ATAM bombası, ATOM bombasından daha tehlikelidir!

ATAM bombası, ATOM bombasından daha tehlikelidir!

*

atam bombasi atom bombasindan daha tehlikelidir***

Rehberlik etme liyakati olmadığı halde toplumu zorla yönetmek isteyen bir kimse emellerine ulaşmak için çeşitli usullerle insanları cahilleştirir, beynini yıkar. Mesela kendisinin kahraman ve kurtarıcı olarak anlatıldığı yeni tarih kitapları yazar, her yere heykellerini diker, toplumun dilini değiştirir, geçmişiyle bağını koparır, kendinden evvelki devri yerden yere vurur.

Kendisini adeta ‘insanüstü’ bir varlık olarak takdim ettirir. Okullarda, televizyonlarda sürekli ve sistematik bir şekilde onun ‘büyüklüğü’ ve ‘kahramanlığı’ anlatılır durur artık. Onu kutsayan ve tanrılaştıran şiirler okutulup ezberletilerek beyinler tamamen yıkanır. Toplum, o olmazsa kendinin de olamayacağına iman etmeye başlar.

Böylece insanlar onun liyakatini sorgulama cesaretinde bulun(a)maz. Zira çoğunluk şuna inandırılır; “Varlığımızı ona borçluyuz, dolayısıyla ona mecbur ve ona muhtacız.” Liyakatini sorgulamak şöyle dursun, artık onda kusur bile görülmez… Çünkü kör olmuşlardır. Körler ise, köpeklerin rehberliğini bile nimetten sayar.

Fakat biz sorguluyoruz:

1945’te iki “ATOM” bombası saldırısına maruz kalan Japonya, kendisini hızla toparlayarak dünya devi olurken, biz niçin daha taş üstüne taş koyamadık?

*

 

atam bombasi atom bombasindan daha tehlikelidir 3

***

Zira Türkiye 1923’te maruz kaldığı “ATAM” bombasının etkisinden hala kurtulamadı. Çünkü ATOM bombası bedenleri, ATAM bombası ise zihinleri tahrip etti. Bedeninin herhangi bir yeri tahrip olan bir insan sağlıklı düşünebilir. Buna mukabil tahrip olmuş zihinler sağlıklı düşünme kabiliyetlerini kaybederler. Dolayısıyla ATAM bombası ATOM bombasından çok daha tehlikelidir. Inanılmaz ama gerçek; insanlar, “ATAM sen kalk ben YATAM” başlıklı şiirler yazmaya başladı.

Bildiğiniz gibi, 16 Nisan 2017’de Anayasa Değişikliği referandumu yapıldı. Referandum sonuçlarının açıklanmasının ardından kemalizmin beynini yıkayıp mağdur ettiği insanlar büyük bir yıkım yaşadı. ATAM bombasının tahribatını görmek isteyenler şu yorumlara baksın:

kemalizmin beynini yikadigi insanlar 1kemalizmin beynini yikadigi insanlar 2kemalizmin beynini yikadigi insanlar 3kemalizmin beynini yikadigi insanlar 4kemalizmin beynini yikadigi insanlar 8kemalizmin beynini yikadigi insanlar 5kemalizmin beynini yikadigi insanlar 13kemalizmin beynini yikadigi insanlar 6kemalizmin beynini yikadigi insanlar 7kemalizmin beynini yikadigi insanlar 9 kemalizmin beynini yikadigi insanlar 10kemalizmin beynini yikadigi insanlar 11kemalizmin beynini yikadigi insanlar 12kemalizmin beynini yikadigi insanlar 14kemalizmin beynini yikadigi insanlar 16kemalizmin beynini yikadigi insanlar 15kemalizmin beynini yikadigi insanlar 17

***

Gördüğünüz gibi, Kemalizm insanımızı mahvetti. Ben şahsen ATAM bombasına maruz kalıp bunlar gibi yaşayacağıma, ATOM bombasıyla ölmeyi tercih ederim. Soruyorum; bunlardan memlekete ne hayır gelir? Ama ders kitaplarına bile M.Kemal’in resimlerini koyarsanız olacağı budur. Sırf bu uygulamadan bile gayenin eğitim vermek değil; ideoloji aşılamak olduğu, sisteme köle yetiştirmek olduğu kolaylıkla anlaşılır. Acaba bunu yapan kemalistler, içine düşürüldüğümüz bu acıklı durumdan hiç mi rahatsız olmuyor?

Ne diyelim; Allah sonumuzu hayreylesin!

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Reklamlar

Ahmet Hakan’a Cevap 4

Ahmet Hakan’a Cevap 4

*

ahmet-hakana-cevap-2-ahmet-hakana-reddiye-kemalistlere-cevap-ahmet-hakan-selahattin-demirtas-ahmet-hakan-ataturk-ahmet-hakan-m-kemal

***

Defalarca ağzının payını verdiğimiz Ahmet Hakan hala saçmalamaya ve çarpıtmaya devam ediyor. Bu fitneci çapına bakmadan yine Kadir Mısıroğlu’na laf attı. Kadir Mısıroğlu’nun twitter hesabını yönetenler şöyle bir twit atmış: “15 Temmuz, Milli Mücadele ile kıyaslandığında ondan kat be kat daha üstün milli bir destandır.”

Ahmet Hakan’a göre bu mukayese (aynen alıntılıyorum) ; “En başta kendisini Milli Mücadele’ye adamış 15 Temmuz şehidi Ömer Halis Demir’e yapılmış en büyük hakarettir.”

Yuh! Yazıklar olsun!.. Ne alakası var? Bir insanın bu twitten böyle bir yorum çıkarabilmesi için aklını peynir ekmekle yemiş olması gerekir. Ömer Halisdemir’e en büyük hakareti Ahmet Hakan denen adam yapıyor. Ahmet Hakan daha kahramanımızın adını bile bilmiyor. Ömer Halisdemir yazacağına “Ömer Halis Demir” yazmış. Işte kahramanımıza verdiği kıymet bu kadar…

Bir de şöyle yazmış hadsiz; “15 Temmuz için ‘Yerim destanınızı’ yazan gazeteciye ne oldu? Yaka paça gözaltına alındı. Buna karşılık… Bir tür ‘Yerim sizin Milli Mücadele’nizi’ anlamına gelen ‘Keşke Yunan galip gelseydi’ lafını eden Kadir Mısıroğlu’na ne oldu?”

Yani Ahmet Hakan, 15 Temmuz destanı hakkında “Yerim destanınızı” dediği için gözaltına alınan gazeteciye karşılık, Kadir Mısıroğlu’nun “kellesi”ni istiyor. Halbuki Kadir Mısıroğlu’nun “Keşke Yunan galip gelseydi” sözü çarpıtılmıştır. Mısıroğlu, “Yunan galip gelseydi, kemalistlerin yapacağı zulmü yapmazdı” manasında söylüyor bunu. Yani kısacası; “Kemalistler yunanın yapamayacağı zulmü yaptı” diyor. Ama her zamanki gibi videonun önünü arkasını kesip sözlerini çarpıtmışlar.

*

 

Kadir Mısıroğlu’nun “Keşke Yunan Galip Gelseydi” ifadesi hakkındaki izahı…

***

Ama laftan anlayan kim… Ahmet Hakan denen cahil daha evvel de Kadir Mısıroğlu’nun Shakespeare ile alakalı iddiasıyla alay etmeye kalkmış fakat bu hevesi kursağında kalmıştı. Zira bu iddia Ingiliz kamuoyunda bile çok defa münakaşa mevzuu olmuştu. Adamın dünyada olup bitenden haberi yok. Bu hususta da bir yazı kaleme almıştık.[1] Yani Ahmet Hakan’ın ağzının payını vermiştik. Buna rağmen utanmadan hala saldırmaya devam ediyor.

Madem Ahmet Hakan için vatan toprağı kutsaldır ve bu hususta hiçbir tavize taraftar değildir… O zaman soralım bakalım; “Batum’a ne oldu?..” Malum, Milli Mücadele sırasında Batum bize aid idi. Nitekim Birinci Meclis’te 5 Batum milletvekilimiz vardı.[2]

*

kemal-atatc3bcrk-lozan-batum-lozan-atatc3bcrk-hain-mi-kemal-hain-mi-vahdettin-hain-mi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Albümünden…

***

Peki Batum’a ne oldu?

Evvela “Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı” tarafından yayınlanan “Mondros’tan Mudanya’ya Kadar” isimli eserin dördüncü cildine bakalım:

“16 Mart 1921’de imzalanmış olan Moskova andlaşması, Batum, Ahılkelek ve Ahıska’yı Türk sınırları dışında bırakmış ve bu andlaşma 21 Mart 1921’de Ankara Hükumetince kabul edilmişti.”[3]

Peki ne karşılığında?

