Her şeyi Atatürk’e borçlusunuz diyenlere

Her şeyi Atatürk’e borçlusunuz diyenlere

*

ataturkculere-cevap-kemalistlere-cevap-kurtulus-savasini-ataturk-mu-kazandi-herseyi-ataturke-mi-borcluyuz

“Savaş, ölünce değil düşmana benzeyince kaybedilir…”

Aliya Izzetbegoviç

***

M. Kemal’in inkılaplarını tenkid ettiğimiz zaman kemalistlerden genelde şöyle bir tepki gelir: “Atatürk olmasaydı biz olmazdık, kimliğinizi Atatürk’e borçlusunuz, beğenmiyorsanız defolun gidin bu ülkeden hainler.”

Tarihini bilmeyen birisinden böyle bir tepkinin gelmesi gayet tabiidir. Ama bizim de bir cevabımız var. Belki biraz düşünürler.

Ey Kemalist! Sana söylüyorum…

Bir insanın kimliği tarih, din, dil, kültür vb. ortak aidiyetlerden oluşur. Işte bizim kimliğimiz yüzyıllardır sahip olduğumuz bu aidiyetlerden beslenmiştir.

Sen ise kimliğinin kaynağı olan bu değerleri kaybetmişsin. Senin kimliğin barbar yunan askerlerinin kaçarken düşürdüğü ve maalesef sana sirayet eden kimlikten farksızdır.

Batılıların öz kimliğine bürünmüş ve onu özümsemiş kimseler tarafından hazırlanan ve üzerinde de “Türkiye Cumhuriyeti” yazan kimlik kartını kendi öz kimliğin mi zannettin? Bu kartı hazırlayanların kafasında fötr şapka, dilinde alafranka, kalbinde put, elinde Nutuk var… Tarihine yabancılaşmış insanlar.

Biz ise, senin gibi kimliğimizi sokakta bulmadık; tarihimizden aldık. Elindeki kimlik kartı belki sahte değildir, ama gerçek kimliğin de değildir. Bu toprağın, bu medeniyetin insanıysan özüne dön. Bir kağıt parçasıyla bana vatanseverlik taslama.

Ey Kemalist! Sen kimliğini kaybetmişsin. Dur! Hemen yere bakıp arama… Kimlik kartını kastetmiyorum. Önce aynaya, sonra da şanlı tarihine bir bak… Bak bakalım, aynada kendini görüyor musun. Acaba sen sana benziyor musun?

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Reklamlar

Milletimize Revâ Görülen Kültür Jenosidi

Milletimize Revâ Görülen Kültür Jenosidi

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

sapkali köylüler, üstü yirtik köylüler kültür jenosidi, sapka inkilabi sapka devrimi***

Asırlardır, Avrupa, Türklüğü yok etmek, en azından Balkanlar’dan ve Anadolu’dan koparıp Asya içlerine sürmek emelindeydi. 19. asırda, onun düşmanlığına, – Kapitalizm, Komünizm, Farmasonluk gibi birçok alet- fikriyatı ve bunların teşkilatlarını yedeğine alarak- siyonizm ve dünya hakimiyeti emeli güden Gizli-Kuvvetin düşmanlığı zammoldu.

Gizli-Kuvvet, Türklüğe cepheden hücum etmek yerine, onu yok etmek için, bir başka strateji geliştirdi. Tarihi tahrif ederek ve bir yığın fikri hokkabazlıkla, Türklerin Ârî ırktan geldiği, Türkçenin bir taraftan aslında dünyanın en eski dili ve bütün dillerin yahud en azından büyük kültür dillerinin anası olduğu, diğer taraftan da Hind-Avrupa dil ailesine dahil bulunduğu, Sümer’den Mısır’a, Akdeniz medeniyetlerine kadar bütün büyük medeniyetlerin temelinde Türk unsurunun yer aldığı, tarihlerinin Islam evveli devresi muhteşem iken, aksine Islam devresinin bir inhitat, bozulma ve düşüş devri olduğu gibi sakîm -hatta hâinâne olmasa ahmakça diyebileceğimiz- müddeâlar (iddialar) ortaya atarak ve bu hezeyanlara da “Güneş-Dil Teorisi” adını takarak, Leon Cahun’lerden Tekin Alp’lere ve Sabataî Reise kadar, ısrarla, Türklerin, Müslümanlıkla alakalarını kesip Avrupa milletleri arasındaki tabii yerlerini almaları lazım geldiği fikrini işledi.

