İhsan Şenocak hocadan Ahmet Hakan’a tokat gibi cevap

İhsan Şenocak hocadan Ahmet Hakan’a tokat gibi cevap

*

ihsan senocak ahmet hakan1

***

Hakan Bey!

Kürsüde “benim” yerimde -senin gibi- üzerinde Mao’nun kafası olan bir tişörtle poz veren biri olsa ve “Mülkiyet hırsızlıktır.” dese ya da Kelâmullah yerine Das Kapital’i referans alsa “büyük devrimci” olurdu; ondan “özgürlük savaşçısı” diye bahsederdin belki de. Marks, Engels ve Lenin’den oluşan üç ayaklı küfür üçgeni bağlamında biraz proletaryadan bahsetseydi fevkalede “aydın bir hoca” olabilirdi.

Gayr-ı Meşru ilişkilerini gölgelemek için eğlence merkezlerinde tanıştığı dostlarıyla umreye gidip, Metaf’tan bir kaç poz veren -senin gibi- bir “Sebbiye Memuru” için “İşte Adam! Dünyasını da, Ahireti’ni de Mamur etti. Hayatını(!) da yaşıyor, Kabe’ye de gidiyor.” deseydi, kim bilir gelecek Ramazan yazılarında “dinlenilmesi gerekenler” listesine adını yazardın.

Baş Kapitalist

Benim yerime kürsüye çıkan adam, “Kahrolsun Müslümanlar!” diye birkaç slogan atsa, sonra da millet malını gaspetmekle maruf “müseccel İslam düşmanı; baş kapitalist”in gazetesinde magazin yazıları yazsa, nikahsız bir hayatı “çağdaşlık” kabul eden kadınlarla aynı masaya oturup, onun bunun hayatından konuşsa, zinaya “yasak aşk” dese, belki gözünde “büyük kahraman” olurdu. Ne dersin? Bu da, “bizim Che Guevara’mız, onun gibi devrimci doğdu, devrimci yaşıyor.” diye Nişantaşı’nda nara atardın belki.

“Gönüllü Beraberlik”

Kürsüde vaaz eden ben değil de, “İslam” deyince aklına “irtica”, Müslüman deyince “Mürteci” gelen patronunun “maaşlı sebbiyecisi” olsaydı ya da senin gibi, “enses” ilişkiden bahsederken “Tecavüzden, zorlamadan, tasalluttan, aklı ermeyene yönelen cinsel saldırıdan falan söz etmiyoruz.

Cinsel ilişkiden söz ediyoruz.

Gönüllü beraberlikten söz ediyoruz” diyerek fuhşun en menfur şeklini, “Ne var bunda ‘Gönüllü beraberlik’ terkibiyle anlatan, kadın tacirlerinin bile kullanmaktan haya edeceği bir üslupla, “Normaldir” anlamına gelen cümlelerle meşrulaştırma ahlaksızlığına savrulan bir müftü çocuğu olsaydı “Kadın Haklarına Saygılı Hoca” diye yazardın belki de.

Adını Yazdım, Kadınlar Çıktı

Bu sabah kardeşlerim ders sonrası, içine beynini kustuğun, dilden, diyalektikten mahrum, ilk mektep talebelerinin kompozisyonlarına rahmet okutan o “sebbiye”nden bahsedince, “bu adam kimdir, ne der?” diye “Google”a adını yazdım, ne varki Kur’an-ı Kerim’in o halleriyle kendilerine bakmayı yasakladığı (Ahzab, 30) kadınlar çıktı. Anlamak zeka meselesidir, lakin senin için bir daha tekrar edeyim; Adını yazdım, kadınlar çıktı, “Acaba isimde mi bir yanlış var” dedim, tekrar yazdım, yine aynı manzara… Her tarafın kadın doluydu. Hepsi de yoldaşlarının, “Kur’an-ı kapat; Kadını aç!” sözü mucibince amel eden türdendi. el-Hasıl suretlerine sana dair hüküm verecek kadar bakamadım. “Bari bir kaç yazısını okuyayım” dedim karşıma ya “sebbiye” çıktı ya da kim, kimin karısıyla beraber olmuş, “neden falan gazeteci, filan namus düşmanı adam değil de, onunla fuhuş yapan filan ünlü kadını eleştiriliyor” nev’inden nikâhsız kadınların faaliyetlerini ya da zinakarları müdafaa eden yazıların vardı. İğrendim, tiksindim, daha fazla okumaya vicdanım müsaade etmedi.

Müftünün Oğlu

“Kiminle, nerede, ne yaptığın”a gelince, onlar üzerinde durmak senin gibi sebbiye memurlarının vazifesi olduğundan bu mevzuda seni, sana havale ediyorum. Fakat bir yazıda iftiharla bahis mevzuu yaptığın müftü oğlu olman, şu noktada beni endişelendiriyor; Acaba bir Anadolu evladı, “bu adam İlahiyat okumuş, ‘babam da müftü’ diyor, lisan-ı hali nicedir”, diye seni Google’da aratır, malum fotoğraflarını görür, “Onlar müftü oğluna caiz de, bize niye haram?” der, sonra da “Uydum bu ünlüye” diye ardından gider, hem kendi hayatını, hem de kadınların hayatını kirletir.

Ihsan senocak hoca ahmet hakan 3

***

Ne Buyurursun Ahlak Yobazı!

Tesettürden bahsetmemden fevkalede muzdarib olduğuna göre neyi, nasıl anlatmama dair bir teklifin de vardır herhâlde. Magazin haberlerinden etkilenen, onlar gibi yaşamak isterken ailesi dağılan insanlara ne söylememi isterdin, mesela? “Aziz cemaat kusuruma bakmayın, bu hususta İslam’ın hükmünü söyleyemem; Hakan Bey üzerine alınıyor!” mu demeliydim? Ya da Hakan Bey’i okuyun, namus telakkinizi güncelleyin diye mi tavsiyede bulunayım? İslam kadınlarına, başlarını örtmeyi ve namahremden sakınmayı emreden Nur Suresi’nin 31. ayetinin artık devri bitti, onunla amel edip, şu malum ve müseccel Namus Yobazı’nı üzmeyin, “sebbiye memuru” bu hususlardan fevkalede muzdarip oluyor mu, demeliydim?! Allah Azze ve Celle’nin, Ahzab Suresi’nde(Ahzab, 59), Peygamber-i Ekber’e(s.a.v.) emir buyurduğu, tesettürün İslam kadınlarına anlatılması hususu, keyfini kaçırıyor, Kur’an’a ittiba eden kadınlar tuzağına düşmüyor, onları kullanıp da atamıyorsun diye, Müslümanlara, eşlerini, kızlarını Allah’ın emrine göre örtünmeye davet etmekten vazgeçmeleri çağrısında mı, bulunayım?!

“Yaşasın Papa, Kahrolsun Müslümanlar!”

Papa, rahibelere tesettür çağrısı yapınca, yine fikir niyetine sebbiye kustun mu? Ya da kusar mısın? Kusmak istesen, sahibin buna müsaade eder mi? Yoksa “benim ihtisas alanım Müslümanlar”, “patronun görev tanımlaması dışına çıkmak vazifeme ihanettir” deyip “Yaşasın Papa için inanç özgürlüğü ve Kahrolsun Sadece İslam, Yalnız İslam” diyen Müslümanlar deyü naralar mı atarsın?

Kim Hayasız?!

Benim için,

“Çıkmış vaaz kürsüsüne… İşleri güçleri kızlar ve kızların giydiği pantolonlar

Üniversiteye giden kızlara ve o kızların babalarına…

Hayâsızca saldırıyor.”

Kafanı tashih etmek “ehem” olduğundan, “mühim” olan cümlelerini tashihi sana bırakıp şunu sorayım, hangi babaya, nasıl saldırdım? Onlara, “Ey İman Edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrîm, 6) ayetini hatırlatmak, çocuklarına tesettürü anlatmaları gerektiğini, Allah Rasulü’nün(s.a.v.) aile reisini çobana benzeten hadisi üzerinden tefsir etmek midir saldırmak? Demek senin lügatında kürsülerde Allah’ın tesettürle alakalı ayetlerini okuyarak babalara mesuliyetlerini hatırlatmak, evlatlarını, namus yobazlarının oyuncağı olmaktan korumaya çağırmak, onlara hayasızca saldırmak anlamına geliyor öyle mi? Kur’an’ın, İslam kadınlarına olan şu çağrısı hakkında ne buyurursun, “Evlerinizde vakarla oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın.” (Ahzab, 33). Sence bu da mı kadınlara hayasızca bir saldırıdır? Konuş müftünün oğlu? Eski ilahiyatçı pozlarıyla Müslüman mahallesinde namussuz hayatların reklamını yapan “sebbiye memuru” anlat? Nerde hayasızlık?!

Bülbüllere emir var: Lisan öğren vakvaktan;

Bahset tarih, balığın tırmandığı kavaktan!

Bak, arslan hakikate, ispinoz kafesinde;

Tartılan vatana bak, dalkavuk kefesinde!

Ayık mıydın?

Google adı yazılınca kadınlarla verilen ahalıksız pozlardan başka bir şey çıkmayan biri olarak, “İslam din ve devlettir.” diyen Müslümanlar için, “İşleri güçleri kızlar” cümlesini kurarken ayık mıydın? Hiç mi ayanaya bakmadın?