Bunu da kemalistliği konusunda en ufak şüphe duyulmayan Prof. Dr. Sina Akşin’den öğrenelim (Parantez içindekiler de Prof. Akşin’e aid) :

“16 Mart 1921’de imzalanan Moskova Dostluk Antlaşması’yla Sovyetler Birliği’yle sınır belirleniyor (Batum Sovyetler’de olmak üzere), Sovyetler’in Türkiye’ye para ve savaş malzemesi yardımı yapmaları kararlaştırılıyordu.”[4]

Aaa! Aaaaaaaa! Yanlış okumadık değil mi? Para ve silah karşılığında kutsal vatan toprağı “Batum”u ruslara vermişiz, yani satmışız! Ya hu söz konusu vatansa gerisi teferruat değil miydi? Aaaaaa! Ahmet Hakan ses ver! M. Kemal’e çatmayacak mısın? Yine mi ilkelerinden taviz vereceksin? Karar ver; vatan toprağı senin için kutsal mı, değil mi? Kutsal ise işte buyur vatan toprağını para ve savaş malzemesi karşılığında “satan”lara da iki çift laf et. Ama edemez! Çünkü Ahmet Hakan’ın tıynetini biliyorum… Daha evvel Atatürk-Afet Inan ilişkisi hakkında başkalarına karşı coştuğu halde, yerin yedi kat dibine girmek pahasına patronuna bir kelimecik bile edememişti.

Hatırlayınız, Aydın Doğan’ın elemanı Ahmet Hakan, Atatürk’ün Afet Inan ile aşk yaşadığını iddia edenlere “alçak” diyordu. Fakat bunu CNN Türk de yazmıştı, buna rağmen kınamadı ve bu kurumda çalışmaya hala devam ediyor.[5] Peki bu ikiyüzlülük değil mi? Hem Atatürkçü geçinecek, hem de “hakaret” kabul ettiği Atatürk-Afet Inan ilişkisini yazan CNN Türk’ten “maaş” almaya devam edecek. Işte bunların Atatürkçülükleri bu kadar. Söz konusu para olunca gerisi teferruat oluyor galiba.

Şimdi gelelim 15 Temmuz ve Milli Mücadele mukayesesine… Bana göre de 15 Temmuz kat be kat daha üstün milli bir destandır. Ancak 15 Temmuz’un “daha” üstün olması, Milli Mücadele’nin kıymetinden hiçbir şey eksiltmez. Biz yazılarımızda Milli Mücadele’nin perde arkasındaki gerçeklere, gizli ve kirli ilişkilere[6] dikkat çekip tenkid ederken bu savaşta canını ve kanını veren imanlı askerlerimizin mücadelesine en ufak bir leke sürmedik, sürülmesine de asla müsaade etmeyiz. Ahmet Hakan bunu bile anlayamıyor… Veya fitne çıkarmak için anlamamazlıktan geliyor.

Peki 15 Temmuz zaferi neden Milli Mücadele’den daha üstündür?

1 – Çünkü destanı silahsız halk yazdı.

2 – Çünkü halk kumandansız savaştı.

3 – Çünkü düşman belirsizdi, bizdenmiş gibi göründü. Sadece cesaret değil, aynı zamanda feraset sahibi olmak gerekiyordu. 

4 – Çünkü bir gecede zafere ulaşıldı. Milli Mücadele ise 2 buçuk sene sürdü.

5 – Çünkü 15 Temmuz’da büyük devletlerden Rusya hariç hepsi darbenin başarılı olmasını istiyordu. Milli Mücadele’de ise tabiri caizse sadece “kıçı kırık” yunana karşı savaştık. Rusya, Fransa ve Italya kendileri çekilmekle kalmadılar, bize silah, cephane, uçak, istihbarat vs. yardımında bulundular.[7] Hatta ingilizler bile ineboluya cephane getirmişti.[8]

6 – Çünkü bir gecede 250 şehit verdik. Milli Mücadele’de ise 2 buçuk yılda cephede şehit olanların sayısı 9000 küsur idi. Allah Teala hepsine rahmet eylesin.

7 – Çünkü 15 Temmuz’da düşmana mani olan kimse yoktu. Halbuki Milli Mücadele’de yunan ordusu dilediği gibi ilerleyemiyordu. Ingilizler “Milne hattı” denilen bir sınır belirleyip yunanın ilerlemesine mani oluyordu. Bu da Ankara hükümetinin zaman kazanması demekti!

8 – Çünkü 15 Temmuz’da düşmanın elindeki silahlar yunan ordusunda bile yoktu. Üstelik halk silahsızdı, yani orantısız güç söz konusuydu.

9 – Çünkü psikolojik açıdan kendi ordusunun üniformasını giymiş ve adı ali veli olan insanlara karşı savaşmak; yunana, yani yabancıya karşı savaşmaktan daha zordur.

10 – Çünkü düşman aniden baskın yaptı, dolayısıyla hazırlık imkanı yoktu. Hızlı karar vermek gerekiyordu.

11 – Ve en mühimi Milli Mücadele hedefine ulaşmadı. Milli Mücadele’nin hedefi Misak-ı Milli idi, ancak bu gerçekleşmedi.[9]

Bu liste uzar gider, ancak biz şimdilik bu kadarla iktifa edelim. Bu arada şunu da belirtelim; Bu düşüncemiz Milli Mücadele’yi küçümsediğimiz manasına gelmediği gibi, Aydın Doğan’ın maaşlı elemanı Ahmet Hakan’ın yakıştırmasıyla “Yerim sizin milli mücadelenizi” tarzında bir ükalalık da değildir. Böyle bir şey aklımızın ucundan bile geçmemiştir. Allah Teala hem Milli Mücadele şehitlerimize, hem de 15 Temmuz şehitlerimize rahmet eylesin.

Ahmet Hakan! Boşuna uğraşma… Fitne çıkaramayacaksın… Anlaşılan Selahattin Demirtaş içeride olduğu için, vaktinde ona verdiğin sazı şimdi sen eline almışsın. Ama ziyanı yok, beynelmilel bir orkestrayla da gelseniz; Ya Allah, Bismillah, Allahu Ekber nidalarıyla boğacağız o sesi. Bu millete diz çöktürmeye gücünüz yetmez.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Shakespeare mevzuunda Ahmet Hakan’a verdiğimiz cevap için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2016/08/28/kadir-misiroglu-shakespeare-muslumandir-gercek-adi-seyh-pirdir/

[2] TBMM Albümü (1920 – 2010), cild 1 (1920-1950), TBMM Basın ve Halkla Ilişkiler Müdürlüğü Yayınları, sayfa 14, 15.

[3] Dr. Selahattin Tansel, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, cild 4, Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı, Cumhuriyetin 50. Yıldönümü Yayınları: 6/4, Başbakanlık Basımevi, Ankara 1974, sayfa 66.

[4] Prof. Dr. Sina Akşin, Ana Çizgileriyle Türkiye’nin Yakın Tarihi, cild 2, Cumhuriyet, 1997, sayfa 19.

[5] Atatürk-Afet Inan ilişkisi hakkında Ahmet Hakan’a verdiğimiz cevap için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2017/05/14/ahmet-hakana-cevap-3-afet-inan-ve-m-kemale-dair/

[6] Milli Mücadele gerçekleri için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/12/10/m-kemal-ataturkun-ingiliz-istihbarati-ile-gizli-iliskisi-desifre-oldu/

[7] Milli Mücadele’de sadece Yunanlılara karşı savaştık. Daha fazla malumat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/10/17/milli-mucadelede-sadece-yunanlilara-karsi-savastik-5-bolum/

[8] Ingilizlerin Inebolu’ya cephane getirdiklerine dair kaynaklar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/31/kadir-misiroglu-kurtulus-savasinin-perde-arkasini-anlatiyor/

[9] Misak-ı Milli hakkında daha fazla malumat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/11/hasta-adam-misak-i-milli-kurtulus-savasi-m-kemal-ataturk-ve-kemalizm-afyonu/

http://belgelerlegercektarih.com/2013/01/05/lozan-anlasmasinin-tenkidi/

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

 

Atatürk Hz. Ali’yi tenkid etti

Atatürk Hz. Ali’yi tenkid etti

*

***

Alevi vatandaşlarımızın kemalist sisteme entegre edilebilmesi için on yıllarca M. Kemal ile Hz. Ali (kerremallahu vecheh) hiçbir dayanağı olmamasına rağmen özdeşleştirilmeye çalışıldı. Halbuki Aleviliği yasaklayan bizzat M. Kemal Atatürk idi. Onun döneminde Alevilere hakaretin bini bir paraydı.[1] Nitekim Hz. Ali’nin M. Kemal tarafından şiddetle tenkid edildiğini CHP’li Şemseddin Günaltay’ın anılarından öğreniyoruz.