Deli saçması olmakla beraber, bu müddealar sadece birer fikir olarak kalsaydılar, icab eden cevap verilir ve istihzayla ademe mahkum edilirlerdi. Lakin bunlar, gülünç birer iddia olarak kalmadılar; cebren (zorla) ve hileyle iktidarı zapteden mütegallibenin Türklüğe karşı amansız bir topyekun kültür jenosidi siyasetine müncer oldular.

Bu topyekun kültür jenosidi, Lozan’da, Gizli-Kuvvet ile onun Türkiye’deki uzantısı ve Avrupa arasında ortak bir proje haline geldi. Böylece, Milletin canını dişine takarak onca fedakarlıkla yürüttüğü ve sonunda askeri bir zafer elde ettiği Istiklal Harbinin, Lozan’da, bir kurtuluş fermanıyle neticelenmesi umulurken, tam aksine, Lozan, Türklüğün ve Müslümanlığın bir ölüm fermanı oldu. Nitekim, Türkiye’de Lozan sonrası yaşananların, hep Lozan’daki projenin tatbikatı olduğu anlaşılmakta ve bu bakımdan, onların, başlangıcından günümüze kadar, daima, Insan Haklarını kendine alem yapmak iddiasındaki ikiyüzlü Avrupa’nın alkışları altında cereyan ettiği gözlenmektedir. (…)

Milli kültürümüze, 1923 Lozan Muahedesi veya Projesi mucibince, topyekun harb ilan edilirken, hedef, Milletimizi toptan Avrupalılaştırmak, diğer tabirle Frenkleştirmek idi.(…)

Türkler, Avrupa Medeniyetinin alternatifi olan Islam Medeniyetinin ortak kurucusu olduklarına, şahsıyetleri tamamen bu medeniyet tarafından yoğrulduğuna ve hiçbir mugalata bu tarihi hakikati değiştiremeyeceğine göre, onların Avrupa Medeniyetine intisab etmeleri, kendilerine mahsus şahsıyetlerini kaybetmekten, bambaşka bir hüviyete bürünmekten, diğer tabirle temessül etmekten başka ne manaya gelebilir? (…)

Hiç şüphesiz, Türkiye’nin yeri elveliyetle Yakın-Doğu’da ve ikinci derecede de bütün Islam coğrafyasındadır. Bu cihetle, Türkiye, ilk merhalede, Avrupalıların Birlik stratejisine benzer şekilde, tedricen gerçekleştirilecek bir Yakın-Doğu Birliği’ne ve ikinci merhalede de bir Islam Birliği’ne önayak olabilir. Böyle bir birlik, Avrupa’ya düşmanlık manasına gelmez. Sadece, Türkiye, Yakın-Doğu ve bütün Islam Alemi, şahsıyetlerini muhafaza ederek ve imkanlarını birleştirerek sulh içinde kalkınma, gelişme imkanı elde etmiş olurlar. Avrupalılar da bizimle aynı Insanî Ahlak ve Hukuka sahip çıktıkları müddetçe, arada çatışma değil, ancak işbirliği ve meşru yarış olabilir ve bundan da bütün Insanlık kârlı çıkar.

Diğer taraftan, zannımızca, madde ile mananın en güzel bir terkibini ifade eden bizim Medeniyetimiz, Avrupa Medeniyetinden üstündür. Bu bakımdan, şahsıyetli bir Islam Birliği, daha insanî bir hayat yaşamak için, Avrupalılara da müsbet bir örnek teşkil edebilir.

Son bir-iki asır zarfında, Avrupa’nın Islam Aleminden üstünlüğünün müdafaa edilebileceği üç cihet mevcuddur:

Ilim ve fen,

Sanayi ve iktisad,

Insan Hak ve Hürriyetleri…

Halbuki, Avrupa Medeniyeti, müsbet ilim zihniyet ve usulunü tamamen Islam Medeniyetine medyundur. Insan Hakları için de bu tesbit büyük ölçüde cârîdir. Sanayileşme ve iktisadi gelişme ise bilhassa bu ilk iki değerin mahsulüdür. Üstelik, Avrupa, emperyalist / sömürgeci siyasetleriyle, bu son asırlar boyunca, Islam Aleminin sanayileşmesini ve iktisadi inkişafını hep baltalayagelmiştir; yani bu sahalardaki geriliğimizin birinci derecede bir sebebi, Avrupa emperyalizmidir. Öyleyse şimdi, daha fazla kalkınmak, iktisaden ve hukuken daha fazla ilerleyebilmek için Avrupa’nın kucağına atılmak, mâkul, haklı bir davranış olabilir mi? Onlara: “Gölge etmeyin, başka ihsan istemez!” demek daha doğru değil midir?

