İsmet Özel – Demokrasi Nedir?

İsmet Özel – Demokrasi Nedir?

*

***

İsmet Özel:

“Demokrasi Sokratesi öldüren rejimdir… Demokrasi son derece müptezel bir şeydir, aşağılık bir şeydir.”

***

Foto

Ismet Özel Demokrasi nedir, demokrasi ne demek, Islamda demokrasi var mi, demokrasi Islama uygun mu

 

.

Reklamlar

Yenikapı Mevlevîhânesi son Şeyhi Abdülbaki Baykara, Atatürk inkılaplarını tenkid etti

Yenikapı Mevlevîhânesi son Şeyhi Abdülbaki Baykara, Atatürk inkılaplarını tenkid etti

*

Mevlevihane postnisini Abdülbaki Baykara M. Kemal atatürk inkilaplar, sapka inkilabi mevleviler Laik inkilaplar, kemalist inkilaplar tekke tarikatlar

Yenikapı Mevlevîhânesi son Şeyhi Abdülbâkî Mehmed Baykara…

***

Ebced hesabıyla tarih düşürmede zamanının önde gelen şâiri olan Yenikapı Mevlevihanesi son postnişini Abdülbaki Baykara, kemalist laik inkılapları benimsememiş ve bunları hicvetmiştir.

Abdülbaki Baykara’nın “Benim Halim” başlıklı şiiri bu hususta gayet açık ve nettir:

*

Kesip rîş-i sefîdim, pîr iken yosma civân oldum.
Makam-ı Mevlevî’de şeyh idim, pîr-i mugân oldum.

Ne sâfî müslümân kaldım, ne oldum kıpkızıl kâfir
Giriftâr-ı belâ-yı fitne-i âhirzamân oldum.

Dilimde nûr-i imanım, başımda kapkara şapka.
Misâl-i subh-i kâzib nûr ü zülmette ayân oldum.

Semâ-yı Mevlevî’yi terk edip, öğrenemedim dansı
Selânik Dönmesi’nden de beter bir müslüman oldum.

Abâ bonjur, silindir şapka oldu sikke-i molla
Bu uydurma kıyâfetlerle rüsvâ-yı cihân oldum.

Ne şâhânı seleften nâil oldum lütf ü ihsâna
Ne Cumhûriyyet erkânıyla yâr-ı hem-inân oldum.

Müderrisler Dârülfünun’da eylediler bana sebkat
Cehâletten hamâkatten eğerçi imtihân oldum.

Te’emmül eyleyip es-sabru miftâhu’l-ferec sırrın
Misâl-i kîr-i patrik-i zamân bî-imtinân oldum.

Nevâ-yı nây ile raksân olurken bir zamanlar ben
Belâ-yı hicr ile şimdi mücessem bir figân oldum.

*

Abdülbaki Baykara savas takdir belgesi laiklik kemalizm m. kemal atatürk mevleviler

Birinci Dünya Harbi’nde Mevlevî Alayı’na 1915 yılında ve binbaşı rütbesiyle kumandan vekili olarak katılmış olan Abdülbâki Baykara Dede’ye, Harbiye Nezâreti tarafından pâdişâh adına verilen takdir belgesi…

Bu fedâkarlıklara rağmen Yenikapı Mevlevîhânesi’nde yaklaşık on yedi yıldır sürdürmekte olduğu postnişînlik hizmeti, 13 Aralık 1925 yılında meriyyete giren tekke ve zaviyelerin kapatılması kanunu ile resmen sona ermiştir.[1]

***

Müslümanlık ve Osmanlılıktan çıkıp, Batıcı hayatın anaforu içine düşen kâmil bir zâtın, kendi yaşadığı ızdıraplarla birlikte, memleketin halini anlattığı, târihî ve edebî manzûmenin bugünkü dille karşılığını cevaplar.org sitesinden naklediyoruz:

*

Ak sakalımı kesip, yaşlı iken hoppa gençlere benzedim.
Daha önce Mevlevi şeyhi iken, bu yeni halimle meyhaneciye döndüm.

Ne saf bir Müslüman olarak kalabildim, ne de kıpkızıl kâfir oldum.
Ben ahirzaman fitnesine tutuldum, belalara uğradım.

Gönlümde imanımın aydınlığı, kafamda kapkara kâfir şapkası ile
ışık ile karanlık arasında sanki ‘yalancı sabah’ (fecr-i kazib) gibi göründüm.

Yeni dansları öğrenemedim ama, Mevlevî semâını terk ettim.
Selânik Dönmesi sahte Müslümanlardan daha beter bir münafık oldum.

Cübbe ‘bonjur’a(Avrupa usulü ceket) ve Mevlevî sikkesi şapkaya dönüştü,
bu uydurma kıyafetlerle ben cihana rezil oldum.

Eski padişahlardan bir ihsana nâil olmamıştım,
Cumhuriyet devri ileri gelenleriyle de bir dostluğum olmadı.

Üniversite’ye hoca olmak için gerçi cehâlet ve ahmaklıktan imtihâna çekildim,
ama profesörler beni geride bıraktı.

Sabır ferahlığın en büyük anahtarıdır sırrını düşünüp,
Minnet eylemeyen zamanın patriği gibi oldum.

Bir zamanlar ney nağmeleri ile coşardım,
şimdi ayrılık belasıyla ben de(ney gibi) ızdırâbın, müşahhas timsâli bir figân oldum.[2]

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Bayram Ali Kaya, Tekke Kapısı-Yenikapı Mevlevihanesi’nin Insanları, Zeytinburnu Belediyesi Kültür Yayınları, Istanbul 2012, sayfa 267.

[2] Mustafa Kara, Metinlerle Günümüz Tasavvuf Hareketleri, Dergah Yayınları, Istanbul 2002, sayfa 171.

Abdülbâkî Mehmed Baykara’nın şiirleri hakkında tafsilat için bakınız:

Mustafa Erdoğan, Meşrutiyetten Cumhuriyete Bir Mevlevî Şeyhi Abdülbâkî Mehmed Dede-Hayatı Şahsiyeti Eserleri ve Şiirleri, Dergah Yayınları, Istanbul 2003, sayfa 197-370.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.com

*

Kemal Atatürk, Fatih Sultan Mehmed’in peşinden giden Millete serseri dedi mi?

M. Kemal Atatürk, Fatih Sultan Mehmed’in peşinden giden Millete serseri dedi mi?

*

Gazi m. kemal pasa izmir yollarinda Matbuat Müridiyet-i Umûmiyesi Nesriyati M. Kemal Atatürk Fatihe serseri dedi mi, M. Kemal atatürk Fatih Sultan Mehmed Kemal atatürk Osmanli Izmir

[1] no’lu dipnotta sözü edilen kitabın kapağı…

***

M. Kemal 17 Şubat 1923’te Izmir Iktisat Kongresi’ni Açış Nutkunda, Fatih Sultan Mehmed ve diğer Padişahların peşinden giden Millete “serseri” demiştir. M. Kemal’in bu sözleri aynı yıl Matbuat Müridiyet-i Umûmiyesi tarafından neşredilmiştir. Yani “Resmi Yayın”dır. Dolayısıyla inkar edilmesi mümkün değildir.

