M. Kemal Atatürk’e göre Kur’an Vahiy değildir

M. Kemal Atatürk’e göre Kur’an Vahiy değildir

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

elmalili-hamdi-yazir-tefsiri-mehmet-akif-ersoy-kuran-meali-tefsiri-iade-etti-buhari-serif-sinan-meydan-6-camide-tc3bcrkce-kuran hafiz asim atatürk

M. Kemal Atatürk’ün “Islam’ın Türkleştirilmesi Projesi”ne dair gelişmeler dönemin gazete sütunlarında

***

M. Kemal, Meclis kürsüsünde “Gökten indiği sanılan kitaplar…”[1 a] demek suretiyle Kur’an-ı Kerim’in Allah Teala tarafından vahyedildiğine inanmadığını açıkça beyan etmiştir. 1930 yılında “Lise Tarih” kitabı için kaleme aldığı metinlerde bu düşüncesini daha tafsilatlı olarak görüyoruz:

“Kuran sureleri Muhammede açık semada peyda olmuş bir şimşek gibi günün birinde, birdenbire bir taraftan inmiş değillerdir. Muhammedin beyan ettiği sureler uzun bir devirde dinî tefekkürlerinin (düşüncelerinin) mahsulü olmuştur. Muhammet bu surelere birçok çalıştıktan ve tedkikler (incelemeler) yaptıktan sonra edebî bir şekil vermiştir.“[1 b]

Aynı hezeyana Islam düşmanı oryantalist Leone Caetani’nin “Islam Tarihi” isimli eserinde de rastlıyoruz. Esasen M. Kemal’in bu sözleri, sözkonusu kitabın mahsulüdür. Zira M. Kemal, Leone Caetani’den etkilenmiştir. Bu hezeyanlar, 1931 yılında Müslüman çocuklara okutulan “Tarih II. Ortazamanlar” adlı Lise Tarih kitabında da yer almıştır.[1 c]

Anlaşılan M. Kemal bir “yaratıcıya” inanmıyordu. Ona göre tabiat “herşeyden büyük” ve “her şey” idi.[2] Bu anlayışa göre Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin vahiy alması mümkün değildir. M. Kemal’in böyle düşündüğünü çok farklı bir kaynakta da görüyoruz. Bilindiği gibi, M. Kemal 1932 yılında ibadetleri Türkçeleştirmek için Hâfızlardan oluşan bir heyeti Dolmabahçe Sarayı’na davet ediyordu. Işte bu heyette bulunanlardan biri de Hâfız Âsım idi. Hâfız Âsım, Dolmabahçe Sarayı’na davet edildiği gece yaşadıklarını Ali Kemâlî Aksüt’e anlatmış ve bu hâtıralar Mehmed Akif Ersoy’un da uzun bir müddet başyazarlığını yaptığı Sebîlürreşâd dergisinde yayınlanmıştır.

Işte Hâfız Âsım’ın o gece başından geçenler (Ertuğrul Düzdağ’ın kaleminden) :

“Kur’ân nihayet serbest vezinde bir şiirdir. Allah tarafından vahyedilmiş olamaz. Muhammed’in kendi sözleridir…”

Hâfız Âsım Efendi, Dolmabahçe Sarayı’nın büyük salonuna girerken çok heyecanlıydı. Fakat tam içeri girdiği sırada kulağına gelen bu sözleri duyunca, dizlerinin titrediğini hissetti.

Genç Hâfız Âsım, güzel sesli, güzel yüzlü bir gençti. Musikî bilir, pek güzel Kur’ân tilâvet ederdi. Kendisini çok seven Mehmed Âkif, Mısır’a gitmeden önce, onu dinleyeme doyamazdı.

Birkaç gün önce de Beyazıt Câmii’nde Âkif’in meşhur “Gece” şiirini bir münâcât âhengiyle okumuş dinleyenleri coşturmuştu.

Gâzi Paşa ise o günlerde uzun zamandan beri düşünüp bir türlü tatbik edemediği yeni bir inkılâbın hazırlıklarını yapmakta idi. Namazda okunan Kur’ân’ın yerine Türkçe’sini koymanın yollarını arıyordu.

Bunun için, Dolmabahçe Sarayı’nda her gece kurulan meşhur sofrasında, hepsi zamanın seçkin aydınları olan davetlilerle bu meseleyi konuşuyor, onların bu konudaki tartışmalarını dinliyordu. Bu gecelerde, kendisine adı verilen meşhur hâfızları da saraya getirterek, onlara Türkçe Kur’ân okutmakta ve sofradakilerle birlikte dinleyerek bir karara varmaya çalışmakta idi.

Işte Hâfız Âsım’ın Beyazıt Câmii’ndeki okuyuşunun güzelliği de kendisine haber verilmiş ve onu da dinlemek üzere çağırmışlardı.

Hâfız Âsım’ın görünüşü ve edebli tavırları herkesin hoşuna gitmişti. Karşılarına oturttuktan sonra, “Türkçe Kur’ân hakkında ne düşündüğünü” sordular. Âsım, “Kendi bilgisinin bu hususta fikir yürütmeye yetecek seviyede olmadığını” tevâzu ile arzetti.

Bunun üzerine, “Bir tecrübe edelim” denilerek, kendisine “Isrâ” sûresinin tercümesi verildi ve Âsım, bütün dikkatini ve mahâretini sarfederek okudu. Yapacağı bir yanlışın, kasten yapıldığı zannedilerek, gazabı uyandıracağından korkuyordu.

Okumasını bitirdi. Herkes beğenmişti. Gerçekten güzel okumuştu. Fakat bu güzel ses ve üslûp, acaba Kur’ân’ın aslını nasıl okuyacaktı? Bunu merak ettiklerinden, Hâfız’a, “Haydi bakalım, şimdi sen de istediğin sûreyi, Arapça olarak oku” dediler.

O zamana kadar, kendisine gösterilen koltukta, herkes gibi oturan Hâfız Âsım, bu teklif üzerine, hemen vaziyetini düzelterek koltuğa çıktı ve diz çökerek oturdu. Fakat onun bu hareketi, Gâzi Paşa’nın keskin gözünden elbette kaçamazdı. Şehlâ bakışlarını Hâfız’a dikerek:

“-Kur’ân’ı Türkçe okurken ayaklarını uzatmıştı. Şimdi diz çöktü. Anlaşılıyor ki, önceki okuduğunu Kur’ân saymıyor!” dedi.

Âsım, ne diyeceğini şaşırmıştı, fakat “Yardımcısıdır doğruların Hazret-i Allah” diyerek:

“-Paşam, bu bir alışkanlıktır. Hareketimi düşünerek yapmış değilim. Fakat ne yalan söyleyeyim, kanaatim, söylediğiniz gibidir” cevabını verdi.

M. Kemal Paşa’nın bakışları yumuşadı. Bu mutaassıp câhil gence acıdığı anlaşılıyordu.

“-Herkes kanaatinde hürdür, elverir ki bu kanaatler samimî olsun, genç adam…” dedi.

Hâfız Âsım, herhangi bir seçim yapmadan, Kur’ân’ın o anda aklına geliveren bir yerinden okumaya başladı. Okuduğu “Hâkka” sûresiydi.

Bir miktar okuduktan sonra, kendisini sessizce dinlemekte olan sofradakilerin, huzursuz olup kıpırdadıklarını, birbirleriyle fısıldaştıklarını hissetti. Ne oluyordu?

Okuduğu âyetleri düşündü:

“…Innehu le-kavlu Resûlun kerîm ve mâ huve bi-kavli şâirin, kalîlen mâ tu’minûn ve lâ bi-kavli kâhinin kalîlen mâ tezekkerûn, tenzîlun min Rabbi’l âlemîn…”

Aman yâ Rabbi, ne yapmıştı? Neresini okumuştu:

“…O Kur’ân elbette şerefli bir Peygamber’in Allah’tan aldığı sözüdür. O, bir şâirin sözü değildir. Ne de az inanıyorsunuz? Bir kâhinin sözü de değildir. Ne de az düşünüyorsunuz? O, Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir…”

Gâzi Paşa’nın ayağa kalktığını görerek, sustu. Zaten okuyacak hâli kalmamıştı. Paşa’nın sinirlendiği anlaşılıyordu:

“-Bu hâfız, sâde hâfız değil, aynı zamanda diplomat. Bizim biraz evvel konuştuklarımızı muhakkak duydu. Şimdi Kur’ân’la bize cevap veriyor.”

Hâfız Âsım, korku ve endişe içinde idi. Titrek bir sesle kendisini müdafaa etmeye çalıştı:

“-Paşam, ben hâfızım ama Kur’ân’ın mânâsına maalesef vukufum yoktur. Bilmeyerek size karşı gelecek bir şey yapmışsam, bu benim eserim değil, ancak Allah’ın bir tecellîsidir.”