Hayır, ilerlemek için, bizim başlıca ihtiyacımız, şu saçma eziklik duygusundan kurtulup yine kendimiz olmak, aslımıza dönmek, tekrar Müslüman, tekrar Türk olmaktır; bütünüyle milli kültürümüzü canlandırıp, onu, bir taraftan, Insan Hakları ve ilim zihniyetiyle uyuşmayan bütün unsurlardan temizlemek, diğer taraftan da, günümüz hayat ve dünya şartlarında hayatiyetini muhafaza edecek şekilde zenginleştirmektir.

Kendimize dönmek, Milli Kültürümüzü ihya etmek ve onu daha da zenginleştirmek ise, kültür jenosidcilerini tarih önünde muhakeme ve mahkum etmemiz ve bu jenosidin bilumum kurbanlarına iade-i itibarda bulunmamız şartına tabidir. Açıktır ki Milletimiz, Türkiye’de putlar devrilmeden, hayatımız onların manevi tasallutundan kurtulmadan kendine gelemeyecektir.

Biz, Insanî Ahlaka da, Insanî Hukuka da tamamen hürmetkar ve sâdıkız! Bu ahlak ve hukukun bir icabı ve onunla kayıdlı olarak, sadece kendimiz olmak istiyoruz!

Bize düşmanlık yapan ve insanlık suçu işleyenleri tek tek teşhir ediyor ve onlara karşı kendimizi müdafaa ediyoruz. Onların kötülüklerini teşhir ederken, bundan zevk değil, derin bir teessür duyuyoruz. Mahatma Gandhi’den öğrendiğimiz gibi, günahkardan değil, onun günahlarından nefret ediyoruz. Asla onların bize reva gördüğünü biz de onlara yapmak emeli gütmüyoruz. Bize haklarımızı vermek, kendimiz olmamıza mani olmamak şartıyle kıllarına halel getirmek gibi bir niyet beslemiyoruz. Bize durmadan tuzak kurmaktan, ihanet etmekten, bizi sırtımızdan hançerlemekten, bize -aslında, çok kerre, bizim değil kendilerinin işlediği- cürümlerle iftira etmekten vazgeçip Temel Insan Hak ve Hürriyetlerimize riayet ederlerse, kendileriyle, daima sulh içinde yaşamak isteriz ve bu çerçevede kendilerinin bilumum meşru haklarına hürmet etmek azmindeyiz. Lakin karşılıklı olmıyan iyi niyetin bir kıymeti yoktur.

***

Mümtehine Suresi:

7 – Olur ki Allah sizinle düşmanlarınız arasında yakında bir dostluk meydana getirir. Allah gücü yetendir. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.

8 – Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Çünkü Allah adalet yapanları sever.

9 – Allah sizi, ancak sizinle din hakkında savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için yardım eden kimselere dost olmaktan men eder. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır.

.

**********

.

KAYNAK:

.

Ş. Alparslan Yasa, Milletimize Revâ Görülen Kültür Jenosidi, Hitabevi Yayınları, Ankara 2014, sayfa 599-612.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Asya’nın Yükselişinden Türkiye’ye Dersler

Asya’nın Yükselişinden Türkiye’ye Dersler

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

atatc3bcrk-kimono-atatc3bcrk-sapka-kanunu-atatc3bcrk-inkilaplari-atatc3bcrk-sapka-atatc3bcrk-devrimleri-kemal-sapka-kemal-inkilaplar-kemal-japon-atatc3bcrk-japon

