Yargıtay üyesi Abdullah Yaman’dan Kemalistlere TOPTAN CEVAP LAHİYASI

Yargıtay üyesi Abdullah Yaman’dan Kemalistlere TOPTAN CEVAP LAHİYASI
*

kemalist-inkilaplar-kemalizim-atatc3bcrk-devrimleri-ibrahim-c3b6zdabak-karikatc3bcrc3bc-cakma-kurban-olayim

***

9 KASIM 2017 günü sosyal medya hesabından yayınladığı, (bizim ise 13 Kasım günü sitemizde naklettiğimiz) “Zorunlu ibadete hayır” başlıklı yazı ile büyük tartışmalar yaratan Yargıtay üyesi Abdullah Yaman sözkonusu yazı sebebiyle verilen sözde cevaplara yine sosyal medya hesabından “Toptan cevap layihası” başlıklı bir yazı ile cevap verdi.

İşte o yazı

TOPTAN CEVAP LAHİYASI

Bir önceki yazımızda, Kemalist mü’minleri teşhis için biyometrik fotoğraf çekmeye çalıştık…

Malum, biyometrik fotoğraf tekniği, fotoşop uygulamasına müsaade etmediği için görüntü neyse birebir yansıtmak durumundasınız…
Bir muhalefet partisi milletvekilinin “Atatürk’e saldırıyor” şeklinde tezvirat yapması ve müteakiben ODA TV ve SÖZCÜ gibi nefret satarak geçim temin eden basının aynı çarpık başlıkla haberleştirmeleri üzerine komut alan ne kadar meczup, tinerji ve balici(1) varsa çekirge sürüsü misali saldırmaya başladılar…

Bendeniz fotoğrafla teşhis koymaya çalışırken, birbirinden iğrenç tepkileriyle MR, Tomoğrafi, Röntgenlerini de çektirerek kendilerine konulan teşhisi teyit etmeye başladılar…

Allah için, akıl, fikir, zeka içeren bir şey söyleseler gam yemeyeceğim… Hakaret, küfür ve tehditten öte karşı tez getiremediler…
Silerek, engelleyerek korunmaya çalıştıysam da muvaffak olamayınca, bıraktım… Hem böylelikle bu mahlukatın şişede durdukları gibi durmadıklarını cümle alem görsün istedim…

Galiz küfürleri aktarmaya edebim elvermiyor… En naif tepkileri ise “defol git bizim ülkemizden” oldu…
Adamlar haklı… Yıllardır toplumun diğer kesimleriyle ev sahibi-kiracı ilişkisi içinde yaşamaya alışmışlar…
Ne yalan söyleyeyim; bir müddet tefekkürden sonra acımaya başladım…
Esasında bu saldırganların her birinin çaresiz müfredat mağduru olduklarının idrakine vardım… Eğitim marangozlarının tornalarından şekillenip piyasaya salınmışlar… Tefekkür etme, sorgulama, analitik düşünme gibi ameliyelerle hiç işleri olmamış…
El’an serumlandıkları ODA TV ve SÖZCÜ ile aralarında simbiyotik bir ilişki kurulmuş… Karşılıklı olarak nefret alışverişinde bulunarak birbirlerinin gazlarını alıyorlar… Adeta itikafa girdikleri bu ODA’nın ne çıkışı ne de camı/penceresi mevcut… Boyunları tutulurcasına izledikleri TV den hep aynı ezberler pompalanmış…

Din tanımlamasına kızmışlar, ama ertesi gün Anıtkabir’de sözlerimi teyit eden bir kanaat önderinin sözlerini görmezden gelecek kadar sağır rolüne yatmışlar…

Abdullah Yaman’ın burada tam olarak kimi kastettiğini bilmiyoruz, lakin bu görüntüler de her şeyi açıkça ortaya koyuyor…

***

Allah şifa versin demekten öte diyecek bir şey bulamıyorum…Dikkatimi çeken bir diğer husus ise özellikle Yargıtay üyeliğime yapılan vurgu idi… Öyle ki, günde 1.25 TL bedelle Kemalist gazı almakla görevli SÖZCÜ gazetesi, açıklamayı Yargıtay’da yapmışım gibi bir tezviratla kurumsal refleksi tahrik etmeye çalışmış…

“Efendiler”, bendenizin yazıyı paylaştığı profilde sıradan bir ilkokul resmi yer almakta… Yargıtay üyesi veya hakimlik yaptığıma dair en ufak bir tanıtıcı bilgi yer almamakta… Buna rağmen ne diye Yargıtay’ı bu işe bulaştırırsınız ki?
İşin ilginci, muhalefet partisi milletvekilinin ve dolayısıyla haberi ondan aktaran her iki haber kanalının da Cumhurbaşkanını göreve çağırmış olmalarıydı… Hani, şu sık sık yargıya müdahale etmekle itham ettikleri Cumhurbaşkanını…
Demek oluyor ki, söz konusu düşman tasfiyesi olunca ilkeler bir süreliğine tatile çıkabiliyormuş… Doğrusu, her taraflarından ilke/tutarlılık akan bu odaklara şapka çıkaracağım, çıkarmasına ama bu sefer de “şapka kanununa muhalefet etti “ diye linç edeceklerinden endişeleniyorum…
İşin bir başka yönü de yalan ve iftiradan beslenmeleriydi…
Kemalist medya unsurları ile sosyal medya leşkerlerinin üzerinden tepindikleri en büyük yalan ise benim korkuya kapılarak “yazdıklarımı silmiş” olmam hadisesiyle ilgiliydi…

“Efendiler” haklı olduğum hiçbir tezde, geri adım atmam söz konusu dahi olamaz…Sosyal medyaya sürdüğünüz cihatçılarınıza psikolojik destek sağlamak için yalan dolana ihtiyacınız olabilir ama lütfen benim üzerimden yapmayın… Bakın, bu kez yalanınızın yürürlük süresi yatsıyı bile bulmadı…

Anlaşılan o ki, düşünce (içinden geçirmek) hürriyetine sonuna kadar saygılısınız… Lakin düşünceyi ifade etme hususuna gelince; kadı kızında da görülebilecek bir takım kusurlarla mamulsünüz…
Gelelim esas mevzuya, yani Atatürk’e saldırıp saldırmadığım meselesine…
Sıffin savaşında mızraklarının ucuna Kuran sayfaları taktıktan sonra Hz. Ali taraftarlarına yönelik “bunlar Kuran’a saldırıyor” diyen uyanıklardan zerre miktarınca farkınız yok…
Hazine arazisine inşa ettiği gecekondusunu yıkımdan kurtarmak için Atatürk maskı ve bayrakla çatıya çıkan oportünistler ne kadar samimi ise siz de o denli içtensiniz…
Özetle, sizin dünyanızdaki Atatürk, dünyevi çıkarlarınızı korumak için sağa sola salladığınız bir sopadan öte fonksiyon ifa etmiyor…
“Efendiler”… Yazılarımı 10 amperlik bir IQ nün algılayacağı üslupta yazıyorum…

Bir zamanlar idolleştirdiğiniz mütekait baro başkanınızın bile anlayamamış olmasına ne demeli, bilemiyorum…
Dünyanın en iyi sondaj makinalarını seferber etseniz, tüm arkeologları göreve de çağırsanız bir önceki yazımdan size ekmek çıkmayacağını bilmeniz gerekir…
Sair kesimlerin size uzattıkları elle ilgili; reddiyeci, alaycı tavrınız ile “dinler arası diyalog” çabalarına da sekte vurdunuz 🙂)
İyisi mi; “Lekum diniküm veliye din”

(1) Seviyeli tepki ve eleştiride bulunanları yukarıdaki tabirlerden tenzih ederim.