Az sonra Dolmabahçe Sarayı’nın ılık havasından 1931 kışının soğuğuna çıkmakta olan Hâfız Âsım Efendi, altı yüz sayfalık Kur’ân-ı Kerîm’in içinden çıkıp, ağzından dökülüveren âyetlere kendisi de şaşıyor; kimse görmeyeceği için, artık korkmadan rahatça bıraktığı gözyaşlarını silerken şöyle mırıldanıyordu:

“Kur’ân, kendisini müdâfaa ediyor!”[3]

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1 a,b,c] M. Kemal’in, “Gökten indiği sanılan kitaplar…” sözü, elyazıları ve Leone Caetani hakkında tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/24/m-kemal-ataturkun-gokten-indigi-sanilan-kitaplar-sozunu-savunanlarin-iddialarina-reddiye-cevap/

[2] M. Kemal’in tabiat inancı hakkında daha fazla malumat sahibi olmak isteyenler aşağıdaki bağlantıya tıklayabilirler;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/04/30/ataturk-ve-din-ataturk-ve-islam-ataturk-ateist-mi-kemal-ataturk-musluman-mi-ataturk-tabiata-mi-tapiyor/

[3] Aynen cereyan etmiş olan bu hâdiseyi, Hâfız Âsım Efendi’nin ağzından dinleyerek kaleme alan Ali Kemâlî Aksüt’tür. Bakınız; “Mustafa Kemal Paşa ve Kur’ân Tercümesi”, Sebîlürreşâd, cild 4, sayı 96, sayfa 328 ve devamı, Şubat 1951.

Ayrıca bakınız; M. Ertuğrul Düzdağ, Mehmed Akif Hakkında Araştırmalar, cild 2, 4. Baskı, Marmara Üniversitesi Ilahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, Istanbul 2014, sayfa 68-71.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Reklamlar

Elmalılı Hamdi Yazır’a Kur’an tefsirini M. Kemal Atatürk mü yaptırdı?

Elmalılı Hamdi Yazır’a Kur’an tefsirini M. Kemal Atatürk mü yaptırdı?

elmalili-hamdi-yazir-hakdini-kuran-dili-tefsiri-meali-atatc3bcrk-mc3bc-yazdirdi***

Bu konuyu daha önce “Atatürk, Elmalılı Hamdi Yazır’a Kuran tefsir ettirdi yalanı”

http://belgelerlegercektarih.com/2012/08/18/ataturk-elmalili-hamdi-yazira-kuran-tefsir-ettirdi-yalani/

başlığıyla açıklığa kavuşturmuştuk. Ancak Karabekir’in anılarında, M. Kemal’in bir Kur’an tercümesi yaptırmak istemesinden bahsedilmesi nedeniyle bazı arkadaşlarımızın kafası karışmış.

Ve şöyle bir sualle karşılaşıyorum:

Bu iddia Karabekir’in anılarında anlattıklarıyla çelişmiyor mu? Madem bu emir M. Kemal’den gelmedi, o halde neden bir Tefsir/meal yapılmasına dair bir takrir verildi, üstelik tam da M. Kemal’in de bir tercüme (meal) yaptıracağı bir dönemde?

Buna cevabımız şudur:

Evvela Tefsir ile Meal arasındaki farkın bilinmesi gerekir:

Tefsir, Kur’an ayetlerinin belirlenmiş usul ve kriterlere göre ne anlama geldiğini açıklamak, yorumlamaktır.

Meal ise, yorum ve açıklama yapılmaksızın Kur’an’ın doğrudan başka bir dile çevirilmesidir.

***

Meclis, hatalı tercümelerin önüne geçmek için Elmalılı’ya tefsir yazma vazifesi vermiştir, iyi de yapmıştır. Bu teklifi veren sarıklı vekiller büyük bir ihtimalle M. Kemal’in ehliyetsiz kişilere art niyetli olarak meal yaptırmak istediğini biliyorlardı. Ve bu çirkin projeyi baltalamak için bu adımı atmışlardı. Zira Karabekir, anılarında bu olayı anlatırken Konya vekili Vehbi hocanın şu şikayetine yer veriyordu:

“Ziyafete M. Kemal Paşa da, ben de davet edilmiştik. Vekillerden kimse yoktu. Hayli geç gelen M. Kemal Paşa Heyet-i Ilmiye’nin şimdiye kadarki mesaisi ile ilgili görünmeyeni “Kur’ân’ı Türkçeye aynen tercüme ettirmek” )arzusunu ortaya attı. Bu arzusunu ve hatta mücbir (zorlayıcı) olan sebebini başka muhitlerde (çevrelerde) de söylemiş olacaklar ki, o günlerde bana Şeriye Vekili Konya Mebusu Hoca Vehbi Efendi vesair sözüne inandığım bazı zatlar şu malûmatı vermişlerdi:

“Gazi M. Kemal, Kur’an-ı Kerim’i bazı islâmlık aleyhtarı züppelere tercüme ettirmek arzusundadır. Sonra da Kur’an’ın arapça okunmasını namazda dahi men ederek bu tercümeyi okutacak. O züppelerle de işi alaya boğarak aklınca Kur’ân’ı da islâmlığı da kaldıracaktır. Etrafında böyle bir muhit kendisini bu tehlikeli yola sürüklüyor.”

Yani M. Kemal’in bir meal (tefsir değil) yaptırmak istemesiyle, Meclisin de ondan bağımsız olarak bir tefsir/meal yapımı için takrir vermesi ayrı şeylerdir. M. Kemal, Karabekir’in anılarında da geçtiği üzere, Kur’an-ı Kerim’i “bazı islâmlık aleyhtarı züppelere tercüme ettirmek arzusundadır.” ve sonra “O züppelerle de işi alaya boğarak aklınca Kur’ân’ı da islâmlığı da kaldıracaktır.”

Acaba Elmalılı Hamdi Yazır ve Mehmed Akif Ersoy “islâmlık aleyhtarı züppeler” midirler?

Elbette hayır… O halde Meclis’in bu ehil zatlara verdiği vazife, M. Kemal’in “islâmlık aleyhtarı züppelere” yaptıracağı mealin önüne geçmek gayesine matuftu.

Karabekir’in anılarından devam edelim:

“Bazı yeni simalardan da bahş ettikleri gibi bu akşam da bu fikre mumaşaat eden (beraber olan) bazı kimseler görünce bu tehlikeli yolu önlemek için M. Kemal Paşa’ya şöyle cevap verdim:

– Devlet reisi sıfatıyla din işlerini kurcalamaklığınız içerde ve dışarıdaki tesirleri çok zararımıza olur. Işi alâkadar makamlara bırakmalı. Fakat, rastgele, şunun bunun içinden çıkabileceği basit bir iş olmadığı gibi kötü politika zihniyetinin de işe karışabileceği göz önünde tutularak içlerinde arapçaya ve dinî bilgilere de hakkıyla vakıf değerli şahsiyetlerin de bulunacağı yüksek ilim adamlarımızdan mürekkep bir heyet toplanmalı ve bunların kararına göre tefsir mi? Tercüme mi yapmak muvafıktır? Ona göre bunları harekete geçirmelidir.

– M. Kemal: Din adamlarına ne lüzum var? Dinlerin tarihi malûmdur. Doğrudan doğruya tercüme ettirmeli… gibi bazı hoşa giden bir fikir ortaya atılınca buna karşı şöyle konuştum:

– Müstemlekeleri (sömürgeleri) islâm halkıyla dolu olan bu milletler kendi siyasî çıkarlarına göre Kur’ân’ı dillerine tercüme ettirmişlerdir. Islam dinine ve arap diline hakkıyla vakıf kimselerin bulunamayacağı herhangi bir heyet bu tercümeyi, meselâ Fransızcadan da yapabilir. Fakat bence burada Maarif (Öğretim ve eğitim) programımızı tesbit etmek için toplanmış bulunan bu yüksek heyetten vicdanî olan din bahsinden değil ilim cephesinden istifade hayırlı olur. Kur’an’ın yapılmış tefsirleri var, lazımsa yenisini de yaparlar. Devlet otoritesini bu yolda yıpratmaktansa millî kalkınmaya hasr etmek daha hayırlı olur.

M. Kemal Paşa, beyanatıma karşı hiddetle bütün zamirlerini (içyüzünü) ortaya attı:

– M. Kemal: Evet Karabekir, arap oğlunun (haşa Peygamberimizin) yavelerini (saçmalıklarını / yalanlarını) Türk oğullarına öğretmek için Kur’ân’ı Türkçeye tercüme ettireceğim. Ve böylece de okutacağım. Ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler…

Işin bir Heyet-i Ilmiye huzurunda berbat bir şekle döndüğünü gören Hamdullah Suphi ve Ruşen Eşref:

– Paşam, çay hazır, herkes sofrada sizi bekliyor.. diyerek bahsi kapattılar.”[1]

Görüldüğü gibi Karabekir, “arapçaya ve dinî bilgilere de hakkıyla vakıf değerli şahsiyetlerin de bulunacağı yüksek ilim adamlarımızdan mürekkep bir heyet toplanmalı ve bunların kararına göre tefsir mi? Tercüme mi yapmak muvafıktır? Ona göre bunları harekete geçirmelidir.” demektedir. Oysa M. Kemal, tercümeyi (yani meal! Tefsir değil) din adamlarına yaptırmak istememektedir.

