ikna etmektir.[10]

Buraya kadar halkevlerinin bir toplanma mekanı olarak camilerin yerine ikame edilmesi üzerinde durduk.

Fakat Yeşilkaya’nın tezleri halkevlerinin sadece bir toplanma mekanı olarak değil, aynı zamanda mimari bir mekan olarak da camilerin alternatifi olarak tasarlandığını ispatlamaktadır.

*

izmit-halkevi-cami-minare-camilerin-satilmasi kemalistlerin din düsmanligi m. kemalin din düsmanligi chpnin din düsmanligi Islam düsmanligi

Halkevi kulesinin boyu minareden çok daha yüksektir…

***

Yeşilkaya’ya göre halkevlerinin kent içindeki merkezi konumu dışında dikkat çekici olan bir diğer nokta, bunların konum itibariyle dini yapılarla olan ilişkisidir. Zira halkevi binaları Izmit ve Isparta’da cami, Kars ve Mersin’de ise kilise yanında konumlandırılmıştır. Yeşilkaya bu durumu şöyle açıklar:

“Halkevleri camilerde ‘cemaat’ olarak toplanan halka, ‘ulus’ olarak biraraya gelmeyi, yani yeni bir toplanma alışkanlığı vermeyi ve ‘birlik ve beraberliği’ sağlamayı amaçlayan bir örgüttür. Bu nedenle örgüt olarak dini kurumlara alternatif olan Halkevleri, binaları ile de, dini mekanlara alternatif olarak yer alır. Bu anlamda yeni ‘ulus-devlet’in simgesi olmakla birlikte din dışı toplanma mekanları olarak yeni ‘laik’ kimliğin de sembolüdürler.”[11]

Eyvahlar olsun hala bunların niyetlerini anlamayanlara…

*

NOT:

Belgelerle Kemalistlerin Islam Düşmanlığı – 1:

http://belgelerlegercektarih.com/2014/08/22/belgelerle-kemalistlerin-islam-dusmanligi/

.

**********

.

KAYNAKLAR:
.

[1] “Diyanet Işleri Reisliği’nden Başvekalet’e”, (23 Ocak 1939), Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Katalog Numarası: 030 10/146 44 6.

[2] “Diyanet Işleri Reisliği’nden Başvekalet’e”, (28 Nisan 1942), Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Katalog Numarası: 030 10/26 151 17.

Tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2014/11/09/kertenkele-dizisindeki-sahte-imam-tiplemesi-ve-tarihsel-arka-plani/

[3] Andrew Davison, Türkiye’de Sekülarizm ve Modernlik, (Tercüme eden: Tuncay Birkan), Iletişim Yayınları, Istanbul 2002, sayfa 234.

Ayrıca bakınız;

Anıl Çeçen, Atatürk’ün Kültür Kurumları Halkevleri, Gündoğan Yayınları, Ankara 1990, sayfa 380.

Neşe G. Yeşilkaya, Halkevleri: Ideoloji ve Mimarlık, Iletişim Yayınları, Istanbul 1999, sayfa 144, 145.

Sibel Bozdoğan, Modernizm ve Ulusun Inşaası / Erken Cumhuriyet Türkiyesi’nde Mimari Kültür, (Tercüme eden: Tuncay Birkan), Metis Yayıncılık, Istanbul 2002, sayfa 109.

Aktaran: A. Kıvanç Esen, “Tek Parti Dönemi Cami Kapatma/Satma Uygulamaları”, Tarih ve Toplum, sayı 13, güz 2011, sayfa 140.

M. Kemal ile laiklik hakkında fikir alışverişinde bulunan Ahmet Hamdi Başar, Reşit Galip ile yaptığı bir sohbette camilerin yıktırılmasına karşı çıkmıştır:

Camileri yıkıp, terkedip onların yerine halkevleri yapmak suretiyle hedefimize varamayız.” Bakınız;

Ahmet Hamdi Başar’ın Hatıraları, (Hazırlayan: Murat Koraltürk), Istanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, Istanbul 2007, cild 1, sayfa 307-311.

Ayrıca bakınız;

Ahmet Hamdi Başar, Atatürk’le Üç Ay ve 1930’dan Sonra Türkiye, Istanbul 1945, sayfa 48-53.

[4] Vakıflar Idare Meclisi Kararı, 1937:367/325, Icra Vekilleri Hey’eti Kararı 1937: 2/6541; Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, 1936: 18/229-130. Tafsilat için bakınız; Dr. Nazif Öztürk, Türk Yenileşme Tarihi Çerçevesinde Vakıf Müessesesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1995.

[5] Kamuran Bozkurt, “Halkevlerine Dair”, Ülkü dergisi, cild 6, sayı 36, Şubat 1936, sayfa 450.

[6] Firdevs Gümüşoğlu, Ülkü Dergisi ve Kemalist Toplum, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, Istanbul 2005, sayfa 150-152.

[7] Adem Kara, Cumhuriyet Döneminde Kalkınmanın Mihenk Taşı Halkevleri (1932-1951), 24 Saat Yayıncılık, Ankara 2006, sayfa 304.

[8] Türker Alkan, Siyasal Bilinç ve Toplumsal Değişim, Gündoğan Yayınları, Ankara 1989, sayfa 183.

[9] Eşref Edib Fergan, Kara Kitap, Sebilürreşad Yayınları, Istanbul 1967, sayfa 27.

Bakınız; Zeynep Özcan, Inönü Dönemi Dini Hayat, Dem Yayınları, Istanbul 2015, sayfa 68, 69.

[10] Kemal Karpat, “Türkiye’de Iletişimin Gelişmesinde Halkevlerinin Etkisi (1931-1951)”, Osmanlı’dan Günümüze Kimlik ve Ideoloji, 2. Baskı, Timaş Yayınları, Istanbul 2009, sayfa 334.

[11] Neşe G. Yeşilkaya, Halkevleri: Ideoloji ve Mimarlık, Iletişim Yayınları, Istanbul 1999, sayfa 144, 145.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*