Böyle de olabilirdi…

***

Batılı Düşünce Merkezlerinde giderek daha fazla tartışılıyor. Dünyanın en etkili uluslararası politika dergisi sayılabilecek olan Foreign Affairs, Mayıs/Haziran 2008 sayısında Singapurlu akademisyen Kishore Mahbubani’nin “The Case Against the West: America and Europe in the Asian Century” (Batı Karşısındaki Argüman: Asya Yüzyılı’nda Amerika ve Avrupa) başlıklı çarpıcı bir makalesini yayınladı. Batının dünyayı anlamak ve yönlendirmekte giderek daha fazla zorlandığını ve “güven erozyonu”na uğradığını anlatan Mahbubani, bu durumun, ekonomik yönden zaten yükselişte olan Uzak Asya için siyasal bir kulvar açtığını anlatıyordu. “Asya yüzyılı” gibi iddialı bir vizyon sunan böyle bir makalenin Foregin Affairs gibi bir Amerikan dergisinde yayınlanması, kayda değer bir durum.

Aynı konuyu ele alan bir diğer önemli isim, Newsweek dergisinin dünyaca ünlü yorumcusu Fareed Zakaria. Hint kökenli bir Amerikalı olan Zakaria’nın yeni yayınlanan kitabının ismi oldukça çarpıcı: “The Post-American World”, yani “Amerika-Sonrası Dünya.” ABD’nin dünyadaki ağırlığının süreceğini, ama “ötekiler”in de giderek yükseleceğini ve önemli rakipler haline geleceğini anlatan yazar, Amerikalıları bu rekabet karşısında yeni çözümler geliştirmeye davet ediyor.

Peki bütün bunlar Türkiye için ne anlama geliyor?

“Avrupa Birliği yerine Rusya ve Çin’e yaklaşalım” diyenler haklı mı çıkıyor?

Hayır. Bizdeki “Rusya ve Çin” meraklılarının asıl derdi, kalplerindeki “kapalı rejim” sevdası. Oysa Uzak Asya’daki yükselişin sırrı, tam da böylesi kapalı rejimlerden uzaklaşarak kapitalizme ve serbest piyasaya geçişte yatıyor. Zaten mevzubahis olan Rusya değil, Hindistan ve Çin. Bunlardan birincisi gayet iyi çalışan bir demokrasi. Ikincisi ise Mao’nun kanlı dikta rejiminden çıkabildiği için ilerlemeye başlamış, ekonomide başlattığı açıklığı bir süre sonra mutlaka siyasette de kabul etmek zorunda kalacak bir rejim. (…)

Buradaki kritik bir gerçek de şu: Bu ülkeler “modernleşiyor,” ama illa “Batılılaşmıyor”lar. Bizdeki gibi kılık-kıyafet veya alfabe devrimi yapmak yerine, kendi geleneksel kültürlerini koruyor, ama onu bugüne taşıyorlar. Hindistan’a bakın mesela. Batının bir kopyası olmak yerine, kendi “Bollywood”unu yapıyor, geleneksel müziğinden küresel “hit”ler çıkarıyor. Çünkü önemli olan Batının şekilsel bir “kopyası” haline gelmek değil, Batının “oyununu öğrenmek.” (…)

Merak ediyorum; acaba bundan yüzyıl sonra dünyanın en büyük gücü Uzak Asya olursa, bizim CHP’lilerin “çağdaşlaşma vizyonu” ne olur? “Asrî milletler”e benzemek için Çin alfabesine geçmemiz, kimono giymemiz veya Hint müziği dinlememiz gerektiğini mi savunurlar?

80 yıldır hiç değişmediklerine göre, bir yüz yıl daha “aynı kafa”yla gitmeleri hiç sürpriz olmaz.[1]

***

Benzer bir yazımız:

http://belgelerlegercektarih.com/2013/06/28/ataturk-ve-muasir-medeniyet/

 

**********

 

KAYNAK:

 

[1] Mustafa Akyol, Gayri Resmi Yakın Tarih, 6. Baskı, Etkileşim Yayınları, Istanbul 2011, sayfa 57 ve devamı.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Kemalist inkılap bir hatadır

Kemalist inkılap bir hatadır

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

kemalist inkilaplar kemalizim, atatürk devrimleri ibrahim özdabak karikatürü cakma kurban olayim

Ibrahim Özdabak karikatürü

***

(NOT: Yazıdaki “Türk’ten”, ülkemizdeki Acem, Arnavut, Arap, Boşnak, Çerkez, Kürt, Laz, Türk, Zaza vs. Müslümanlar kastedilmektedir.)