Karabekir’in anılarından hareketle M. Kemal’in Elmalılı Tefsiri’ni yaptırmadığının delillerini şöyle sıralayabiliriz:

1 – Anılarda, M. Kemal’in tefsire yanaşmadığı ve tercüme yani meal yaptırmak istediği geçiyor, oysa Elmalılı Hamdi Yazır’a verilen vazife “tefsir”dir.

2 – M. Kemal tercümenin din adamlarına değil, “islâmlık aleyhtarı züppelere” yaptırılmasını arzu ediyor. Halbuki Elmalılı Hamdi din alimidir.

Kısaca Elmalılı tefsirinin yazılmış olması, Kazım Karabekir Paşa’nın bu konuda M. Kemal’e karşı zafer elde ettiğini göstermektedir.

NOT: Şu anda piyasadaki Elmalılı meali, çok sonraları Elmalılı tefsirinden sadece ayet kısmı alınarak ortaya çıkmıştır.

Bu paylaşımı, “Atatürk, Elmalılı Hamdi Yazır’a Kuran tefsir ettirdi yalanı” yazımıza bugün itibarıyla eklemiş bulunuyoruz.

 

**********

 

KAYNAK:

[1] Kâzım Karabekir, Kâzım Karabekir Anlatıyor, Yayına Hazırlayan: Uğur Mumcu, Tekin Yayınevi, Ankara 1993, sayfa 93, 94.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Bir ayet kabul edilirken diğer bir ayet neden inkar edilir?

Bir ayet kabul edilirken diğer bir ayet neden inkar edilir?

neden-kurtulduk-diyorlar-kemal-atatc3bcrk-kurtulus-savasi-milli-mc3bccadele-o-olmasaydi-babaniz-kim-olurdu-serefsiz-neyzen-tevfik-siiri

***

Bakara Suresi’nin 183. Ayet-i kerimesinde Oruç tutmak bütün müslümanlara “Farz” kılınmıştır:

BAKARA SURESI
183 – “Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de **farz kılındı.** Umulur ki korunursunuz.”

ARAPÇA YAZILIŞI:
“Yâ eyyuhellezîne âmenû **kutibe aleykumus** sıyâmu (oruç) kemâ kutibe alellezîne min kablikum leallekum tettekûn.”

Başka bir ayette ise “dengi bir ceza” demek olan “kısas”, yani bu durumda “katilin katli”; farz kılınmıştır:

BAKARA SURESI
178 – “Ey iman edenler! Öldürmede kısas size **farz kılındı**. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın. Ama her kim, ölenin kardeşi tarafından bir şey karşılığı bağışlanırsa, o zaman örfe uyması, ona diyeti güzellikle ödemesi gerekir. Bu, Rabbiniz tarafından bir hafifletme ve bir rahmettir. Her kim bunun arkasından yine saldırırsa, artık ona acı veren bir azab vardır.”

ARAPÇA YAZILIŞI:
“Yâ eyyuhellezîne âmenû **kutibe aleykumul** kısâsu (kısâs) fîl katlâ el hurru bil hurri vel abdu bil abdi vel unsâ bil unsâ fe men ufiye lehu min ahîhi şey’un fettibâun bil ma’rûfi ve edâun ileyhi bi ihsân, zâlike tahfîfun min rabbikum ve rahmeh, fe meni’tedâ ba’de zâlike fe lehu azâbun elîm.”

***

Peki bir ayeti kabul edenler, diğer ayete neden karşı çıkıyorlar?

Izah edeyim;

Sözkonusu ayeti uygulamadan kaldıran M. Kemal’i savunmak için…

Peki neden M. Kemal’i savunma ihtiyacı hissediyorlar?

Çünkü kendilerine onun “kurtarıcı” olduğu empoze edildiği için…

Peki neden onlara M. Kemal’in “kurtarıcı” olduğu yaklaşık bir asırdır empoze edildi?

Cevabını yine ben vereyim;

Bu ayetleri kaldırırken, oluşacak tepkileri önlemek, en azından asgariye indirebilmek için.

Peki bu ayetleri M. Kemal, yani bizden “sanılan” biri değil de doğrudan “Ingilizler” uygulamadan kaldırsaydı ne olurdu?

Hiç laf ebeliği yapmaya gerek yok;

Bu millet er ya da geç onları doğduklarına pişman ederdi.

Işte bu gerçeği bildikleri için böyle bir hileye başvurdular.

Aynı oyunu Amerika’da da oynamışlardı. Oradaki “kurtarıcı” ise düşmanı “sözde” kovup “Bağımsızlık Savaşı”nı kazanan (mason) “George Washington”du.

Anlaşılan bazı gizli güçler, bir toplumu kendi istekleri doğrultusunda yönetmek için evvela onların ülkesini işgal ediyorlar, sonra da kendilerinden olan ancak o toplumdan “sanılan” birini “kurtarıcı” rolüyle sahneye çıkarıp kendilerini ona mağlup ettiriyor ve akabinde de çekip gidiyorlar. Böylece toplumun itimadını kazanan “kurtarıcı” şahıs eliyle onları istedikleri gibi yönetiyorlar.

Yani kaleyi içten fethediyorlar…

Kaleyi içten fethettikleri an, işte o “çekip gittikleri an”dır…

Mağlubiyetin değil galibiyetin ilanıdır.

Özgürlüğüne kavuştuğunu zanneden halk için ise; esaretin başlangıcıdır.

***

Bu konuyla alakalı olarak tavsiye ettiğimiz benzer konularımız:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/05/seriat-hukumleri-ve-hikmetleri-kisas-katilin-hukmu/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/08/11/turkiyede-laik-sistemden-dolayi-uygulanamayan-bir-ayet/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/28/neden-musluman-milletin-basina-sapka-gecirmek-istediler/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/12/10/m-kemal-ataturkun-ingiliz-istihbarati-ile-gizli-iliskisi-desifre-oldu/

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Kadir Geceniz Hayırlı Olsun

Kadir Geceniz Hayırlı Olsun

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

gökten indigi sanilan kitaplar

***

M. Kemal:

“Gökten indiği sanılan kitaplar”

***

Kadir Suresi 1-2. (Elmalılı Hamdi Yazır Meali) :

“Biz o (Kur’ân)nu Kadir gecesinde indirdik.

Kadir gecesinin ne olduğunu sen nereden bileceksin?”

***

Kadir Gecesi dileklerimizi, isteklerimizi Allaha arz etmek için de değerli bir fırsattır. Kadir Gecesi, Allahın rahmet ve bağışlanmasının sağanak halinde yeryüzüne indiği, dileyen her müminin armağanlara gark ettiği bir gecedir. Hepimize hayırlı olsun.

Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam şöyle buyurdu:

“Kim inanarak, sevabını ancak Allah’tan bekleyerek Kadir Gecesinde kıyam üzere olursa (uyanık kalıp ihya ederse) geçmiş günahları affedilir.” (Buhari, Siyam: 71, ıbni Mâce, Dua.)

Bu gecede nasıl dua edelim?

Bunu da Hazret-i ÂiŞe (r.a.) vasıtasıyla yine Peygamberimizden, öğrenelim:

“Dedim ki, ‘Yâ Resulallah, Kadir Gecesine rastlarsam nasıl dua edeyim?’

Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam “Allahümme inneke afüvvün tuhibbü’l-afve fa’fu annî (Allah’ım, Sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affeyle) dersin’ buyurdu.”

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

.

Acaba bu Ayetler, M. Kemal Atatürk’ün Islam aleyhinde yaptıklarını bize haber mi veriyor?

Acaba bu Ayetler, M. Kemal Atatürk’ün Islam aleyhinde yaptıklarını bize haber mi veriyor?

Yanlış anlaşılmalara sebebiyet vermemek için bir açıklama yapmak istiyorum… Yazdıklarım, “Ayetlerin tefsiri budur” anlamına gelmiyor, yalnızca başka bir bakış açısıyla bakmaya çalıştım.

**********

– 18 ocak 1932 tarihinde derviş paşanın kabri başında ilk Türkçe mersiye okunmuştu

– 22 ocak 1932 tarihinde Yerebatan Camii’ne gelen hafız yaşar Türkçe Kur’an ve ardından Türkçe dua okumuştur…

– Sıra Türkçe hutbeye geldiğinde ise tarihler, 5 şubat 1932’yi, yani Ramazan ayının son Cuma gününü göstermektedir. Istanbul Süleymaniye Camii’nde okunacak Türkçe hutbe içinse, hafız Sadettin Kaynak seçilmiştir…

Hafız Sadettin Kaynak, minbere çıkmadan önce de M. Kemal’e, “sarık saracak mıyım?” diye sorduğunda şu karşılığı alır:

“Kat’iyyen sarık istemem. Sarığı bırak, işte bu gece giymiş olduğun elbise ile başı açık ve fraklı olarak git..fakat hava soğuktur palto giyebilirsin.”