Işte M. Kemal’in o sözleri:

“Millet hayati gerekleriyle uğraşmaktan yasaklanmış olarak diyar diyar dolaştırılıyor ve bu yeni diyarlar halkı, birçok ayrıcalıklara sahip olarak çalışılıyordu. Yani fatihler, ana unsuru peşine takarak kılıçla fetihler yaparken, kılıç sallarken zaptolunan memleket halkı kazandıkları ayrıcalıklarla sabana yapışıyorlar; toprak üzerinde çalışıyorlardı. Arkadaşlar, kılıç ile fetih yapanlar, sabanla fetih yapanlara yenilmeye ve sonuçta yerlerini bırakmaya mecburdurlar. Nitekim Osmanlı saltanatı da böyle olmuştur. Bulgarlar, Sırplar, Macarlar, Romenler sabanlarına yapışmışlar, varlıklarını korumuşlar, kuvvetlenmişler; bizim milletimiz de böyle fatihlerin arkasında serserilik etmiş ve kendi ana yurdunda çalışmamış olmasından dolayı bir gün onlara yenilmiştir.”[1]

*

M. Kemal Atatürk Fatihe serseri dedi mi, M. Kemal atatürk Fatih Sultan Mehmed M. Kemal atatürkün Osmanli hakkindaki sözleri Izmir Iktisad Kongresinin Acis Nutku 17 Subat 1923

[1] no’lu dipnota dair… M. Kemal’in, Fatihlerin arkasından giden Millete “serseri” dediğini gösteren ve o hayatta iken neşredilen Resmi yayın…

***

Bu necip Millete “serseri” diyerek hakaret etmek kimsenin haddi değildir!.. Bu sözler Millete olduğu kadar Kanuni Sultan Süleyman ve Fatih Sultan Mehmed’e de hakarettir.

Halbuki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Istanbul’u fethedecek komutanı da orduyu da methetmiştir; “Istanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, o ordu ne güzel ordudur.[2]

Ayrıca Kur’an-ı Kerim’de 34. sûre olan Sebe Suresi’nin 15. âyetinde geçen “BELDET’ÜN TAYYİBETÜN” (Çok Güzel Belde) ifadesi hakkında, Elmalılı Hamdi Yazır Efendi şöyle demektedir:

“Çok güzel bir tesadüftür ki بَلْدَةٌ طَيِّبَةٌ (Beldetün Tayyibetün) “Hoş bir belde” ifadesi ebced hesabıyla Istanbul’un fethine tarih düşmüştür. (857) Molla Cami rahmetlinin bir hediyesi olmak üzere meşhurdur ve bilinmektedir.”[3]

“Beldetün Tayyibetün” ifadesinin Ebced karşılığı Hicri 857, Miladi 1453 yapıyor.

Tahsin Emiroğlu da “Esbab-ı Nüzul” adlı eserinde şunları söyler:

“Beldetün Tayyibetün” lafz-ı celilî Sebe kıssasında, Sebe kavminin beldesini vasıf için irad buyurulmakla beraber, bu terkibin Istanbul şehrine ve bu şehrin mü’minler tarafından fethedileceğine işaret olduğu da, bazı tefsir kitaplarında beyan edilmiştir. Ez cümle, meşhur âlim Molla Cami, Ebced harflerini hece usulü ile hesap etmiş ve bunların toplamının Istanbul’un fetih yılına tevafuk ettiğini bulmuştur. Bunda ittifak vardır. Molla Cami bunu fetihten evvel hesaplayarak 857 bulmuş ve bu tarihte de Istanbul feth edilmiştir. Bu buluşta ayetteki “Belde-i Tayyibe”nin Istanbul şehri olduğuna işaret vardır. Doğrusunu Allah bilir…”[4]

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Gazi M. Kemal Paşa Hazretleri Izmir Yollarında, Istihbarat Matbaası, Matbuat Müridiyet-i Umûmiyesi Neşriyatı, Ankara 1339 (1923), sayfa 108.

NOT: Yazıda, “Atatürk Araştırma Merkezi” tarafından sadeleştirilmiş metni kullandık. Aşağıdaki yazının 6. paragrafı:

http://www.atam.gov.tr/ataturkun-soylev-ve-demecleri/turkiye-iktisat-kongresini-acis-soylevi-izmir

Orijinal metni ise eklediğimiz görselden okuyabilirsiniz.

[2] Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 335; Buharî, et-Tarihu’l-Kebir, I, 81; et-Tarihu’s-Sağîr, I, 306; el-Bezzâr, el-Müsned, el-Müsned, c. II, s. 308; Taberani, el-Mu’cemu’l-Kebir, II, 38; Hakim, Müstedrek, IV, 422; Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, VI, 219.

[3] Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Zehraveyn Azim Dağıtım, cild 6, sayfa 359. (Sadeleştirilmiş metin) Orijinal metin: “Ittifakâtı bedîadandır ki بَلْدَةٌ طَيِّبَةٌ (Beldetün Tayyibetün) lâfzı ebced hisabiyle Istanbulun fethine tarih düşmüştür. Molla Camî merhumun bir hediyyesi olmak üzere ma’ruftur.”

[4] http://endulushan.blogcu.com/mananin-avucundaki-sehir-istanbul-beldet-un-tayyibetun/7775605

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Laikliği savunup idama karşı çıkanlara bir sual

Laikliği savunup idama karşı çıkanlara bir sual

*

laiklik, cehenneme odun olmaktir, kisas ne demektir, kisas nedir, Islamda idam var mi, Islamda katilin hükmü, Islamda katilin cezasi, Islamda laiklik,

Cehenneme odun olmayın…

***

“Din ile Devlet ayrıdır” deyip laikliği savunanlara ve idama karşı çıkanlara soruyorum:

Oruç tutuyor musunuz? Eğer muhatabım bir Müslüman ise ve sağlık sorunu da yoksa; “Evet” diyecektir. Peki neye göre? O kadarını bilmez ama biz anlatalım:

Oruç tutmak, Bakara Suresi’nin 183. ayetiyle bütün müslümanlara “Farz” kılınmıştır.

BAKARA SURESI
183 – “Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de **farz kılındı.** Umulur ki korunursunuz.”

ARAPÇA YAZILIŞI:
“Yâ eyyuhellezîne âmenû **kutibe aleykumus sıyâmu(Oruç)** kemâ kutibe alellezîne min kablikum leallekum tettekûn.”

“Sıyâm”; Oruç demektir. “Kutibe” ise “yazıldı” anlamına gelir. “Farz” demektir… Yani Allah’ın hükmü manasına gelir.

Şimdi de Bakara suresindeki “katilin idam edilmesi”ne dair ayete bir bakalım:

BAKARA SURESI
178 – “Ey iman edenler! Öldürmede **kısas size farz kılındı**. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın.”

ARAPÇA YAZILIŞI:
“Yâ eyyuhellezîne âmenû **kutibe aleykumul kısâsu** fîl katlâ el hurru bil hurri vel abdu bil abdi vel unsâ bil unsâ.”

Kısacası Oruç, Bakara 183’deki “kutibe aleykumus sıyâmu” ifadesiyle; Kısas, yani katilin idamı ise Bakara 178’deki “kutibe aleykumul kısâsu” ifadesiyle farz kılındı ve Devlet tarafından uygulanması icab eder… Aynı ifade.

O halde, orucu farz olarak kabul ederken, aynı ifadeyle farz kılınan idamı neden kabul etmiyorsunuz?

Acaba aşağıdaki ayet sizi mi işaret ediyor?

Bakara Suresi 85:

“Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Şu halde içinizden böyle yapanlar, netice olarak dünya hayatında perişanlıktan başka ne kazanırlar, kıyamet gününde de en şiddetli azaba uğratılırlar. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.”

Hal böyleyken nasıl olur da laikliği savunabilir ve idama karşı olabilirsiniz? Allah’tan daha mı merhametlisiniz? Kemalist yalanlara kanmayın. Allah’tan korkun, aklınızı başınıza alın. Bu işin şakası yok, cehenneme odun olmayın…

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

CHP ve Kürtler…

CHP ve Kürtler…

*

chp kürtler, muharrem ince kürtler, kemalizm kürtler ararat eteklerinde, atatürk kürtler, m. kemal kürtler, inönü kürtler, tek parti döneminde kürtler

Yazıda bahsi edilen ve CHP iktidarının kontrolündeki Cumhuriyet gazetesinde neşredilen “Ararat Eteklerinde” başlıklı yazı dizisinin 20 Temmuz 1930 günkü bölümü… (Yazı maalesef silik çıktı, fakat başlık okunabiliyor)

***

Kemalist ulusçu seçkinlerin “Kürt meselesi”ni algılayış şekilleri giderek “beyaz adamın yükü”ne dönüşmüştür. 1930 Ağrı isyanına katılanları tasvir eden şu ifadeler bunun yansımasıdır:

“Bunların alelade hayvanlar gibi basit sevk-i tabiilerle işleyen his ve dimağlarının tezahürleri, ne kadar kaba hatta abdalca düşündüklerini gösteriyor… Çiğ eti biraz bulgurla karıştırıp öylece yiyen bu adamların Afrika vahşilerinden ve Yamyamlardan hiç farkı yoktur.”[1]

Gazeteci Yusuf Mazhar, isyan bölgesini gezdikten sonra kaleme aldığı “Ararat Eteklerinde” başlıklı yazı dizisinde isyancıları ırkçı-medenileştirici bir söylemle tasvir eder:

Bunlar -tarihin şehadeti ile sabittir ki- Amerika’nın kırmızı derililerinden fazla kabiliyetli oldukları halde ziyadesiyle hunhar ve gaddardırlar… Dessas ve bedii hislerden, medeni temayüllerden tamamiyle mahrumdurlar. Bunlar asırlardan beri ırkımızın başına bela kesilmişlerdir.