Seni asıl rahatsız edenin ben değil, Allah’ın tesettür ayetleri olduğunu sen de biliyorsun. Lakin onlarla hesaplaşmaya yüreğin yetmediğinden onları tefsir edene dair “sebbiyeler” kaleme alıyor, maaşının gereğini yapıyorsun. Bir de babalar kızlarına iffet davasını anlatır, onları senin gibi bir hayat yaşayan adamlara karşı uyarırsa artık “kimin dünyasını karartabilirim” diye yese düşüyor, “büyük adam” nutukları atarak vaziyeti kurtarmaya çalışıyorsun.

“Din Elden Gidiyor” diyen bir Ahir Zaman Deisti

Diyorsun ki

“Ve bu İhsan Şenocak denilen adam konuştukça…

Türkiye’de maalesef deizm ve ateizm yükseliyor!

*

Uyanın ey ehli iman!

Bu İhsan Şenocak türü adamlar yüzünden…

Din elden gidiyor din! “

İhsan Şenocak’ın kitaplarını, yazılarını okuyan, konuşmalarını dinleyen tek bir Müslüman gencin deist ya da ateist olduğunu -önceki hayatından- şahitler ve resimlerle ispat edebilir misin? Hakan Bey! Söz namustur! Namusunu çiğnetme! İddianı ispat et!

Allah’ın tesettür ayetlerinden rahatsız olan, mahremiyeti çiğneyen sen değil misin? Yaratan Allah’ın, yöneten Allah(c.c.) olduğu akidesiyle savaşan biri olarak senden büyük deist mi var? Sen kimi okuyup deist olduysan, etrafındaki deistleri iğva eden de o şeytandır.

Bir Baba Kimden Rahatsız Olur?

Bir babayı, ayet ve hadisler bağlamında “ailene sahip çık” çağrısı mı, yoksa kızının her gece başka bir alemde, başka bir erkekle fotoğraflarının medyaya düşmesi mi rahatsız eder? Mesela mütedeyyin bir baba Google’a, kızının adını yazsa ve karşısına seninle olan fotoğrafları çıksa ne hisseder? Benim tesettürle alakalı konuşmamdan mı, senden mi nefret eder? Ya da şöyle sorayım, “ol kadınlarla” beraber olduğundan dolayı, kaçının babasından “teşekkür” mesajı aldın? Kendini merhum babanın yerine koy ve düşün! Eğer düşünebiliyorsan! Zira düşünmek ve anlamak zeka meselesidir. İnsan kafasını, hayvan kafasından ayıran en temel hususiyet düşünmektir. Patronuna verdiğin beynini bir saatliğine geri al ve sözleri mi bir daha dinle! Anlayamazsan, kendini birlikte olduğun kadınların babaları yerine koyarak dinle! O babalar kime hak verir?

Hadi gel, Che Guevara ol!

Hakan Bey! Bir an patronunun “sebbiye memuru” değil de Allah’ın kulu olduğunu düşünebilirsen, İslam’ın kızlarına, “Üniversiteye Gitme” değil, Ahzab 33’te de buyrulduğu gibi “Açılıp da gitmeyin” dediğimi sen bile anlarsın. Çok zor değil. Dene bak, olacak. Lakin önce özgür olman, kiraya verdiğin beynini geri alman gerekir. Hadi gel, Che Guevara ol! Fakat tişörtünü giyerek değil, efendine karşı cesaretini kuşanarak.

 

ihsan senocak ahmet hakan 2

***

Ne o cümleler, Tacir misin?

Google’daki fotoğrafların gibi, Barzani’yle alakalı yazındaki şu ifadelerin kadına dair kıymet ölçünün aslında bir tacirden -çok da- farklı olmadığını resmediyor… Buyur, şu ifadeler sana ait…

“Mesut Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani’nin Dilman köyündeki karargâhında çekilmiş bir fotoğraf.

Fotoğrafta önde Molla Barzani var, arkada ise Sophia Loren’e benzeyen bir hanımefendinin duvara asılmış bir posteri var.

Biraz asker dolabı kapağına asılan posterleri, biraz da gurbette bekâr kalmış inşaat işçisi odasına asılan posterleri andırıyor.”

Hakan Bey! “Malum haldeki kadınların asker dolabına ve işçi odasına” cinsel bir tatmin aracı görüldüğünden dolayı asıldığını ima eden/söyleyen biri olarak gazetenin benzer fotoğrafları yayımlamasına sessiz kalman ya da onları bizzat köşende neşretmenden daha başka kadın nasıl aşağılanabilir?!

***

Gayesiz, idealsiz bir hayata mahkum zavallısın sen. Magazin dünyasından başka bir yerde adın geçer mi? Mesela fikir, sanat çevrelerinde irabta mahallin var mıdır? Allah seni ıslah etsin.

***

Biz Ravza’da imam, Bedir’de kumandan, İslam devletinde başkan olan Peygamber-i Ekber’e iman ettik. Kaybedecek ne koltuğumuz, ne patronumuz var. Tek endişemiz Allah’ın rızasını kaybetmek.

Sebbiye Memuru! Allah yolunda bedel ödemek bir şereftir ve o şeref herkese nasip olmaz. Şimdiye kadar Allah Azze ve Celle’den başka kimsenin önünde eğilmedik, ölene kadar da kıvamda ve kıyamda olacağız. Sana, münafıklara ve kubur faresine denk bir hayat yaşan bütün namus yobazlarına ilanen duyrulur.

***

Nisa Suresi’nin 148. ayet-i kerimesinden cesaret alarak bir “sebbiye memuru” ve onun yazısıyla huzurlarınızı işgal ettiğimden dolayı siz mümin kardeşlerimden kusuruma nazar etmemenizi istirham ederim.

***

İhsan Şenocak hocanın sosyal medya hesapları:

https://www.facebook.com/ihsansenocakhoca/

https://www.youtube.com/user/ahmethamzat

https://ihsansenocak.com/

.

 

 

Reklamlar

Araplaştık mı? – Prof. Ebubekir Sofuoğlu

Araplaştık mı? – Prof. Ebubekir Sofuoğlu

*

Prof. Ebubekir Sofuoglu araplasma, arap dili, osmanlica dil araplasma araplardan kelime almak, harf inkilabi, dil devrimi dil inkilabi harf devrimi

Sakarya Üniversitesi Balkanlar Koordinatörü ve Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu…

***

Kemalist ve ırkçılar, yüzyıllarca Arap alfabesini kullanmamız ve Arapça’dan birçok kelime almamızdan dolayı Araplaştığımızı iddia ediyor. Acaba bu doğru mu? Bu sualin cevabını Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu’ndan almadan evvel, Araplaşmak ve Arap kültüründen esasen Islamiyet’in kastedildiğini hemen belirtelim. Islam’ı açıkça reddedemeyen bazı siyasetçi, bilim ve sözde din adamları, “Arap kültürü ve Arap dilinden kurtulmalıyız” derler. Halbuki Arap kültüründen kasıt “Islamiyet”tir. Bunun delilini ise başka bir yazıda, üstelik kendi kaynaklarından ortaya koymuştuk.[1]

Şimdi “Araplaştık mı?” sualinin cevabına geçebiliriz. Prof. Sofuoğlu bu iddiaları “Balkanlarda Kuşatma Var” isimli eserinde şöyle çürütüyor:

“Türkler, Araplardan yüzyıllarca kavramlar almış, bu kavramları edebiyatlarında kullanmışlar. Iddia edildiği gibi ve bugün de her yaşayan insanın şahit olduğu gibi, yapılan iddiaların tersine Araplaşmamışlar, Farslaşmamışlardır. Bir kültürün başka kültürden kavram almak suretiyle, kavram alınan kültürün egemenliğine girmesi endişeleri haklı endişeler olarak değerlendirilmekle birlikte, bu alışveriş içindeki kültürler birbirleriyle aynı temel kültüre sahip iseler herhangi bir kültürel hegemonya oluşmasından söz edilemez.

Türklerin kendi aralarındaki boylarının birbirlerinden kavram alışverişleri sırasında bir boyun diğer boyu, kendi kültürel egemenliği altına almak gibi bir sonuçla neticelenmesinin beklenmesi makul bir beklenti değildir. Çünkü alışveriş içinde olan halk gruplarının her ikisi de aynı ortak kültüre sahip Türklerdir. Burada, bir halk grubunun başka bir halk grubunu egemenliği altına alma olgusu yerine, olsa olsa her ikisi de aynı ortak kültüre sahip olan insanların birbirlerini karşılıklı olarak zenginleştirmelerinden söz edilebilir.

Bu çerçevede de her ikisi Türk olmasa da aynı Islam kültürüne sahip iki millet olan Türkler ve Arapların bu şekilde karşılıklı kavram ithaliyle, bir kültürel hegemonya oluşmasından söz edilmemelidir.(..) Türkler ve Araplar, ortak Islam kültürüne sahip olmakla, töre ve gelenekleri aynı olmasa da bu töre ve geleneklerdeki farklılıklar büyük farklılıklar da değildir. Ayrıca oluşacak bir kültürel hegemonya, belki de detay sayılabilecek töre ve geleneklerin farklılığından dolayı oluşmayacaktır.(..)

Oluşacak bir kültürel hegemonya, detaylar vasıtasıyla değil, temel kültürler vasıtasıyla oluşur. Detaylar vasıtasıyla bir kültürel hegemonyanın oluşmasının beklenmesi, aynı dili konuşan milletlerin kullandıkları farklı şiveleri de bir ayrılık vasıtaları gibi görmek sonucunu doğruabilecektir.