Türk Tarih Kurumu eski Başkanı ve CHP’li eski Başbakanlardan Prof. Şemseddin Günaltay, 1930 yılında tarih çalışmalarına katılmak üzere M. Kemal tarafından Yalova’ya davet edildiğini anlatıyor… Devamını kendisinden dinleyelim:

“Toplantılardan birinde Islam tarihinde Hülefayı Raşidin devrine ait bir yazı okundu, dikkatle dinleyen Atatürk, Peygamberin ölümünü müteakip beliren durumu özetledi. Beni Haşim’in (Hz. Ali’nin mensup olduğu Haşimoğullarının), Mekkelilerle Medinelilerin Peygambere kendilerinde olmayanları halef göstermek yolundaki cevaplarından müteessir olarak, başkalarına haber vermeksizin nâşını defneylemek yolundaki teşebbüslerini ve bunlara önayak olan Ali’nin hareketini şiddetle tenkid etti ve şöyle devam buyurdu:

‘Büyük bir inkılap yaratan (Hz. demiyor) Muhammed’e karşı beslenilen sevgi, ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakta tecelli etmek gerektir. Peygamber ölür ölmez düşünülecek şey, onu bir an evvel toprağa tevdi etmek değil, yaratmış olduğu inkılabı emniyet altına almaktır. Bu da yerine evvela inkılabı kavramış en yakın bir arkadaşını geçirerek baş gösterecek tehlikeleri önlemekle olurdu. Inkılabı kavramış ve ona bütün varlığı ile bağlanmış böyle bir halef seçtikten sonradırki onun defni düşünülebilirdi. O zaman, beş on akraba ile değil, bütün kendisine bağlananların iştirakiyle ve şanına layık bir törenle fâni nâşı ebedi istirahat yerine tevdi olunurdu… Ne Ali, ne de diğer Haşim oğulları bunu düşünmediler.”[2]

Prof. Günaltay, M. Kemal’in Hz. Ali’yi şiddetle tenkid ettikten sonra bu sözleri dile getirdiğini ifade ediyor. O anlatılmayan “şiddetli tenkid”ler neydi bilemiyoruz. Ancak bildiğimiz bir şey varki, o da M. Kemal’in bu meselede Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Ebu Übeyde’yi haklı, Hz. Ali’yi ise haksız bulmasıdır.

Böylece bazı Alevilerin, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin defninde hazır bulunamayan Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer’e yönelik tenkidleri, M. Kemal tarafından çürütülmüş oldu. (Allah bütün sahabelerden razı olsun).

Bu paylaşımı hem “Hz. Ali Atatürk olarak döndü” diyen bazı Alevi önderlerinin dikkatini çekmek ve hem de Alevi vatandaşlarımızın hassasiyetlerini istismar ederek onları kemalizmin müridi yapmaya çalışan karanlık odakların yalanlarını deşifre etmek gayesiyle yaptık.

NOT: M. Kemal’in inancını merak edenler, aşağıdaki bağlantıya tıklayabilirler:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/04/30/ataturk-ve-din-ataturk-ve-islam-ataturk-ateist-mi-kemal-ataturk-musluman-mi-ataturk-tabiata-mi-tapiyor/

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Alevilerin M. Kemal devrinde maruz kaldıkları haksızlıklar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2016/07/23/cumhuriyet-aleviligi-yasakladi/

M. Kemal Alevileri kendine bağlamak için Istihbarat Teşkilatı’nı kullandı. Tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2013/03/11/ataturk-ve-aleviler/

[2] Kemal Arıburnu, Atatürk’ten Anekdotlar-Anılar, Ayyıldız Matbaası, Ankara 1960, sayfa 167.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

 

Atatürk’e Tapmak…

Atatürk’e Tapmak…

*

atatürke tapmak, atatürkü ilahlastirmak, m. kemale tapmak m. kemali ilahlastirmak 19 mayis

Bir 19 Mayıs töreninden… M. Kemal’e secde ettiriyorlar… Yazıklar olsun! Mahvettiniz insanlarımızı…

***

Kemalizm’in, M. Kemal’i ilahlaştırıp insanları ona taptırmak gayesini güden bir din olduğunu daha evvel neşrettiğimiz yazılarda delilleriyle ortaya koymuştuk.[1] Bu paylaşımlara ilave olarak M. Kemal’in yaveri, hatta sırdaşı diyebileceğimiz Cevad Abbas’tan da birkaç delil zikredelim.

Cevad Abbas, Kemalizm’in; “kutsal bir akide”, yani kutsal bir inanç olduğunu söylüyor.

Cevad Abbas 19 Mayıs 1938’de, yani M. Kemal’in daha hayatta olduğu bir tarihte, radyodaki bir 19 Mayıs konferansında “Türk Gençliği”ne şöyle hitap etmişti:

“Ey Türk genci, ey sportmen, övün ve sevin. Atatürk günü senin de günün olmuştur. Bu bir tesadüf eseri değildir. Sen ‘kanında, cevherinde yaşayan asalete dayanarak Kemalizm kutsal akidesi’nin yenilmez, yıkılmaz muhafızı olduğun ve bunu şuurla yürütmeye çalıştığın için bu büyük şerefte ortaksın.”

Türk genci neymiş? “Kemalizm kutsal akidesi”nin yani inancının muhafızıymış.

Cevad Abbas bu nutkunun sonunda şunları söylemekten çekinmiyor:

“Ben bu sözlerimle beşerin üstünde gördüğüm bu oğan(Tanrı) yaratılışlı Atatürk’ün hayat ve faaliyetini ve büyük evsafını ve akide(inanç) olarak yarattığı Kemalizm’in mebdeini(ilkelerini) kısaca söylemiş oldum. Yoksa bunlar onun tarihini tespit edecek ciltler içinde bir satır bile olamaz. Şimdi hep birden yüzümüzü o kıbleye tevcih ederek(dönerek) diyelim ki: ‘Atatürk, sen şimdiye kadar gelen başbuğların hepsinden yüksek bir varlıksın. Dost, düşman, görüyor ve biliyor ki Türkiye demek Atatürk demektir.'”[2]

“Atatürk’ün inanç olarak yarattığı Kemalizm’in ilkeleri”nden bahsediyor… Ona kıble diyor… Işte 24 sene yanından ayrılmayan sırdaşının söyledikleri… Hangimiz, M. Kemal’i Cevad Abbas’tan daha iyi tanıdığını iddia edebilir?

Cevad Abbas’ın Ankara Keçiören’deki evinde 19 Mayıs anıları üzerine yaptığı ve M. Kemal’in gazetesi Ulus Gazetesi’nde yayınlanan sohbetten de bir demet sunalım:

“Bu ilk hayranlık hissi, onunla(Atatürk’le) beraber bulunduğum 24 sene içinde, her gün yeni bir hadisenin tesiri ile ibadet halini almıştır. Bu benim hayatımın en kıymetli varlığıdır.”[3]

Bu sözlere yorum yapmaya lüzum var mı?

Cevad Abbas’ın hatıralarından da bir iktibas yapalım:

“Ahmet Raşit’e, hikaye ve tasvirlerimle M. Kemal’in askeri dehasını Şakir Paşa’ya tanıtmak istiyordum. Yalnız her iki zattan da Atatürk’ün Anafartalarla Conk muharebelerinde tanıdığım ve taptığım ve bilahare (sonradan) en yakın bir arkadaş gibi takip ettiğim yüksek kabiliyetlerini gizliyordum.”[4]

Ne yapıyormuş? Tapıyormuş… Bu putçuluk değil de nedir? Hani M. Kemal bizi Padişaha “kul” olmaktan kurtarmıştı? Resmen bizi M. Kemal’e taptırtmaya çalışıyorlar. Aklı başında bir insan bunu kabul edebilir mi? Ancak ister kabul edin, ister etmeyin; kemalizm işte budur!.. Şimdi ben buna karşı çıkıyorum diye “vatan haini” mi oluyorum?