 

Hata, Tanzimat’tan bugüne kadar, Batı kültürüne hakim değil mahkum bir zihniyet ve tutumla yaklaşmamızdır. Bu davranış, eski Türk’ün fethetme üslubu yerine “fethedilme” ve yutulma felaketini getirmiştir. Yabancı kültürleri kendi kültürümüzde eritmeyi değil, o kültürler içinde erimeye boyun eğmişizdir.

Bu sebeple kendimizi küçük görmüş, yere batırmış hatta kendimizden tiksinmişizdir. Eski Türk’teki üstünlük duygusunu yıkarak aşağılık duygusu anaforuna düşmüşüzdür.

Son iki asırda, Avrupa bizi silahları ile bastırınca, hazırlıksız ve temelsiz birtakım aydınlar, tıpkı tüfek ateşiyle ilk karşılaşan Afrika yerlileri gibi, büyük “panik”e kapılmışlardır. Dört-beş yüzyıl boyunca Türk’ü yenilmez gören Batı’yı, asla yenilmez görmeye başlamışlardır.

“Donanma ordu yürürken muzafferen ileri
Üzengi öpmeye hazırdı Garbın elçileri”

gerçeğine karşılık Batı’nın yetiştirdiği taklitçi Türk aydınları (!) “Biz, ancak maddi manevi her varlığımızdan sıyrılıp Batılılara benzediğimiz takdirde adam oluruz” kafasıyla fetva vermişlerdir.

Iki asırdan beri “aydınları”, okumuşları, güçlü yöneticileri çoğunlukla böyle konuşan bir toplum, içine düştüğü hataları tekrar etmekten başka ne yapabilir?

Işte böyle: Aslında faydalı ve kendiliğinden olan “kültür değişimleri” zora başvurarak yaptırmaya kalkar. Yani kültür, teknik ve keşiflerle milli kültürümüzün kaynaşmasını (sentezini) beklemeden kendimizinkileri atıp yabancıları zorla yerleştirmeye kalkar.

Sonuç: Marksistlerin isim koymalarından çok evvel Türkiye sürekli devrimler çığırına açılmış bulunur. “Tanzimat” çağını “Islahat” dönemleri, onu da üst üste “Inkılap” hamleleri kovalar. Bunları takiben “Devrimler”, “Reformlar” açmazı başlar.

Zorla değiştirmeye meraklı bu “sürekli devrim”in başımıza açtığı dertlere karşı ne kadar umursamaz olduğumuz ise: Hiçbirisi bir zerre yarar getirmeyen Tanzimat, Islahat, Reform, Inkılap, Devrim gibi muhtevası aynı olan şu kelimeleri bir maymun iştihası ile tekrarlamamızdan anlaşılmaktadır.

Son iki asrımızın en büyük yanılgısı şu olsa gerektir: Asya, Avrupa ve Afrika’da devletler kurmuş milletimizin bütün mukaddesleri ve tutar dalları koparılmış, sarsılmıştır. Türklerin bütün değerlerinden soyularak hazır elbiseler gibi yeni değerler ve mukaddesler edinebileceği pek cahilce ve gafilce zannedilmiştir.

Özellikle Cumhuriyet’i Osmanlı’dan bambaşka bir devlet ve bizi babalarımızdan, dedelerimizden apayrı millete mensup saymak, yanılgının esasını teşkil ediyor. Çünkü; Islamiyet yerine Hrıstiyanlığı, hatta (milletimizin Japon denizinden Adriyatik’e kadar en büyük göstergesi olan) Türkçe’nin yerine uydurmacılığı koymaya kalkışacak kadar gözü kara davranmışlardır. Musikide, şiirde, mimaride, törede, eğlencede, terbiyede, hukukta, bize ait olmayan her şeyi zorla uygulamışlardır. Milleti hiçe sayan bu uygulamalar; iyi niyetli olamayacağına göre insanda şüpheler uyandırmaktadır. Bu haller, sanki bizi yok etmek isteyen düşmanla yapılmış gizli bir pazarlığın yerine getirilişidir. Işte, tarihi bölerek, bizi milliyet ve şahsiyetimizden koparmak isteyen ufuksuz, yenik, aldatılmış veya kasıtlı kişi ve zümrelerin, Tanzimat, Meşrutiyet, Cumhuriyet nesillerine çekdirdikleri büyük sancı hakkında hükmümüz budur.