Rusların idaresi altında -bir kısım insani ve medeni haklardan mahrum tutularak- dağlardan aşağı inmelerine müsaade olunmayan bu mahlukat hakikaten medeni haklardan istifadeye şayan değildir.

Siyasi ve medeni teşkilata istinad eden buradaki Türk köylüleri, hükumet ve idare nüfuzunun za’fa uğraması üzerine başkaldıran vahşi Kürt aşiretlerinin önünden ya kaçmışlar yahut Kürtleşmişler de yalnız köylerinin isimlerini bırakmışlar.[2] Bunlar (Kürtler) ayrıkotu gibi sardıkları toprakta intişar eder fakat bastıkları yere zarar verir mahluklardır. Birçok yerlere hastalık sirayet eder gibi sonradan yerleşmiş ve asli ahalisini -aşiret teşkilatındaki kuvvet sayesinde- körletmişlerdir.[3]

Bu Kürtler zahireyi değirmende öğütmeyi bilmezler. … Bunlarda istiklal ve hürriyet hisleri temelinden mefkut ve ruhları izzet-i nefisten mütecerrittir (izzet-i nefsleri yoktur). Bana bu sözleri söyeyen Kürt delikanlısı buralar Rusların işgaline uğrayınca hicret ederek on dört yaşından on dokuz yaşına kadar Gazi Ayıntap’ta yaşamış olduğu cihetle biraz insanı andırıyordu. Yoksa bunlar meramlarını, maksatlarını en basit mantıki kıyaslarla yahut en adi misallerle ifadeye kadir değildirler. …

Bu Kürt kitlesindeki karanlık ruhu, kaba hissiyatı, hunhar temayülatı kırmak mümkün olmadığına kaniim. Bunu uzun bir tekamülden beklemek bunların zaman zaman böyle isyanlar çıkararak yahut memlekette asayişi bozarak veyahut hırsızlık ederek hükümetin daima meşgul olmasına halkın mütemadiyen mutarrız (sic) olmasına sebep olur.[4]

.

**********

.
KAYNAKLAR:

.

[1] “Temizlik başladı: Zeylan deresindekiler tamamen imha edildi,” Cumhuriyet Gazetesi, 13 Temmuz 1930, sayfa 4.

[2] Yusuf Mazhar, “Ararat Eteklerinde,” Cumhuriyet, 18 Temmuz 1930, sayfa 3.

[3] Yusuf Mazhar, “Ararat Eteklerinde,” Cumhuriyet, 19 Temmuz 1930, sayfa 3.

[4] Yusuf Mazhar, “Ararat Eteklerinde,” Cumhuriyet, 20 Temmuz 1930, sayfa 3.

ALINTI: Ahmet Yıldız, Ne Mutlu Türküm Diyebilene / Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırları (1919-1938), Iletişim Yayınları, 6. Baskı, Istanbul 2016, sayfa 243, 244.

NOT: Ahmet Yıldız, [1] no’lu dipnotun kaynağında doğru tarihi vermiş, ancak diğer 3 kaynağı aktarırken “Temmuz” ayı yerine yanlışlıkla “Ağustos” ayını yazmış. Neredeyse her kitapta olabilen bu el sürçmesini düzelttik. Inşaallah kitabın bir sonraki baskısında bu notumuz dikkate alınır.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Cemil Koçak, Yılmaz Özdil’in “Bandırma” Yalanını Çürüttü…

Cemil Koçak, Yılmaz Özdil’in “Bandırma” Yalanını Çürüttü…

*

sayfa14.indd

Prof. Dr. Cemil Koçak

***

Cemil Koçak bu makalede, her ne kadar isim belirtmemiş olsa da, Yılmaz Özdil’in 19 Mayıs 2012’de kaleme aldığı “19 Mayıs” isimli yazısından bahsediyor. Kemalist uydurukçuların korkulu rüyası olan Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemil Koçak, daha evvel odatv yazarı Sinan Meydan’ın “Che’nin çantasından Nutuk çıktı!” şeklindeki palavrasına da cevap yazmıştı. ( http://belgelerlegercektarih.com/2014/11/30/chenin-cantasindan-nutuk-cikti-yalanina-cevap-2/ )

Işte Prof. Dr. Cemil Koçak’ın, Özdil’e aid yazıyı ele aldığı, daha doğrusu alaya aldığı makalesi:

*

Portatif ve Oynak Deniz Feneri Teorisi: Bandırma Vapuruna Ingiliz Komplosu

Bilmem siz de rastladınız mı; 19 Mayıs vesilesiyle gazetelerdeki yazıların birinde meşhur Bandırma’nın başına gelebileceklerden, Ingiliz komplolarından söz eden bir yazı yayınlandı. Üzerinde ‘önemle’ durmayı gerektiriyor.

Bandırma’nın daha yolun en başında başına neler gelebileceğine ilişkin bir yazıyı geçende okuyunca; ‘tamam’ dedim; ‘eski öyküler ve efsaneler’ gerçekten de artık ulusalcılara kesinlikle yetmiyor. Aksine, bütün o eski öykülerin yeterince kahramanlık içermediğine kesin olarak inanmış olmalılar ki, yeni yeni kahramanlık efsaneleri yaratmak gerektiğine karar vermişler.

1919’da gece görüş dürbünü mü vardı

Efendim, yazıyı okuma fırsatını bulamamış olanlar için hatırlatayım isterseniz; Bandırma vapurunun hedefine varmaması için kahpe Ingilizler bir cinlik düşünmüşler ve vapuru batırabilmek için rotasında bulunan deniz fenerlerinin yerlerini oynatarak, yani hakiki fenerleri söndürerek, onların yerine de sahte fenerler donatarak, geminin Karadeniz sahillerinde kayalara çarpması için uğursuz bir operasyon gerçekleştirmişler.

Fakat o da ne, vapurdaki süvari Ismail Hakkı (Durusu), daha Poyrazköy açıklarında iken sahte deniz fenerini hemen fark eder, tecrübesine dayanarak tabiî. Hele serdümen (Ali oğlu) Basri beyin, bunun yollarından saptırılmak için düzenlenmiş bir oyun olduğunu anlaması da tabiî yine hiç şaşırtıcı değil… Ancak akşam vakti dürbünle bakarak yanan feneri görebilmesi, insanı hayli şaşırtıyor doğrusu: Galiba Basri bey, gece görüş dürbününe sahip! Yani, 1919 yılında gece görüş dürbünü… Yok eğer normal dürbünse, gece karanlığında dürbünle etrafı görmek için Basri beye olağanüstü bir ihsanda bulunulmuş olmalı! Bu koşullarda zaten Bandırma’nın pusulaya gerçekten de ihtiyacı yokmuş diyor insan gayri ihtiyari…

Karadeniz yolu çakma deniz fenerleriyle dolu

Ingilizler yememişler içmemişler, bütün yolu deniz fenerleriyle aydınlatmışlar. Bu arada sanki başkaca hiçbir gemi bu yolu kullanmayacakmış gibi… Ya o gece Karadeniz’deki diğer gemiler? Yazıda belirtilmiyor; ama kimbilir kaç gemici Ingiliz kurnazlığını anlayamayarak, kayalara bindirdi, ne canlar yandı, kaç yetim geride kaldı. Her zaman söylerim, bir araştırma muhakkak derine inmeli; konunun bütün yönlerini kucaklamalı… Bu bakımdan yazarın araştırmasının eksikliğini belirtmek benim için bir görevdir. Umarım Ingilizler, bu operasyonu önce kendi gemilerine, daha sonra da müttefiklerine bildirmişlerdir. Gerçi Ingiliz arşivlerinde henüz bu yönde bir bilgi bulunamadı, ama olsun, belki de tamamen gizli tuttular. Bundan sonra adı “Operasyon Deniz Feneri” olsun.