*
Hala doymadılar…

Işte bunların çılgın projeleri böyle heykel dikmektir. Haberlerde görmüşsünüzdür, Izmir’in suyu kesilmiş ama adamlar heykel peşinde… Ne diyelim, Allah akıl fikir versin…

***

Atatürk heykellerine “put” dediğimiz zaman kemalizmin gerçek yüzünü bilmeyen halkın alt tabakasındaki aldatılmış Atatürkçüler, “Ona tapmıyoruz, sadece saygı duyuyoruz” diyerek tepki gösteriyorlar. Bu kardeşlerimiz iyi niyetli olabilirler, ancak eğer maksad yalnızca saygı olsaydı, bir veya iki heykelin yapılması yeterli olurdu. Fakat her yere heykellerini dikmeyi, okullara “Atatürk köşeleri” yapmayı, büstlerini koymayı, kaldırıldığı zaman da ortalığı velveleye vermeyi; sadece “saygı duymak”la izah edemezsiniz. Bu saygıdan da öte bir şey. Buna ilaveten “Atatürk olmasaydı olmazdık” denildiğini de hesaba katarsak, bunun adına “putçuluk”tan başka bir şey demek mümkün değildir. Kaldı ki “Atatürk olmasaydı olmazdık” sözü Mekkeli müşrikleri bile geride bırakır. Onlar hiç olmazsa “bizi Allah yarattı” diyordu. Ayet meali aynen şöyle:

“Eğer sen onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette: “Allah” derler. O halde nasıl haktan çevriliyorlar?” (Zuhruf Suresi, ayet 87).

Kusura bakmayın, ama bu putçuluktur.

Bunu kemalist elit kesim pekala biliyor. Bu gerçeği meşhur kemalist şair Aka Gündüz’ün aşağıdaki şiirinde görmek mümkündür:

“Atatürk’ün tapkınıyız! […] Her şeyde Atatürk, Yerde O! Gökte O! Denizde O! var da O! yok da O! her şeyde O! Atatürk! […] Yerdedir, göktedir, sudadır, alandadır, diktedir, pusudadır. Görünmezi görür! Bilinmezi bilir! duyulmazı duyar! Sezilmezi sezer, ezilmezi ezer! Her şeyde Atatürk! Elimizi yüzümüze, gönlümüzü özümüze kapıyoruz. Biz sana tapıyoruz! Biz sana tapıyoruz! […] Varsın, Teksin, Yaratansın! Sana bağlanmayanlar utansın!”[5]

Işte o heykellerin hangi niyetle yapıldığı açıkça görülüyor: PUT-ÇU-LUK!

Şimdi bazıları, “onlar yazdıysa Atatürk’ün bunda ne suçu var” şeklinde son derece haklı bir sual soracaklardır. Ancak bu şiir, milletvekillerini M. Kemal’in belirlediği bir dönemde kaleme alınıyor ve şiiri yazan Aka Gündüz, M. Kemal tarafından Milletvekili olarak atanıyor. Yani bir nevi ödüllendiriliyor. Dolayısıyla artık kimse kalkıp da hala, “bunda Atatürk’ün ne suçu var” diyemez. Üstelik bu şiir M. Kemal’in gazetesi Hakimiyet-i Milliye’de yayınlanmıştır. Demek ki bu tür şeyleri onaylıyordu.

Kısacası, hıristiyanların Hz. Isa aleyhisselam’ı ilahlaştırdıkları gibi, kemalistler de M. Kemal’i ilahlaştırmışlardır.

*

Yazık değil mi buna harcanan paraya? Bu paraya çocukları okutabilir, yoksulları doyurabilir ve hastaları tedavi edebilirdik…

***

Bir düşünün, Dünya’ya büyük bir meteor çarpsa veya çok ciddi bir doğal afet yaşansa ve her şey yerle bir olduktan 5 bin sene sonra yeryüzündeki arkeologlar bu coğrafyada yani Türkiye’de kazı çalışmaları yapsa, muhtemelen tarih kitaplarına şöyle yazacaklardır:

“Milattan sonra 1900-2000 yılları civarında burada kendilerine Türk diyen bir kavim yaşıyordu. Bu ilkel kavmin, ‘Atatürk’ adını verdikleri bir puta taptığını ve bütün zamanların en putperest kavmi olduğunu yaptıkları sayısız putlardan anlıyoruz. Ayrıca bayramlarda, ‘Anıtkabir’ denilen ‘Ana Tapınak’ta ayin yaptıkları tespit edilmiştir. Türk kavmi, Atatürk putunun ilkeleriyle yönetiliyor ve bu ilkelere karşı gelenler ise ağır cezalara çarptırılıyordu. Elde ettiğimiz bulgular, Atatürk ilkelerini kabul etmeyenlere hain ve deli dendiğini kesin bir şekilde ortaya koymaktadır.”

Allah Teala bizleri böyle anılmaktan muhafaza buyursun.

“..Yâ Rab… İçimizdeki akılsızların işledikleri suç yüzünden bizi de mi helâk edeceksin?..” (A’raf Suresi, ayet 155).

.

 

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Bu hususta neşrettiğimiz yazılardan birkaçının linkini aşağıya alıyorum;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/12/06/ataturku-tanrilastirma-temayulu/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/09/kemalizmin-dinde-reformu-planinda-besmele-ve-fatiha/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/09/kemalistin-dilinden-kamalizm-dini/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/11/12/ataturk-bizi-padisaha-kul-olmaktan-mi-kurtarmistir/

Kemalizm prensiplerinin M. Kemal hayattayken ve onun direktifiyle oluşturulduğuna dair resmi belge için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/30/iste-putculugun-resmi-vesikasi-kamalizm-prensipleri/

[2] Türk Spor Kurumu Dergisi, 23 Mayıs 1938.

[3] Ulus Gazetesi, 19 Mayıs 1938.

[4] Atatürk’ün Yaveri Cevat Abbas Gürer, Cepheden Meclise Büyük Önder ile 24 Yıl, (Derleyen: Turgut Gürer), Gürer Yayınları, 6. Baskı, Istanbul 2008, sayfa 211.

[5] Aka Gündüz, “Yürekten Sesler”, Hakimiyet-i Milliye Gazetesi, 4 Ocak 1934.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Ahmet Hakan’a Cevap 3 – Afet Inan ve M. Kemal’e dair

Ahmet Hakan’a Cevap 3 – Afet Inan ve M. Kemal’e dair

*
Afet Inan Atatürk Afet Inan M. Kemal Afet Inan Mustafa Armagan, Afet Inan Süleyman Yesilyurt, Atatürk Afet Inan,

Soldaki fotoğrafta 29 Ekim 2014 tarihinde CNN Türk‘te yayınlanan “Mustafa Kemal Atatürk’ün aşkları” başlıklı haberde M. Kemal’in manevi kızı olduğu iddia edilen “Afet Inan”ın da ismi geçiyor. Ancak 6 Mayıs 2017’de bir TV kanalında yayınlanan “Derin Tarih” programından birkaç gün sonra, yani 10 Mayıs 2017’de sağdaki fotoğrafta gördüğünüz gibi “Afet Inan” ismi apar topar siteden siliniyor. Kendi sitelerinde yıllar evvel aynı iddia yer almasına rağmen “Siz nasıl Afet Inan’ın Atatürk’ün aşkı olduğunu iddia edersiniz alçaklar!” diye köpüren Ahmet Hakan ve diğer CNN Türk’ün maaşlı elemanları hiç utanmadan, sıkılmadan sessiz sedasız “Afet Inan” ismini sitelerinden siliyorlar. Bana göre bu sahtekarlığın dik alasıdır. Eğer bir alçaklık yapılmışsa, o da budur.

Ayrıca “Derin Tarih” programında Zübeyde Hanım ile alakalı bir iddia görmedim. M. Kemal’in annesi hakkındaki sözler bu programla alakası olmayan ve çok çok evvel Youtube’de yayınlanan bir videoda başka birisi tarafından dile getirilmiştir. Ancak insanları galeyana getirmek için olsa gerek bu video bir dolgu malzemesi olarak “Derin Tarih” programıyla aynı haberde kullanılmıştır. Yani anlayacağınız sinsi bir algı operasyonu söz konusudur.

***

Gündeme getirilen M. Kemal’in “manevi kızı” Afet Inan ile alakalı iddialar bize göre hem vakitsiz ve hem de gereksizdir. Bu iddiaların gündeme getirilmesini doğru bulmuyoruz. Biz ilmi mevzulara odaklanılmasından yanayız. Ancak şunun bilinmesini isteriz ki, bu iddialar boş ve uydurma değildir. Bakın, M. Kemal’in diğer manevi kızı Ülkü Adatepe’nin anılarında, Afet Inan-M. Kemal ilişkisi hakkında neler yazıyor:

“Tarih profesörü olacak Afet’in durumu öbür kızlardan (Atatürk’ün öbür manevi evlatları işaret ediliyor) farklıydı. Gazi onu evlat edindiği zaman artık çocuk değil yetişmiş bir genç kızdı. Yavaş yavaş Gazi için bir eşin alabileceği yeri aldı. Sade, iyi huylu, ciddiydi. Gazi’nin eviyle meşgul oluyordu. Masanın başına oturuyordu. Gazi’yle birlikte geziyor, yabancı elçilerin başına protokol meseleleri açıyordu. Gazi’nin fikirlerini gayretle benimsiyor, Türk Tarih Kurumu ve çeşitli toplumsal reform kurumlarının görüşmelerinde bunları yorumlamak için çabalıyordu. Hepsinden önemlisi onun için dinlendirici bir arkadaş olmasıydı. Latife Hanım gittikten sonra Çankaya’daki evde açılan boşluk böylece doldurulmuştu. Gazi ölünceye kadar Afet yanından ayrılmadı. Ancak onun ölümünden sonra evlendi.”[1]

Kısaca özetleyelim:

“Yavaş yavaş Gazi için bir eşin alabileceği yeri aldı.”