Abdullah Yaman

***

Helal olsun…

.

 

Reklamlar

Zorunlu Kemalizm Ibadetine HAYIR!

Zorunlu Kemalizm Ibadetine HAYIR!

*

Abdullah Yaman, zorunlu kemalizm ibadetine hayir, olmasaydin olmazdik demek. atatürk 10 kasim,

Yargıtay Üyesi ve Hukuk Genel Kurulu Başkan adayı Abdullah Yaman:

ZORUNLU İBADETE HAYIR

Öteden beri Kemalizm’in bir ideoloji olduğu söylenir ama esasında kendine özgü ritüel, ayin ve törenleri olan bir dindir, tespitinde bulunsak yanlış tanımlamış olmayız, herhalde… Hemde hiçbir dine nasip olmayan “resmi devlet dini” olma ayrıcalığını da bünyesinde barındırarak…

İyi de adamlar sabah akşam bilimsellik, aydınlanmacılık, pozitivizm üzerine nutuk irat ediyorlar, nasıl olur da din şeklinde tanımlayabilirsin, yolunda bir soru akla gelebilir…

Müsaadenizle özetleyelim:

Asırlardır ahlak, fazilet ve kısacası her türlü meşruiyeti din üzerinden içselleştiren bir topluma; hadi bakalım bundan böyle seküler-laik takılacaksınız demekle sonuç alamazsınız…

Hani “çivi çiviyi söker” diye bir tabir var ya kanaatimce en büyük sosyolojik gerçeğe işaret eder… Yıllardan beridir her şeyi din üzerinden okuyan bir toplumu dönüştürmek için eski alışkanlıklarını da hesaba katarak ikame bir takım ayin ve ritüelleri devreye sokmak suretiyle, amacınıza ulaşabilirsiniz…

“GURUR DEVŞİRDİLER”

Türkiye’deki Kemalist elit de dersini iyi çalışarak, sistemin bekasını Atatürk’ün ömrüyle sınırlandırmamak için kendince çok yerinde tedbirlerle yola koyulmuştur…

Öncelikle sair türbe ve tekkelerin kapısına kilit vurarak hepsinin toplam yüzölçümünden daha fazlasını Anıtkabir adı altında Atatürk’ün mezarına tahsis ederek, merkezi bir kutsal mekan ihtiyacına cevap verdiler…

Böylelikle, Türklerin atası olarak soyadlandırılan bir insan için; Orta Asya, Selçuklu ya da Osmanlı mimari tarzı yerine, Antik Yunan tapınaklarını andırır bir mezar yaparak, Kemalettin Kamu’nun “Kabe Arabın olsun, bize Çankaya yeter” temennisinde dile getirdiği ikame bir “umre/hac” mekanına dönüştürdüler…

Sair türbe ve kabirlerde dua edenler, bilimsellik namına ti’ye alınırken, milli bayram ve anma törenlerinde bir nevi içtima alanına çevirdikleri Anıtkabir’deki cemaat mevcudiyeti istatistikleri üzerinden gurur devşirdiler…

“Aydınlanmacı” ne kadar Kemalist kurum ve STK varsa, özel cübbe ve kisveleri içinde Anıtkabir ziyaretlerinde bulunarak mekanı bir nevi “ATA’ya şikayet” mercii haline getirdiler…

İslami cenahta çocukları dine ısındırmak için camilerde oyun parkı kurulması fikri galebe çalarken, Kemalist müminler ibadethanelerinin mehabetini/saygınlığını bozar endişesiyle bu masum talebe bile ayak direyerek kutsalına sahip çıkma noktasında diğer dindarlara nal toplattılar…

Bir yandan (haklı olarak) zorunlu din derslerine karşı çıkarlarken, diğer yandan resmi kurum ve kuruluşları temsil makamında olanlar yönünden anıtkabir törenlerini bir nevi zorunlu ibadet haline getirerek insanları Kemalizm dininin münafıklık (riyakarlık) safına itmenin hazzını yaşayarak, ardından ti’ye alıp makaraya sardılar…

Tüm resmi zevatın Ankara’ya gelerek bu ayine iştirak etmesinin imkansızlığından hareketle, taşradaki yerleşim birimlerine endüstriyel heykeller dikerek kamu görevlilerinin bulundukları yerdeki bu ayin mekanlarında yarı beline (rükuya) kadar eğilerek ibadet etmelerine “olanak” sağladılar…

“’OLMASAYDIN OLMAZDIK’ SÖYLEMİ”

Yetmedi, apartman kat malikleri toplantılarına varıncaya dek, bütün toplantı ve oturumlarda gündemden evvel “saygı duruşunu” bir nevi işin olmazsa olmazı yani besmelesi haline getirdiler…

İslam inancındaki “her şeyin peygamberin yüzü suyu hürmetine yaratıldığı” tezini karşılarcasına, “olmasaydın olmazdık” söylemiyle işi takva boyutuna vardırdılar…

Henüz yaşamakta olan ve dolayısıyla, işitme ve görme duyusunu yitirmediği için; üzülen elem ve kedere garkolan bir cumhurbaşkanına hakaret edebilmeyi kişisel özgürlük adına savunurken, 80 yıl önce vefat etmiş 1. Cumhurbaşkanımız hakkında en ufak bir eleştirinin hapisle sonuçlanması yolunda fikri takipte bulunmayı ihmal etmediler…

Yarın 10 Kasım… Bilindik sahneleri tekraren yaşayacağız… Saat 09:05 te yollarda seyreden vatandaşların bir kısmı kontak kapatarak çaldıkları klaksonlarla anma ritüeline iştirak ederken; trafiğin kapanması nedeniyle hareketsiz kalmak zorunda kalan tüm araç sürücülerinin atalarına ne denli sadık olduklarına dair “özel” haberlere boğulacağız…

Atatürk’ün son nefesini verdiği yatağın başucundaki askerimiz, yüzüne zoomlanan kameraları hayal kırıklığına uğratmayarak, gözlerinde yuvarlanan yaşları yerçekimine emanet edecek…

Yalnızca bu mu? Sağ olsunlar bizim Kemalistler yeni bir din icat ederken hurafeleri de ithal etmeyi unutmamışlar…

Damal dağı gölgesinden oluşan Atatürk silueti ve kendiliğinden bir araya gelerek ATA’ya benzer bir görüntü veren bulut “mucizeleri” üzerinden iman tazeleyecekler…

Örnekleri çoğaltmak mümkün ama yazı fazla uzamasın diye mevzuyu bir yerde bağlamak zorundayım…

Türkiye’de öteden beri dinde reform çağrısı yapan Kemalist’lerin kendi dinlerinde en ufak bir tadilat yapmaya niyetleri yok… Öyle ki, Yontma Kemalizm çağından, Cilalı Kemalizm sürecine evirileceklerine dair en ufak bir umut ışığı dahi görememekteyiz…

Ne var ki, kendileri muhalefette olsa dahi dinlerini iktidarda tutan bir koruma zırhına sahipler… Dogmatik olmakla itham ettikleri sair dinler bile kendi içinde ciddi tartışmalar yaşarken; anayasanın “değiştirilemez ve değiştirilmesi dahi teklif edilemez” zırhıyla kaplı olan bir dine mensup olmanın konforunu yaşamaya devam edecekler…

Biliyorum, bunları dillendirdiğim için çok öfkeleneceksiniz ama biz burada resim yada tablo çizmiyoruz… Yalnızca yüzünüze ayna tutup biyometrik fotoğraf çekiyoruz…

Rahatsızlık veren bir şey varsa bilin ki, anakronik portrenizdir…

***

Tek kelimeyle HELAL OLSUN!