Diğer yandan, ikinci deniz fenerinin Damat Ferit Paşa tarafından konulduğu söyleniyor yazıda; yani burada da ‘hain Sadrazam’la Ingiliz oyunu bütünleşiyor tabiî olarak… Tam beş kez muhtelif hainler, Bandırma’nın kayalıklara çarpması için bu çakma fener oyununu oynuyorlar; ama nafile… Bandırma’nın mürettebatı tecrübeli, elbette oyuna falan gelmiyor. Bu arada; ‘kömür azaldı’ diye Ereğli’ye yanaşmalarına pek aklım ermedi doğrusu. Neden Istanbul’da yeterli kömür stoku yapılmadığını asla bilemeyeceğiz. Belki bu da komplonun bir parçasıydı; kömürcüler de muhtemelen satın alınmıştı ve geminin kömür stoku yeterli değildi.

Kalleş Sinop feneri

Fakat sonuncu deniz fenerine gelindiğinde, hani şu Sinop’taki, fenerden ateş açılmasın mı? ‘Açılmasın’ diyenlere; maalesef açılmış, ben yazıdan aktarıyorum. Meğerse hain Ingilizler, bu kez de yanıltmacıyı farklı kurmuşlar; torpidolarının namlusuna deniz feneri süsü vermişler ve yaklaşınca da tabiî ateşe başlamışlar. Ama karavana… Gemidekiler de ateşe karşılık vermeden geçmemişler. Kurmay binbaşı Hüsrev Gerede de tabancasını çıkarmış ve saymış… Her ne kadar kendisi anılarında hiç böyle olaylardan söz etmiyorsa da, bildiğiniz gibi, hakiki kahramanlar, kahramanlıklarını asla yazmazlar ve söylemezler. Bilemeyiz yani…

Ah, şu salak Ingilizler

Belki yazarın kendi okuyucularının aklına gelmemiştir; ama bütün bunları okuduktan sonra, insanın aklına pek çok soru işareti üşüşmüyor da değil yani… Acaba neden Ingilizler, Bandırma vapurunun Samsun’a gitmesi için önce vize vermişler? Sahi, yoksa siz bilmiyor musunuz; Atatürk ve Bandırma, Ingilizlerden vize, yani izin alarak yola çıkmıştı. Şu salak Ingilizler bir yandan vize veriyor; diğer yandan da, Karadeniz deniz trafiğini tehlikeye atacak şekilde tam beş tane çakma deniz feneri kurmaya çalışıyor. Biraz akıllı olsalar, sadece vize vermeyerek, Samsun yolculuğuna engel olabilirlerdi. Öyle yapmıyorlar; hem veriyorlar, hem de gemiyi engellemeye çalışıyorlar; üstelik aynı anda!

Ben her zaman demişimdir; ‘bu Ingilizlerin aklı yoktur’ diye. Kuzum bunlar iki dünya savaşını da nasıl kazandılar dersiniz? Ama yazara sormak lazım gelir: Acaba bu da bir Ingiliz oyunu mu yoksa? Belki de hep kaybettiler, fakat tarihe kazandılar diye geçirdiler ve biz hala kazandığımız bir dünya savaşını kaybettik diye biliyoruz. Bu Ingiliz kurnazlığı meşhurdur arkadaş; anlaşılan savaşı kazanmıştık, fakat Ingilizlerin denizlere, pardon tarihe olan hâkimiyeti yüzünden bu başarımızı tarihe geçiremedik. Bakın; gençler bu konuları araştırdıkça, daha ne gibi bilinmeyenler ortaya dökülecek… Bekleyin ve görün!

Denizkızları niçin akla gelmedi?

Benim bir de merakımı çeken nokta, Ingiliz operasyonunda denizkızlarının niçin hiç akla gelmediğidir. Oysa Karadeniz’in değişik noktalarına yerleştirilecek denizkızlarının gemicilerin ilgisini çekmesi ve bu sayede Bandırma’nın denizkızlarının tuzağına düşerek kayalara oturması ya da gemicilerin şehvetin tesirinde denize atlayarak boğulup gitmesi mümkün olabilirdi. Bununla ilgili bir film seyrettiğimi hatırlayamadım, fakat bütün denizciler bilirler ki, denizkızları, yüz yıllar boyunca denizcilerin kâbusu olmuştur. Ingilizler birkaç “Ingiliz muhibi” genç kızı çakma denizkızı kıyafetiyle niçin Bandırma’nın karşısına çıkarmadılar sorusu hala yanıtlanmayı beklemektedir.

Acaba Korsan öykülerinden esinlenilmiş olabilir mi?

Sanırım herkes hatırlar, çocukluğunda muhakkak okumuş ya da sinemada izlemiştir; korsanlar, tabiî en kötü olanları, önce deniz fenerini basarlar, görevlileri etkisiz hale getirirler, deniz fenerini söndürürler, sonra kıyıda kayalıkların önünde ateş yakarlar, böylece gemicileri yanıltarak, gemilerinin kayalıklara oturmasını sağlarlar, ardından da masum yolcuları öldürüp, mallarını çalarlardı. Sağ kalanlar esir edilir, ancak yüklü bir fidye karşılığında serbest bırakılır ya da esir pazarında satılırdı. Jules Verne’nin romanından esinlenen “Dünyanın Ucundaki Fener”i de mi seyretmediniz? Hani Kirk Douglas’la Yul Brynner’in oynadığı… Acaba yazarımız bu filmden etkilenmiş olabilir mi? Işte bir heyecanlı araştırma konusu daha…

Basri’nin Önlenemeyen Yükselişi

Basri Bey’in Ingilizlerce tutuklanacağı haberi üzerine Samsun’dan alelacele bir Amerikan gemisiyle New York’a geçtiğini saptadım. Bir daha yurda dönmesi nasip olmamış; fakat sordum soruşturdum; kendisinin ABD’de Fatoş adında bir hanımla evlendiğini ve bu evlilikten iki evlâdı olduğunu öğrendim. Hatta ben de söyleyenin yalancısıyım, aile hayatları meşhur Fatoş’la Basri karikatürlerine ilham kaynağı da olmuş. Basri, meşhur Basri sandviçinin de mucidiymiş. Sonra günümüzün McDonald’s şirketinin de kurucularından olduğuna dair bazı duyumlar aldım; fakat ben bunun biraz mübalağalı olduğunu düşünüyorum. Yine de araştırmakta yarar var efendim…

Tek merakım Basri’nin gece görüş dürbününün patentini ABD’de alıp almadığı; büyük bir ihtimalle Amerikan Savunma Bakanlığı Pentagon bu yeni teknolojiyi Basri’nin dehası sayesinde geliştirmiş de olabilir. Türklük dünyası için iftihar edilecek işte başka bir buluş daha…

.

**********

.