Aynı dil içindeki farklı şiveler bir dil içinde nasıl bir temel farklılık ifadesi değilse, temel kültürleri aynı olan milletlerin arasındaki, farklı töre ve gelenekler de o milletler arasındaki temel farklılık ifadeleri değildir. Bu çerçevede bazı ortak kavramları kullanan ve aynı dine, dolayısıyla aynı temel kültüre mensup Araplar ve Türkler arasında bir kültürel hegemonyadan söz edilmemelidir.”[2]

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Araplaşmak ve Arap kültüründen esasen Islamiyet’in kastedildiğine dair delil için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2014/10/19/arap-kulturu-ne-demek-dinde-reformun-amaci-nedir/

[2] Ebubekir Sofuoğlu, Balkanlarda Kuşatma Var, Babıali Kültür Yayıncılığı, Istanbul 2014, sayfa 244, 245.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Prof. Mahir Kaynak ve Hilafet

Prof. Mahir Kaynak ve Hilafet

*

Mahir Kaynak Hilafet, mitci Mahir Kaynak Halifelik, din ve devlet isleri,

***

Dini devlet işlerine karıştırmayalım, din ile devlet işleri ayrı olsun diyenlere istihbarat analizcisi merhum Prof. Dr. Mahir Kaynak’tan cevap:

“Bir inanç veya ideolojinin siyasi açıdan anlam ifade edebilmesi için onu destekleyen ekonomik ve askeri bir gücün olması gerekir. (..) Bugün siyasi açıdan Islam daha önce rastlanmamış bir rol oynamaktadır. Islam’ı siyaset sahnesine süren Müslümanlar değildir. Onu destekleyen askeri ve ekonomik güç, karar veren merkez, üst düzey örgütler tamamen Islam dışındaki odakların kontrolündedir. Müslümanlar sadece bu büyük organizmanın gövdesini oluşturmaktadır. Işin daha ilginç yanı Müslüman olmayan bu odakların Islam’ı siyaset dışına atmak yerine günümüzün en büyük hesaplaşmasında bir araç olarak kullanmakta kararlı görünmeleridir. Bu çelişkinin temelinde Müslümanların büyük ekonomik kaynaklar üzerinde ve stratejik açıdan çok önemli alanlarda yaşamaları, ancak bunları kontrol edebilecek örgütlenmelere yani devlet yapılarına sahip olmamalarıdır. Suudi Arabistan’ın büyük zenginliği ama yok sayılabilecek siyasi gücü aslında genel modelin tipik bir örneğidir. (..)

Türkiye’nin bu tablo içindeki tavrını ‘anlamsız’ kelimesi bile yeterince ifade etmez. Islam etrafında şekillenen, günümüzün bu en önemli güç mücadelesinin orta yerinde, dini siyasete karıştırmamak gibi bir hülyanın peşindedir. Din siyasete zaten boğazına kadar batmıştır. Olanı saymamak aymazlıktır. Dışladığı, reddettiği şey aslında tek kurtuluş yoludur. Yani bu çatışmada Islam’ı kendisi temsil ederek, bu konuda hak iddia ederek rol oynayarak bağımlı ve küçük ülke olmak kaderinden kurtulabilir. Zaten Türkiye üzerindeki büyük kavga onun bu gücünü kendi hesaplarına kaydetmek isteyenler arasındadır. Yapılacak şey kendi amaç ve irademizin olduğunu göstermekten ibarettir.”[1]

Yani Prof. Mahir Kaynak, “Islam’ı temsil etmek, hak iddia etmek” derken, aslında “Hilafet kurulsun, Türkiye Islam aleminin başına geçsin” demek istiyor.

.

**********

.

KAYNAK:

.

[1] Mahir Kaynak, “Islam’ın Siyasi Gücü”, Aktüel, sayı 189, 16-22 Şubat 1995, sayfa 33.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

 

 

 

 

 

 

 

 

Ahmet Hakan’a Cevap 6 – Atatürk ve Ortadoğu

Ahmet Hakan’a Cevap 6 – Atatürk ve Ortadoğu

*

ahmet-hakana-cevap-ahmet-hakan-kose-yazilari-ahmet-hakan-erdogan-ahmet-hakan-coskun-ahmet-hakana-reddiye

***

Ahmet Hakan, “Atatürk’ü ders kitaplarından çıkaranlar, ‘Ortadoğu gerçeği’ diye bir ders koysunlar okullara… Irak olmuyorsak, Suriye olmuyorsak, Afganistan olmuyorsak, Pakistan olmuyorsak, Atatürk sayesindedir” demiş…

Yalana bak, slogana bak… Bunlar slogan adamı…

Bugüne kadar M. Kemal’i ders kitaplarına soktunuz da ne oldu? Uzaya mı gittiniz? Dünya çapında kaç bilim insanı yetiştirdiniz? Işiniz gücünüz anca heykel yapmak ve insanlara zulmetmek oldu.

Bırakın insanları, hayvanlara bile eziyet ettiniz. Osmanlı’da yük hayvanlarına haftada bir gün yük yükleme yasağı varken[1], sizin rejiminizde Atatürk büstüne zarar verdiği gerekçesiyle; Gülsüm adlı bir “ineğe” bile soruşturma açıldı.[2] Düştüğünüz derekeyi artık görmeniz lazım.

Sanki Osmanlı varken biz Suriye ve Irak gibiydik. Osmanlı hep bu ülkelerden daha ileride olmuştur. Osmanlı Halifeleri bu bölgeleri bir Vali ile idare ediyordu. Osmanlı döneminde oralara “Vali” gönderirken, bugün “işçi” gönderir duruma düştük. Hala bu acı gerçeği görmeyecek misiniz?

Şu anda oralarda yaşanan kargaşanın sebebi “başsızlık”tır. Yani bir “Halife”nin olmayışından kaynaklanıyor… Nitekim Isveç eski Başbakanı Carl Bildt, kaleme aldığı “Osmanlı Mozaiğinin Korunması” başlıklı ingilizce makalesinde şunları yazdı:

“Ortadoğu’da birçok çatışmanın kökeni ve bölgede istikrarlı bir düzenin kurulamaması 20. Yüzyıl başında Osmanlı İmparatorluğunun çözülmesinden kaynaklanmaktadır. Bugün uluslararası toplum bölgede kalıcı bir barışı güvence altına almaya çalışıyor. Ancak hem uluslararası toplumun hem de liderlerin tarihin bize verdiği dersleri hatırlaması gerekiyor. Osmanlı devleti tarihsel süreçte Basra Körfezi’nden Bosna’ya kadar uzanan coğrafyaya hakim olmuş bir imparatorluktu. Ve sultanın nihai otoritesinde iç içe geçmiş kültürler, gelenekler ve diller zengin bir mozaik oluşturmuştu. Böylece Osmanlı İmparatorluğu yüzlerce yıl bölgede huzuru sağlayabilmişti. Ama İmparatorluğun parçalanmaya başlamasıyla bölgede şiddet sarmalı başladı.”[3]

Yani Carl Bildt kısaca; “Osmanlı gitti huzur bitti” diyor.

Doğu’da olduğu gibi, Batı’da da Osmanlı’nın özellikle de ezilen ve sömürülen sınıflar arasında hayranı çoktu. Ezilen ve sömürülen insanlar, Osmanlı Devleti’nin kendi ülkelerini fethetmesini istiyordu. Bu hamaset değil, hakikattir. Bu hakikati Ukraynalı yazar A. Krımskiy de vurguluyor. Krımskiy’e göre, Balkanlar, Macaristan, Batı Avrupa ve Rusya’da farklı düşünce ve sebeplerden dolayı çok sayıda insan, muhtemel bir Türk istilası tehlikesinden hem korkuyor, hem de açıkça bunu istiyordu.[4]

Macaristan eski Cumhurbaşkanı Pal Schmitt ise şöyle bir itirafta bulundu:

“Türkler tarafından 150 yıl boyunca idare edilmemizi şans olarak tanımlıyorum. Ülkemiz Türkler değil de başka bir millet tarafından alınsaydı, dilimizi ve dinimizi değiştirmemizi isteyeceklerdi, biz de asimile olacaktık. 150 yıl boyunca Macaristan Türkler için stratejik bir yer oldu.”[5]

*

gayri-mc3bcslim-yahudi-hiristiyan-mc3bcslc3bcman-osmanli-hosgc3b6rc3bcsc3bc-seriat-laiklik-idare-yc3b6netim-bicimi-macaristan-cumhurbaskani-iyiki-tc3bcrkler-fethetmis

[5] no’lu dipnotta bahsi geçen haber… Bu sözler Ahmet Hakan’ın maaş aldığı Hürriyet gazetesinde bile haber olmuştu….

***

Peki Hilafeti ve Osmanlıyı yıkan kimdi? Elbette Ingilizlerle Lozan antlaşmasını imzalayan M. Kemal.[6] Dolayısıyla Ortadoğunun bu hale gelmesinde M. Kemal de sorumludur. Halifesini kaybeden Islam âlemi imamesi kopmuş tespih taneleri gibi dağıldı gitti. Bunun çözümü ise M. Kemal’in ilkelerini tatbik etmek değil; Tekrar Osmanlı zihniyetine dönmek ve Hilafeti kurmaktır.

Son olarak Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil’in sözlerine yer verelim… Prof. Şimşirgil, katıldığı bir televizyon programında, Islam âleminin içinde bulunduğu perişanlığı, onu idare edecek bir başın yani bir Halife’nin olmayışına bağladı ve sözlerini şöyle noktaladı:
.
“Başsız gövde leş olur.”