.

Milliyetçilik: Bir Din

Milliyetçilik: Bir Din

*

carlton j.h. Hayes Milliyetcilik Bir Din, Islamda milliyetcilik, Irkcilik, Hz. Peygamber hadis milliyetcilik irkcilik, kemalist devrimler, kemalist inkilaplar,

***

Milliyetçilik üzerine yaptığı araştırmalarla tanınan “Milliyetçilik: Bir Din” kitabının yazarı Carlton J. Hayes, kitabın başlığından da anlaşılacağı üzere milliyetçiliğin bir Din olduğunu belirtmektedir. Kitabının “Dini Simgeler ve Savaşçı Taassup” başlıklı bölümünde, Fransız ihtilaliyle ortaya çıkan milliyetçiliğe dini simgelerin nasıl eşlik ettiğini anlatıyor. O bölümü biraz kısaltarak buraya alıyoruz. Ancak bu bölümü okurken hatırınıza ister istemez M. Kemal’in yaptığı inkılaplar gelecektir. Mesela camilerin yıkılması, Cuma günü tatilinin pazara kaydırılması, ulusal bayramlar, takvim, “medeni” kanun, seküler anayasa, kemalist rejime boyun eğmeyen alimlerin darağaçlarında sallandırılması, Vahiy yerine Aklın kutsallaştırılması vs. vs. gibi…

Buyrun:

“Fransa’da milliyetçiliğin devrimci ilerleyişine, yarı-dini simgeler eşlik etti. 1789’da, Paris’in kırmızı ve mavisi, Burbon krallığının da beyazı alınıp üç renkli milli bir bayrak teşkil edildi. Her yılın 14 Temmuz günü, hem Bastil’in yıkılışının ve hem de Paris Federasyonu şenliğinin yıldönümü olarak kutlandı. 1792’de Rouget de Lisle tarafından bir milli marş bestelendi ve bu marşı ilk defa, monarşiyi yıkmak için Marsilya’dan Paris’e gelen asker bandosu çaldı. Diğer simgeler de ortaya çıktı: hürriyet kasketleri, Firikya kasketleri, Roma asaları, hürriyet ağaçları, vatanseverler için uzun pantolonlu üniformalar, anavatana sunaklar.

Insan ve Vatandaş Hakları Beyannamesi, bir milli ilmihal muamelesi gördü ve 1791 Anayasası tarafından ona iman edilmesi emredildi. Onun üzerine yemin etmeyi reddedenler, sivil aforozla cemaatten atıldı ve ona sadakat yemini eden yabancılar mü’minler safına kabul edildi ve azizler kominyonuna dahil edildi. Millet Meclisinin 1791 güzündeki ilk oturumunda, “Oniki yaşlı adam Anayasa Kitabı’nı araştırma ayinine girdiler. Başlarında, iki eliyle kitabı tutup göğsüne bastıran arşivci Camus olmak üzere, yavaş ve ölçülü adımlarla Fransızların yeni Kutsal Kitabı’nı taşıyarak döndüler. Bütün milletvekilleri ayağa kalkarak şapkalarını çıkardılar. Camus, vecdle gözlerini aşağıya indirdi. Aynı Meclis, “Bütün komünlerde, anavatana bir kurban taşı dikilmesini ve üzerine de Haklar Beyannamesi’nin ve ‘Vatandaş vatan için doğar, vatan için yaşar ve vatan için ölür’ yazısının yazılmasını” emretti. Iki yıl önce, Strasburg’da, bir papaz, piskopos ve haham tarafından bir ‘medeni vaftiz’ ayini yapılmıştı. Bunun ardından, ‘medeni nikahlar’ ve ‘medeni cenaze merasimleri’ geldi ve nice asker vatandaşın mezar taşına şu kitabe koyuldu: ‘Vatan için öldü’!

Öncelikle yeni milliyetçilik diniyle Fransa’nın geleneksel Hıristiyan dinini -Hıristiyanlıktan taviz vererek- uzlaştırma teşebbüsünde bulunuldu. Devletin mali faydası nedeniyle kilise mülklerinin müsaderesi, teorik olarak telafi edildi ve 1791’de yürürlüğe konulan Din Adamları Sivil Tüzüğü ile Kilise milli devlete zincirlenmiş oldu. Sivil Tüzük’e göre, papaz ve piskoposlar halk tarafından seçilecek, maaşlarını devlet verecek ve Papa’ya yalnızca ismen bağlı olacaklar ve yeni düzenlemeye bağlılık yemini edeceklerdi.

Ancak, bu uzlaştırma başarıya ulaşmadı. Kilise mülkünün müsaderesini, manastırların ezilmesini, Avignon’un işgalini protesto etmiş olan Papa 6. Pius, Sivil Tüzük’ü kınayarak Fransız din adamlarının kendilerinden istenen yemini etmelerini yasakladı. Yemini edenler aforoz edildi. (..) Böylece, Fransa’daki Katolik Kilisesi ikiye bölünerek ve Hıristiyan aleyhtarı devrimcilerin saldırısına maruz kaldı. Sivil Tüzük’e muhalefet etmiş ve ancak baskı altında imzalamış olan kral, Paris’teki fiili mahpusluğundan boş yere kaçmaya çalıştı. Geri getirildi ve bir yıl kadar sonra, dış savaşın ve Paris ayaklanmalarının ortasında, devrimci Cumhuriyetçiler tarafından tahtından alaşağı edilip idam edildi.

Yeminsiz papazların umacakları hiçbir merhamet kalmamıştı artık: ya giyotine gönderildiler ya da yurt dışına kaçtılar. Yeminli din adamları bile zan altındaydı. 1793 Eylül’ünde, Hıristiyan Pazar’ının kutlanmasını gözden düşürmek maksadıyla, Cumhuriyetçi Milli Konvansiyon, her ayın onuncu gününün tatil günü ve yıl sonundaki beş günün de milli bayram haline getirildiği yeni bir takvimi hükme bağladı.

1793 Kasım’ında, sair Marie-Joseph de Chenier, Konvansiyona, devletin dini olarak resmi milliyetçilik kurumunun kabul edilmesini teklif etti. ‘Cumhuriyetin evlatlarını tepelerine binen teokrasi boyunduruğundan kurtarın’ diyordu de Chenier, ‘…Peşin hükümsüz ve Fransız milletini temsile layık olan sizler, tahtından indirilmiş batıl inançların enkazı üstünde, ne mezhep ve ne de esrar barındıran, tek doğması eşitlik olan, vaizlerin kanun koyucularımız ve piskoposları da hakimler olan; insanlık ailesinin tütsüsünü ancak -herkesin annesi ve ilahı olan- sunağında yaktığı yegane evrensel dinin nasıl kurulacağını sizler bileceksiniz.’ Iki gün sonra, Paris Katolik Piskoposu, ‘Hürriyet ve kutsal eşitliğe ibadetten başka hiçbir toplu ibadetin artık kalmaması gerekir,’ açıklamasını yaparak, Hıristiyanlıktan irtidat ettiğini duyurdu. Üç gün daha sonra ise, Notre Dame katedralinde büyük bir coşkuyla ‘Akla’ tapınma ayinleri başlatıldı.”[1]

***

NOT: Günümüze kadar bozulmadan gelmiş olan Islam’ı, tahrif edilmiş Hıristiyanlık ile asla kıyaslamıyoruz. Fransız devrimciler, tahrif edilmiş bir dine savaş açmışlar, kemalistler ise 1400 yıldır Allah Teala’nın korumasında olan Islam’a…

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Carlton J. Hayes, Milliyetçilik: Bir Din, (Tercüme eden: Murat Çiftkaya), 2. Baskı, Iz Yayıncılık, Istanbul 2010, sayfa 70-72.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Atatürk Türk Alfabesi mi getirdi yoksa Latin Alfabesi mi?