 

**********

 

KAYNAK:

Ahmet Kabaklı, Temellerin Duruşması, Türk Edebiyat Vakfı Yayınları, Istanbul 2010, 28. baskı, cild 1, sayfa 20 – 22.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.com

*

*

 

Yabancı bir tarihçinin Atatürk devrimleriyle ilgili söyledikleri

Yabancı bir tarihçinin Atatürk devrimleriyle ilgili söyledikleri

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Arnold Toynbee medeniyet yargilaniyor Arnold Toynbee kemal atatürk

***

Atatürk inkılaplarının Islâm’a karşı yapıldığını ve bunun batılıların lehine, bizim ise aleyhimize olduğunu söylediğimizde, kemalist cenah bizi “yobaz” ve “fındık beyinli” olmakla suçluyor. Bu yüzden Atatürk devrimleriyle ilgili Arnold Toynbee’nin, yani batılı bir tarihçinin yazdıklarına yer verelim istiyoruz. Işte M. Kemal’in muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkmak için yüzünü çevirdiği batının bir tarihçisinin (yani bizim gibi yobaz değil !) Atatürk devrimleriyle ilgili yazdıkları:

“Türkiye’deki bu devrim, bizim Batı’daki başarılı ekonomik, siya­sal, estetik, dinî devrimler gibi bütün alanlarda yapıldığından Türk halkının toplumsal, deney ve tecrübelerini tepeden tırnağa sarstı. Türkler yalnızca anayasalarını değiştirmekle kalmadılar (bu oldukça basit bir iş sayılabilir) fa­kat Islâm inancının koruyucusu durumunda olan Halife’yi ve müessesesini, tekkeleri, medreseleri, kadınların yüzünden, ifade ettiği bütün şeylerle birlikte peçeyi kaldırdılar; Islâm’ın temel direkle­rinden olan, kişinin alnını yere koyarak kıldığı na­mazı, kılan insan için imkânsızlaştıran şapkaları giymek zorunluluğunu getirerek erkekleri inanmayanlarla aynı seviyeye getirdiler; Isviçre Medenî Hukukunu kelimesi kelimesine Türkçeye çevirip, Italyan Ceza Hukukundan alıntılar yaparak şeriatı[1] kaldırdılar ve Meclisin oylarıyla yasallaştırdılar; Osmanlı edebî mirasının büyük bir kısmını yok saymak pahasına Arap harflerini Lâtin alfabesiy­le değiştirdiler.  (…)

1922’den beri Türkler Islâmi inceliklerle alay etmek için ellerinden geleni yaptılar, yine de, Türkleri küstah olarak anons eden diğer müslümanlar arasında bile saygınlıkları arttı. Işte bu yüzden bu­gün Türklerin oldukça kararlı yürüdükleri milli­yetçilik yolunda, yarın diğer müslümanların aynı şekilde yürümesi mümkün gözüküyor. Araplar ve Iranlılar şimdiden gönüllü. Oldukça uzak olmala­rına rağmen ‘Zealot’çu Afganlılar dahi aynı yol­da yürümeye niyetli. Gerçekte, milliyetçilik müslümanların içine düştükleri bir oyun; Müslüman­ların büyük bir çoğunluğu için milliyetçiliğin ka­çınılmaz sonucu, Batı dünyasının proleter kala­balığı içinde erimek olacaktır.

‘Panislâmizm’in bu yeni görünüşü, Halifeliği yeniden diriltme atılımlarının başarısızlıkla sonuç­lanmasıyla doğdu. Ondokuzuncu Yüzyıl’ın ilk çey­reğinde, Halifelik ünvanını Topkapı Sarayı’nın san­dık odasında bulan Sultan ‘Abdülhamid’, onu kendi kişiliğinde ‘Panislâmcı’ duyguyu canlandır­mak için kullandı. 1922’den sonra, Mustafa Kemal ve arkadaşları yeniden diriltilen bu Halifelik müesesesini kendi radikal ‘Herodian’cı siyasal görüş­lerine aykırı bularak, önce Halifeliği lâik bir ku­rum haline getirdiler ve sonra tamamiyle ortadan kaldırdılar. (…)