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Osmanlı’da yük hayvanlarına resmi hafta tatili vardı. Tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2015/12/19/osmanlida-yuk-hayvanlarina-resmi-hafta-tatili/

[2] Hürriyet Gazetesi, “Büst kıran Gülsüm’e sürgün”, 13.05.2009. Bakınız; http://www.hurriyet.com.tr/bust-kiran-gulsume-surgun-11635088

[3] Carl Bildt, Project Syndicate, “Preserving the Ottoman Mosaic”, 30.11.2015. Bakınız; https://www.project-syndicate.org/commentary/syria-iraq-ottoman-legacy-by-carl-bildt-2015-11

[4] Kitabın orijinal ismi: A. Krımskiy, “O Turkofilstve Evropı i Moskovskoy Rusi XVI Veka”, Istoriya Turtsii i Eye Literaturı, Moskva 1910, sayfa 151. (Türkçesi: Türkiye’nin Tarihi ve Literatürü).

[5] Hürriyet Gazetesi, 25.01.2011. Bakınız; http://www.hurriyet.com.tr/macaristan-cumhurbaskani-turkler-tarafindan-150-yil-idare-edilmemizi-sans-olarak-tanimliyorum-16851695

[6] Osmanlı’yı kimin yıktığını merak edenler şu yazıya bakabilir:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/16/osmanliyi-kim-yikti-osmanliyi-ataturk-yikmadi-yalani/

Osmanlı idaresi hakkında malumat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/10/03/osmanlinin-sirri-neydi-ismail-colak/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/08/14/misirli-dr-fehmi-sinnavinin-kaleminden-osmanli-devletinin-adaleti/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/12/seriat-ile-yonetilen-osmanlinin-gayr-i-muslimlere-hosgorusu/

http://belgelerlegercektarih.com/2013/02/13/islamla-yonetilen-osmanli-ile-kafirlerin-hukumleriyle-yonetilen-kemalist-cumhuriyet-arasindaki-fark/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/08/05/osmanli-devletinin-dunya-medeniyetine-katkilarini-boyle-anlattilar/

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Çirkin Teklif: Osmanlı’nın Laik Devlet olduğunu yaz önünü açalım!

Çirkin Teklif: Osmanlı’nın Laik Devlet olduğunu yaz önünü açalım!

*

Ahmed Akgündüz Tarihlenklere cevaplar, kemalist proje, kemalizm projesi osmanli devleti laik miydi, Osmanli islam devleti miydi 1

Prof. Dr. Ahmed Akgündüz’ün “Tarih-Lenklere Cevaplar” isimli kitabının kapağı…

***

Islam Hukuku uzmanı ve Türk Hukuk tarihçisi Prof. Dr. Ahmed Akgündüz, “Osmanlı Devleti’nin laik bir devlet” olduğunu yazarak tarihi çarpıtması karşılığında kendisine birtakım vaatlerde bulunulduğunu yazdı.

Işte Prof. Akgündüz’ün “Tarih-Lenklere Cevaplar” isimli kitabında anlattığı bu çirkin teklifin tafsilatı:

“Yıllardan beri Osmanlı Hukuk sistemi ile alakalı kitaplar telif etmekte, makaleler yazmakta ve konferanslar vermekteyim. Bu çalışmalarımın belli kesimlerin hoşuna gitmediğinin farkındayım. Osmanlı Devleti’nin bir Müslüman Devlet olduğunu biliyoruz ve aksine yorumlar karşısında yıllardır şaşırıp kalıyorduk. Meğerse ki, Osmanlı devletine karşı olanların ve hem de en baştakilerin, kuvvetle muvaffak olamadıkları tarihin çarpıtılması meselesine çeşitli dalaverelerle ve kiralık kalemleri kullanarak emellerine ulaşmak istediklerini yıllar sonra öğrendik. Öğrendik ki, Prof. Ömer Lütfü Barkan da ve hatta bir yerde Prof. Fuat Köprülü de, bir türlü rejimlerini halka meşru göstermeyi başaramayan siyasetçilerin emirleri ve talimatları doğrultusunda kalemlerini kullanmışlardır. Bunu bizzat yaşı şu anda 90’lara ulaşan ve aynı sofrayı paylaşan bir şahısdan kulaklarımızla duyduk. Bize de, ‘Osmanlı Kanunnameleri’ kitabımızı duyar duymaz, aynen şu teklif geldi:

‘Bu büyük kitabını istediğin gibi neşret; ancak bu kanunlardan 100 adedini seç ve uzun bir mukaddime kaleme al. Osmanlı Devletinin laik bir devlet olduğunu ispatla. Çünkü senin Müslüman halk nezdinde itibarın var ve Islam Hukuku uzmanısın. Halk sana daha çok inanır. Bunun karşılığında şunlara ulaşacaksın:

1) Kitabın 4 dilde yayınlanacak ve telif ücreti alacaksın.

2) Türkiye’nin üç şirketi sana Üniversiteden aldığın maaş kadar danışmanlık maaşı verecekler ve sadece banka kartı ile çekeceksin.

3) Duyduk ki, Istanbul Hukuk Fakültesine tayin olunmak istiyormuşsun; hemen naklin yapılacak ve ileride dekanlık ve rektörlük gibi makamlara geleceksin. Yoksa pişman olursun.’

Evet, bu vaad ve tehditler karşısında benim cevabım şu oldu:

‘Ben ilkokul 4. Sınıfta Barkan’ın Kanunname maddesini okudum ve kendi kendime şu sözü verdim: Ya Rabbi! Bana imkan ver, ecdadımla alakalı bu yanlış bilgileri tashih edip bütün dünyaya ilan edeyim. Işte Osmanlı Kanunnameleri adlı eseri bunun için telif eyledim. Nasıl maksadımın yüzde yüz zıddına bir amaçla bu teklifinize evet diyebilirim?’

Maaliftihar Allah’ın yardımıyla maksatlarım hâsıl oldu; ancak maalesef bana da çok zulümler yapıldı. Tam Istanbul Hukuk Fakültesine tayinim olmak üzere iken Hürriyet Gazetesi yalan bir haberle bunu durdurdu. Yalan olduğunu 10 sene sonra ispatlayabildim. Beni Cağaloğlu Yokuşunda yakalayan o yaşlı ve malum içki sofralarının müdavimi olan zat bana şunu haykırıyordu:

‘Tayinin durdu, artık profesör de olamazsın. Dediğimi tutmadın.’

Ben de ‘Merak etme, Profesör de olacağım, dekan da rektör de olacağım. Ben bunları sizden değil, istersem Allah’tan isterim’ cevabını vermiştim.”[1]

*

Ahmed Akgündüz Tarihlenklere cevaplar, kemalist proje, kemalizm projesi osmanli devleti laik miydi, Osmanli islam devleti miydi 2

***

.

**********

.

KAYNAK:

.

[1] Ahmed Akgündüz, Tarih-Lenklere Cevaplar, Osmanlı Araştırmaları Vakfı Yayınları, Istanbul 2009, sayfa 3-4.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Kemalistler neden Osmanlı’ya düşman? Işte cevabı..

Kemalistler neden Osmanlı’ya düşman? Işte cevabı..

*

***

Dönemin Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şubesi Başkanı Prof. Dr. Ahmet Saltık, telefonla katıldığı bir televizyon programında, Osmanlı düşmanlığının aslında Şeriat, yani Islam düşmanlığından kaynaklandığını itiraf etti. Bu itiraf, Osmanlı tarihi ve şahsiyetlerinin tarihi ve ilmi gerçeklere dayanılarak değil, bilakis ideolojik ve siyasi kaygılardan dolayı kötülendiğini açıkça ortaya koymaktadır. Yani bu itiraf, Osmanlı’ya bilerek ve kasten iftira atıldığının en açık delilidir.
.
Şöyle diyor Kemalist Profesör:

“Osmanlı’yı övmek ve göklere çıkarmak, şeriatı sevimli kılmak anlamına geliyor, şeriat düzenini meşrulaştırmak anlamına geliyor.”

Kısacası; “Islamî düzenin gelmemesi için Osmanlı’yı yerin dibine batırmalıyız” diyor.

Neymiş, 20 ve 21. yüzyıl “cumhuriyet” çağıymış… Bu kemalist profesör Ingiltere, Danimarka, Hollanda vs. gibi ülkelerde krallık olduğunu bilmiyor galiba… Neymiş, Osmanlı haraç için insanları kılıçtan geçiriyormuş… Halbuki belgeler öyle demiyor. Aşağıdaki linklere tıklayanlar, Osmanlı’nın adaletini göreceklerdir:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/12/seriat-ile-yonetilen-osmanlinin-gayr-i-muslimlere-hosgorusu/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/08/05/osmanli-devletinin-dunya-medeniyetine-katkilarini-boyle-anlattilar/

http://belgelerlegercektarih.com/2015/12/19/osmanlida-yuk-hayvanlarina-resmi-hafta-tatili/

http://belgelerlegercektarih.com/2013/02/13/islamla-yonetilen-osmanli-ile-kafirlerin-hukumleriyle-yonetilen-kemalist-cumhuriyet-arasindaki-fark/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/08/14/misirli-dr-fehmi-sinnavinin-kaleminden-osmanli-devletinin-adaleti/

*

Dönemin Atatürkçü Düşünce Derneği Edirne Şubesi Başkanı neden Osmanlı’yı ve şeriatı kötülüyor? Zira Atatürkçü Düşünce Derneği’nin 3 onur kurucusundan biri Sabetaycıların yani yahudi dönmelerinin “Kapancılar” kolundan Münci Kapanî’dir, ki büyük ihtimalle diğer iki onur kurucusundan da en az biri Sabetaycıdır.