Hafız Sadettin Kaynak fraklı, başı açık olarak çıktığı minberde, M. Kemal tarafından da onaylanan o meşhur hutbesini, “ey ulu tanrı…” ifadesiyle okumaya başlar…

Hutbe’de okunan Ayetler ise, adeta M. Kemal’in Islam aleyhinde uyguladıklarını bizlere ihbar eden Ayetlerdir sanki: Bakara Suresi 11, 12, 13…

Bakara Suresi’nde geçen bu Ayetleri, 8. Ayet’ten başlayarak 18. Ayet’e kadar olan kısmı buraya ekliyorum…

*

Acaba bu Ayetler size “kimleri” hatırlatıyor:

Bakara Suresi

8 – İnsanlardan öyleleri de vardır ki, inanmadıkları halde, “Allah’a ve ahiret gününe inandık.” derler.

9 – Allah’ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar. Halbuki sırf kendilerini aldatırlar da farkına varmazlar.

10 – Kalplerinde hastalık vardır. Allah da onların hastalığını arttırmıştır. Yalan söylemelerine karşılık onlara elem verici bir azab vardır.

11 – Hem onlara: “Yeryüzünde fesat çıkarmayın.” denildiğinde: “Biz ancak ıslah edicileriz.” derler.

12 – İyi bilin ki, onlar ortalığı bozanların ta kendileridir, fakat anlamazlar.

13 – Onlara: “İnsanların (müslümanların) inandığı gibi inanın.” denilince, “Biz de o beyinsizlerin inandığı gibi mi inanacağız?” derler. İyi bilin ki, asıl beyinsiz kendileridir fakat bilmezler.

14 – Onlar iman edenlere rastladıkları zaman: “İnandık” derler. Fakat şeytanlarıyle yalnız kaldıkları zaman: “Biz, sizinle beraberiz, biz sadece (onlarla) alay ediyoruz.” derler.

15 – (Asıl) Allah onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde serserice dolaşmalarına mühlet verir.

16 – İşte onlar o kimselerdir ki, hidayet karşılığında sapıklığı satın aldılar da, ticaretleri kâr etmedi, doğru yolu da bulamadılar.

17 – Onların durumu, bir ateş yakanın durumu gibidir. (Ateş) çevresini aydınlatır aydınlatmaz Allah onların (gözlerinin) nurlarını giderdi ve onları karanlıklar içinde bıraktı, artık görmezler.

18 – (Onlar) sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (hakka) dönmezler.

**********

Şimdi gelelim tahlile…

(a) Acaba M. Kemal, halka yaptığı konuşmalarında; “Allah’a ve ahiret gününe inandım” demiyor muydu? Sonra kendi eli ile yazdıklarında ise bunları inkar etmiyor muydu?

Halka; Allah’a inandığını söyleyip, kendi şeytanı ile baş başa kalınca şöyle demiyor muydu;

“Tabiatın herşeyden büyük ve herşey olduğu anlaşıldıkça tabiatın çocuğu olan insan kendinin de büyüklüğünü ve haysiyetini anlamaya başladı.”

Ve yine halka “ahiret gününe inandığını” söyleyip, kendi şeytanı ile baş başa kalınca şöyle demiyor muydu;

“Gökten indiği sanılan kitaplar…” veya;

“Artık Türk, cenneti değil, eski, hakiki büyük Türk cedlerinin mukaddes miraslarının son Türk ellerinin müdafaa ve muhafazasını düşünüyordu.”

Veya M. Kemal, Madam Corinne’e gönderdiği mektupta Gaziliğe ve Şehitliğe inanmadığını yazmıyor muydu?

NOT: (8 ve 14 numaralı Ayetlere bakınız…)

***

(b) Acaba M. Kemal, Alimleri asıp, keserken ve şapka zulmü yaparken; “ben medeniyet getiriyorum, geri kalmışlığa karşıyım” demiyor muydu? Akıllarınca “ıslah edici” rolüne bürünmüyorlar mıydı? “Bizi kurtardı” denmiyor muydu?

NOT: (11 ve 12 numaralı Ayetlere bakınız…)

***

(c) Acaba M. Kemal, başta Kuran okuyanlar olmak üzere müslümanlara şöyle demiyor muydu;

— “Kuran’ı ezberlemekten beyinleri sulanmış hafızlar”

— “Muhammedin (sav.) dinini kabul edenler kendilerini unutmaya mecburdurlar”

— Dini ve namusu olanlar aç kalmaya mahkumdurlar”

— “Evet Karabekir, Arapoğlu’nun yavelerini (uydurmalarını) Türk oğullarına öğretmek için Kuran’ı Türkçe’ye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım, ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler”

— “Din dediği şey, bilinmeyen inanç dizgelerine ve gizle karışık emellere kör bağlılıktan başka birşey değildir.”

Dolayısıyla müslümanlara “yobaz”, “gerici” yani “beyinsiz” demek istemiyor muydu?

NOT: (13 numaralı Ayete bakınız…)

***

(d) Allah, M. Kemal’e “mühlet” verdi mi?

15 yıl saltanat sürdü. (1923 – 1938.)

NOT: (15 numaralı Ayete bakınız…) 15 no’lu ayet ve 15 yıllık mühlet…

***

(e) Acaba M. Kemal’in “sol gözü arızalı” yani (kör) ve Ismet Inönü “sağır” değil miydiler? Kuran’ı (ibadette), Rabbimizin vahyettiği dil olan Arapça ile değil de Türkçe okuyan o hafızlar; “Haksızlık karşısında susan dilsiz Şeytandır” Hadis-i Şerifine muhatap olmadılar mı? Dolayısıyla “dilsiz” olmadılar mı? Veya 5 vakit namaz kıldığı bilinen “kuzu” lakaplı Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın her biri dine darbe indirmek için yapılan inkılaplara “sessiz” kalması onu “dilsiz şeytan” yapmadı mı?

NOT: (18 numaralı Ayete bakınız…)

***

Allah alîm ve hakîmdir (her şeyi bilir, tam hüküm ve hikmet sahibidir).

**********

KAYNAKLAR:

M. Kemal’in söylediği sözler için bakınız: M. Kemal atatürkün El Yazıları Medeni Bilgiler, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara.

Kazım Karabakir’e söyledikleri için de bakınız: Kazım Karabekir Anlatıyor, yayına Hazırlayan: UĞUR MUMCU, 5. Basım, Tekin Yayınevi, sayfa 94.

M. Kemal’in Madam Corinne’e yazdığı mektup için bakınız:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/07/m-kemal-ataturk-ayetle-alay-mi-ediyor-ataturkun-madam-corinnee-yazdigi-mektup/

***

M. Kemal Atatürk’ün ne zaman Islami söylemlere başvurduğu hakkında bir Analiz

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/13/m-kemal-ataturkun-ne-zaman-islami-soylemlere-basvurdugu-hakkinda-bir-analiz/

**********

Kadir Çandarlıoğlu

**********

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Kemal Atatürk’ün eseri: Kuran ve Ezan’ın yasaklanması

Kemal Atatürk’ün eseri: Kuran ve Ezan’ın yasaklanması – 1 

Kurtuluş Savaşı sonrası, 3 Mart 1922 de, Büyük Millet Mecılsi’nin üçüncü toplanma yılını açış konuşmasında, Mustafa Kemal, sözü camilere getirdi. Burda Türkçe Ezan ve Kaemat gerçekleştireceği işaretini verdi.[1]

1924 Yılında Cumhuriyetin en büyük laik aşaması yapıldı: Halifelik kaldırıldı. Dolayısıyla Şeriye ve Evkaf Vekaletleri de (Osmanlı’da kanunların şeriata uygunluğunu denetleyen bakanlık/Şeyhül Islamlık) kalkıyordu.

3 Mart 1924 tarihli kanunun birinci maddesi, Türkiye Cumhuriyetinde halkla ilgili bütün işlemlerin yürütülmesini Türkiye Büyük Millet Meclisi ve hükümete bırakıyordu. Ancak dinsel sorunları halledebilmek için Başbakanlığa “bağlı” Diyanet Işleri Reisliği kuruldu. Camiler, medreseler, tekke ve zaviyelerin idaresi[2], imam, hatip vaiz, şeyh, müezzin ve kayyumların atanmaları, il ve ilçelerdeki müftülük örgütleri de bu kuruluşa bağlandı. Diyanet Işleri Reisliğinin bir de Danışma Kurulu vardı.