KAYNAK: Cemil Koçak, Tarih Büyük Harflerle Yazılmaz, Timaş Yayınları, Istanbul 2018, sayfa 29-33.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Osmanlı Tüfek bile üretemedi diyen Kılıçdaroğlu’na Cevap

Osmanlı Tüfek bile üretemedi diyen Kılıçdaroğlu’na Cevap

*

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim

18. Yüzyıla aid “Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî” (Fenn-i Humbara ve Ateşli Silahlar) adlı eser…

***

Hatırlayacağınız gibi, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bundan yaklaşık 2 sene evvel Osmanlı Devleti’nin bir tüfek dahi üretemediğini söylemişti. Adeta Haçlı Seferleri tertip eden Vatikan Papaları gibi Osmanlı’ya iftiralar atan bu zihniyete göre, Osmanlı’yı ingilizler yıkmış ve bunun üzerine M. Kemal, “Battal Gazi vari” bir destanla 7 düveli kovup Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuştu. Yersen!..

Madem Osmanlı’yı ingilizler yıktı, o halde Kemal Kılıçdaroğlu niçin Ingiltere’yi değil de Osmanlı’yı kötülüyor? Hatta iftira atıyor? Çünkü Osmanlı’yı ATA’ları yıktı ve kendileri de bu durumu meşrulaştırmak için Osmanlı hakkında gerçeklerle uzaktan yakından alakası olmayan tiksindirici ve itibar zedeleyici iddialarda bulunuyorlar. Kaldı ki Ingilizler devlet yıkmaz; böler, kontrol altına alır… Alamıyorsa MAŞA’larına yıktırır!.. Nitekim Osmanlı’yı da bunların ATA’larına yıktırdı ve Türkiye’yi kontrolü altına aldı. Neyse, bu mevzulara girmeyelim…

*

Dönemin Edirne Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Saltık, telefonla katıldığı bir televizyon programında, Osmanlı düşmanlığının aslında Şeriat, yani Islam düşmanlığından kaynaklandığını itiraf etti. Bu itiraf, Osmanlı tarihi ve şahsiyetlerinin tarihi ve ilmi gerçeklere dayanılarak değil, bilakis ideolojik ve siyasi kaygılardan dolayı kötülendiğini açıkça ortaya koymaktadır. Yani bu itiraf, Osmanlı’ya bilerek ve kasten iftira atıldığının en açık delilidir. . Şöyle diyor Kemalist Profesör: “Osmanlı’yı övmek ve göklere çıkarmak, şeriatı sevimli kılmak anlamına geliyor, şeriat düzenini meşrulaştırmak anlamına geliyor.”

***

Osmanlı’nın geri kaldığını ileri sürenlere cevap olarak belki bir kamyon dolusu evrak neşrettik[1], ancak kemalistler ilmî hakikat kaygısı taşımadıkları için ağızlarına ne gelirse söylemekten çekinmiyorlar. Fakat biz de her defasında hakikati haykırmaktan vazgeçmeyeceğiz.

Kılıçdaroğlu’nun sandığının aksine, Osmanlı’da hem ateşli silahlar icad edilmiş, hem de askeri literatür sahasında çok sayıda kitap, risale ve makale kaleme alınmış ve neşredilmiştir.[2]

Konumuzun uzmanı Prof. Dr. Salim Aydüz’ün bu mevzuda yazdıkları Kemal Kılıçdaroğlu’nu yalanlamaktadır:

“…Osmanlıların, özellikle ateşli silahlar konusunda son derece mühim çalışmalar yaptıkları ve yeni yeni silahlar geliştirdikleri de görülmektedir. Incelediğimiz eserde görüldüğü üzere, Osmanlı askeri sahasında yeni silahlar icad edilerek geliştirilmiş, ilaveten yeni savaş taktikleri uygulanmış ve hatta yer yer başarılı sonuçlar da elde edilmiştir.”[3]

Osmanlı silah tarihi ve özellikle topçuluk tarihi konusunda Ferik Ahmed Muhtar Paşa’nın [1861-1926] önemli çalışmaları bulunmaktadır. Top dökümü ve silah tarihi üzerine çok sayıda eseri ve makalesi bulunan Muhtar Paşa’nın çalışmalarının büyük bir bölümü modern topçuluğa ve silahlara dairdir. Muhtar Paşa’nın konuyla ilgili bir adet makalesi ve altı eseri bulunmaktadır.[4] 

Prof. Aydüz, Müslümanların Osmanlı’dan evvel de ateşli silahlar kullandığını ifade eder[5]:

“Müslümanların ateşli silahları on üçüncü yüzyıldan itibaren kullandığına dair son derece kıymetli bilgiler veren ve içinde gayet güzel çizimler bulunan kitap hiç şüphesiz Necmeddin Hasan er Rammah’ın [öl. 1294-5] ‘el-Furusiyye ve’l-menasibi’l-harbiyye’ adlı eseridir. Er-Rammah, 1270 yıllarında yazdığı eserinde, detaylı bir şekilde, çok sayıda roket, barut terkipleri ve kullanımı ile ilgili bilgiler vermektedir. Içinde çizimlerin de bulunduğu bu eserde büyük bir bilgi birikimi ve çeşitliliği dikkat çekmektedir. Er-Rammah’ın büyük babasının da barut ve terkibi gibi konularla uğraştığına dair bilgilere bakılırsa, barutun on üçüncü yüzyılın başlarından beri Islam dünyasında bilindiği anlaşılır. Eserde 107 ayrı barut terkibinden ve 22 roketten (tayyar, tayyarat) ve çiziminden bahisler vardır.”[6] 

Şemseddin Muhammed’in 14. yüzyılın başlarında kaleme aldığı “Fununu’n-neft” adlı eserinde barut terkiplerinden ve havai fişeklerden bahsedilip beş ayrı roket düzeneği de etraflıca tarif edilir.[7] 

Görüldüğü üzere gerçekler, Kılıçdaroğlu’nun iddialarından çok farklı… Ama cahile kızılmaz. Asıl kızılması gerekenler, onun cahil kalmasına sebep olanlardır… Yani Harf inkılabıyla bu milleti geçmişinden koparanlardır, binlerce eseri tozlu raflara mahkum edenlerdir. Nitekim aşağıda takdim edeceğimiz 18. yüzyıla aid “Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî” ile “Ümmül-Gazâ” adlı eserler daha yeni neşredilebildi. Başka bir iktidar olsaydı belki de hiç neşredilemeyecekti… Bu yüzden hepimiz, emeği geçenlere bir teşekkür borçluyuz.

*

 

 

Mustafa Ibn Ibrahim’in “Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî” (Fenn-i Humbara ve Ateşli Silahlar) adlı eseri…

*

Humbara kelimesi aslen Farsça “humpare” kelimesinden gelmekte olup, küçük küp, küpçeğiz manasındadır. Metinlerde bazen “kumbara” olarak da geçmektedir. Içi boş toprak, cam, demir veya tunçtan yapılmış güllelerin içine barut, demir ve kurşun parçaları ile bomba veya benzeri tahrip maddesi koyularak havan topu ya da elle atılan bir tür eski bir savaş aletidir. Havan ile atılan çeşidine “havan humbarası” veya “humbara havanı”, el ile atılanına “el humbarası” (humara-i dest), havan topu vasıtasıyla humbara atan topçulara “humbaracı” denilmektedir.

Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî isimli bu eserin mevcut tek nüshası Istanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Muallim Cevdet bölümü nr. K. 439’da kayıtlıdır. (Muallim Cevdet Yazmaları Alfabetik Kataloğu, sayfa 83).[8]

Eserin tam olarak ne zaman telif edildiği belli olmamakla birlikte, metnin içinde geçen şu ifadeden eserin 1747 yılından sonra telif edildiği anlaşılmaktadır: “…Zira bundan akdem bin yüz altmış senesinde (Miladi 1747-1748) Sa’dabad’da humbara ta’limi oldukda otuz derece menzil ile nişangaha humbara atılmasını tertib ve tedbir ve cümleye ta’lim olunup…” (Fenn-i Humbara, vr. 7a.)

Kitap, bir mukaddime (humbaranın tarihçesi) ve altı bab üzere tertip edilmiştir. Birinci bab humbara atımı, ikinci bab humbara terazisi ve havan doldurmada kullanılan edevat, üçüncü bab humbara havanları, dördüncü bab tulumba, beşinci bab geometri terimleri, altıncı bab lağım fenni ve barutun hususiyetleri konusundadır. Eser çok sayıda çizim, hesap, cetvel ihtiva eden fevkalade mühim bir çalışmadır.