*

atatc3bcrkcc3bc-dc3bcsc3bcnce-dernegi-add-sabetaycilik-sevi-kemal-atatc3bcrk

Atatürkçü Düşünce Derneği’nin Web sitesi…

***

Zaten isminden de belli ediyor kendini; ” Kapanî. ”

Biliyorsunuz, Sabetaycılar 3 koldur;

1 – Yakubîler
2 – Karakaşlar
3 – Kapanîler/Kapancılar veya Izmir’liler olarak da anılırlar…

Ayrıca derneğin “1 numaralı” kurucusu kayıtlarda Hıfzı Veldet Velidedeoğlu olarak geçer, ki kendisinin de Sabetaycı olduğu biliniyor.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Ahmet Hakan’a Cevap 2

Ahmet Hakan’a Cevap 2

*

ahmet-hakana-cevap-2-ahmet-hakana-reddiye-kemalistlere-cevap-ahmet-hakan-selahattin-demirtas-ahmet-hakan-ataturk-ahmet-hakan-m-kemal

Atatürkçü Ahmet Hakan…

***

Ahmet Hakan dünkü köşesinde M. Kemal’e “sarhoş” dendiğinden yakındı. Şöyle diyor monşerimiz:

“Vatanı sattı diyemedikleri için, Bindi gitti İngiliz’in gemisine diyemedikleri için, Mandacılık yaptı diyemedikleri için, Hainlik etti diyemedikleri için, Sarhoş diyorlar, diyebiliyorlar Atatürk’e.”

Yani her kemalist gibi o da Sultan Vahideddin’i ima ediyor. Kısaca maddelersek;

– Vatanı sattı

– Bindi gitti İngiliz’in gemisine

– Mandacılık yaptı

– Hainlik etti

Bütün bu maddelere aşağıda cevap vereceğiz, ancak evvela şu sarhoşluk meselesini açıklığa kavuşturalım.

Ah Ahmet Hakan vah Ahmet Hakan… Hala M. Kemal hakkındaki tenkidlerin “sarhoş”luktan ibaret olduğunu zannediyor… Fakat fena halde yanılıyor.

Zira sıradan bir insanın evinde içip sarhoş olması bizi pek alakadar etmez. Onun için dua ederiz, Kur’an-ı Kerim’deki “iyiliği emredip kötülüklerden sakındırın”(Al-i Imran Suresi 104) emri icabı tatlı dille kendisine alkolün zararlarını anlatıp sarhoş eden bu meretten kurtarmaya çalışırız. Başka ne yapabiliriz ki? Uzun süre çalıştığı yerin Genel Yayın Yönetmenliğini yapan Ertuğrul Özkök, Ahmet Hakan’ın “iyi bir şarapçı” olduğunu yazmıştı… Bugüne kadar Ahmet Hakan’a bu hususta bir şey dedik mi? Ama bir insan devletin başındaysa onun içmesine ve sarhoş olmasına asla müsamaha gösteremeyiz. Nitekim ilk Müslüman Türk devleti olan Karahanlılar devrinde Karahanlı Uygur Türklerinden Yusuf Has Hacip tarafından kaleme alınmış olan “Kutadgu Bilig”in “Beyliğe Layık Bir Beyin Nasıl Olması Lazım Geldiğini Söyler” başlıklı 28. bâbında yer alan şu beyitler bize bu hususta öğüt verir:

“2091 – Bey içki içmemeli ve fesatlık yapmamalıdır; bu iki hareket yüzünden, sonunda ikbal elden gider.

2092 – Dünya beyleri şarabın tadına alışırlarsa, memleketin ve halkın bundan çekeceği zahmet çok acı olur.

2093 – Dünyaya sahip olan vaktini kumara verirse, memleketin bozar ve kendisi de muhtaç duruma düşer.

2094 – Devlet işleri ihmal edilir ve vaktında yapılmazsa, arkasından avcı kuşla takip etsen bile, bir daha ele geçmez.

2095 – Bilgi veren ve bilgisizi yererek, içkiden men eden insan ne der, dinle.

2096 – Ey içki düşkünü, boğazının esiri, içki içme; içki içersen, sana fakirlik yolu açıldı demektir.

2097 – Avam içkiye müptelâ oldu, malı rüzgâr gibi uçtu; bey içkiye müptelâ olursa, memleketi nasıl durur.

2098 – Bu içki ve meyhaneci düşmandır, insanın parasını alır; içki içen hırçın ve kavgacı olur.

2099 – Insan sarhoş olursa, deli olur ve aklını kaybeder; deli hiç doğru iş yapar mı?

2100 – Takva sahibi insan ne der, dinle; ey boğazının kulu, bu söze göre hareket et.

2101 – Yapılacak nice işler içki yüzünden yapılamaz; yapılmaması gereken nice işler de sarhoşken yapılır.

2102 – Nice uygunsuz işler içki yüzünden işlenir; nice iyi işler sarhoşluk yüzünden geri kalır.

2103 – Bey içki içer ve oyunla vakit geçirirse, memleket işini düşünmeğe ne zaman fırsat bulur.

2104 – Nerede fesat olursa, oradan saadet kaçar, gider; fesat, şüphesiz, her yerde daima beyliğe halel getirir.

2105 – Saadet ve ikbal temizdir, her yerde temizlik arar; bu saadet durudur ve ancak saf olanı destekler.

2106 – Bey içkiye müptelâ, müfsit ve kaba olursa, onun bütün halkı da ayyaş olur.”

***

Bizim bir Türk olarak Yusuf Has Hacip‘in Türk beyleri yani devlet başkanları için yazdıklarına uyulması gerektiğini ifade etmemiz Ahmet Hakan’ı niçin rahatsız ediyor? Ahmet Hakan Türk değil mi?

Ahmet Hakan bütün kemalistler gibi, “Atatürk içiyorsa size ne” demek istiyor herhalde. Haklılar, yukarıda da ifade ettiğimiz gibi bu bizi alakadar etmiyor. Zaten biz onun evinde içmesine bir şey demedik. Bizim itirazımız, topluma “örnek” olarak gösterilen bir insanın herkesin içinde açıkça içmesi ve başkalarına üstelik çocuklara da içirmesinedir.[1] Yani kötü örnek olmasınadır. Bu bir. Ikincisi ise bu kadar içen birisinin Devleti idare etmesinedir.

*

kemal-atatc3bcrk-mal-varligi-serveti-ankara-orman-ciftligi-bira-fabrikasi-acilisi-cocuk-icki-icerken-alkol-atatc3bcrk-kc3b6tc3bc-c3b6rnek-atatc3bcrk-bira-cocuk-atatc3bcrk-cocuk-icki

Böyle örnek olunur mu?..

***

Nisa Suresi’nin 43’üncü ayetinde “Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın.” buyuruluyor.[2]

Allah Teala, sarhoş bir insanın ibadet etmesine bile müsaade etmiyor, onu huzuruna kabul etmiyor. “Allah ile arasında” olan ve “başkasını bağlamayan” bir meselede dahi bir sarhoşa ibadet izni verilmezken, kendi meselesi olmaktan çıkmış ve bütün bir milleti alakadar eden meselelerde bir sarhoşa yetki verilebilir mi? Bir milletin kaderi, çok içen birine, yani kısaca bir sarhoşa teslim edilebilir mi?

Edilirse, işte bir şapka uğruna kelleler gider…[3]
Edilirse, mecliste milletvekilleri vurulur…[4]
Edilirse, Aristo’nun Ali Baba olduğunu iddia eden Güneş Dil Teorisi gibi hurafeler uydurulur.[5]
Edilirse, yabancı bir elçinin kızı taciz edilir…[6]
Edilirse, 1000 yıllık yazımız yani tarihimiz, kültürümüz, medeniyetimiz çöpe atılır.
Edilirse, Ingiliz elçisine “Türkiye’ye reis olun” teklifi yapılır.[7]
Edilirse, Irak sınırının “düzlük” değil de “dağlık” araziden geçen, dolayısıyla Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden Türkiye-Irak sınırı çizilir.
Edilirse, okullarda din dersleri kaldırılır ve böylece toplum, içinden çıkılmaz bir manevi boşluğa itilir ve kendi çıkarlarını toplumun çıkarları üzerinde gören ehil olmayan yöneticiler başa gelir.[8]

Bu listeyi uzatmak mümkün olsa da buna gerek duymuyoruz, fakat şu kadarını söyleyelim ki, M. Kemal’i “Foks isimli köpeği” bile ısırmış.[9] Peki neden? Kamçıyla dövdüğü için… Aklı başında bir insan bir köpeğe veya herhangi bir hayvana vurur mu? Ama kusura bakmayın, şapka uğruna “insan asan” birinden her şey beklenir.

Bazıları “Atatürk sarhoş olmazdı” diyor. Allah Allah… Halbuki M. Kemal’in arkadaşları onun sarhoş olduğunu yazar.