Panislâmizm uykudadır, ne var ki, Batılılaş­mış dünyanın proleter kalabalığı Batı sömürgeci­liğine karşı ayaklanıp anti-Batıcı bir hareket oluş­turursa, uyuyan devin uyanabileceğini hesaba katmak zorundayız.”[2]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Şeriat; “Kur’ân’daki ayetlere, Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem)’in sözlerine dayanan Islâm kanunu, Islâm hukuku”dur. Ayrıntılı bilgi için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/25/m-kemal-ataturk-neyi-kaldirmis-turk-dil-kurumu-cevaplasin/

[2] Arnold Toynbee, Medeniyet Yargılanıyor, tercüme eden: Ufuk Uyan, Işaret Yayınları, Istanbul 1988, sayfa 188, 200.

***

Benzer konularımız:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/18/yabanci-gozuyle-m-kemal-ataturk-inkilaplari/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/05/yabanci-gozuyle-lozan-ve-neticesi/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/04/amerikali-profesorden-kemalistlere/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/24/inkilabin-milleti-gavurlastirmayi-amacladigina-dair-bir-delil/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/26/m-kemal-ataturk-inkilabi-milleti-din%c2%b4-yerine-turk-milliyetciligi%c2%b4-etrafinda-toplamak-seklinde-tanimliyor-soylevden/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/06/ataturk-inkilaplarinin-amaclari/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/10/31/ataturk-inkilaplari-islama-karsi-yapilmistir/

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/11/hasta-adam-misak-i-milli-kurtulus-savasi-m-kemal-ataturk-ve-kemalizm-afyonu/

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

 

Atatürk ve Muasır Medeniyet

Atatürk ve Muasır Medeniyet

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

atatürk kimono atatürk sapka kanunu atatürk inkilaplari atatürk sapka, atatürk devrimleri kemal sapka kemal inkilaplar kemal japon atatürk japonBöyle de olabilirdi…

***

Eğer 19. ve 20. yüzyılda Japonya Muasır Medeniyetin adresi olsaydı, M. Kemal’in 24 Ağustos 1925 tarihinde Kastamonu’da yaptığı şu konuşma:

“Uygar ve milletlerarası kıyafet, bizim için, çok cevherli milletimiz için lâyık bir kıyafettir. Onu giyeceğiz. Ayakta iskarpin veya fotin, bacakta pantolon, yelek, gömlek, kravat, yakalık, ceket ve tabiatıyla bunları tamamlamak üzere başta siper-i şemsli serpuş. Bu serpuşun adına şapka denir. Redingot gibi, bonjur gibi, smokin gibi, frak gibi, işte şapkamız! Isterseniz bildireyim ki, bu kadar yüksek ve önemli bir sonuca varmak için, gerekirse bazı kurbanlar da verelim!” (Kaynak: K. Z. Gençosman, Atatürk Ansiklopedisi, Istanbul 1981, X, 67.)

Muhtemelen şöyle olacaktı:

“Uygar ve milletlerarası kıyafet, bizim için, çok cevherli milletimiz için lâyık bir kıyafettir. Onu giyeceğiz. Ayakta “Geta” veya “Zori”, çorap olarak “Gohonyubi”, belde “Obi”, üzerimizde “Happi” ve tabiatıyla bunları tamamlamak üzere “Kimono” giyecegiz! Bu kıyafetin adına “Kimono” denir. Isterseniz bildireyim ki, bu kadar yüksek ve önemli bir sonuca varmak için, gerekirse bazı kurbanlar da verelim!”

***

Bugün Cumhurbaşkanı veya Başbakan böyle bir konuşma yapsa, kim bilir şapka inkılabını savunanlar ne derler… Ben biliyorum; “Diktatör” derler.

Umarım ileride Çin Halk Cumhuriyeti Muasır Medeniyetin adresi gösterilmez de, başımıza bir inkılapçı daha musallat olup keyfi öyle istedi diye Çin Alfabesi’ni kanun zoruyla dayatmaz.

***

Yazıda geçen Japonca kelimelerin Türkçe karşılıkları:

Geta ve Zori : Japon sandaletleri.

Gohonyubi : Japon “beş pramak” çorabı.

Obi : Kuşak

Happi : Japonların kısa kollu ceketi.

Kimono : Japonların meşhur geleneksel kıyafeti.