“Gazi’nin eviyle meşgul oluyordu. Masanın başına oturuyordu. Gazi’yle birlikte geziyor, yabancı elçilerin başına protokol meseleleri açıyordu.”

“Latife Hanım gittikten sonra Çankaya’daki evde açılan boşluk böylece doldurulmuştu.”

“Gazi ölünceye kadar Afet yanından ayrılmadı. Ancak onun ölümünden sonra evlendi.”

Umarım anlaşılmıştır… Daha nasıl anlatılabilir ki? Bundan daha açık bir anlatım var aslında ama onu buraya almıyorum, mideniz kaldırmaz çünkü. Zaten lüzum da yok. Biz, M. Kemal’in yatak odasına girmeyelim, Allah ile kul arasındadır bunlar, ilmi mevzulara odaklanalım. Mesela M. Kemal’in manevi kızı Afet Inan ile ilişkisinden çok, Ingilizlerle olan ilişkisini anlatmamız gerektiğini düşünüyorum. Aynı şekilde, M. Kemal’in ana-babasından ziyade ağa-babasından bahsetmeliyiz. Zira doğarken kimseye ailesini seçme hakkı verilmiyor ve bu yüzden de kimse suçlanamaz, fakat ağa-babalar, fikir babalar hür iradeyle seçilebildiği için bu hususlara odaklanılmasında bir mahsur yoktur. Ancak tabii ki kamuoyunun M. Kemal’in özel hayatı hakkında bilgilendirilmesine karşı değiliz.

Bunları dile getirmek -hakaret etmemek şartıyla- bana göre “suç” değildir, dolayısıyla bu mevzuyu gündeme getirenleri linç etmek haksızlıktır. Bu ülkede haşa Allah Teala’ya ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize bile küfrediliyor. Padişahların haremine bile giriliyor. Eğer o yanlışsa, bunlar da yanlıştır. Fakat aynı tepkiyi her ne hikmetse bunlarda göremedik. Siz Osmanlı padişahlarına haşa “hain-oğlancı-katil” derseniz, birileri de çıkar aynı suçlamaları M. Kemal’e yöneltir… Siz Padişahların analarını hedef alırsanız, birileri de kalkar M. Kemal’in anası hakkında çirkin şeyler söyler. Birine sessiz kalıp diğerine tepki göstermek, hiç kusura bakmayın; ikiyüzlülüktür, samimiyetsizliktir. Asıl alçaklık budur işte.

Hatırlayalım, M.Kemal-Afet Inan hakkındaki iddiaları “hakaret” kabul edip ateş püsküren Cumhuriyet gazetesi, Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimize hakaret eden Charlie Hebdo’ya böyle sahip çıkmıştı:

“Cumhuriyet, basın ve ifade özgürlüğü için uluslararası dayanışma adına Charlie Hebdo’nun bazı sayfalarının tıpkıbasımını yayımlamaya karar verdi.”[2]

Böyle utanmazlık, böyle ikiyüzlülük olabilir mi?

*

cumhuriyet gazetesi Hz. Peygambere hakaret charlie hebdo karikatürleri

Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimize hakareti “ifade özgürlüğü” kapsamında gören Cumhuriyet gazetesi, aşağıdaki fotoğraflarda da görüleceği gibi, M. Kemal hakkındaki “kaynaklı” iddialara böyle bir özgürlük tanımamaktadır.

***

Mustafa Armagan Yavuz Bahadiroglu, Süleyman Yesilyurt, atatürk afet inanin sevgilisi mi afet inan atatürkün manevi kizi mi,

Çirkin programmış… Nerede ifade özgürlüğü?

***

Mustafa Armagan Yavuz Bahadiroglu, Süleyman Yesilyurt, atatürk afet inanin sevgilisi mi afet inan atatürkün manevi kizi mi, afet inan atatürkün sevgilisi mi afet inan m. kemal

Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimize hakaret eden Charlie Hebdo’nun bazı sayfalarının tıpkıbasımını gazetesinde yayınlayıp kendince ifade hürriyeti havariliğine soyunan Cumhuriyet; M. Kemal hakkındaki kaynaklı iddiaları dile getirenlerin dergi ve kitaplarının okunmasından rahatsız oldu. Gördünüz mü basın özgürlüğünü?.. Gördünüz mü samimiyeti?.. Bu kemalistler acayip bir şey. Allah Teala dahil her şeyi sorgulatıyorlar, ama mevzu M. Kemal olunca beyinleri tık diye duruyor. Işık görmüş tavşana dönüyorlar.

***

Mehmet Yilmaz gay padisah kimdi, atatürk gay miydi, m. kemal gay miydi, m. kemal vedat, atatürk vedat atatürk afet inan, atatürk latife hanim

Yorumsuz…

***

Bize göre M. Kemal’e hakaret etmeye gerek yok, çünkü o kendine diyeceğini demiş zaten. M. Kemal, Cumhuriyetin ilan edilmesinden evvel Adana’daki Ulucâmii ziyâret eder. Ardından Esnaf Cemiyetinin verdiği çaya iştirâk eder ve şöyle der:

“Cuma günü tatil yapmak, şeriatın da emri gereğidir. Bu kadar açık bir hakikati size herhangi bir kişinin, milletvekili olsun, ben olayım, hacı olsun, hoca olsun, bu yapılan şey dine aykırıdır, demesi kadar küstahlık, dinsizlik, imansızlık olamaz.”[3]

Cuma gününü tatil olmaktan çıkaran da kendisi ama. Yani yukarıda saydığı “küstahlık”, “dinsizlik”, “imansızlık” ithamlarını bir bakıma kendine yöneltmiş oluyor. Bu durumda kemalistlere göre M. Kemal’i kendisine hakaret etmekten tutuklamak gerekiyor.

Şaka bir yana, Mustafa Armağan, Süleyman Yeşilyurt ve Yavuz Bahadıroğlu’na yapılanlar haksızlıktır. M. Kemal’in yatak odasına girilmesini savunmuyorum ama kaynaklı bir iddiada bulundular. Kemalistler deli danalar gibi böğüreceklerine, maçaları yiyorsa cevap versinler. Kemalist kaynaklarda bile mevcut bir şeyden dolayı bu insanları linç etmek insafla bağdaşmaz. Kaldı ki, bir asırdır Padişahların haremini dillerinden düşürmeyen kemalistlerin, bu kaynaklı iddialara ateş püskürmeleri, tekrar ediyorum; yüzsüzlükten başka bir şey değildir. Ne demişler; Eden, bulur!

*

Atatürk Afet Inan, M. Kemal Afet inan Mustafa armagan süleyman yesilyurt yavuz bahadiroglu

Afet Inan ve M. Kemal dans ederken…

***

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, CNN Türk Afet Inan’ın M. Kemal ile aşk yaşadığını yazmış, ancak son olaylar patlak verince apar topar sitelerinde yer alan bu haberi sansürlemişler. Buna rağmen Ahmet Hakan, M. Kemal-Afet Inan ilişkisi gündeme gelince köşesinde yine demogoji yaptı. Şöyle diyor Aydın Doğan’ın elemanı:

“İffetli bir kadına iftira atmanın öteki dünyadaki bedelini unutacak kadar alçalmışlardır.”

Iftira diyor… Ama az evvel de gördüğünüz gibi bir iftira söz konusu değil, zira kaynaklarda bu ilişki hakkında malumat var. Üstelik az evvel de gördüğünüz gibi çalıştığı kurum bunu yıllar evvel haber yapmış.

Ahmet Hakan, “Zihinleri, ilgileri, merakları hep bellerinin altındadır” diyor.

Demek ki CNN Türk yetkililerinin zihinleri, ilgileri, merakları da hep bellerinin altındaymış…

Ahmet Hakan ayrıca “Atatürk’ün yatağına meraklı tarihçi” diyor. Ama gördük ki maaşlı elemanı olduğu CNN Türk de M. Kemal’in yatağına meraklıymış. Kendisi böyle bir kurumun parçası olmaktan sonsuz gurur duyuyordur herhalde.