M. Kemal’in çok itimat ettiği generallerden Fahrettin Altay, Fresko gazinosuna baloya gittiklerini ve M. Kemal’in orada sarhoş olduğunu açıkça yazar. Buyrun, balodan eve dönüşü kendisinden dinleyelim:

“Sabah yaklaştı herkes birer birer çekilmeye başladı. Saat 4’e doğru artık gidelim diyerek birlikte çıktık. Otomobilde (M. Kemal) beni yanına aldı, hareket edince başını göğsüme dayayarak daldı. Göğsümde perişan halde saçılan o sırma saçları en büyük heyecanı kalbimde yaratıyor, öpüyor ve kokluyordum.”[10]

M. Kemal’e her fırsatta minnet borcunu ifade eden Ismet Inönü dahi bundan muzdarip olarak “Bu memleket daha ne kadar bir sarhoş masasından idare edilecek?” diye isyan etmişti…

M. Kemal ile Inönü arasındaki bir gerginlik bir akşam Çankaya’da son haddini buldu. Bu olay bir bira fabrikasını ilgilendiren ekonomik bir meseleden çıkmıştı. lnönü, sinirlerine hakim olamayarak, “Bu memleket daha ne kadar bir sarhoş masasından idare edilecek?” diye parlamış.

M. Kemal ise bunu inkar etmemiş ve sakin sakin, “Seni bu mevkiye getirenin de bir sarhoş olduğunu unutuyorsun galiba” demiştir.[11]

*

sarap-sihhat-ve-kuvvet-verir-atatc3bcrk-bira-fabrikasi-atatc3bcrk-sarap-atatc3bcrk-raki-atatc3bcrk-icki

Kemalist rejim insanları alkole teşvik etmişti: “Şarap sıhhat ve kuvvet verir.”

Sanki portakal suyu satıyorlar…

***

Gelelim yukarıda cevaplayacağımızı söylediğimiz iddialara…

Ahmet Hakan “Vatanı satmak”tan bahsetmiş… Yani kemalistlerin çoktan çürümüş olan yalanını tekrarlayarak Sultan Vahideddin’e dokundurmaya çalışıyor… Halbuki Sultan Vahideddin vefat ederken ilaç alacak parası dahi yoktu. Vatan bu kadar ucuz muydu? Buna mukabil M. Kemal Türkiye’nin en zenginlerinden biri olarak hayata gözlerini yummuştur.[12]

Ahmet Hakan Sultan Vahideddin’i kastederek “Ingiliz gemisine bindi” diyor.

Sultan Vahideddin ülkesini Ingilize teslim etmedi, hazineyi kaçırmadı, M. Kemal gibi “Ingiliz Valisi” olmak için Ingiliz makamlarına müracaat etmedi.[13]

Onu Ingiliz gemisine binmeye mecbur edenler utansın… Filistin cephesinden kaçarak Birinci Dünya Savaşı’nın kaybedilmesine sebep olanlar utansın. Senin adamın Filistin cephesinden kaçacak[14], pardon “geri çekilecek”, Sultan Vahideddin’e “derhal ingilizler ile barış yap” diye telgraf çekecek, bunun için de kendi arkadaşlarını tavsiye edecek, ülkemizin işgaline sebep olan Mondros’un imzacısı Rauf Beyi de Ankara’da Başbakan yapacak[15], sonra da sen kalkıp “işgal altındaki” Padişahı ingiliz gemisine binmekle suçlayacaksın. Bu olmaz.

Ayrıca kimseye zararı dokunmadan ingiliz gemisine binip gitmek, Ingiliz ve yahudi şapkasını Türk milletine zorla giydirmekten daha şereflidir.

Ahmet Hakan “mandacılık”tan bahsediyor… Kim mandacıydı? Sivas Kongresi’nde “Amerikan mandası” talep edilmedi mi? Üstelik bunun için ABD’ye M. Kemal imzalı bir mektup gönderilmedi mi? Ahmet Hakan bunları nasıl bilmez? Ayrıca Rauf Bey’in Kazım Karabekir Paşa’ya gönderdiği bir mektupta M. Kemal’in “Allah belasını versin, şu Amerikalılar manda mıdır nedir, bir an önce kabul etseler de memleket de bu herc ü mercten kurtulsa.” dediği yazar.[16] Madem mandacılık kötü bir şeydir, o halde neden mandacı ve Ingiliz Muhipler Cemiyeti kurucularından olan Abdullah Cevdet Bey M. Kemal nezdinde “makbul” oldu? Çünkü dinsizliği savunuyordu.[17] Mesele bu. Ey Ahmet Hakan! Hadi, Ingiliz mandacısı ve Ingiliz Muhipler Cemiyeti’nin kurucularından Abdullah Cevdet’i huzuruna kabul eden ve tercüme ettiği dinsiz Jean Meslier’in “Sağduyu, Tanrısızlığın Ilmihali” isimli kitabını “Devlet Matbaası”nda bastıran M. Kemal’e de bir çift laf et de görelim samimiyetini…

*

ataturk-abd-mandasi-ataturk-amerikan-mandasi-m-kemal-mandaci-ataturk-mandaci-m-kemal-amerikan-mandasi-sivas-kongresi-ataturk

ABD’ye gönderilen M. Kemal Paşa imzalı “manda” teklifi…

***

Ahmet Hakan “hainlikten” de bahsetmiş… Bu kendi ifadesiyle “dümbeleklik”ten başka bir şey değildir.

Mısır, Sudan ve Kıbrıs’ı, Adaları ve Batı Trakya’yı Lozan’da bırakan kim? Batum’u ruslara satan kim?[18] Azerbaycan’ı bolşeviklere teklif eden kim? Ingilizlerin arzu ettikleri sistemi kuran kim?[19]

Kemalistler hep böyledir, kendilerini tenkid edenlere ya “deli” derler, ya da “hain”… Buna günümüzden somut (muşahhas) bir misal vereyim. 2013 yılında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun en küçük kardeşi Celal Bey’in Izmir’de bekçilik yaptığı ortaya çıkınca, Kemal bey şöyle demişti:

“Kardeşim evinin ekmeğini alın teriyle kazanan bir emekçidir. Ekmeğini, aşını alın teriyle kazanan başı dik, onurlu milyonlarca emekçi gibi inşaatta çalışan kardeşime de, kolaylıklar, sağlık ve huzur diliyor, alnından öpüyorum.”

Fakat bugün CHP’nin yolsuzluklarını ve FETÖ ile ilişkisini deşifre eden Celal Bey’e yapılanlara bir bakın. Utanmadan şimdi de ona “satılmış” yani hain ve “deli” diyorlar. Işte kemalistler böyledir. Böylelerinin, Osmanlı Devleti’ne ve padişahlarına iftira atmasında şaşılacak bir şey yok doğrusu. Tam tersine, eğer methetselerdi, işte o zaman Osmanlı’dan şüphe ederdim.

Osmanlı tarihçisi Ilber Ortaylı’ya rica ediyorum, Ahmet Hakan’a şöyle bir ağız dolusu; “cahil” der misiniz?

.

KAYNAKLAR:

.

[1] M. Kemal’in çocuklara içki içirdiğine dair bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2013/06/15/alkolun-zararlari/

[2] Nisa suresinde geçen bu ayetin meali:

“43 – Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın. Cünüb iken de yolcu olanlar müstesna gusül edinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta olur, veya yolculukta bulunursanız veyahut biriniz abdest bozmaktan gelince veya cinsî münasebette bulunup, su da bulamazsanız o zaman tertemiz bir toprak ile teyemmüm edin. Niyetle yüzlerinize ve ellerinize sürün. Şüphesiz ki Allah çok affedicidir, çok bağışlayıcıdır.” (Elmalılı Meali)

[3] Şapka zulmüyle alakalı yazılar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2015/04/26/kemalist-rejimin-sapka-yuzunden-idam-ettigi-salci-baci/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/10/28/sarigini-cikarmadi-istiklal-mahkemesine-sevk-edildi/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/04/30/m-kemal-ataturkun-sapka-zulmu-ve-istiklal-mahkemesinde-asilan-alimler-hocalar/

http://belgelerlegercektarih.com/2016/04/10/sapka-yuzunden-hic-kimse-asilmadi-mi/

[4] M. Kemal’in adamları mecliste cinayet işledi:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/25/m-kemalin-adamlari-mecliste-cinayet-isledi/

[5] M. Kemal’in kabul ettiği Güneş Dil Teorisi’nin hurafeleriyle gülmek isteyenler için de bir makalemiz var;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/08/30/ataturkun-gunes-dil-teorisi-kalp-krizi-gecirenler-olursa-sorumluluk-kabul-etmiyorum/

[6] M. Kemal’in Fransız elçisinin kızını taciz ettiğine dair tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.net/dr-riza-nur-m-kemal-ataturke-iftira-mi-atiyor-guzel-bacak-yarismalari-neydi/

[7] M. Kemal’in Ingiliz elçisini Türkiye’ye Reis yapmak istediğine dair tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2013/01/26/m-kemal-ataturk-bir-ingilizi-turkiyeye-reis-mi-yapacakti/

[8] M. Kemal din derslerini yasakladı:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/14/m-kemal-ataturk-din-derslerini-ve-imam-hatipleri-kaldirmadi-yalani/

[9] M. Kemal’in hayvan “sevgisi” için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/12/22/ataturkun-hayvan-sevgisi/

[10] Fahrettin Altay, 10 Yıl Savaş Ve Sonrası, Eylem Yayınları, Ankara 2008, sayfa 410.

[11] Abdi Ipekçi, Inönü Atatürk’ü Anlatıyor, Dünya Kitapları, (Dağıtım: Doğan Gazetecilik A.Ş. Yani Ahmet Hakan’ın patronu), Genişletilmiş Birinci Basım, Istanbul 2004, sayfa 44.