*

Eser şu ifadelerle başlamaktadır:

*

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim16

“Inne haze’l-kitabe te’allaka Reyhan Efendi Hamza sene 1284 (1867-68)
Hamza Reyhan

Haza Risale-i Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî

Bismillahirrahmanirrahim

Elhamdulillahi Rabbi’l-‘âlemîn ve’s-salâtu ve’s-selâmu ‘alâ Seyyidina Muhammedin ve âlihi ve sahbihi ecma’în.”

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim2

Latinize edilmiş hali…

***

 

18. Yüzyıla aid Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî isimli eserde yer alan bazı çizimler ve latinize edilmiş hali:

*

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim13

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim3

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim12

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim4

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim11

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim5

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim10

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim15

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim14

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim9

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim6

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim8

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Fenni Humbara ve atesli silahlar mustafa ibn ibrahim7

***

***

Bayramoğlu Ali Ağa’nın, Ümmül-Gazâ, (Harp Sanatı Ve Aletleri), adlı eseri…

***

Prof. Salim Aydüz, “Kitab-ı Ümmü’l-Gazâ” isimli eser hakkında şu malumatı vermektedir:

“Lale Devri’nde yazıldığını tahmin ettiğimiz bu eser dönemin askerlik sanatı ve gelişmeleri hakkında önemli bilgiler ve çizimler içermektedir. Eser, hakkında pek fazla bilgi sahibi olmadığımız Bayramoğlu Ali Ağa isimli humbaracılar sınıfından birisi tarafından yazılmıştır. Yazılış tarihi ile ilgili net bir bilgi yoktur. Ancak eserde geçen bilgilere dayanılarak eserin III. Ahmed (1718-1730) döneminin sonlarına doğru yazıldığı tahmin edilir.”[9]

Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdad Köşkü, nr. 368’de kayıtlı bulunan eser[10] “Besmele” ile başlar. Ali Ağa, Islam ordularının savaşlarda Allah’ın izni ile muzaffer olması için gerekli tedbir ve tedariklerin neler olacağının eserde anlatıldığını belirtir:

“..asker-i Islam sefer-i hümayun Hazret-i Allahu Te’ala’nun avn-ı inayeti talebiyle inşa’allahu Te’ala mansur ve muzaffer olınmak içün derun-ı kitabumda nice nice tedbir u tedarikler tahrir ve hem tasvir olınmışdur…”[11]

*

18. Yüzyıla aid “Ümmül-Gazâ” adlı eserde yer alan bazı çizimler:

*

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga1

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga2Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga3

***

 

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga4

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga5

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga6

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga7

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga8

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga9

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga10

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga11

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga12

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga13

***

Osmanli geri mi kaldi, Osmanlida bilim, Osmanlinin cöküsü, Osmanli neden batti, Osmanlinin batisi, Osmanliyi kim yikti, Ümmül Gaza Harp Sanati ve Aletleri Bayramoglu Ali Aga14

***

Ey kemalistler, utandınız mı?

Hiç sanmıyorum…

.

**********

.
KAYNAKLAR:

.

[1] Bunlardan bazıları için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2017/04/02/sultan-ii-abdulhamid-doneminde-yapilan-bazi-fabrikalar/

http://belgelerlegercektarih.com/2017/01/26/osmanli-devleti-geri-kaldigi-icin-mi-batti/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/10/14/sultan-ikinci-abdulhamid-han-doneminde-yapilan-bazi-eserler/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/20/osmanli-devletinde-fabrikalar-matbaa-osmanli-geri-kaldi-yalani/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/08/31/matbaa-osmanliya-ne-zaman-geldi/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/10/31/osmanli-devleti-degil-kemalist-rejim-geri-kaldi/

[2] Prof. Salim Aydüz, “Ateşli Silahlarla Ilgili Türkçe Matbu Eserler Bibliyografya Denemesi (1727-1928)”, Kutadgubilig Felsefe-Bilim Araştırmaları, 5, (Mart 2004), sayfa 259-309.

[3] Prof. Dr. Salim Aydüz, “Önsöz”; Bayramoğlu Ali Ağa (18. Yüzyıl), Ümmül-Gazâ, Harp Sanatı Ve Aletleri, (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 10.

[4] Makalesi için bakınız; Ahmed Muhtar Paşa, “Eski Osmanlı Silahları yahud Osmanlıların Fenn-i Esliha ve Topçuluğa Ettikleri Hizmet” Malumat, cild 3, sayı 71, 23 N 1314, sayfa 469.
Kitapları için bakınız;
– Ahvalname-i Müellefat-ı Askeriye: Ahvalname-i Müellefat-ı Topçuyan, Istanbul 1316.
– Osmanlı Topçuları, Istanbul 1315.
– Ahvalname-i Müellefat-ı Askeriye-i Osmaniye, 1. Kısım: Ahvalname-i Müellifat-ı Topçıyan, Istanbul 1316.
– Eski Osmanlılarda Top Dökmek San’atı, Istanbul ty..
– Tarih-i Esliha ve Zaman-ı Hazırda Düvel-i Muhtelife Topçulukları, Istanbul 1301.
– Eski Osmanlı Silahları, Istanbul ty..
– Ahmed Muhtar Paşa’nın zikredilen bu çalışmalarından başka dumansız barutlar ve balistik konularıyla ilgili eserleri de vardır. Ahmed Muhtar Paşa’nın ateşli silahlarla ilgili bütün yayınları için bakınız;

Prof. Salim Aydüz, “Ateşli Silahlarla Ilgili Türkçe Matbu Eserler Bibliyografya Denemesi (1727-1928)”, Kutadgubilig Felsefe-Bilim Araştırmaları, 5, (Mart 2004).

[5] Prof. Dr. Salim Aydüz, “Giriş”; Bayramoğlu Ali Ağa (18. Yüzyıl), Ümmül-Gazâ, Harp Sanatı Ve Aletleri, (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 18.

[6] Najm al-Din Hasan Al-Rammah, Al-Furusiyya wa al-manasib al-harbiyya, Analitik bir girişle neşreden Ahmad Y. al-Hassan, Halep 1988.

[7] Prof. Dr. Salim Aydüz, “Giriş”; Bayramoğlu Ali Ağa (18. Yüzyıl), Ümmül-Gazâ, Harp Sanatı Ve Aletleri, (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 19.

[8] Prof. Dr. Salim Aydüz, “Giriş”; Mustafa Ibn Ibrahim (18. Yüzyıl), “Fenn-i Humbara ve Sanâyi’-i Âteş-bâzî” (Fenn-i Humbara ve Ateşli Silahlar), (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2015, sayfa 26. Bu eserin mevcut tek nüshası Istanbul Büyükşehir Belediyesi Atatürk Kitaplığı, Muallim Cevdet bölümü nr. K. 439’da kayıtlıdır. (Muallim Cevdet Yazmaları Alfabetik Kataloğu, sayfa 83).

[9] Prof. Dr. Salim Aydüz, “Giriş”; Bayramoğlu Ali Ağa (18. Yüzyıl), Ümmül-Gazâ, Harp Sanatı Ve Aletleri, (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 33.

[10 ] Bu eser Topkapı Sarayı Kütüphanesi Bağdad Köşkü, nr. 368’de kayıtlı bulunmaktadır; Prof. Dr. Salim Aydüz, “Giriş”; Bayramoğlu Ali Ağa (18. Yüzyıl), Ümmül-Gazâ, Harp Sanatı Ve Aletleri, (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 34.

[11] Prof. Dr. Salim Aydüz, “Giriş”; Bayramoğlu Ali Ağa (18. Yüzyıl), Ümmül-Gazâ, Harp Sanatı Ve Aletleri, (Hazırlayanlar: Prof. Dr. Salim Aydüz, Şamil Çan), Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 36.