M. Kemal-Afet Inan ilişkisi hakkındaki iddiaya, “İnsanlığa sığmayacak bir yavşaklık” diyen Ahmet Hakan, CNN Türk yetkililerine de “yavşak” diye(bile)cek mi acaba? Bekleyip göreceğiz.

Mustafa Armağan, Yavuz Bahadıroğlu ve Süleyman Yeşilyurt’u kınayan, başta Ahmet Hakan olmak üzere, bütün Atatürkçüler CNN Türk’ü de kınamalı ve derhal istifa etmelidirler. Zira dürüstlük bunu gerektirir. Ayrıca bu haberi yapan ve daha sonra sansürleyenler de istifa etmelidir. Bu kadarı da yetmez; Haberi yapanlar tutuklanmalıdır. Madem ki bu sözler onlara göre bir iftiradır, o halde bedelini ödemeleri gerekir. Ahmet Hakan yazısında bu ilişkiyi gündeme getirenlere “alçak” diyor. Eğer bunu gündeme getirenler alçak ise, o zaman Afet Inan’ı M. Kemal’in “aşk listesine” koyan, yayınlayan ve buna ses çıkarmayan CNN Türk çalışanları da alçaktır. Bu kadar net.

Madem M. Kemal’i seviyorlar, o halde M. Kemal’e hakaret eden CNN Türk’ten istifa etmeleri şarttır. Etmeyen, M. Kemal’i sevmiyor, bilakis onu kullanıyor demektir. Hadi bakalım, görelim samimiyetlerini…

Bu arada Baro başkanlarını da CNN Türk’e dava açmaya davet ediyorum. Bakalım kimler “Baro”nun ve kimler de “Baron”un adamları hep birlikte göreceğiz. Anlayacağınız bu saatten sonra kimlerin gerçek Atatürkçü ve kimlerin Paragözcü oldukları ayan beyan ortaya çıkacaktır.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] (Atatürk’ün Torunu ve Ülkü Adatepe’nin oğlu) Ahmet Kemal Doğançay, Saklı Anılar, Nokta Yayınları, Istanbul 2008, sayfa 90.

[2] “Sınır tanımayan gurur” başlıklı haber. Bakınız; Cumhuriyet Gazetesi, 18 Kasım 2015.

[3] Taha Toros, Atatürk’ün Adana Seyâhatnâmesi, sayfa 32.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Bir Müslümanın Atatürkçü olması mümkün değil – Aziz Nesin

Bir Müslümanın Atatürkçü olması mümkün değil – Aziz Nesin

*

***

Dinsiz olduğunu her fırsatta iftiharla ve samimiyetle dile getiren Aziz Nesin yıllar evvel katıldığı bir televizyon programında, müslümanları kastederek; “Ben Atatürk’e karşıyım diyor. Tamam, karşı olması lazım. Bir müslümanın Atatürkçü olması da mümkün değil.” demişti.

Daha evvel de Aziz Nesin’in “Gerçek Müslüman Atatürk’ü sevemez. Seviyorsa ya ahmâktır ya sahtekâr.” şeklindeki bir beyanatını neşretmiştik.[1] Aslında inkar edilmesi mümkün olmayan bu beyanat çoğunluk tarafından kabul edilmiş olsa da gerçekleri inkara şartlanmış olan bazılarını tatmin etmemişti. Bu görüş sahipleri umumiyetle “Müslümanım ama Atatürkçü’yüm” diyen dini ve tarihi bilgileri kıt insanlar arasından çıkıyor. Evde din, okulda ise Atatürk sevgisi aşılanan bu insanların tabularını yıkmak elbette kolay değildir. Zira bir Hadis-i şerifte de belirtildiği gibi “Sevgi, insanı kör ve sağır eder.”[2]

Ancak umarım yayınladığımız video tabuların yıkılmasına vesile olur.

*

Youtube’dan silinme ihtimaline karşı videoyu sitemize de yükledik:

*

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Aziz Nesin’in; “Gerçek Müslüman Atatürk’ü sevemez. Seviyorsa ya ahmâktır ya sahtekâr.” şeklindeki beyanatı için bakınız;

belgelerlegercektarih.com/2012/05/31/aziz-nesin-gercek-musluman-ataturku-sevemez-seviyorsa-ya-ahmaktir-ya-sahtekar/

[2] Ebu Davud, Edep 116.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Yeşilçam Filminde Bilinçaltına Yerleştirilen İslam Düşmanlığı

Yeşilçam Filminde Bilinçaltına Yerleştirilen İslam Düşmanlığı

*

***

Yönetmenliğini Atıf Yılmaz’ın, senaristliğini Sadık Şendil’in yaptığı “Ne Olacak Şimdi?” isimli sinema filminde Islam Hukuku’na hakaret ediliyor. Levent Kırca’nın yaptığı konuşma ve bunun üzerine avukat kadının duyulan düşünceleri açıkça Islam Hukuku’na hakarettir.

Biliyorsunuz, M. Kemal’in kaldırıp attığı Islam Hukuku yerine Müslümanlara bayrağı Haç olan Isviçre’nin Medeni Kanunu dayatılmıştı. Işte bu sahnede M. Kemal’in yaptığı inkılabın, dolayısıyla Hıristiyan kanunlarının propagandası yapılıyor ve Islam Hukuku’na hakaret ediliyor.

.

Kemalistler neden Osmanlı’ya düşman? Işte cevabı..

Kemalistler neden Osmanlı’ya düşman? Işte cevabı..

*

***

Dönemin Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şubesi Başkanı Prof. Dr. Ahmet Saltık, telefonla katıldığı bir televizyon programında, Osmanlı düşmanlığının aslında Şeriat, yani Islam düşmanlığından kaynaklandığını itiraf etti. Bu itiraf, Osmanlı tarihi ve şahsiyetlerinin tarihi ve ilmi gerçeklere dayanılarak değil, bilakis ideolojik ve siyasi kaygılardan dolayı kötülendiğini açıkça ortaya koymaktadır. Yani bu itiraf, Osmanlı’ya bilerek ve kasten iftira atıldığının en açık delilidir.
.
Şöyle diyor Kemalist Profesör:

“Osmanlı’yı övmek ve göklere çıkarmak, şeriatı sevimli kılmak anlamına geliyor, şeriat düzenini meşrulaştırmak anlamına geliyor.”

Kısacası; “Islamî düzenin gelmemesi için Osmanlı’yı yerin dibine batırmalıyız” diyor.

Neymiş, 20 ve 21. yüzyıl “cumhuriyet” çağıymış… Bu kemalist profesör Ingiltere, Danimarka, Hollanda vs. gibi ülkelerde krallık olduğunu bilmiyor galiba… Neymiş, Osmanlı haraç için insanları kılıçtan geçiriyormuş… Halbuki belgeler öyle demiyor. Aşağıdaki linklere tıklayanlar, Osmanlı’nın adaletini göreceklerdir:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/12/seriat-ile-yonetilen-osmanlinin-gayr-i-muslimlere-hosgorusu/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/08/05/osmanli-devletinin-dunya-medeniyetine-katkilarini-boyle-anlattilar/

http://belgelerlegercektarih.com/2015/12/19/osmanlida-yuk-hayvanlarina-resmi-hafta-tatili/

http://belgelerlegercektarih.com/2013/02/13/islamla-yonetilen-osmanli-ile-kafirlerin-hukumleriyle-yonetilen-kemalist-cumhuriyet-arasindaki-fark/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/08/14/misirli-dr-fehmi-sinnavinin-kaleminden-osmanli-devletinin-adaleti/

*

Dönemin Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şubesi Başkanı neden Osmanlı’yı ve şeriatı kötülüyor? Zira Atatürkçü Düşünce Derneği’nin 3 onur kurucusundan biri Sabetaycıların yani yahudi dönmelerinin “Kapancılar” kolundan Münci Kapanî’dir, ki büyük ihtimalle diğer iki onur kurucusundan da en az biri Sabetaycıdır.