[12] M. Kemal’in serveti hakkında tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/03/m-kemal-ataturkun-mal-varligi-serveti-genis-kapsamli/

[13] Kimin “Ingiliz Valisi” olmayı kabul ettiğini merak edenler aşağıdaki linki tıklayıp meraklarını giderebilirler;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/22/turk-tarih-kurumu-m-kemal-ingiliz-valisi-olmak-istedi/

[14] M. Kemal’in Filistin cephesinden kaçması, pardon “geri çekilmesi” hakkında malumat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/30/filistin-cephesindeki-hain-m-kemal-ataturk-mu/

[15] Mondros Mütarekenamesi’nin öncesi ve sonrası hakkında tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/12/10/m-kemal-ataturkun-ingiliz-istihbarati-ile-gizli-iliskisi-desifre-oldu/

[16] Kazım Karabekir, Paşaların Hesaplaşması, (Yayına Hazırlayan: Prof. Dr. Faruk Özerengin), 3. Baskı, Emre Yayınları, Istanbul 1995, sayfa 323.

[17] Abdullah Cevdet’in Ingiliz Muhipler Cemiyeti’nin kuruluşunda oynadığı role ve Ingiliz manda ve himayesinin gerekliliğinden bahsettiğine dair kaynaklar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2013/06/18/ingiliz-muhipler-cemiyetine-uye-olan-hocalar-hain-miydi/

[18] Lozan’da peşkeş çekilenler hakkında bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/30/misir-ve-sudani-lozanda-verdik-lozana-zafer-diyenlere-ithaf-olunur-17-madde/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/30/lozanda-ruhumuzu-sattilar/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/29/m-kemal-ataturk-bati-trakyayi-ve-oradaki-kardeslerimizi-dusmana-birakmis/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/09/lozan-andlasmasinin-58-maddesi-tam-bir-rezalet/

http://belgelerlegercektarih.com/2013/01/05/lozan-anlasmasinin-tenkidi/

[19] M. Kemal Azerbaycan’ı bolşeviklere teklif etti:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/18/azerbaycandaki-kardeslerimize-m-kemal-ataturk-mu-ihanet-etti/

Hain var mı? Varsa kimin hain olduğuna dair bir fikir vermesi bakımından iki makale tavsiye ediyorum:

http://belgelerlegercektarih.com/2014/05/23/kim-hain-sultan-vahdettin-mi-yoksa-m-kemal-mi/

http://belgelerlegercektarih.com/2015/06/27/kim-ingiliz-ajani-kim-hain/

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Osmanlı Geri Gelecek, Zalimler Diz Çökecek!

Osmanlı Geri Gelecek, Zalimler Diz Çökecek!

*

osmanli-geri-gelecek-kafirler-dize-gelecek-osmanli-hanedani

***

Bugün Hilafetin Kaldırılmasının ve Osmanlı Hanedanı için alınan sürgün kararının 93’üncü yıl dönümüdür.

Emperyalistler Lozan’da “Hilafeti kaldıracak ve Osmanlı Hanedanı’nı da bize vereceksiniz” dediler, vermeden de Lozan’ı onaylamadılar. Ne zaman ki Hilafet kaldırıldı ve Osmanlı Hanedanı yurt dışına sürgün edildi, işte o zaman Ingiltere Lozan antlaşmasını kendi meclislerinde onayladı.

M. Kemal, yüzyıllardır zalimlere diz çöktürmüş ve bizi dünyada süper güç yapmış olan Osmanoğullarını çoluk-çocuk-kadın-yaşlı demeden bütün fertleriyle Avrupa’ya sürerek, emperyalistlere adeta şöyle cevap vermiştir:

“Yüzyıllardır size diz çöktüren, kök söktüren Osmanoğullarını ayaklarınızın altına serdim… Işte gözlerinizin önünde süründürüyorum, size muhtaç hale getirdim. Şimdi onlara dilediğinizi yapın ve intikamınızı alın.”

Böylece Osmanlı Hanedanı’nı Avrupa’da hapsettiler ve tekrar Türklerin Hakanı ve Müslümanların Halifesi olmalarına izin vermediler. Artık rahatça dünyayı sömürebilirlerdi ve öyle de yaptılar.

Ama Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in dediği gibi; “Deden bile söndüremedi Islam’ın Nurunu. Sen mi söndüreceksin Ebu Cehil’in Torunu!”

Söndüremeyecekler… Cüce Kemalizm yıkılacak, Yüce Osmanlı zihniyeti geri gelecek inşaallah.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Osmanlı Devleti mi Diktatörlük idi, yoksa Kemalist rejim mi?

Osmanlı Devleti mi Diktatörlük idi, yoksa Kemalist rejim mi?

Son zamanların en popüler kemalist sloganlarından biri hiç şüphesiz, “Hangi diktatör halife ve padişah olabilecekken Cumhuriyeti kurar?” sloganıdır. Bunun zaten mümkün olamayacağını başka yazılarımızda bütün tafsilatıyla izah etmiştik. Dileyen o yazılara bakabilir.[1]

Hem M. Kemal neden halife veya padişah olmak istesin ki? M. Kemal’in sahip olduğu yetkiler zaten Halife ve padişahlardan daha genişti.

+

osmanli-anayasasi-1924-anayasasi-teskilati-esasiye-kanunu-osmanlida-kul-cumhuriyette-vatandas-mi-olduk-ataturk-isteseydi-padisah-olurdu-ataturk-isteseydi-halife-olurdu

Aşağıda bahsi geçen kitabın 67’inci sayfası…

***

Anayasa profesörü Kemal Gözler, “Türk Anayasa Hukuku” isimli 1100 sayfalık kitabında, M. Kemal’in direktifiyle hazırlanan 1924 Anayasası’nın, yargıya ait hükümler itibarıyla 1876 Osmanlı Anayasasından daha “geri” olduğunu maddeleri karşılaştırarak ortaya koyuyor.

Şöyle yazıyor Anayasa profesörü:

“Hemen belirtelim ki, 1924 Teşkilat-ı Esasi Kanununun yargıyla ilgili getirdiği güvenceler, 1876 Kanun-u Esasisinin yargıya ilişkin getirdiği güvencelerden çok daha yetersizdir. Yargıya ilişkin hükümleri itibarıyla 1924 Anayasası, 1876 Anayasasından daha geridir. Yukarıda gördüğümüz gibi, 1876 Kanun-u Esasisi, ‘kanuni hakim ilkesi’ veya ‘doğal yargıç ilkesi’ denen ilkeyi eksiksiz kabul etmişti (madde 23, 89). Kanun-u Esasi, özel davalara bakmak için, normal mahkemelerin ‘haricinde fevkalade bir mahkeme veyahut hüküm vermek salahiyetini haiz komisyon teşkilini katiyen’ yasaklıyordu. Oysa, 1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanununda bu konuda bir hüküm yoktur. Bu basit bir unutma eseri değildir. 1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanununun meclis görüşmelerinde, ‘fevkalade mahiyeti haiz mahkeme teşkili memnudur (yasaktır)’ şeklinde bir ek fıkra önerisi reddedilmiştir.[2] (Prof. Gözler’in dipnotu. Alıntı devam ediyor)

Diğer yandan 1924 Teşkilat-ı Esasiye Kanununda yargıyla ilgili hükümler de yasama karşısında bir güvence teşkil etmekten uzaktır. Çünkü Anayasa getirdiği güvenceleri ‘kanun dairesinde’ sınırlandırmıştır. Örneğin mahkemelerin teşkilatı, görev ve yetkileri kanunla belirlenmektedir (madde 53). Hakimlik teminatı ve hakimlerin özlük hakları da kanunla düzenlenecek bir şeydi (madde 54). Keza, vatandaşların, ‘mahkeme önünde haklarını korumak için gerekli gördüğü yasalı araçları kullanma’ özgürlüğü (madde 59) de yasa koyucunun hangi araçlara izin verecegine bağlı kalmıştır. Çünkü, 1876’da olduğu gibi kapsamlı bir yargı yolu teminatı ve genel bir savunma hakkı 1924 Anayasasında eksiktir.”[3]

Evet, gördüğünüz gibi, Osmanlı Anayasası, M. Kemal’in 1924 Anayasasından yargıya ait hükümler itibarıyla daha üstündür.