Atatürk Türk Alfabesi mi getirdi yoksa Latin Alfabesi mi?

*

harf-inkilabi-islamdan-uzaklastirmak-atatc3bcrk-inkilaplari1

***

Bu başlığı okuyan aklı başında herkesin keyifli bir kahkaha attığını tahmin edebiliyorum. Ama ne yapalım… Şu anda kemalistlerin seviyesi maalesef bu. Birileri çıkmış, M. Kemal’in Latin değil, Türk Alfabesi getirdiğini söylüyor. Sebebi ise Latin alfabesindeki “Q”, “W” ve “X” harflerini almamasıymış. Bu saçmalığı ortaya atanlar ve buna kananlar, hiç mi kendilerine “peki ama alınan diğer harfler Latin harfleri değil mi?” diye bir sual sormuyor… Kadir Mısıroğlu’nun çok sevdiğim bir sözü var; “Kemalist demek; mantıkla alışverişi kesmiş adam demektir” diye… Hakikaten öyle. Ha, bir de, “Ç”, “Ş” ve “Ĝ” harfleri latin alfabesinde olmadığı için M. Kemal’in getirdiği Türk alfabesiymiş!.. Hay Allahım… Bu harfler latin alfabesine aid, yalnız burada Türk dilindeki bazı sesleri karşılamak için Latin alfabesindeki “C”, “S” ve “G” harflerine “Diyakritik işaretler” eklenmiş, hepsi bu. Yoksa tamamen “özgün” harfler geliştirilmemiştir. Eğer öyle olsaydı, bu iddia sahiplerinin Osmanlı’da kullanılan alfabeye de Türk Alfabesi demesi icab ederdi. Zira Türk dilindeki bazı sesleri karşılamak için Osmanlı’da kullanılan alfabeye de Arap Alfabesi’nde bulunmayan “Pe”, “Çim” ve “Je” harfleri eklenmişti. Ancak buna yine de Arap Alfabesi denir.

Bu neredeyse bütün ülkelerde böyledir.

Mesela fransızcada “Özel” anlamına gelen “Sp-é-cial” kelimesindeki -é- harfi almancada yoktur. Buna mukabil almancada “Değişim” manasına gelen “-Ä-nderung” kelimesindeki -Ä- harfi de fransızcada yoktur. Aynı şekilde almancada “Bahar” manasına gelen “Fr-ü-hjahr” kelimesindeki -ü- harfi de ingilizcede kullanılmaz. Ama bütün bu devletler Latin alfabesi kullanıyor.

Bunun Latin alfabesi olduğunu kemalistler de bal gibi biliyor. Bilmemeleri imkansız. Nitekim M. Kemal, Dolmabahçe Sarayı’nda verdiği bir davette, bunun “Latin Alfabesi” olduğunu misafirlerine ifade etmiştir.

*

Atatürk harf devrimi, M. Kemal harf inkilabi, Atatürk türkcü mü, Atatürk milliyetci mi, M. Kemal milliyetci mi, Atatürk latin harfleri, Atatürk latin alfabesi, M. Kemal latin alfabesi, Atatürk Türk alfabesi,.jpg

[1] no’lu dipnot ile alakalı… Nuri Ulusu’nun hatıratında bahsettiği hadise…

***

Bunu biz değil, onun Kütüphanecisi Nuri Ulusu hatıralarında söylüyor. Üstelik bu hatırat, son zamanlarda “Atatürkçü” rolü yapan Ahmet Hakan’ın patronu Aydın Doğan’a aid “Doğan Kitap” Yayınları’ndan çıktı. Bu hadiseyi Nuri Ulusu hatıralarında şöyle anlatır:

“Bir yaz gecesi Dolmabahçe Sarayı’ndayız. Müthiş bir davet vardı. Diplomatlar, mebuslar, gazeteciler, ticaret mensubu kişiler, yabancı elçilik mensupları velhasıl bayağı kalabalık bir topluluğu davet etmişti.

Davet sebebini en başta ben olmak üzere üç beş kişiden başka kimse bilmiyor ve herkes merak ediyordu.

Hazırlık yeni Türk harfleriyle ilgiliydi. Ben gündüzden büyük salonun bir köşesinde bizim meşhur karatahtamızı, tebeşir ve silgimizi hazır etmiştim önüne de bir perde çekerek kapatmıştım.

Davet masalarda, bar bölümünde, tüm haşmetiyle sürüyordu, içkiler su gibi akıyordu. Belli bir zaman sonra Atatürk’ün talimatıyla misafirler yavaş yavaş büyük salona doğru yönlendirildiler, herkes ne olduğunu bilemeden salonu doldurmaya başladı. En son kişi de gelince, Atatürk oturduğu koltuktan ayağa kalktı, aniden ciddileşti, yüzü gerildi ve davetlilere dönerek ‘Şimdi tarihi bir olaya şahitlik edeceksiniz’ dedi ve benim hazırladığım bölüme gelerek perdenin ipini çekmesiyle koca kara tahta ve yanında ben ortada kalıverdik. Tebeşiri eline aldı ve ‘Latin Alfabesinin ilk harfi bu’ diye bağırarak A harfini tahtaya yazdı. Arkasındanda B-C-D diye devam ediyor ve tüm davetlilere de koro halinde tekrar ettiriyordu. Bu böyle bir müddet devam etti. Salonda o içkili, sesli, eğlenceli hava, yerini büyük bir sessizliğe bırakmıştı. Sadece Atatürk’ün sesi ve harfler duyuluyordu. Müthiş bir manzaraydı bu.

Yabancılarsa önce biraz dinlediler, ama sonra sıkılmış olacaklar ki dışarı çıkıp, sonra tekrar giriyor ve vaziyeti idare ediyorlardı. Bilahare imtihan başladı. Tüm misafirleri, diplomatları tek tek tahtaya davet ediyor Latin harfleriyle adlarını tahtaya yazmalarını istiyordu.”[1]

Evet… Mesele bundan ibaret. Böylece son zamanlarda sıkça dile getirilen bir kemalist yalan daha itinayla çürütülmüştür… Kemalistlerin “Türk alfabesi” getirdiklerini söylemeleri, halkı aldatmak ve gavur alfabesinin kabulünü kolaylaştırmak istemelerinden kaynaklanmıştır. Bunun sebeplerini ve misallerini bir yazımızda zikretmiştik, ordan bakılabilir.[2] Siz hiç HDP’nin Müslüman Kürt kardeşlerimize “komünist, laik ve gavur bir rejim” vaat ettiklerini duydunuz mu? Hayır, onlar Kürt dilinden, Kürdün haklarından, “bağımsızlığından” bahsederler, lakin getirmek istedikleri rejim “gavur” bir rejimdir. Işte bizde de böyleydi.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Atatürk’ün Yanı Başında-Çankaya Köşkü Kütüphanecisi Nuri Ulusu’nun Hatıraları, (Derleyen: M. Kemal Ulusu), Doğan Kitap, 5. Baskı, Istanbul Aralık 2008, sayfa 82, 83.