Amacı “Cumhuriyet ve laikliğe hizmetti”. Bu kurul, ezan ve salatın Türkçeleştirilmesi, hutbelerin Türkçe okunmasını ele aldı. Ayrıca, hutbelerin konularının siyasi, sosyal, askeri, mali içtimai ve iktisadi sorunları kapsamalarının da üzerinde duruldu.[3]

(Yani Diyanet dini laikliğe uydurmak ile görevli kılındı.)

1928’de Latin harflerinin alınması sırasında izinsiz olarak okul ya da kurs açılarak Arapça öğretilmesi yasaklandı. Bu yaklaşım, aynı yıl devletin bir dini olduğu maddesinin Anayasa’dan çıkarılmasıyla devam etti.

Diyanet Işleri Reisi Rıfat Börekçi zamanında alınan bir kararla Kur’an-ı Kerim’in Türkçe’ye çevrilmesini takiben namazların Türkçe olarak eda edilmesi uygulamasının başlatılacağı ve diğer Kur’an-ı Kerim’lerin satışlarının men edileceği açıklanmıştı. Diyanet Işleri’nin yetki alanındaki bu değişiklikleri hazırlama görevi Ilâhiyat Fakültesi’ne verilmişti.[4]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Vatan gazetesi, 13 Haziran 1922.

[2] Tekke ve Zaviyeler, 2 Eylül 1925 tarihli kararnamelerle kapatıldı (T.C. Tarihi, 4. Cild, sayfa 238.)

[3] Osman Ergin, Maarif Tarihi, 1. Cild, sayfa 243.

[4] Cihan Aktaş, [1991] 2005, Tanzimat’tan 12 Mart’a Kılık-Kıyafet ve Iktidar, Istanbul, Kapı Yayınları, sayfa 228, 229.

 

******************************

******************************

******************************

 

Kuran ve Ezan’ın yasaklanması – 2

“M. Kemal Atatürk’ün kurduğu ülkede dinimizi yaşayabiliyoruz” diyenlere kapak olsun. (Kur’an okutmak bile yasaktı)

***

4 Ocak 1932 tarihinde yayınlanan bir talimatnamede; Harf Devrimi Kanunu’na aykırı olarak Arap harfleriyle eğitim yapmak için gizli veya aleni dershane açanların ve bu dershanelerde eğitim verenlerin, Türk Ceza Kanunu’nun 526’ıncı maddesi gereğince üç aya kadar hafif hapis veya 10 liradan 200 liraya kadar hafif para cezası ile cezalandırılacağı belirtilmiş.[1]

1 Kasım 1935 ve 30 Kasım 1936 tarihleri arasında çeşitli illerde 35 kişi gizli bir surette Arap harfleri ile tedrisat (öğretim) yapmak suçundan yakalanıp adliyeye sevk edilmişlerdir.[2]

1937 yılında Gaziantep’te 50 yaşlarındaki bir kadının kendi evinde gizlice eski usül Arap harfleri ile çocuk okuttuğu haber alınmış ve suçüstü (!) yakalanarak, aramada ele geçen kitaplarla birlikte mevcuden mahkemeye sevk edilmiştir.

Ele geçen ve M. Kemal’in döneminde “suç” teşkil eden kitaplar ve bazı eşyalar ise şunlardır:

3 adet Mevlüt, 5 Tebareke Cüz’ü, 25 Amme Cüz’ü*, 1 Kadesemiallah, 7 Kur’an-ı Kerim, 10 Elif Cüz’ü, 2 Minder, 1 sıra, 1 sopa.[3]

Benzer şekilde, Arapça namaz sûresi okutmak veya Arapça tedrisatta (öğretimde) bulunmak suçundan 1938 yılı içerisinde; Çankırı’da bir şahıs[4], Kastamonu’da bir kadın,[5] Isparta’da muhtelif şahıslar,[6] Bursa’da bir şahıs,[7] Rize’de,[8] Erzurum’da[9] ve Çorum’da[10] bazı şahıslar hakkında işlem yapılmıştır.

Kayseri’de Bedestan Camii’nde 16 yaş üstü gençlere hafızlık dersi veren Nurioğlu Mehmet, Arap harfli kitapları kullandığı gerekçesiyle tutuklanarak mahkemeye sevk edilmiştir.[11]

Teyyare Ş ehitlerini anma merasimi sırasında Posof Kaymakamı’nın Arapça dua ettirilmesine müsaade etmesi üzerine söz konusu kaymakam bu hareketinden dolayı uyarılmıştır.[12]

1936’da kahvehanelerde radyodan Kur’an dinlenmesi bile yasaklanmıştır.[13]

***

*Amme Cüz’ü: Namaz Sureleri denilen kısa Sureleri içinde bulunduran Kur’an-ı Kerim’in son 20 sayfasına verilen isimdir.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Halim Alyot, Türkiye’de Zabıta, Tarihi Gelişim ve Bugünkü Durum, Kanaat Basımevi, Ankara, 1947, sayfa 937.

[2] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Ankara, Dosya. 13217–11, Kardeks 1964; Dâhiliye Vekâletinin (Içişleri Bakanlığının) Maarif Vekâletine (Eğitim Bakanlığına) yazdığı 12.1.1937 tarih ve 368 sayılı yazı.

[3] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–3, Kardeks 596; Gaziantep Valiliğinin Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) yazdığı 31.12.1937 tarih ve 1481 sayılı yazı.

[4] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–3, Kardeks 595; Çankırı Valiliğinden Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 3.1.1938 tarih ve 21 sayılı yazı.

[5] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–5, Kardeks 597; Kastamonu Vali Vekili N. A. Keskin imzası ile Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 10.1.1938 tarih ve Em.1/37 sayılı yazı.

[6] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–8, Kardeks 906; Isparta Valiliğinden Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 10.1.1938 tarih ve 26837/48 sayılı yazı.

[7] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–12, Kardeks 287. Bursa Valiliğinden Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 20.1.1938 tarih ve 175 sayılı yazı.

[8] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–13, Kardeks 3109; Rize Valiliğinden Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 29.1.1938 tarih ve 1087 sayılı yazı.

[9] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–15, Kardeks 3118; Dâhiliye Vekâleti (Içişleri Bakanı) Şükrü Kaya imzasıyla Maarif Vekâletine (Eğitim Bakanlığına) gönderilen 21.2.1938 tarih ve 7872 sayılı yazı.

[10] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–14, Kardeks 3119; Dâhiliye Vekâleti (Içişleri Bakanı) Şükrü Kaya imzasıyla Adliye ve Maarif Vekâletlerine (Adalet ve Eğitim Bakanlığına) gönderilen 25.2.1938 tarih ve 8778 sayılı yazı.

[11] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA.), CHP Kataloğu, Nr: 490.01, Yer No: 590.38.1, belge no: 88.

[12] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA.), CHP Kataloğu, Nr: 490.01, Yer No: 590.38.1, belge no: 79.

[13] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA.), CHP Kataloğu, Nr: 490.01, Yer No: 590.39.1, belge no: 33.

 

******************************

******************************

******************************

 

Kuran ve Ezan’ın yasaklanması – 3

Haşa Kur’an; mikrop mu? Okuyalım – paylaşalım

Ikinci bölümde M. Kemal Atatürk döneminde Kur’an’ın (haşa) “suç” sayılan eşyalar arasında zikredildiğini ve Kur’an öğreten bazı şahıslar hakkında işlem yapıldığını yazmıştık. Inönü döneminde de benzer “suçları” işleyen şahıslar hakkında işlem yapılmaya devam edilmiştir.

1939 yılında Erzurum’un köylerinde[1] bazı şahıslar yakalanarak adliyeye sevk edilmişlerdir. Içişleri Bakanı, 3’üncü Umumi Müfettişliğine gönderdiği bir yazıda, çocuklara Arapça tedrisat (öğretim) yaptıranlarla ilgili olarak “kanunlarımıza ve rejime aykırı olan bu vak’a faillerinin fenalıklarını yerinde bastırmak ve `sari mikroplar´ gibi yurda dağıtmamak başlıca esastır. Binaenaleyh Halk Partisi ve evleri cihazı ile harekete geçilerek bu kötü propagandalar önlemek ve kötüleri adaletin pençesine vermek lazımdır. Bu yoldaki iyi çalışmalarınızı memnuniyetle takip ediyorum.”[2] sözleriyle görevlileri uyarmıştır.

Ancak bu uyarıya rağmen Arapça tedrisat (öğretim) yaptıran birçok insan yakalanarak adliyeye sevk edilmiştir. Urfa’da dükkânında Arapça harflerle basılmış Elifba, Amme, Tebareke cüzleri satan bir şahıs,[3] Giresun’da Arapça tedrisat yaptıran şahsın yanı sıra kanuni vazifesini yapmamaktan muhtar ve ihtiyar heyeti üyeleri,[4] Konya’da bir köyimamı,[5] Rize’de bir mahalle imamı[6] adliyeye sevk edilerek muhtelif cezalara çarptırılmışlardır.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–146, Kardesks 26563; Erzurum Valisi Hilmi Balcı imzasıyla Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 2.3.1939 tarih ve Em.430/159 sayılı yazı.