*

atatc3bcrkcc3bc-dc3bcsc3bcnce-dernegi-add-sabetaycilik-sevi-kemal-atatc3bcrk

Atatürkçü Düşünce Derneği’nin Web sitesi…

***

Zaten isminden de belli ediyor kendini; ” Kapanî. ”

Biliyorsunuz, Sabetaycılar 3 koldur;

1 – Yakubîler
2 – Karakaşlar
3 – Kapanîler/Kapancılar veya Izmir’liler olarak da anılırlar…

Ayrıca derneğin “1 numaralı” kurucusu kayıtlarda Hıfzı Veldet Velidedeoğlu olarak geçer, ki kendisinin de Sabetaycı olduğu biliniyor.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Atatürk namuslu kadınlara sarkıntılık eden birini Milletvekili yaptı

M. Kemal Atatürk namuslu kadınlara sarkıntılık eden birini Milletvekili yaptı

*

m-kemal-ataturk-ayici-arif-bey-m-kemal-ataturk-ahlaksiz-milletvekili-ayici-arif-bey-sarkintilik

[1] no’lu dipnota dair… Hasan Rıza Soyak’ın hatıratında bahsi geçen hadisenin anlatıldığı sayfa…

***

Yazının hemen başında peşinen söyleyelim ki, M. Kemal’in namuslu kadınlara sarkıntılık eden birini Milletvekili yaptığı iddiası bize ait değildir.

Bunu söyleyen M. Kemal’in büyük bir güven duyduğu Umumi Kâtibi (Genel Sekreteri) Hasan Rıza Soyak’tır. Soyak, M. Kemal’in namuslu kadınlara sarkıntılık yapan Ayıcı lakabıyla meşhur Arif Beyi CHP Milletvekili yaptığını hatıralarında şöyle anlatıyor:

“Yine herkes öğrenmiştir ki, [Arif Beyin] Büyük Millet Meclisi ikinci devresi için yapılan seçimde Eskişehir’den mebus çıkması, halkın şiddetli itirazları karşısında, ancak Atatürk’ün çok ısrarlı ricası üzerine mümkün olabilmiştir.

Filhakika Arif Beyin, vilayetlerinden aday gösterileceğini haber alan Eskişehirliler, buna asla taraftar olmadıklarını bildirmek için, Belediye reisi Ali Ulvi Beyin (Bu zat sonradan mebusluk da etmiştir) reisliği altında Ankara’ya bir heyet göndermişlerdi. Atatürk tarafından, istasyondaki Hususi Kalem binasında, benim çalıştığım odada kabul edilmiş olan heyet azası; Arif Beyin o civarda komutan olarak bulunduğu zaman namuslu kadınlara sarkıntılık ve buna benzer uygunsuz hareketleriyle halkı dilgir ettiğinden, hadiseler zikrederek, uzun uzadıya bahsetmişler, hakkındaki kararın değiştirilmesini istemişlerdi.

Atatürk bu maruzatı dinledikten sonra:

‘Evet biliyorum; Arif Beyin birçok hafiflikleri ve kusurları olmuştur; fakat şimdi kusurlarını idrak etmiş ve halini düzeltmiş durumdadır. Ben size artık o kötü hareketlerinin tekerrür etmeyeceğini temin edebilirim. Kendisi zeki, çalışkan, bilgili ve kıymetli bir arkadaştır. Memleketinize faydalı iyi bir mebus (milletvekili) olacağına kaniim. Namzetliğinin kabul buyurulmasını rica ederim’, demiş bu suretle heyeti ikna edebilmişti.”[1]

M. Kemal’e bakın… Sanki basit bir yaramazlık yapmış gibi, “bir daha yapmaz” diyor. Neymiş zeki, çalışkan ve bilgiliymiş… Ama yıllar sonra Izmir suikasti bahanesiyle Arif Bey’i asmakta tereddüt etmeyecektir. Yani yanlış, “halka” yapılınca “bir şey olmaz” ama kendisine yapılınca “idam”!.. Böyle bir hukuk anlayışı olmaz.

Biliyorsunuz, o dönem milletvekilleri M. Kemal tarafından belirlenirdi.[2] Namuslu kadınlara sarkıntılık yaptığı ve buna benzer uygunsuz hareketlerde bulunduğu halde Arif Beyi, üstelik o şehirden milletvekili yapmak, sizce ahlaki bir davranış mıdır? O namuslu kadınların ve ailelerinin durumunu düşünebiliyor musunuz? Bir kendini bilmez geliyor, ananıza, bacınıza, hanımınıza, kızınıza sarkıntılık ve buna benzer uygunsuz hareketler yapıyor, ama buna rağmen “Ulu Önder” M. Kemal bu şahsı sizin meclisteki temsilciniz olarak vazifelendiriyor… Vicdanınız bunu kabul eder mi?

Ensar Vakfı’nda hoca olmayan ve vakfıla üyelik dâhil hiçbir irtibatı bulunmayan bir çalışanın yaptığı çirkin olaydan dolayı bütün müslümanları suçlayanlar, nerdesiniz? Kadın ve insan hakları dernekleri nerdesiniz? Malum parti neden bu mesele hakkında bir açıklama yapmıyor?

Halbuki Ensar Vakfı Başkanı Karaman’daki çocuk istismarına dair, “Dava sürecini takip edeceğiz. Hak ettiği cezayı umarım bu kişi alır. Medyadan takip ettiğim kadarı ile 600 yıllık bir ceza isteniyor. Benim inancıma göre, bu 600 yıllık ceza bile az, bu kişinin idam edilmesi gerekir” demişti.[3]

Bununla da kalmadı ailelerin yanında, sanığın en ağır şekilde cezalandırılması için davaya müdahillik dilekçesi verdi. Çocuklardan bazılarının vekaletlerini üstlendi, ailelerin ve çocukların hukukunu korumak için mahkemede hazır bulundu.

Ama M. Kemal Atatürk tacize maruz kalan namuslu kadınların yanında olmak, haklarını savunmak ve Arif Beyi cezalandırmak şöyle dursun, onu CHP milletvekilliği ile ödüllendirdi.

Vakıf üzerinden bütün cemaatlere ve Kur’an kurslarına ateş püskürenler, namuslu kadınlara sarkıntılık eden bir “ahlaksızı” o insanları “temsilen” milletvekili atayan M. Kemal Atatürk’e neden bir çift laf etmezler? Hatta onu “Ulu Önder” ilan ederler? Bu insanlar samimi değil… Dürüst değil… Kendilerinden olanların her türlü ahlaksızlığını hoş görüp, başkalarını ise linç ediyorlar.

Aman Allah’ım, bu nasıl bir çelişkidir? Bu nasıl bir samimiyetsizlik ve ikiyüzlülüktür?

Ister kabul edin, ister etmeyin M. Kemal Atatürk’ün “ahlak” anlayışı budur. Hatırlayın, Kazım Karabekir Paşa’ya, “Dini ve ahlâkı olanlar aç kalmaya mahkûmdurlar. Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkûmdurlar. Böyle kimselerle memleketi zenginleştirmek mümkün değildir. Onun için önce din ve namus telâkkisini kaldırmalıyız. Partiyi (CHP), bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz. Bu suretle kalkınma kolay ve çabuk olur..”[4] diyordu.

*

kazim-karabekir-dini-ve-namusu-olanlar-kazanamazlar-dini-ve-ahlaki-olanlar-ac-kalmaya-mahkum-m-kemal-ataturk-karabekir-1

kazim-karabekir-dini-ve-namusu-olanlar-kazanamazlar-dini-ve-ahlaki-olanlar-ac-kalmaya-mahkum-m-kemal-ataturk-karabekir-2

[4] no’lu dipnota dair… Uğur Mumcu’nun yayınladığı Karabekir’in hatıralarında, M. Kemal’in, “Dini ve ahlâkı olanlar aç kalmaya mahkûmdurlar. Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkûmdurlar” dediği görülüyor…

***

Arif Bey’in bütün rezaletlerine rağmen M. Kemal Atatürk tarafından CHP Eskişehir milletvekilliği ile ödüllendirilmesi, Karabekir Paşa’nın naklettiği sözlerin somutlaşmış halidir. Yani M. Kemal, Karabekir Paşa’ya bu sözleri söylemekle kalmamış, aynı zamanda bu ahlak anlayışını tatbik etmiştir.

M. Kemal’in yalnızca namuslu kadınlara sarkıntılık eden birini milletvekili yaptığını zannediyorsanız aldanıyorsunuz. O, kadın katili Recep Zühtü’yü bile CHP milletvekili yapmıştı.[5]

Evvelce M. Kemal’in ahlak anlayışına dair başka misaller de neşretmiştik. Cumhurbaşkanlığı makamında bir kadına striptiz yaptırdığı,[6] ve Türk kadınlarını Iran Şahı önünde soyundurduğuna[7] dair paylaşımlar bunlardan sadece ikisi.

Sizi bilmem, ama ben (Müslümanlığı ve Türklüğü bir kenara bıraktım) bir Insan olarak böyle bir ahlak anlayışını kabul etmiyorum, etmeyeceğim!

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Hasan Rıza Soyak (M. Kemal Atatürk’ün Genel Sekreteri), Atatürk’ten Hatıralar, Yapı Kredi Bankası Yayınları, Istanbul 1973, cild 2, sayfa 353.