[2] Sözü edilen yazımız için bakınız; M. Kemal Atatürk Dilimizi Türkçeleştirmedi, Gavurcalaştırdı:

http://belgelerlegercektarih.com/2015/10/23/m-kemal-ataturk-dilimizi-turkcelestirmedi-gavurcalastirdi/

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Felsefe Profesörü Teoman Duralı’dan müthiş Harf Inkılabı yorumu

Felsefe Profesörü Teoman Duralı’dan müthiş Harf Inkılabı yorumu

*

 

***

Istanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Teoman Duralı, katılıdığı bir televizyon programında çarpıcı açıklamalarda bulundu. Harf Inkılabı’nın “Kültür Soykırımı” olduğunu belirten Prof. Duralı, özetle şunları söyledi:

“Hafızayı kaybettik, geçmiş unutuldu. Alzheimer olmuş bir milletiz. Bunun en önemli müsebbibi yazının katlidir. Dünya ne devrimler görmüş, Sovyet ve Çin devrimi görmüş ama hiçbirisinde yazıya dokunulmadı… Türkiye’nin yeniden istiklaline kavuşması, yazının değiştirilmesine mi bağlıydı? Beşerde gen neyse, insanda yazı odur. Gen bize beşeri kalıtımımızı veriyor, insan ise mirasını yazıyla sürdürür. Medeniyet yazı üzerine kurulur. Yapacağınız en büyük katliam budur. Biyolojik Soykırım’da kılıç artıkları olur, ancak Kültür Soykırım’ı kesinkes bitirir!”

Yani Prof. Duralı’nın bu son sözlerinden çıkan mana şudur; “Kültür soykırımı, biyolojik soykırımdan daha büyük bir katliamdır.”

Zaten böyle olduğunu da görmüyor muyuz?..

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Ahmet Hakan’a Cevap 7 – Kadir Mısıroğlu ve Heykel Kırmak

Ahmet Hakan’a Cevap 7 – Kadir Mısıroğlu ve Heykel Kırmak

*

atatc3bcrke-tapmak-atatc3bcrkc3bc-ilahlastirmak-m-kemale-tapmak-m-kemali-ilahlastirmak-19-mayis

Bir 19 Mayıs töreninden… M. Kemal’e secde ettiriyorlar… Yazıklar olsun! Mahvettiniz insanlarımızı…

***

Aydın Doğan’ın elemanı Sebbiye memuru Ahmet Hakan hala CNN Türk’ten istifa etmedi. Malum, CNN Türk, M. Kemal ile Afet Inan’ın “sevgili” olduklarını iddia etmişti. Halbuki manevi kızı olarak biliyorduk… Kemalistlere göre bu iddia M. Kemal’e hakarettir. Buna rağmen Ahmet Hakan, M. Kemal’e hakaret eden medya organından istifa etmedi ve hala “para” almaya devam ediyor. Ancak yine de alt etmek istediği şahısları “Atatürk”le vurmaya çalışmaktan da utanmıyor. Yani kemalistlerin duygularıyla oynuyor. Gözlerinin içine baka baka onları aldatıyor. Bu hareket sizce adice ve alçakça değil midir?

Askerliğini bile yapmamış olan bu Sebbiye Memuru, gelmiş utanmadan yine Kadir Mısıroğlu’nu hedef aldı. Üstadın, “Heykellerin Köpek Leşi Gibi Sürüklendiğini Göreceksiniz!..” sözüne takmış kafayı. Neymiş, “ille de elinde baltayla Atatürk heykeline saldırması mı gerekiyor”muş. Kafaya bak, mantığa bak… Yine cehaletini ortaya koymuş. Kadir Mısıroğlu, “gelin heykelleri kıralım” mı diyor?.. Bunu böyle anlamak cehalet; doğru anladığı halde çarpıtıp bu şekilde takdim etmek ise alçaklıktır. O, gelecekte vuku bulacak bir hadiseyi “Tarih şuuru”na istinaden haber veriyor. Tıpkı bundan 20 sene evvel FETÖ’nün “sıfıra müncer olacağını” haber vermesi gibi. Nitekim dediği de çıktı…

 

*

***

Üstelik bu sözleri FETÖ’nün en güçlü olduğu bir devirde söylemişti. Halbuki o dönem kelli-felli meşhur “aydınlar” FETÖ’ye methiyeler dizmekle meşguldü. Tıpkı bugün Ahmet Hakan’ın heykellere yaptığı gibi… Aşağıdaki kitapta da görüldüğü üzere, Kemalist Toktamış Ateş, Eser Karakaş ve Ilber Ortaylı, bugün FETÖ olarak bilinen yapıya methiyeler diziyordu… Kadir Mısıroğlu ise, “Papaz bile olamaz, sıfıra müncer olacak” diye haykırıyordu…

 

*

baris köprüleri ilber ortayli fetöcü mü toktamis ates fetöcü mü

***

Ahmet Hakan’ın derdi Atatürk falan değil, zira Kadir Mısıroğlu bu sözü uzun zaman evvel söylemişti, ama Ahmet Hakan şimdi gündeme getiriyor. Son zamanlarda sürekli olarak Kadir Mısıroğlu’nun eski konuşmaları üzerinden gündem belirleme gayreti içerisine girdi. Çünkü 2019 Başkanlık seçimiyle alakalı planlamaları “Atatürkçülük oynamayı” gerektiriyor. Yani açıkçası, seçimler için M. Kemal’i “malzeme” olarak kullanmaktadır… Onun üzerinden Batılı emperyalistlerin gösterdiği aday için oy devşirmeye çalışacak… Vazifesi bu!..

Bizim, M. Kemal’in heykellerine saldırmaya ihtiyacımız yok. Biz meydanlardaki putları değil, kalplerdeki putları kıracağız Allah’ın izniyle. Meydanlardaki putları kırma şerefini ise gerçeği öğrenip kemalistlikten istifa edenlere bırakacağız.

Batı, fabrikalar yaparken biz neden heykel yapıyoruz? Neden tüyü bitmemiş yetimin hakkını beton yığınlarıyla çarçur ediyoruz? Bunlara harcanacak paralarla okul, hastane ve fabrika yapmak ve açları doyurup kimsesizlere bakmak daha mantıklı, daha insani ve vicdani değil midir? MTV zammından şikayet edenler, M. Kemal heykellerine kaç milyar lira harcandığını biliyor mu?

*

 

atatürk heykelleri m. kemal putlari,

***

Bu arada, heykel kırmak neden kötü bir şey olsun ki?.. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz de heykel kırmadı mı? Hz. Ali (kerremallahu vecheh) kırmadı mı? Hz. Ibrahim aleyhisselam kırmadı mı? Haşa yanlış mı yaptılar? Ahmet Hakan, Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimize, Hz. Ali (k.v) ve Hz. Ibrahim’e (a.s) hakaret mi ediyor? Ahmet Hakan bundan neden rahatsız oluyor ki? Yoksa kendisi müşrik mi? Bunu bilmem mümkün değil, ancak aşağıdaki Kur’an ayetlerini okuyanlar, kimin mümin ve kimin müşrik-akılsız-aptal olduğunu takdir edeceklerdir…

Enbiya Suresi (Elmalılı Hamdi Yazır meali) :

51 – And olsun ki biz daha önce İbrahim’e de rüşdünü vermiştik (akla uygun olanı göstermiştik). Biz onu biliyorduk.