Zaten M. Kemal’in kurduğu rejim “tek parti”, hatta “tek adam” rejimiydi. Partiye seçilecek olanları bile kendi belirliyordu.[4]

*

karikatc3bcrize-kemal-atatc3bcrk-milletvekillerini-kendi-seciyor-gazete-diktatc3b6rlc3bck-tek-parti-rejimi

Vekilleri kendi seçen M. Kemal Atatürk, dönemin gazetelerinde karikatürize edilerek böyle eleştirilmişti…

***

Türkçe birçok esere imza atan meşhur Hollandalı Türkolog Prof. Erik Jan Zürcher, kemalist rejimin bir “diktatörlük” olduğunu şu sözlerle ifade ediyor:

“Takrir-i Sükûn Kanunu’nun Mart 1925’te ilanından itibaren Türkiye’nin yönetim biçimi, bir otoriter tek parti yönetimi, açıkçası, bir diktatörlük idi.”[5]

Osmanlı padişahlarının yetkileri ise, M. Kemal’in sahip olduğu yetkilere kıyasla çok kısıtlıydı. 1993-2008 yılları arasında Türk Tarih Kurumu başkanlığı yapmış olan ve şu anda MHP Kayseri milletvekili olan Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, Osmanlı Devleti’nde kanun ve nizamların Islam hukukuna dayandığını, padişahın ise bu kanunlarla bağlı olduğunu belirtir:

“Osmanlı Devleti’nde kanun ve nizamlar, bir Islam devleti olarak Islam hukukuna dayanmakta, dolayısiyle gerekli kurallar Kur’an, hadis, icma ve kıyas gibi Islam’ın temel ilkelerine göre tesbit edilmekteydi. (…) Bununla birlikte Padişah devlet işleriyle ilgili meselelerde, şer’i ve hukuki konularda gerekli kimselerle görüşüp fikir alırdı. Bu durumdan anlaşılacağı üzere, zahiren geniş ve hudutsuz yetkiye sahip görünen padişah, aslında bir takım kanunlara bağlıydı. Osmanlı hükümdarlarının ilk ve en kudretli zamanlarında bile divan kararlarına uydukları ve bunun haricine çıkmadıkları görülmüştür.[6]

Meşhur tarihçimiz Ordinaryüs Profesör Enver Ziya Karal ise, padişahın; “imparatorluğun en az hür olan adamı” olduğunu yazar:

“…padişahın hak ve yetkileri hudutsuz gibi görünürse de gerçekte böyle değildir. Yakın çağların başında padişah, imparatorluğun en az hür olan adamıdır. Çünkü hayatını saray geleneklerine, çalışmalarını da şeriat kaidelerine göre ayarlamak zorundadır. (..) Padişahın sorumsuz olduğu sanılma­malıdır. Padişah, geleneklere ve şeriata karşı sorumlu idi. Gelenekler ve şeriat kanun mahiyetindedir.”[7]

Ayrıca Karal, Osmanlı Devleti’nin demokrat karakterli temellere dayandığını yazıyor:

“Osmanlı hükümeti şekil bakımından bir monarşi idi. Fakat bu monarşi demokrat karakterli temel­lere dayanmakta idi. Osmanlı Imparatorluğunda, Avrupa’da olduğu gibi, imtiyazlara dayanan aristokrat bir sınıf yoktu, Islâm olmak şartiyle bütün vatandaşların devlet hizmetlerine girmeğe hakkı vardı. Onur ve yetki devlet kapısında görülen hizmetle kazanılırdı. Bu hizmetten ayrılan kimse, hizmetten ön­ceki seviyesine inerdi.”[8]

Hukukçu Prof. Dr. Osman Kaşıkçı’nın yazdıkları ise Enver Ziya Karal’ı teyit etmektedir:

“Osmanlı sultanlarının geniş yetkileri olduğu sanılsa da gerçekte yetkileri oldukça sınırldır. Osmanlı padişahlarının yetkilerini sınırlandıran husus, şer’i hukuktur.”[9]

Buna mukabil M. Kemal’in sahip olduğu yetkilerin ne kadar geniş olduğunu anlamak bakımından Lord Kinross’un naklettiği şu anekdot kâfidir sanırız:

“Kendinde üç başkanlığı birden toplamıştı: Devlet Başkanlığı, Hükümetin ve Meclisin gerçek başkanlığı, tek Parti Başkanlığı. Selanik’ten beri kendisine hayran olan arkadaşı Tevfik Rüştü onu bir gün Hıristiyanların üçlemiyle kıyaslamıştı: ‘Baba, Oğul ve Kutsal Ruh.’ Gazi, gözlerinde bir pırıltıyla onayladı: ‘Öyledir, ama, kimse duymasın!'”[10]

*

kemal-atatc3bcrk-biyikli-diktatc3b6rler-listesinde-ilk-sirada-hitler-mussolini

Amerikan Foreign Policy dergisi M. Kemal Atatürk’ü, Hitler ve Stalin gibi diktatörlere de yer verdiği “Bıyıklı Diktatörler” konulu listesinde “ilk sıraya” koydu.[11]

“Muasır Medeniyetin temsilcileri” M. Kemal’e diktatör diyor…

***

Bakın “hürriyet kahramanı” M. Kemal ne buyuruyor:

“Hedefimize varmak için kanunlarımız müsait değilse o kanunları değiştiririz, yeni kanun yaparız. En nihayet lüzum ve mecburiyet görürsek bu yolda her şeyin üstüne çıkarak hedefimize yürümekte, asla tereddüt etmeyiz.”[12]

Devlet, kanun ve millet kendisinin oyuncağı olmuş sanki… Keyfine, hırsına, intikam hissine göre değişir durur.

M. Kemal’in sözünün özeti; “Sade keyfim hüküm sürer” demektir.

Hele şu kısım: “…bu yolda her şeyin üstüne çıkarak…”

Yani bu demektir ki;

“Sıkışırsam kanun da tanımam, çalarım, asarım, keserim…”

Peki şimdi bu sözleri söyleyen M. Kemal ile Nazi Almanya’sının diktatörü Adolf Hitler arasında ne gibi bir fark var?

Peki M. Kemal’in Mecliste yaptığı şu konuşmaya ne dersiniz:

“Mesele, zaten oldubitti haline gelmiş olan bir gerçeği kanunla ifadeden ibarettir. Bu mutlaka olacaktır. Burada toplananlar. Meclis ve herkes meseleyi tabii olarak karşılarsa, sanırım ki uygun olur. Aksi takdirde, yine gerçek, usulüne uygun olarak ifade edilecektir. Fakat belki de bazı kafalar kesilecektir.”[13]

Hem “Hakimiyet Milletindir” diyor, hem de Milletin vekillerini tehdit ediyor.

Bunu biz uydurmuyoruz… Bizzat M. Kemal Nutuk’ta övünerek anlatıyor.

Prof. Dr. Halil Inalcık bile M. Kemal’in tehditlere başvurduğunu şu sözlerle ifade ediyor:

“Mustafa Kemal, son kertede, gayelerine ulaşmak için tehdide başvurmaktan da çekinmezdi.”[14]

Böyle hürriyet olur mu? Böyle insan hakları olur mu?

Ne yani… Osmanlı tahtına çıkışında ve daha sonra da bayram günlerinde, cülus törenlerinde, cuma namazlarında paşaların hep bir ağızdan; “Mağrur olma Padişahım senden büyük Allah var” diye uyardıkları padişahlar haşa “diktatör”, ama yukarıdaki sözleri söyleyen M. Kemal ise “hürriyet kahramanı” öyle mi?

Kargalar bile güler buna…

.

**********

.
KAYNAKLAR:

.

[1] Bu mevzuda yayınlanan iki yazımız için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2013/08/14/hangi-diktator-halife-ve-padisah-olabilecekken-cumhuriyeti-kurar-diyenlere-cevap/

http://belgelerlegercektarih.com/2012/11/12/ataturk-bizi-padisaha-kul-olmaktan-mi-kurtarmistir/

[2] Prof. Gözler’in kitabının 23 no’lu dipnotunda gösterilen referanslara ilaveten resmî kaynağı da ekliyorum. Bakınız;

TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 2, Cild 8, Içtima 42, sayfa 898. 20 Nisan 1924.

[3] Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Ekin Kitabevi Yayınları, Bursa 2000, sayfa 67.

[4] M. Kemal Atatürk’ün kurduğu rejim “tek adam” rejimiydi, tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/09/08/hakimiyet-kayitsiz-sartsiz-milletin-mi-yoksa-ataturkun-mu/

[5] Erik Jan Zürcher, Modernleşen Türkiye’nin Tarihi, (Kitabın orijinal adı: Turkey, A Modern History), Tercüme eden: Yasemin Saner Gönen, Iletişim Yayınları, 7. Baskı, Istanbul 2000, (1. Baskı: 1995), sayfa 257.

[6] Yusuf Halaçoğlu, 14-17. Yüzyıllarda Osmanlılarda Devlet Teşkilatı ve Sosyal Yapı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1991, sayfa 2.

[7] Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, cild 5, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 8. Baskı, Ankara 2007 (1. Baskı: 1947), sayfa 1-5.

[8] Enver Ziya Karal, Osmanlı Tarihi, cild 5, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 8. Baskı, Ankara 2007 (1. Baskı: 1947), sayfa 2.

[9] Osman Kaşıkçı, Osmanlı’da Devlet Başkanlığı, Yitik Hazine Yayınları, Istanbul 2012, sayfa 21 ve devamı.

Ayrıca bakınız;

– Recai Galip Okandan, Umumi Amme Hukukumuzun Ana Hatları, Birinci Kitap, Istanbul 1948, sayfa 24.

– F. Şabanov, Osmanlı Imparatorluğunda Hükümdarlığın Hukuki Esasları, 6. Türk Tarih Kongresi, Ankara 1967, sayfa 429.

– Ilhan Arsel, Türk Anayasa Hukukunun Umumi Esasları, cild 1, Ankara 1965, sayfa 5.

[10] Lord Kinross, Atatürk: Bir Milletin Yeniden Doğuşu, (Tercüme eden: Necdet Sander), Istanbul 1966, sayfa 448.

[11] Amerikan “Foreign Policy” dergisi, Charles Homans, 30 Mart 2011.

Tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/05/25/ataturk-biyikli-diktatorler-listesinde-ilk-sirada/

[12] (1931) Ayın Tarihi, cild 25, sayı 82, 83.

[13] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 2, sayfa 691.

Tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/24/hakimiyet-milletindir-diyen-m-kemal-ataturk-milletin-vekillerini-tehdit-ediyor-nutuktan/

[14] Halil Inalcık, Osmanlı ve Modern Türkiye, Timaş Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 183.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*