Aynı sözler Bülent Demirbaş tarafından yayına hazırlanan Arif Bey’in hatıralarında da nakledilir. Bakınız;

Miralay Mehmet Arif Bey, Anadolu Inkılabı / Milli Mücadele Anıları (1919-1923), Yayına Hazırlayan: Bülent Demirbaş, Arba Yayınları, Istanbul 1987, sayfa 131, 132.

[2] O dönem Milletvekilleri M. Kemal tarafından belirleniyordu. Tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/08/06/cok-partili-sisteme-m-kemal-ataturk-ile-gecildi-yalani-tek-parti-rejimi-chp/

[3] Takvim Gazetesi, 25 Mart 2016.

[4] Kâzım Karabekir Anlatıyor, Yayına Hazırlayan: Uğur Mumcu, Tekin Yayınevi, Ankara 1993, sayfa 83-85.

[5] Kadın katilinin milletvekili yapıldığı hakkında tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2013/05/24/ataturkun-deli-raporlu-milletvekili-recep-zuhtu/

[6] Cumhurbaşkanlığı makamı olan Çankaya köşkünde striptiz yapıldığına dair bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2014/05/30/m-kemalin-cumhurbaskanligi-makaminda-striptiz-mi/

[7] Türk kadınlarının Iran Şahı karşısında soyundurulduğuna dair bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/19/kemal-ataturk-olmasaydi-baban-kim-olurdu-o-namusumuzu-kurtardi-diyenere-ithaf-olunur/

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Dr. Rıza Nur’un dürüstlüğü

Dr. Rıza Nur’un dürüstlüğü

*

dr-riza-nurun-durustlugu-dr-riza-nur-ataturk-dr-riza-nur-m-kemal

Hatıralarında M. Kemal’in gerçek yüzünü ifşa eden dönemin Eğitim Bakanı Dr. Rıza Nur…

***

Milli Mücadele’de Ankara’da kurulan ilk hükümetin bakanları 3 Mayıs 1920 Pazartesi günü Meclis tarafından seçildi. Bir oy farkla Eğitim Bakanı seçilen Dr. Rıza Nur, gözünü makam ve mevki hırsı bürümüşlere dürüstlük dersi vermiştir.

Bu seçime 137 kişi katılmış,[1] toplantıda bulunmayan Dr. Rıza Nur 43 rey (oy), rakibi Hamdullah Suphi Bey ise 60 rey aldıklarından çoğunluk sağlanamamış ve iki aday da seçilememişti. Ikinci oylamada Hamdullah Suphi Bey 66 ve Dr. Rıza Nur 42 oy aldıklarından yine hiçbiri çoğunluk sağlayamamış ve ertesi gün yapılan oylamada 64 salt çoğunluğa karşı 65 oy alan Dr. Rıza Nur, Eğitim Bakanı olmuştu.

Bu durumu öğrenen Sinop Milletvekili Dr. Rıza Nur Bey, 6 Mayıs’ta meclise gelip söz alarak kürsüye çıkmış, oylamanın üç kere yapılmasının kendisi hakkında bir tereddütün ifadesi olduğunu, son oylamada aldığı oy sayısının da bu kanaati pekiştirdiğini, salt çoğunluktan bir tek sayı fazla olan zayıf güvenoyunun anlamlı olduğunu, bu durumda seçimi kazananlara düşen görevin istifa etmek olduğunu, parlamenter düzenin bunu gerektirdiğini anlatarak istifa etmiş ve adaylıkta rakibi olan Hamdullah Suphi Bey’i methederek; “Hamdullah Suphi Bey, gerçekten bu işe layıktır. Onu tavsiye ederim.” demiştir. Buyrun, dürüstlüğüyle meclise damgasını vuran Dr. Rıza Nur’un bu konuşmasını Meclis tutanağından okuyalım:

“Efendiler, bendenizi Maarif (Eğitim) umuruna tâyin buyurmuşsunuz. Intihap (seçim) birinci rey (oy) itasında hâsıl olmamış, ikinci defasında yine olmamış, (balotaj) dedikleri surete düşmüş, üçüncü defada intihabolunmuşum. Bendeniz zaten çoktan beri bir vazife kabul etmemek için duruyordum. Bu fikirde ısrar ediyordum. Bazı teklife rağmen yine şimdi intihap vâki olmuş, fakat Meclisi Âlinin böyle, intihabı üç defada yapılmasını bendeniz hakkında bir tereddüt gibi telâkki ediyorum. (Hâşâ, estağfurullah, sadaları) Sonra efendim, üçüncü intihapda ekseriyeti mutlakadan pek zaif bir şey ile intihabolunmuşum. Halbuki bendeniz, usulü meşrutiyete pek riayetkarım; bu birçok meşruti memleketlerde daima vukubulur bir şeydir. Bâzı kabine erkânı itimat reyi aldıkları vakitte Meclisten böyle zaif bir ekseriyetle bir itimat alabilirler. Fakat onlara düşen vazife, itimadı zaif gördüklerinden dolayı istifa etmektir. Binaenaleyh bendeniz arkadaşların aflarını istirham ve mazur görmelerini rica ediyorum. Bunun için istifa ediyorum. (Kabul değil, sadaları) Yerime Hamdullah Suphi Bey hakikaten lâyıktır ve tavsiye ederim, cidden bu işi görmeye şayestedir. (Olamaz, olamaz hayır, sesleri).”[2]

*

dr. riza nur, m. kemal riza nur, riza nurun dürüstlügü, atatürk riza nur m. kemal.jpg

[2] ve [3] no’lu dipnotlarda bahsi geçen Meclis tutanağı… Dr. Rıza Nur ve Hamdullah Suphi Bey’in konuşmaları…

***

Bu konuşma üzerine kürsüye çıkan Hamdullah Suphi Bey, oylama sonucunun böyle oluşunun oyların iki adaya dağılmasından ileri geldiğini, yoksa Rıza Nur Bey’in çok daha fazla oya layık olduğunu belirterek; “Memleketimizdeki siyasi hayatta gerçekten iyi bir ün yapmış ve yurtseverliğini ispatlamış olan bu arkadaşımıza karşı yüksek meclisinize düşen bir görev vardır. Bu da, ona büyük bir çoğunlukla güven göstermektir.” demiş, Meclis Başkanı da Hamdullah Suphi Bey’in bu isteğini oya koymuş ve “Kabul, oybirliği ile kabul, yaşasın birlik” sesleri arasında, Rıza Nur Bey’e oybirliğiyle güven gösterildiğini açıklamış, o da bu durum karşısında bakanlık görevini kabullenmiştir.[3]

Dr. Rıza Nur’un bu dürüstlüğüne mukabil, gelin bir de M. Kemal’in anlayışına bakalım. M. Kemal’in kalemşörü Falih Rıfkı Atay, M. Kemal’in Erzurum Kongresi’ne reis olmasının dahi istenmediğini yazdıktan sonra aralarında geçen bir konuşmayı şöyle naklediyor:

“- (Falih Rıfkı) : Ya sizi Erzurum Kongresine reis yapmasaydılar?.. diye sormuştum.
Hiç düşünmeksizin:

– ‘Bir yenisini toplardık’ demişti.”[4]

Kongre üyelerinin kararına saygı duymak yerine, sırf kongre reisi olabilmek için, yeni bir kongre toplamaktan bahsediyor…

Gördünüz mü Hakimiyet-i Milliye’yi?

Işte dürüst Dr. Rıza Nur ile M. Kemal arasındaki temel fark budur. Böylesine dürüst olan bu adam mı hatıralarında yalan yazacak? Sırf hatıralarında M. Kemal’i tenkid etti diye Dr. Rıza Nur’a iftira atanların kulakları çınlasın… Gerçi bir yazımızda bütün bu iftiralara cevap vermiştik,[5] ama bunlar yine de anlamazlar. Kemalist ideoloji maalesef gözlerini kör etmiş.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Mahmut Goloğlu, Milli Mücadele Tarihi-III 1920 – Üçüncü Meşrutiyet, Iş Bankası Yayınları, Istanbul 2006, sayfa 182.

[2] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 1, cild 1, Içtima 12, sayfa 217. 6 Mayıs 1920.

[3] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 1, cild 1, Içtima 12, sayfa 217. 6 Mayıs 1920.

[4] Falih Rıfkı Atay, Çankaya, cild 1, Dünya Yayınları, Istanbul 1958, sayfa 112. (Sansürsüz baskı).

[5] Dr. Rıza Nur’a atılan iftiralara verdiğimiz cevap için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/28/dr-riza-nura-atilan-iftiralara-cevap/

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*