52 – O zaman o, babasına ve kavmine: “Bu tapınıp durduğunuz heykeller nedir?” demişti.

53 – Onlar: “Biz atalarımızı bunlara tapar bulduk” dediler.

54 – İbrahim: “And olsun ki sizler de, atalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz” dedi.

55 – Onlar : “Sen bize gerçeği mi getirdin (Sen ciddi mi söylüyorsun), yoksa şaka mı ediyorsun?” dediler.

56 – O şöyle dedi: “Hayır Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir ki onları O yaratmıştır. Ben de buna şahidlik edenlerdenim.”

57 – “Allah’a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra, ben putlarınıza elbette bir tuzak kuracağım.”

58 – Derken o, bunları parça parça etti. Yalnız kendisine başvursunlar diye onların büyüğünü sağlam bıraktı.

59 – (Kavmi) “Tanrılarımıza bunu kim yaptı? Doğrusu o zalimlerden biridir.” dediler.

60 – (Bazıları) “İbrahim denen bir gencin, onları diline doladığını duymuştuk” dediler.

61 – “O halde onu insanların gözleri önüne getirin, olur ki (aleyhinde) şahidlik ederler” dediler.

62 – (İbrahim gelince ona) “Ey İbrahim! bunu tanrılarımıza sen mi yaptın?” dediler

63 – İbrahim: “Belki onu şu büyükleri yapmıştır, konuşabiliyorlarsa onlara sorun” dedi.

64 – Bunun üzerine vicdanlarına dönüp (kendi kendilerine) dediler ki: “Doğrusu siz haksızsınız.”

65 – Sonra yine (eski) kafalarına döndüler: “And olsun ki (ey İbrahim!) bunların konuşmayacağını (sen de) bilirsin.” dediler.

66 – (İbrahim) dedi: “O halde, Allah’ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara mı tapıyorsunuz?”

67 – “Size de, Allah’ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun, siz hâlâ akıllanmayacak mısınız?”

68 – Onlar: “Bir şey yapacaksanız, şunu yakın da tanrılarınıza yardım edin” dediler.

69 – Biz: “Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve zararsız ol” dedik.

70 – Ona düzen kurmak istediler, fakat biz kendilerini daha fazla hüsrana uğrattık.

***

atatürke-tapmak-haluk-bilginer

Haluk Bilginer bile itiraf etti…

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

İhsan Şenocak hocadan Ahmet Hakan’a tokat gibi cevap

İhsan Şenocak hocadan Ahmet Hakan’a tokat gibi cevap

*

ihsan senocak ahmet hakan1

***

Hakan Bey!

Kürsüde “benim” yerimde -senin gibi- üzerinde Mao’nun kafası olan bir tişörtle poz veren biri olsa ve “Mülkiyet hırsızlıktır.” dese ya da Kelâmullah yerine Das Kapital’i referans alsa “büyük devrimci” olurdu; ondan “özgürlük savaşçısı” diye bahsederdin belki de. Marks, Engels ve Lenin’den oluşan üç ayaklı küfür üçgeni bağlamında biraz proletaryadan bahsetseydi fevkalede “aydın bir hoca” olabilirdi.

Gayr-ı Meşru ilişkilerini gölgelemek için eğlence merkezlerinde tanıştığı dostlarıyla umreye gidip, Metaf’tan bir kaç poz veren -senin gibi- bir “Sebbiye Memuru” için “İşte Adam! Dünyasını da, Ahireti’ni de Mamur etti. Hayatını(!) da yaşıyor, Kabe’ye de gidiyor.” deseydi, kim bilir gelecek Ramazan yazılarında “dinlenilmesi gerekenler” listesine adını yazardın.

Baş Kapitalist

Benim yerime kürsüye çıkan adam, “Kahrolsun Müslümanlar!” diye birkaç slogan atsa, sonra da millet malını gaspetmekle maruf “müseccel İslam düşmanı; baş kapitalist”in gazetesinde magazin yazıları yazsa, nikahsız bir hayatı “çağdaşlık” kabul eden kadınlarla aynı masaya oturup, onun bunun hayatından konuşsa, zinaya “yasak aşk” dese, belki gözünde “büyük kahraman” olurdu. Ne dersin? Bu da, “bizim Che Guevara’mız, onun gibi devrimci doğdu, devrimci yaşıyor.” diye Nişantaşı’nda nara atardın belki.

“Gönüllü Beraberlik”

Kürsüde vaaz eden ben değil de, “İslam” deyince aklına “irtica”, Müslüman deyince “Mürteci” gelen patronunun “maaşlı sebbiyecisi” olsaydı ya da senin gibi, “enses” ilişkiden bahsederken “Tecavüzden, zorlamadan, tasalluttan, aklı ermeyene yönelen cinsel saldırıdan falan söz etmiyoruz.

Cinsel ilişkiden söz ediyoruz.

Gönüllü beraberlikten söz ediyoruz” diyerek fuhşun en menfur şeklini, “Ne var bunda ‘Gönüllü beraberlik’ terkibiyle anlatan, kadın tacirlerinin bile kullanmaktan haya edeceği bir üslupla, “Normaldir” anlamına gelen cümlelerle meşrulaştırma ahlaksızlığına savrulan bir müftü çocuğu olsaydı “Kadın Haklarına Saygılı Hoca” diye yazardın belki de.

Adını Yazdım, Kadınlar Çıktı

Bu sabah kardeşlerim ders sonrası, içine beynini kustuğun, dilden, diyalektikten mahrum, ilk mektep talebelerinin kompozisyonlarına rahmet okutan o “sebbiye”nden bahsedince, “bu adam kimdir, ne der?” diye “Google”a adını yazdım, ne varki Kur’an-ı Kerim’in o halleriyle kendilerine bakmayı yasakladığı (Ahzab, 30) kadınlar çıktı. Anlamak zeka meselesidir, lakin senin için bir daha tekrar edeyim; Adını yazdım, kadınlar çıktı, “Acaba isimde mi bir yanlış var” dedim, tekrar yazdım, yine aynı manzara… Her tarafın kadın doluydu. Hepsi de yoldaşlarının, “Kur’an-ı kapat; Kadını aç!” sözü mucibince amel eden türdendi. el-Hasıl suretlerine sana dair hüküm verecek kadar bakamadım. “Bari bir kaç yazısını okuyayım” dedim karşıma ya “sebbiye” çıktı ya da kim, kimin karısıyla beraber olmuş, “neden falan gazeteci, filan namus düşmanı adam değil de, onunla fuhuş yapan filan ünlü kadını eleştiriliyor” nev’inden nikâhsız kadınların faaliyetlerini ya da zinakarları müdafaa eden yazıların vardı. İğrendim, tiksindim, daha fazla okumaya vicdanım müsaade etmedi.

Müftünün Oğlu

“Kiminle, nerede, ne yaptığın”a gelince, onlar üzerinde durmak senin gibi sebbiye memurlarının vazifesi olduğundan bu mevzuda seni, sana havale ediyorum. Fakat bir yazıda iftiharla bahis mevzuu yaptığın müftü oğlu olman, şu noktada beni endişelendiriyor; Acaba bir Anadolu evladı, “bu adam İlahiyat okumuş, ‘babam da müftü’ diyor, lisan-ı hali nicedir”, diye seni Google’da aratır, malum fotoğraflarını görür, “Onlar müftü oğluna caiz de, bize niye haram?” der, sonra da “Uydum bu ünlüye” diye ardından gider, hem kendi hayatını, hem de kadınların hayatını kirletir.