[2] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–148, Kardeks 26602; Dâhiliye Vekâletinden 3’üncü Umumi Müfettişliğine gönderilen 24.1.1939 tarih ve 6647 sayılı şifre.

[3] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13219–107, Kardeks 27219; Urfa Valisi Kazım Demirer imzasıyla Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 5.2.1940 tarih ve Ş.1.3–151 sayılı yazı.

[4] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13219–103, Kardeks 26941; Giresun Valisi Muhtar Akman imzasıyla Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) 17.7.1940 tarih ve 379 sayılı yazı.

[5] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–102, Kardeks 22892; Konya Valisi Nizamettin Ataker imzasıyla Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 5.4.1940 tarih ve Ş.I.509 sayılı yazı.

[6] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–133, Kardeks 26572; Rize Valisi Hüsnü Uzgören imzasıyla Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 6.10.1941 tarih ve 2681 sayılı yazı.

 

******************************

******************************

******************************

 

Kuran ve Ezan’ın yasaklanması – 4

(Kur’an öğretmek yasak… Kasketleri ters giymek bile yasak, aman Ya Rabbi bu ne yobazlık.)

Bu tür olayların artması üzerine Diyanet Işleri Reisi M. Şerafettin Yaltkaya 1942 yılında Istanbul Müftülüğü’ne bir yazı göndererek bu tür faaliyetlerin yasak olduğunu belirtmiştir:

“Bazı Kur’an öğreticilerinin ilk tahsil çağındaki çocukları kursa devam ettirdikleri istihbar edilmiştir. Bu gibi usulsüz hareketlere meydan verilmemesi lüzum ehemmiyetle beyan olunur.”[1]

Polisin takip ettiği bir diğer konu ise, kadınların peçe, çarşaf ve peştamal giymesinin yasaklanması olmuştur. 1935 yılında Içişleri Bakanlığınca yayınlanan bir tamimle bu giysilerin giyilmesinin yasaklandığı bildirilerek kolluk kuvvetlerinin gerekli tedbirleri alması istenmiştir.[2] Bu yasak Inönü döneminde de devam etmiş ve Emniyet Umum Müdürlüğü, 1940 yılında `Medeni kıyafete aykırı kisve taşıyanlar hakkında´ bir emir[3] yayınlayarak, devrimlere aykırı ve belli bir maksada yönelik olarak kasketlerini ters giyen erkekler ile peştamal giyen, yüzünü örten, peçe takan kadınların takip edilip bunlara müsaade edilmemesini istemiştir.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] 19.8.1942 tarih ve 3254 sayılı yazı. Bkz.: Sadık Albayrak, Türkiye’de Din Kavgası, Istanbul, Şamil Yayınevi, 1984, sayfa 34.

[2] Içişleri Bakanının imzası ile Umumi Müfettişliklere ve Valiliklere gönderilen 22.7.1935 tarih ve 6936 sayılı yazı, Belge No: 13216-7/1, bkz., 150’likler, Kubilay Olayı, Çarşaf-Peçe-Peştemalla Örtünme Sorunları: Polis Arşiv Belgeleriyle Gerçekler, Polis Dergisi, Yayın No: 129, Eminyet Genel Müdürlügü (EGM) Yayınları, Ankara, 1998, sayfa 89, 90.

[3] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından illere gönderilen 20.4.1940 tarih ve EUM- Ş.I.C.18007 sayılı genelge, D.13216–7.

 

******************************

******************************

******************************

 

Kuran ve Ezan’ın yasaklanması – 5

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

***

(Fotoğraflar: Birinci fotoğraf 1 no’lu dipnota dair Gazete haberi, ikinci fotoğraf ise [6] no’lu dipnota dair belgedir)

***

(M. Kemal Atatürk döneminde; “Allahu Ekber” diye “tekbir” getirmek yasaktı)

Türkçe ezan-kamet uygulaması daha ilk günlerden itibaren çeşitli direnmelerle karşılaşmıştır. Bu uygulamaya ilk kitlesel tepki 1 Şubat 1933’te Bursa’da görüldü. Bir grup halk sokağa dökülerek valilik önünde gösteri yaptı. Olaya çok sert tepki gösteren M. Kemal Atatürk bizzat Bursa’ya gitti.[1] Olaydan sonra Nakşibendî şeyhi Kozanlı Ibrahim yakalanarak ağır bir cezaya çarptırıldı. Güvenlik kuvvetleri, bazı kişileri tutukladı, ihmali görülen memurlara işten el çektirildi.[2]

Bursa’da Ezan-ı Muhammedi’nin yasaklanmasını protesto eden 19 kişi hapis cezasına mahkum edildiler. Cumhuriyet Gazetesi bu haberi, “19 yobaz hapis cezasına mahkum edildiler” manşetiyle okuyucularına duyurmuştur.[3]

[3] no’lu dipnot ile ilgili… Işte Cumhuriyet Gazetesinin söz konusu manşeti

***

Kendilerini “Müslümanım ama Atatürkçüyüm” diye tanımlayanların, “Atatürk olmasaydı Ezan-ı Muhammedi olmayacaktı” yönündeki iddialarına bakacak olursak, bu kardeşlerimiz de bizim gibi Ezan-ı Muhammedi’nin yasaklanmasına karşıdırlar. Ancak Atatürk döneminde yasaklandığından haberleri bile yok. O dönemde yaşamış olsalardı, kendilerine de “yobaz” denilecekti… Hatırlatalım istedik. Inşaallah artık gerçekleri görürler.

Devam edelim…

Bundan sonraki süreçte ezann Türkçe okunması için çok sıkı tedbirler alınmasına rağmen ülkenin bazı yerlerinde fedakar ve cefakar insanlar ezanı yine Arapça okumaya devam ettiler, fakat çeşitli cezalara çarptırılmaktan da kurtulamadılar.

Emniyet Genel Müdürlüğü arşiv kayıtlarında ve basın organlarında hakkı haykıranlar hakkında yapılan işlemlerle ilgili birçok olaya rastlamak mümkündür. Ilk uygulamaya geçildiği tarihten itibaren yani M. Kemal Atatürk’ün döneminde başlayan yasak karşıtı eylemlerden ötürü birçok insan hakkında işlem yapıldığı görülmektedir.

Örneğin, Isparta’da Uzun oğlu Ahmet Usta’nın evinde okutulan bir mevlit esnasında “Arapça tekbir” alan Hilmi Alâeddin isimli şahıs adliyeye sevk edilmiştir.[4]

Bayburt ilçesi Ulucami müezzini hasta olması dolayısıyla 15 Şubat 1938 günü sabah namazına gelen cemaatten mezkûr ilçeden Şükrü Yıldız, Arapça ve Türkçe karışık olarak kamet getirdiğinden dolayı savcılığa şikâyet edilmiştir.[5]

Yine M. Kemal Atatürk döneminde Kırşehir’de “Allahu Ekber” şeklinde tekbir alan bir müezzin hakkında işlem yapılıp Adliyeye teslim edildiği 10.1.1936 tarihli bir resmi belgede görülmektedir:

“10.1.1936 gün ve 3/14 sayılı yazıya:

Kırşehir vilayetinin Kaman nahiyesinde arapça tekbir (yani: “Allahu Ekber”) alan müezzin Yusuf oğlu Hüseyin hakkında yapılan incelemede bilmeyerek tekbiri Arapça okuduğu anlaşılmış ve Adliyeye teslim edilmiş olduğu vilayetin bildirisinden anlaşılmıştır.

Saygılarımla arz ederim.

Başvekalete, Riyaseticumhur Umumi Katipliğine de sunulmuştur.

Dahiliye Vekaleti Vekili

(Imza)” [6]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Hadiseyi manşetten duyuran dönemin Vakit Gazetesi.

[2] Ilhami Soysal, “Mezhepler Tarikatlar”, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, Cilt 5, Iletişim Yayınları, Istanbul, 1983, sayfa 1366.

[3] Cumhuriyet Gazetesi, 5 Mayıs 1933.

[4] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–13, Kardeks 3109; Isparta Valiliğinden Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 6.1.1938 tarih ve 26426/12 sayılı yazı.

[5] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217-17, Kardeks 3111; Gümüşhane Valisi N. M. Tosun imzasıyla Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 18.2.1938 tarih ve Em.I-47 sayılı yazı.

 [6] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA), 490 01/590 38 1 (Belge için ikinci fotoğrafa bakınız).

 

******************************

******************************

******************************

 

Kuran ve Ezan’ın yasaklanması – 6

(Mücahidlerimiz bütün cezai yaptırımlara, tehditlere, baskılara ve sindirmelere rağmen “ALLAH” ismi şerifini haykırmaktan ve yüceltmekten vazgeçmediler… Allah (celle celaluhu) da, güzel isimleri hürmetine bu mücahidlerimizden gani gani razı olsun… Amin.)