.
**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Mehmet Okuyan, Islamoğlu ve Taslaman gibi Modernistlere Reddiye…

Mehmet Okuyan, Mustafa Islamoğlu ve Caner Taslaman gibi Modernistlere Reddiye…

Önceleri kendisi de Abdülaziz Bayındır, Mustafa Islamoğlu, Mehmet Okuyan gibi Islam Modernizminin temsilcilerinden olan Prof. Dr. Mehmet Paçacı, yaptığı ciddi sorgulamalar ve çalışmalar neticesinde bunun bir “proje” olduğunu görmüş ve batının empoze ettiği bu yolu terketmiştir.

Prof. Dr. Mehmet Paçacı, kısaltarak aldığımız, “Çağdaşçı ‘Kur’an’da Kadın’ Yorumunun Eleştirisi” başlıklı makalesinde, Islam düşmanı Batılıların iftiralarını ve Mehmet Okuyan, Abdülaziz Bayındır, Mustafa Islamoğlu, Caner Taslaman vb. gibi bunlara aldanan veya gönüllü taşeronluğunu yapan Çağdaşçıların (Modernistlerin) gerçeklere aykırı iddialarını cevaplandırıyor. Ayrıca bu çalışma, “Osmanlı’da kadınların hiçbir hakkı yoktu” gibi kemalist iftiralara da cevap ihtiva etmektedir. Çalışmanın sonunda ise “Müslüman kadının ne zaman ve niçin” sosyal ve iktisadi durumunun kötüleştiği anlatılmaktadır. Kısacası bu yazı, bütün ezberleri bozacaktır… Okumayan çok şey kaybeder.

Okumak için tıklayın:

http://belgelerlegercektarih.net/mehmet-okuyan-islamoglu-ve-taslaman-gibi-modernistlere-reddiye/ 

*

Belgelerle Kemalistlerin Islam Düşmanlığı – 2

Belgelerle Kemalistlerin Islam Düşmanlığı – 2

*

kemalistlerin din düsmanligi kemalistlerin islam düsmanligi rifat börekci, atatürkün din düsmanligi, m. kemalin din düsmanligi inönünün din düsmanligi chp'nin din düsmanligi,

[1] no’lu dipnotta bahsi edilen yazının birinci sayfası…

***

4 Ocak 1939’da Ağrı vilayeti Halkevi’nde tertip edilen bir temsilde Sarık, Sakal ve Cübbe ile alay edilir. Dönemin Diyanet Işleri Reisi Rıfat Börekçi, bölgede tepkiyle karşılanan bu sahnelerden haberdar edilir edilmez 23 Ocak 1939’da Başvekalete aşağıdaki yazıyı gönderir:

“4/1/1939 gecesi Ağrı Vilayeti Halk Evinde Orta Okul Direktörü Mustafa Görgöze ile Okul Rıyaziye Öğretmeni Bulgaristanlı Adil Erolun nezaretleri altında tertip edilen bir temsilde Okulun ikinci sınıfından ve Ora Mahkemesinin en kıdemli azasının akrabasından bulunan Şükrü Oğlu Selahaddin; Sarık, Sakallı ve Cübbeli bir hoca kıyafetiyle sahneye ve yüksek bir yere çıkarılıp, kadın, erkek ve çocuklardan mürekkep bir kaç yüz kişi karşısında ‘Ey Cemaat. Ağrı Ili Müftüsü Sadullah Yıldız’ın müsaadesile’ diye ve isim tarif etmek sureti ile Müftünün Eyyamı mübareke ve sair toplantılarda halkı hükümete ısındırmak ve Teyyare ile diğer umuru hayriye’ye teşvik hususunda yaptığı Vaazlarını taklit ve okuduğu ayeti kerime ve Hadisi nebeviyeyi istihfaf ederek (küçümseyerek) ‘Sallu Ala Muhammed Euzu Billahi mineşşeytanırracim Bismillahirrahmanirrahim Inna Lillahi ve Inna ileyhi Raci’un’ ile yalan yanlış bir de ayet okuyarak dini bir vazifeyi tezyif (küçümsemek) ve Müftü ile istihza (alay) ettirdikleri, Müftülüğün 6/1/1939 tarihli tahriratile bildirilmekte ve Çocuk Mahkeme azasının akrabası bulunduğundan sesini çıkarmadığı ve hattı hareketinin tayini Müftü tarafından rica edilmektedir.

Alel’itlak efradı cem’iyetten herhangi birini mütezarrır ve muztarip edecek bir halin bile, hangi bir kimseden, vuku’u mucibi mes’uliyet iken Vatan Çocuklarına terbiye ve ahlak dersi vermekle mükellef bulunan bu Öğretmenlerin hak ve vazifenin kudsiyetini ve bunlara hürmet ve riayet etmenin en tabi’i ve mukaddes bir hak olduğunu, Hürriyet demek, başkalarının hissiyyatını rencide bile etse dilediğini söylemek ve yapmak demek olmadığını herkesden eyi bilmeleri ve bunlara daha ziyade riayetkar olmaları lazım gelirken bu öğretmenlerin velevki Temsil behanesile olsun Devletin bir Memuru ve Kanuni vazifesini Oyun ve alay mevzu’u yapmaları ve muhitin mukaddesatile alay ederek hissiyatlarını rencide etmeye cür’et etmeleri ne Laiklikle, ne de vazife şinaslıkla kabili te’lif görülmemiştir.

Vazifenin kudsiyetini, başkalarının haklarına ve vazifelerine hürmet etmekten tevellüt edecek zararları anlamamış gibi görünen bu gibi öğretmenler hakkında lazımgelen tahkikatın ve icab eden muamelenin yapılmasını hürmetlerimle arz ve rica ederim.

Diyanet Işleri Reisi

Rıfat Börekçi”[1]

*

kemalistlerin din düsmanligi kemalistlerin islam düsmanligi rifat börekci, atatürkün din düsmanligi, m. kemalin din düsmanligi inönünün din düsmanligi chp'nin din düsmanligi,

[1] no’lu dipnotta bahsi edilen yazının ikinci sayfası…

***

Zavallı Rıfat Börekçi, Kemalist rejimin maksadını hala anlamamış herhalde… Belki anladı, fakat “ne kadarını kurtarsam kârdır” diye de düşünmüş olabilir. Rıfat Börekçi’nin bu şikayetinden bir netice alınamamış olacak ki, ondan sonra Diyanet Işleri Reisi olan Şerafeddin Yaltkaya’nın da 23 Şubat 1942 tarihi akşamı Çankırı Halkevi’nde tertip edilen benzer bir temsil sebebiyle Başbakanlığa hitaben bir şikayet yazısı kaleme almak mecburiyetinde kaldığını görüyoruz.[2]

Bu hadiselerin sürekli Halkevleri’nde cereyan ettiğine şaşmamak lazımdır. Zira Halkevleri’nin kuruluş gayesi Islam’a alternatif bir din oluşturmaktı. Halkevleri kemalistlerin gözünde bir “tapınak” idi. Hakikaten birçok bilim insanına göre, kemalist rejim halkevlerini, kapatılan Camilerin yerine ikame etmiştir.[3]

Gariptir, Balıkesir/Edremit Yıldırım camii, “Halk evi” olarak kullanılmak üzere satılmıştır.[4]

Kamuran Bozkurt, Ülkü dergisinde halkevlerini şöyle tarif eder:

“Halkevleri bugünkü neslin gireceği biricik evler, biricik tapınış yerleridir. Gençlik bu evlerde ne bir puta ne de mevhum bir varlığa tapınmıyor. Gençliğin bu evlerde bir tanrı olarak bulduğu yine kendisidir.”[5]

“Ülkü” herhangi bir dergi değildir; yönetiminden doğrudan doğruya CHP Genel Sekreterliği’nin sorumlu olduğu halkevlerinin merkezi yayın organıdır. Bu bağlamda, dergideki yazılardan hiçbirinin iktidarın politikalarından bağımsız olduğu düşünülemez. Yani dergide yayınlanan yazılar sadece “yazarlarını bağlamaz.” Zaten partiden halkevlerine gönderilen “Yazı Yazacak Olanlara” başlıklı talimatnamede de, CHP’nin ilkelerine uymayan yazılara dergide yer verilmeyeceği açıkça belirtilmiştir.[6]

*

atatc3bcrk-halkevleri-inc3b6nc3bc-halkevleri-halkevleri-neden-kuruldu-halkevlerinin-kurulus-amaci-halkevleri-ibadet-tapinak-cami-halkevleri

Halkevleri bina vergisinden muaf tutulmuştur…

***

Dolayısıyla Kamuran Bozkurt’un makalesi, iktidarın halkevlerine ilişkin bakış açısını yansıtmaktadır. Artık yeni nesil “eski”nin “tapınma” yerleri olan camilerin yerine halkevlerini tercih etmelidir.