Ihsan senocak hoca ahmet hakan 3

***

Ne Buyurursun Ahlak Yobazı!

Tesettürden bahsetmemden fevkalede muzdarib olduğuna göre neyi, nasıl anlatmama dair bir teklifin de vardır herhâlde. Magazin haberlerinden etkilenen, onlar gibi yaşamak isterken ailesi dağılan insanlara ne söylememi isterdin, mesela? “Aziz cemaat kusuruma bakmayın, bu hususta İslam’ın hükmünü söyleyemem; Hakan Bey üzerine alınıyor!” mu demeliydim? Ya da Hakan Bey’i okuyun, namus telakkinizi güncelleyin diye mi tavsiyede bulunayım? İslam kadınlarına, başlarını örtmeyi ve namahremden sakınmayı emreden Nur Suresi’nin 31. ayetinin artık devri bitti, onunla amel edip, şu malum ve müseccel Namus Yobazı’nı üzmeyin, “sebbiye memuru” bu hususlardan fevkalede muzdarip oluyor mu, demeliydim?! Allah Azze ve Celle’nin, Ahzab Suresi’nde(Ahzab, 59), Peygamber-i Ekber’e(s.a.v.) emir buyurduğu, tesettürün İslam kadınlarına anlatılması hususu, keyfini kaçırıyor, Kur’an’a ittiba eden kadınlar tuzağına düşmüyor, onları kullanıp da atamıyorsun diye, Müslümanlara, eşlerini, kızlarını Allah’ın emrine göre örtünmeye davet etmekten vazgeçmeleri çağrısında mı, bulunayım?!

“Yaşasın Papa, Kahrolsun Müslümanlar!”

Papa, rahibelere tesettür çağrısı yapınca, yine fikir niyetine sebbiye kustun mu? Ya da kusar mısın? Kusmak istesen, sahibin buna müsaade eder mi? Yoksa “benim ihtisas alanım Müslümanlar”, “patronun görev tanımlaması dışına çıkmak vazifeme ihanettir” deyip “Yaşasın Papa için inanç özgürlüğü ve Kahrolsun Sadece İslam, Yalnız İslam” diyen Müslümanlar deyü naralar mı atarsın?

Kim Hayasız?!

Benim için,

“Çıkmış vaaz kürsüsüne… İşleri güçleri kızlar ve kızların giydiği pantolonlar

Üniversiteye giden kızlara ve o kızların babalarına…

Hayâsızca saldırıyor.”

Kafanı tashih etmek “ehem” olduğundan, “mühim” olan cümlelerini tashihi sana bırakıp şunu sorayım, hangi babaya, nasıl saldırdım? Onlara, “Ey İman Edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrîm, 6) ayetini hatırlatmak, çocuklarına tesettürü anlatmaları gerektiğini, Allah Rasulü’nün(s.a.v.) aile reisini çobana benzeten hadisi üzerinden tefsir etmek midir saldırmak? Demek senin lügatında kürsülerde Allah’ın tesettürle alakalı ayetlerini okuyarak babalara mesuliyetlerini hatırlatmak, evlatlarını, namus yobazlarının oyuncağı olmaktan korumaya çağırmak, onlara hayasızca saldırmak anlamına geliyor öyle mi? Kur’an’ın, İslam kadınlarına olan şu çağrısı hakkında ne buyurursun, “Evlerinizde vakarla oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın.” (Ahzab, 33). Sence bu da mı kadınlara hayasızca bir saldırıdır? Konuş müftünün oğlu? Eski ilahiyatçı pozlarıyla Müslüman mahallesinde namussuz hayatların reklamını yapan “sebbiye memuru” anlat? Nerde hayasızlık?!

Bülbüllere emir var: Lisan öğren vakvaktan;

Bahset tarih, balığın tırmandığı kavaktan!

Bak, arslan hakikate, ispinoz kafesinde;

Tartılan vatana bak, dalkavuk kefesinde!

Ayık mıydın?

Google adı yazılınca kadınlarla verilen ahalıksız pozlardan başka bir şey çıkmayan biri olarak, “İslam din ve devlettir.” diyen Müslümanlar için, “İşleri güçleri kızlar” cümlesini kurarken ayık mıydın? Hiç mi ayanaya bakmadın?

Seni asıl rahatsız edenin ben değil, Allah’ın tesettür ayetleri olduğunu sen de biliyorsun. Lakin onlarla hesaplaşmaya yüreğin yetmediğinden onları tefsir edene dair “sebbiyeler” kaleme alıyor, maaşının gereğini yapıyorsun. Bir de babalar kızlarına iffet davasını anlatır, onları senin gibi bir hayat yaşayan adamlara karşı uyarırsa artık “kimin dünyasını karartabilirim” diye yese düşüyor, “büyük adam” nutukları atarak vaziyeti kurtarmaya çalışıyorsun.

“Din Elden Gidiyor” diyen bir Ahir Zaman Deisti

Diyorsun ki

“Ve bu İhsan Şenocak denilen adam konuştukça…

Türkiye’de maalesef deizm ve ateizm yükseliyor!

*

Uyanın ey ehli iman!

Bu İhsan Şenocak türü adamlar yüzünden…

Din elden gidiyor din! “

İhsan Şenocak’ın kitaplarını, yazılarını okuyan, konuşmalarını dinleyen tek bir Müslüman gencin deist ya da ateist olduğunu -önceki hayatından- şahitler ve resimlerle ispat edebilir misin? Hakan Bey! Söz namustur! Namusunu çiğnetme! İddianı ispat et!

Allah’ın tesettür ayetlerinden rahatsız olan, mahremiyeti çiğneyen sen değil misin? Yaratan Allah’ın, yöneten Allah(c.c.) olduğu akidesiyle savaşan biri olarak senden büyük deist mi var? Sen kimi okuyup deist olduysan, etrafındaki deistleri iğva eden de o şeytandır.

Bir Baba Kimden Rahatsız Olur?

Bir babayı, ayet ve hadisler bağlamında “ailene sahip çık” çağrısı mı, yoksa kızının her gece başka bir alemde, başka bir erkekle fotoğraflarının medyaya düşmesi mi rahatsız eder? Mesela mütedeyyin bir baba Google’a, kızının adını yazsa ve karşısına seninle olan fotoğrafları çıksa ne hisseder? Benim tesettürle alakalı konuşmamdan mı, senden mi nefret eder? Ya da şöyle sorayım, “ol kadınlarla” beraber olduğundan dolayı, kaçının babasından “teşekkür” mesajı aldın? Kendini merhum babanın yerine koy ve düşün! Eğer düşünebiliyorsan! Zira düşünmek ve anlamak zeka meselesidir. İnsan kafasını, hayvan kafasından ayıran en temel hususiyet düşünmektir. Patronuna verdiğin beynini bir saatliğine geri al ve sözleri mi bir daha dinle! Anlayamazsan, kendini birlikte olduğun kadınların babaları yerine koyarak dinle! O babalar kime hak verir?

Hadi gel, Che Guevara ol!