***

atatürk ezan yasakladi mi kemal ezan-i muhammedi

Akşam gazetesi, [1] no’lu dipnottaki gelişmeyi okuyucularına böyle duyurdu

***

Arapça ezan okumak meselesinden dolayı tutuklu bulunan Çarşı Meydanı ve Ortahisar camileri müezzinleri Hamdi, Musa, Halil Efendilerin evrakları ile birlikte Çorum’a gönderilmiştir.[1]

Çorum’da Bayram namazından sonra Arapça ezan okuyan bir vatandaş “ağır cezada” yargılanmıştır.[2]

Erzurum Vilayeti Hınıs kazasında Ramazanda imamlık yapmış olan Molla Ahmed Arapça sela verdikten sonra kaçmış ve aranmasına başlanmıştır.[3] Arapça tekbir almaktan suçlu Şarkîkaraağaç ilçesi inhisarlar takip memuru Hilmi Aydın (o dönemde) 3 lira hafif para cezasına çarptırılmıştır.[4]

M. Kemal’den sonra Ismet Inönü döneminde de yasağa rağmen ezanı Arapça okumaktan vazgeçmeyen mücahidler olduğu görülmektedir. Arapça ezan yasağına karşı gelen birçok insan tutuklanarak muhtelif cezalara çarptırılmıştır. Örneğin, Silivri kazasının Seymen köyünde ziraat memuru Behçet, Arapça kamet getirmekten “1 gün hapis” cezasına çarptırılmıştır.[5]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Akşam Gazetesi, 1 Mart 1933.

[2] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13219–133, Kardeks 36252; Çorum Valiliğinden Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 10.5.1933 tarih ve 180 sayılı yazı.

[3] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–21, Kardeks 3395; Dâhiliye Vekâleti Şükrü Kaya imzasıyla Maarif Vekâletine (Eğitim Bakanlığına) gönderilen 24.2.1938 tarih ve 8510 sayılı yazı.

[4] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–7, Kardeks 593; Isparta Valiliğinden Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 18.4.1938 tarih ve 28791/630 sayılı yazı.

[5] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 13217–111, Kardeks 23756; Istanbul Valiliğinden Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 14.2.1939 tarih ve 2431/2664 sayılı yazı.

 

******************************

******************************

******************************

 

Kuran ve Ezan’ın yasaklanması – 7

***

***

(Fotoğraflar: Sırayla 1 – Haberin yer aldığı Cumhuriyet gazetesi. 2 – Gazete haberinin zoom, yani büyütülmüş hali. 3 – Olayın Meclis tutanağına geçtiği yer.)

***

M. Kemal Pilavoğlu şeyhliğindeki Ticani tarikatı mensupları, resmi zevatın bulunduğu ortamlarda ezanı Arapça olarak okuyor ve bu Arapça Ezan yasağına direniyorlardı. Arapça ezan eylemcisi Ticaniler değişik ortamlarda da, örneğin bir millî maçta Dolmabahçe Stadı’nda, Ankara valisinin huzurunda ve ülkenin değişik şehirlerinde, Arapça ezan okuma eylemi yapıyorlardı.

Bu tarikat üyeleri en çarpıcı eylemlerini, 4 Şubat 1949 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclis’inde gerçekleştirdiler. Meclis müzakerelerinin devam ettiği sırada dinleyici locasında bulunan tarikat mensubu iki kişi ayağa kalkıp yüksek sesle Arapça ezan okuyarak yasağı protesto etti.[1]

Dış basına da yansıyan bu olayı, gazeteler “görülmemiş hadise”[2] olarak yorumladılar. Eylemi gerçekleştiren Muhittin Ertuğrul ve Osman Yasin adlı mücahidlerin daha önceleri çeşitli kereler Arapça ezan okumak suçundan (!) mahkum oldukları anlaşıldı. Her iki şahıs hakkında da soruşturma açıldı.[3]

Fotoğrafta da göreceğiniz üzere olay, tutanaklara şöyle geçti:

“Bütçe Komisyonunda ve Mecliste, Bütçe Kanunu huzurunuza geldiği zaman konuşursunuz. Heyeti Umumiye de böyle arzu ediyor. (Dinleyiciler locasından Arapça ezan okunmaya başlandı).

(Bu ne sesleri?).

BAŞKAN: Samiinden birisi. Çıkarınız onu dışarı.

Müzakereye devam ediyoruz.”[4]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Hürriyet Gazetesi, 5 Şubat 1949.

[2] 5 Şubat 1949 tarihli Cumhuriyet, Milliyet, Kader gibi gazeteler olayı manşetten verdiler.

[3] T.B.M.M. Tutanak Dergisi, cild 16 , Dönem: 8, 1949, sayfa 37.

[4] T.B.M.M. Tutanak Dergisi, Kırk birinci Birleşim, cild 16, Dönem: 8, Toplantı: 3, sayfa 20.

 

******************************

******************************

******************************

 

Kuran ve Ezan’ın yasaklanması – 8

Savcıya verilen bir ihbarname şöyle; “Dün öğle namazında camiye gittim, müftü camide idi, müezzin Türkçe kameti getirdikten sonra müftü namaza başlamadı, dikkat ettim dudakları kıpırdıyor, Arapça kamet getiriyordu.”

Savcı, bunun üzerine takibata başlamıştır.[1]

Bu ve benzer tüm yaptırımlara karşın, yasağın çiğnenmesi devam etmiş, özellikle güvenlik güçlerinin ulaşmakta zorluk çektiği yerlerde Arapça ezan okunmaya devam etmiştir. Örneğin 1945 yılında doğu illerinde teftiş yapan bir polis müfettişi, Bingöl’de köylerde hâlâ Arapça ezan okunmaya devam edildiğini söylemektedir.[2]

Benzer bir durum, dönemin bir tanığı tarafından “Köyde eski Türkçe [Arapça] ezan okurlardı. Böyle Allahüekber, Allahüekber… Eski Türkçe ezan okumak yasaktı o zamanlar. Ezan zamanı, candarmalar gelirdi, ki bakalım bunlar nasıl okuyorlar ezanı diye. Candarmaları gördükleri zaman bizimkiler yeni ezanları okurlardı, `Tanrı uludur, Tanrı uludur´ diye”[3] şeklinde dile getirilmektedir.

Bunların halkımıza yaptıkları zulüm saymakla bitmez.

 

**********

 

KAYNAKLAR

[1] Hürriyet Gazetesi, Ezan 18 yıl Türkçe okundu, 16 Haziran 2000.

[2] Emniyet Genel Müdürlüğü Arşivleri (EGMA), Dosya 11215–1, Kardeks 56857; Emniyet Polis Müfettişi Ziya Oral tarafından Dâhiliye Vekâletine (Içişleri Bakanlığına) gönderilen 8.5.1945 tarih ve 231 sayılı yazı.

[3] Milliyet-Pazar, Tarihe Bin Canlı Tanık, “Taş taşa değmeyince duvar olmaz”, Içimizden Biri Ahmet Kaya, 10 Ağustos 2004.

 

******************************

******************************

******************************

 

Kuran ve Ezan’ın yasaklanması – 9

18 Temmuz 1945 tarihinde Millî Kalkınma Partisi’nin kuruluşuyla başlayan çok partili hayatla birlikte Türkçe ezan ve diğer uygulamalara karşı girişilen hareketler hemen bütün toplum katmanlarına yayılmaya başladı.[1]

1946 yılında ezanın Türkçe okunması açıktan eleştirilmeye başlandı. Adalet Bakanı Fuat Sirmen’in bir bildirisine göre 1947 yılında Arapça ezan okumak suçundan 29 kişi tutuklandı.[2]

18 yıl aralıksız süren[3] Arapça Ezan ve kamet yasağı, 1950 yılında Adnan Menderes Hükümeti tarafından çıkarılan 5665 sayılı yasayla kaldırıldı.

Ezanın Türkçeleştirilmesi çalışmaları ile birlikte yine M. Kemal Atatürk tarafından başlatılan Kur’an’ın Türkçe okunması yönündeki çalışmalar, Ismet Inönü döneminde tekrar gündeme gelmiştir. 9 Ocak 1942 tarihinde Türk Dil Kurumu yeni bir Kur’an çevirisine karar vermiştir.[4] Gürtaş’a göre Inönü’nün, Türkçe Kur’an ile namaz kılınması yönünde teşebbüsleri olmuş, ancak siyasi atmosfer bu amacın gerçekleştirilmesine engel olmuştur.[5]

 

**********

 

KAYNAKLAR

[1] Tarık Zafer Tunaya, Islamcılık Cereyanı, Baha Matbaası, Istanbul, 1962, sayfa 191.

[2] Gotthard Jaeschke, Yeni Türkiye’de Islamcılık, (Çeviren: Hayrullah Örs), Bilgi Yayınevi, Ankara, 1972, sayfa 110.

[3] Altan Öymen anılarında, Türkçe ezan deneyimin öyküsünü ayrıntılı olarak anlatmaktadır. Bakınız: Altan Öymen, Değişim Yılları, Doğan Kitapçılık, Istanbul, 2004, sayfa, 483–496.