Halkevlerinin kütüphanelerinde dini yayınların bulundurulması bile yasaklanmıştı.[7] Bu kurumlarda dini duyguları hatırlatacak ve bu alandaki bilgileri yeni nesle öğretecek hiçbir faaliyete müsaade edilmemişti.[8]

Hatta Senirkentte “Halkevleri” kütüphanesi kurma bahanesiyle Müslüman halktan toplanan dini kitapların, kıymetli yazma Kur’an nüshalarının, tefsirlerin yok edildiğini ileri süren Mehmed Akif’in yakın dostu Eşref Edib, bu durumu öğrenen halkın, evlerinde bulunan Kur’an-ı Kerim ve tefsirleri, dini eserleri, iman ve Kur’an gerçeklerinden bahseden metinleri, polisin eline geçmemesi için ambarlarda, odun depolarında ve samanlıklarda saklamak mecburiyetinde kaldıklarını ifade eder.[9]

Velhasıl, Halkevlerinin umumi gayesi kırsal kesimde, mümkün olduğu kadar çok insanı, yeni dinlerinin Türk milliyetçiliği (maskesi altında gavurluk), modern siyasal kimliklerinin de Cumhuriyetçilik olduğuna ikna etmektir.[10]

Buraya kadar halkevlerinin bir toplanma mekanı olarak camilerin yerine ikame edilmesi üzerinde durduk.

Fakat Yeşilkaya’nın tezleri halkevlerinin sadece bir toplanma mekanı olarak değil, aynı zamanda mimari bir mekan olarak da camilerin alternatifi olarak tasarlandığını ispatlamaktadır.

*

izmit-halkevi-cami-minare-camilerin-satilmasi kemalistlerin din düsmanligi m. kemalin din düsmanligi chpnin din düsmanligi Islam düsmanligi

Halkevi kulesinin boyu minareden çok daha yüksektir…

***

Yeşilkaya’ya göre halkevlerinin kent içindeki merkezi konumu dışında dikkat çekici olan bir diğer nokta, bunların konum itibariyle dini yapılarla olan ilişkisidir. Zira halkevi binaları Izmit ve Isparta’da cami, Kars ve Mersin’de ise kilise yanında konumlandırılmıştır. Yeşilkaya bu durumu şöyle açıklar:

“Halkevleri camilerde ‘cemaat’ olarak toplanan halka, ‘ulus’ olarak biraraya gelmeyi, yani yeni bir toplanma alışkanlığı vermeyi ve ‘birlik ve beraberliği’ sağlamayı amaçlayan bir örgüttür. Bu nedenle örgüt olarak dini kurumlara alternatif olan Halkevleri, binaları ile de, dini mekanlara alternatif olarak yer alır. Bu anlamda yeni ‘ulus-devlet’in simgesi olmakla birlikte din dışı toplanma mekanları olarak yeni ‘laik’ kimliğin de sembolüdürler.”[11]

Eyvahlar olsun hala bunların niyetlerini anlamayanlara…

*

NOT:

Belgelerle Kemalistlerin Islam Düşmanlığı – 1:

http://belgelerlegercektarih.com/2014/08/22/belgelerle-kemalistlerin-islam-dusmanligi/

.

**********

.

KAYNAKLAR:
.

[1] “Diyanet Işleri Reisliği’nden Başvekalet’e”, (23 Ocak 1939), Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Katalog Numarası: 030 10/146 44 6.

[2] “Diyanet Işleri Reisliği’nden Başvekalet’e”, (28 Nisan 1942), Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Katalog Numarası: 030 10/26 151 17.

Tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2014/11/09/kertenkele-dizisindeki-sahte-imam-tiplemesi-ve-tarihsel-arka-plani/

[3] Andrew Davison, Türkiye’de Sekülarizm ve Modernlik, (Tercüme eden: Tuncay Birkan), Iletişim Yayınları, Istanbul 2002, sayfa 234.

Ayrıca bakınız;

Anıl Çeçen, Atatürk’ün Kültür Kurumları Halkevleri, Gündoğan Yayınları, Ankara 1990, sayfa 380.

Neşe G. Yeşilkaya, Halkevleri: Ideoloji ve Mimarlık, Iletişim Yayınları, Istanbul 1999, sayfa 144, 145.

Sibel Bozdoğan, Modernizm ve Ulusun Inşaası / Erken Cumhuriyet Türkiyesi’nde Mimari Kültür, (Tercüme eden: Tuncay Birkan), Metis Yayıncılık, Istanbul 2002, sayfa 109.

Aktaran: A. Kıvanç Esen, “Tek Parti Dönemi Cami Kapatma/Satma Uygulamaları”, Tarih ve Toplum, sayı 13, güz 2011, sayfa 140.

M. Kemal ile laiklik hakkında fikir alışverişinde bulunan Ahmet Hamdi Başar, Reşit Galip ile yaptığı bir sohbette camilerin yıktırılmasına karşı çıkmıştır:

Camileri yıkıp, terkedip onların yerine halkevleri yapmak suretiyle hedefimize varamayız.” Bakınız;

Ahmet Hamdi Başar’ın Hatıraları, (Hazırlayan: Murat Koraltürk), Istanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, Istanbul 2007, cild 1, sayfa 307-311.

Ayrıca bakınız;

Ahmet Hamdi Başar, Atatürk’le Üç Ay ve 1930’dan Sonra Türkiye, Istanbul 1945, sayfa 48-53.

[4] Vakıflar Idare Meclisi Kararı, 1937:367/325, Icra Vekilleri Hey’eti Kararı 1937: 2/6541; Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, 1936: 18/229-130. Tafsilat için bakınız; Dr. Nazif Öztürk, Türk Yenileşme Tarihi Çerçevesinde Vakıf Müessesesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1995.

[5] Kamuran Bozkurt, “Halkevlerine Dair”, Ülkü dergisi, cild 6, sayı 36, Şubat 1936, sayfa 450.

[6] Firdevs Gümüşoğlu, Ülkü Dergisi ve Kemalist Toplum, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, Istanbul 2005, sayfa 150-152.

[7] Adem Kara, Cumhuriyet Döneminde Kalkınmanın Mihenk Taşı Halkevleri (1932-1951), 24 Saat Yayıncılık, Ankara 2006, sayfa 304.

[8] Türker Alkan, Siyasal Bilinç ve Toplumsal Değişim, Gündoğan Yayınları, Ankara 1989, sayfa 183.

[9] Eşref Edib Fergan, Kara Kitap, Sebilürreşad Yayınları, Istanbul 1967, sayfa 27.

Bakınız; Zeynep Özcan, Inönü Dönemi Dini Hayat, Dem Yayınları, Istanbul 2015, sayfa 68, 69.

[10] Kemal Karpat, “Türkiye’de Iletişimin Gelişmesinde Halkevlerinin Etkisi (1931-1951)”, Osmanlı’dan Günümüze Kimlik ve Ideoloji, 2. Baskı, Timaş Yayınları, Istanbul 2009, sayfa 334.

[11] Neşe G. Yeşilkaya, Halkevleri: Ideoloji ve Mimarlık, Iletişim Yayınları, Istanbul 1999, sayfa 144, 145.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*