Hakan Bey! Bir an patronunun “sebbiye memuru” değil de Allah’ın kulu olduğunu düşünebilirsen, İslam’ın kızlarına, “Üniversiteye Gitme” değil, Ahzab 33’te de buyrulduğu gibi “Açılıp da gitmeyin” dediğimi sen bile anlarsın. Çok zor değil. Dene bak, olacak. Lakin önce özgür olman, kiraya verdiğin beynini geri alman gerekir. Hadi gel, Che Guevara ol! Fakat tişörtünü giyerek değil, efendine karşı cesaretini kuşanarak.

 

ihsan senocak ahmet hakan 2

***

Ne o cümleler, Tacir misin?

Google’daki fotoğrafların gibi, Barzani’yle alakalı yazındaki şu ifadelerin kadına dair kıymet ölçünün aslında bir tacirden -çok da- farklı olmadığını resmediyor… Buyur, şu ifadeler sana ait…

“Mesut Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani’nin Dilman köyündeki karargâhında çekilmiş bir fotoğraf.

Fotoğrafta önde Molla Barzani var, arkada ise Sophia Loren’e benzeyen bir hanımefendinin duvara asılmış bir posteri var.

Biraz asker dolabı kapağına asılan posterleri, biraz da gurbette bekâr kalmış inşaat işçisi odasına asılan posterleri andırıyor.”

Hakan Bey! “Malum haldeki kadınların asker dolabına ve işçi odasına” cinsel bir tatmin aracı görüldüğünden dolayı asıldığını ima eden/söyleyen biri olarak gazetenin benzer fotoğrafları yayımlamasına sessiz kalman ya da onları bizzat köşende neşretmenden daha başka kadın nasıl aşağılanabilir?!

***

Gayesiz, idealsiz bir hayata mahkum zavallısın sen. Magazin dünyasından başka bir yerde adın geçer mi? Mesela fikir, sanat çevrelerinde irabta mahallin var mıdır? Allah seni ıslah etsin.

***

Biz Ravza’da imam, Bedir’de kumandan, İslam devletinde başkan olan Peygamber-i Ekber’e iman ettik. Kaybedecek ne koltuğumuz, ne patronumuz var. Tek endişemiz Allah’ın rızasını kaybetmek.

Sebbiye Memuru! Allah yolunda bedel ödemek bir şereftir ve o şeref herkese nasip olmaz. Şimdiye kadar Allah Azze ve Celle’den başka kimsenin önünde eğilmedik, ölene kadar da kıvamda ve kıyamda olacağız. Sana, münafıklara ve kubur faresine denk bir hayat yaşan bütün namus yobazlarına ilanen duyrulur.

***

Nisa Suresi’nin 148. ayet-i kerimesinden cesaret alarak bir “sebbiye memuru” ve onun yazısıyla huzurlarınızı işgal ettiğimden dolayı siz mümin kardeşlerimden kusuruma nazar etmemenizi istirham ederim.

***

İhsan Şenocak hocanın sosyal medya hesapları:

https://www.facebook.com/ihsansenocakhoca/

https://www.youtube.com/user/ahmethamzat

https://ihsansenocak.com/

.

 

 

Araplaştık mı? – Prof. Ebubekir Sofuoğlu

Araplaştık mı? – Prof. Ebubekir Sofuoğlu

*

Prof. Ebubekir Sofuoglu araplasma, arap dili, osmanlica dil araplasma araplardan kelime almak, harf inkilabi, dil devrimi dil inkilabi harf devrimi

Sakarya Üniversitesi Balkanlar Koordinatörü ve Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu…

***

Kemalist ve ırkçılar, yüzyıllarca Arap alfabesini kullanmamız ve Arapça’dan birçok kelime almamızdan dolayı Araplaştığımızı iddia ediyor. Acaba bu doğru mu? Bu sualin cevabını Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu’ndan almadan evvel, Araplaşmak ve Arap kültüründen esasen Islamiyet’in kastedildiğini hemen belirtelim. Islam’ı açıkça reddedemeyen bazı siyasetçi, bilim ve sözde din adamları, “Arap kültürü ve Arap dilinden kurtulmalıyız” derler. Halbuki Arap kültüründen kasıt “Islamiyet”tir. Bunun delilini ise başka bir yazıda, üstelik kendi kaynaklarından ortaya koymuştuk.[1]

Şimdi “Araplaştık mı?” sualinin cevabına geçebiliriz. Prof. Sofuoğlu bu iddiaları “Balkanlarda Kuşatma Var” isimli eserinde şöyle çürütüyor:

“Türkler, Araplardan yüzyıllarca kavramlar almış, bu kavramları edebiyatlarında kullanmışlar. Iddia edildiği gibi ve bugün de her yaşayan insanın şahit olduğu gibi, yapılan iddiaların tersine Araplaşmamışlar, Farslaşmamışlardır. Bir kültürün başka kültürden kavram almak suretiyle, kavram alınan kültürün egemenliğine girmesi endişeleri haklı endişeler olarak değerlendirilmekle birlikte, bu alışveriş içindeki kültürler birbirleriyle aynı temel kültüre sahip iseler herhangi bir kültürel hegemonya oluşmasından söz edilemez.

Türklerin kendi aralarındaki boylarının birbirlerinden kavram alışverişleri sırasında bir boyun diğer boyu, kendi kültürel egemenliği altına almak gibi bir sonuçla neticelenmesinin beklenmesi makul bir beklenti değildir. Çünkü alışveriş içinde olan halk gruplarının her ikisi de aynı ortak kültüre sahip Türklerdir. Burada, bir halk grubunun başka bir halk grubunu egemenliği altına alma olgusu yerine, olsa olsa her ikisi de aynı ortak kültüre sahip olan insanların birbirlerini karşılıklı olarak zenginleştirmelerinden söz edilebilir.

Bu çerçevede de her ikisi Türk olmasa da aynı Islam kültürüne sahip iki millet olan Türkler ve Arapların bu şekilde karşılıklı kavram ithaliyle, bir kültürel hegemonya oluşmasından söz edilmemelidir.(..) Türkler ve Araplar, ortak Islam kültürüne sahip olmakla, töre ve gelenekleri aynı olmasa da bu töre ve geleneklerdeki farklılıklar büyük farklılıklar da değildir. Ayrıca oluşacak bir kültürel hegemonya, belki de detay sayılabilecek töre ve geleneklerin farklılığından dolayı oluşmayacaktır.(..)

Oluşacak bir kültürel hegemonya, detaylar vasıtasıyla değil, temel kültürler vasıtasıyla oluşur. Detaylar vasıtasıyla bir kültürel hegemonyanın oluşmasının beklenmesi, aynı dili konuşan milletlerin kullandıkları farklı şiveleri de bir ayrılık vasıtaları gibi görmek sonucunu doğruabilecektir.

Aynı dil içindeki farklı şiveler bir dil içinde nasıl bir temel farklılık ifadesi değilse, temel kültürleri aynı olan milletlerin arasındaki, farklı töre ve gelenekler de o milletler arasındaki temel farklılık ifadeleri değildir. Bu çerçevede bazı ortak kavramları kullanan ve aynı dine, dolayısıyla aynı temel kültüre mensup Araplar ve Türkler arasında bir kültürel hegemonyadan söz edilmemelidir.”[2]

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Araplaşmak ve Arap kültüründen esasen Islamiyet’in kastedildiğine dair delil için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2014/10/19/arap-kulturu-ne-demek-dinde-reformun-amaci-nedir/

[2] Ebubekir Sofuoğlu, Balkanlarda Kuşatma Var, Babıali Kültür Yayıncılığı, Istanbul 2014, sayfa 244, 245.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*