[4] Gotthard Jaeschke, Türkiye Kronolojisi (1938–1945), (Çeviren: Gülayşe Koçak), Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1990, sayfa 69.

[5] Ahmet Gürtaş, Atatürk ve Din Eğitimi, Diyanet Işleri Başkanlığı (DİB) Yayınları, Ankara, 1982, sayfa 39–41.

 

******************************

******************************

******************************

 

Kuran ve Ezan’ın yasaklanması – 10 ve SON

Evet değerli kardeşlerim… Bu yazı dizimizin de sonuna geldik. Elbette burada zikretmediğimiz daha çok vakalar vardır, fakat elimizden bu kadar geldi. Bunca delile rağmen hala bir kemalist, bu çirkin uygulamanın M. Kemal Atatürk tarafından başlatıldığını inkar edebiliyorsa, bilin ki onun beyni yıkanmıştır.

***

Namaz’ın aslından çıkarılıp “Türkçeleşmesi” konusunda hem M. Kemal, hemde Ismet Inönü mutabıktır, ancak Inönü bu adımların yavaş ve kademe kademe atılması taraftarıydı… M. Kemal ise bu noktada daha hızlı hareket etme düşüncesindeydi.

Falih Rıfkı Atay’ın kitabından yaptığımız aşağıdaki alıntıda bunu net bir şekilde göreceğiz:

“Atatürk ibadet devrimine ezan ve namazı Türkçeleştirmekle başlamıştı. Gerçekte verdiği ilk emir ezan ve namazın Türkçeleşmesi idi. Muhafazakârların sözcülüğünü yapan Inönü, Atatürk’e yalvarmış, önce ezanı Türkçeleştirelim, sonra namaza sıra gelir, demişti. Arkadan dil ve Kur’an metni meseleleri çıkıp namazın Türkçeleşmesi gecikti idi. Atatürk sağ kalsaydı ibadet reformu olacağında da şüphe yoktu.”

 

**********

KAYNAK; M. Kemal’in yakın arkadaşlarından ve onu göklere çıkaran birisi:

Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Istanbul 1984, sayfa 394.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Kemalist rejim din kitaplarını bile yasaklamıştır

Kemalist rejim din kitaplarını bile yasaklamıştır

***

1938’de 3, 1939’da 1, 1944’te 2 ve 1945’de 3 olmak üzere dini propaganda (!) yapan 9 yayın ile 1938’de inkılap aleyhtarı 1 yayına yasak getirilmiştir. Bu bağlamda Istanbul’da basılan ve Ismail Nazım Ergenel tarafından yazılan En’amı Şerif adlı broşür toplattırılmıştır.[1] Yine aynı konuda Istanbul’da Mustafa Kocabaş tarafından yazılmış olan Din Klavuzu isimli eser,[2] Iman ve Amel isimli kitap,[3] Ayet, Hadis ve ahlaki öğütleri içeren Arapça levhalar,[4] Dua Mecmuası adlı broşür,[5] Çocuklarımıza Din Okuma Kitabı adlı eser[6] ve Tam ve Ilaveli Mevlüdü Nebi adlı kitabın satışı yasaklanmıştır.[7] Islam’da kadınların nasıl giyinmesi gerektiğini konu alan ve Halep’te basılan “Islamiyette Tesettürü Nisvan” (Islam’da Kadınların Örtünmesi) adlı bir kitap da 15.07.1936 tarihli ve M. Kemal imzalı bir kararnameyle toplattırılmış ve ülkeye girişi yasaklanmıştır.[8]

inönü kuran okumak yasak chp dönemi din kitaplari kuran okumak yasak atatürk dönemi kuran okumak atatürk din kitaplari chp kuran

[1] no’lu dipnotta bahsi geçen dini broşürün yasaklanmasını öngören kararname

***

atatc3bcrk-carsaf-yasagi-atatc3bcrk-pece-yasagi-atatc3bcrk-tesettc3bcr-yasagi-atatc3bcrk-basc3b6rtc3bcsc3bc-islamiyette-tesettc3bcrc3bc-nisvan-kitap-atatc3bcrk-din-kitaplari-yasa

[8] no’lu dipnot ile ilgili… “Islamiyette Tesettürü Nisvan” (Islam’da Kadınların Örtünmesi) adlı dini kitabın toplattırılmasını ve ülkeye sokulmasının yasaklanmasını öngören M. Kemal imzalı kararname

***

Ahmet Hamdi Akseki tarafından 1934 yılında “Peygamberimiz Hz. Muhammed” (sallallahu aleyhi ve sellem) adlı bir kitap, Sebilürreşad yayını olarak bastırılıp piyasaya çıkarıldıktan sonra sakıncalı (!) bulunarak toplattırılmıştır. Bunun üzerine kitabın yazarı, toplattırılma sebebini öğrenmek üzere müracatta bulunmuştur. Matbuat Umum Müdürü (Basın Genel Müdürü) CHP’li Vedat Nedim Tör imzasıyla gönderilen cevapta,

“Bizler her ne surette olursa olsun, gençlik için dini bir zihniyet fideliği vücuda getirilmesine taraftar değiliz” denilmektedir.[9]

Aynı şekilde Necip Fazıl Kısakürek tarafından yayınlanan Büyük Doğu Dergisi, Mayıs 1944 tarihli sayısında “Allah’a itaat etmeyene itaat edilmez” hadisini kapak yapınca, hükümet, halkın yöneticiler aleyhine kışkırtıldığı gerekçesiyle dergiyi kapatmıştır. Böylece Necip Fazıl Kısakürek, kemalistlere; “Allah’a itaat etmediklerini” itiraf ettirmiş oldu. Allahu Teala Necip Fazıl Kısakürek’e ve onun gibi kemalist rejimin din aleyhtarı icraatlerine karşı direnenlere rahmet eylesin.

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

atatürk döneminde yasaklanan dini kitaplar, inönü döneminde yasaklanan dini kitaplar, dini yayina taraftar degiliz, dini nesriyata taraftar degiliz, matbuat umum müdürü vedat nedim tör

[9] no’lu dipnotta bahsi geçen Matbuat Umum Müdürlüğü’nün (Basın Yayın Genel Müdürlüğü) gönderdiği yazı…

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA.), 030.18.01.85.97.15.

[2] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA.), 030.18.01.85.97.17.

[3] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA.), 030.18.01.86.14.16.

[4] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA.), 030.18.01.105.28.20.

[5] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA.), 030.18.01.107.80.3.

[6] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA.), 030.18.01.107.103.13.

[7] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi (BCA.), 030.18.01.108.43.9.

[8] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, (BCA), (BKK), Fon Kodu: 030.18, Yer no: 67. 61.2., 15.07.1936.

[9] Sebilürreşad, cild 13, sayı 284, 1959, sayfa 144.

Belgenin tarihlendirilmesi hakkında bakınız; Dücane Cündioğlu, Cumhuriyet Tarihi Vesikalara Istinaden Nasıl Yorumlanabilir, Yeni Şafak, 16 Temmuz 1998.

Ayrıca bakınız; Ordinaryüs Profesör Doktor Ali Fuat Başgil, Din ve Laiklik, Yağmur Yayınları, 8. Baskı, Istanbul 2007, sayfa 13.

***

BENZER KONULARIMIZ:

Kemal Atatürk’ün eseri: Kuran ve Ezan’ın yasaklanması

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/29/kemal-ataturkun-eseri-kuran-ve-ezanin-yasaklanmasi/

***

Kemalist rejimin hakim olduğu Türkiye’de Hacca gitmek yasaktı

https://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/15/kemalist-rejimin-hakim-oldugu-turkiyede-hacca-gitmek-yasakti/

***

M. Kemal Atatürk Din derslerini ve Imam Hatipleri kaldırmadı yalanı

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/14/m-kemal-ataturk-din-derslerini-ve-imam-hatipleri-kaldirmadi-yalani/

***

Tek parti döneminde satılan Camiler ile ilgili M. Kemal Atatürk imzalı birkaç belge

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/27/tek-parti-doneminde-satilan-camiler-ile-ilgili-m-kemal-ataturk-imzali-birkac-belge/

***

M. Kemal Atatürk’ün Şapka Zulmü ve Istiklal Mahkemesi’nde asılan alimler, hocalar

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/30/m-kemal-ataturkun-sapka-zulmu-ve-istiklal-mahkemesinde-asilan-alimler-hocalar/

***

Hasta Adam, Misak-ı Milli, Kurtuluş Savaşı, M. Kemal Atatürk ve Kemalizm afyonu

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/11/hasta-adam-misak-i-milli-kurtulus-savasi-m-kemal-ataturk-ve-kemalizm-afyonu/

***

Atatürk Başörtüsüne Karşı Değil Miydi?

http://belgelerlegercektarih.com/2013/07/01/ataturk-ortunmeye-karsi-degil-miydi/

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.com

*

*