***

Şapkayla ilgili bazı konularımız:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/10/20/m-kemal-ataturk-sapka-ile-sabetay-sevinin-intikamini-mi-aldi/

***

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/10/28/sarigini-cikarmadi-istiklal-mahkemesine-sevk-edildi/

***

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/30/m-kemal-ataturkun-sapka-zulmu-ve-istiklal-mahkemesinde-asilan-alimler-hocalar/

***

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/28/neden-musluman-milletin-basina-sapka-gecirmek-istediler/

***

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/05/sapka-takmanin-kafir-edecegine-dair-iskilipli-atif-hoca/

***

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/06/05/seyhulislamin-sapka-fetvasi/

***

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/07/06/ataturk-inkilaplarinin-amaclari/

***

Şapka konusunun neden çok önemli olduğunu merak edenler şu yazıya bakabilirler:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2013/05/09/seriat-hukumleri-ve-hikmetleri-ortunmek-kilik-kiyafet/

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Ali Naci Karacan: “Din Zehirdir”

Ali Naci Karacan: “Din Zehirdir”

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

ali naci karacan din zehirdirAli Naci Karacan

***

ali naci karacan din zehir tan gazetesi 7 subat 1949

***

4 Şubat 1949’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde iki kişinin Ezan okuması üzerine[1], Ali Naci Karacan, Tan gazetesinde yayınlanan yazısında dine “zehir” demişti.

Inkılapların ne maksatla, hangi zihniyetle yapıldığını göstermesi bakımından Karacan’ın yazısını buraya alıyoruz:

“Halk arasında ve intihap dairelerinde hoşa gitmeği her şeye üstün tuttukları anlaşılan bazı kimseler, din avukatlığının insanı kalabalıklara çabuk sevdireceğine inanmışlar ve demokrasiye yeni giren memleketin içinde sanki Atatürkün yıktığını yapmak ister intibaını bırakan bir tavır takınmışlardır. Bu zevat bu arada, komünizme karşı en iyi mücadele çaresi olarak din propagandasını tavsiye bile etmişler ve zehri zehirle tedavi etmek yolunu işaret suretiyle akıllarının bütün ölçüsünü de ayrıca göstermişlerdir.

Kitapçı dükkanlarını Arapça levhalar kaplamış ve din mecmualarının sayısı da tabii hesaplanamaz bir hal almıştır. Vaziyet böyle olunca malum müezzinler de kalkmışlar ve tam Millet Meclisinin içine girerek, ezanı okumağa başlamışlardır.”[2]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Ezan-ı Muhammedi’nın yasaklanışı hakkında tafsilat almak isteyenler şu yazımıza bakabilirler:

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/29/kemal-ataturkun-eseri-kuran-ve-ezanin-yasaklanmasi/

Ayrıca bakınız;

http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/05/27/ataturkun-yasakladigi-ezan-i-muhammediyi-adnan-menderes-serbest-birakti/

[2] 7 Şubat 1949 tarihli Tan gazetesinden aktaran Akşam.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Bastığın toprak OSMANLI toprağı DEYYÛS !!!

Bastığın toprak OSMANLI toprağı DEYYÛS !!!

***

BİZ KİME MAĞLUP OLDUK?

Evet bu topraklar Osmanlı torağı, bu Vatan Müslümanların Vatanı, Çanakkale’de Şehit olanlar Müslüman Osmanlı Askeri idi.

Bizi cephede mağlup edemediler, kanımızı canımızı verdik ama yenilmedik.

Yenilmedik de peki ne oldu sonra;

Kimdi bizi bu vatan topraklarında esir edip zulmedenler?
Kimdi Şehit kanlarıyla suladığımız vatanımızı putlarla dolduranlar?
Kimdi Ayasofya’mızı kapatan ve camilerimizi ahır yapanlar?
Kimdi alimlerimizi hocalarımızı katledenler?
Kimdi dilimizi, tarihimizi değiştirenler?
Kimdi bizi İngilize, Fransıza benzetmeye çalışanlar?
Kimdi örfümüzü, adetimizi değiştirenler?
Kimdi Kur-an’ımızı okutturmayanlar?
Kimdi Ezan-ı Muhammediyemizi susturanlar?
Kimdi bizim hilafetimizi kaldıranlar?
Kimdi kızlarımızın zorla örtüsünü açanlar?
Kimdi bu “Kahrolsun Şeriat” diyenler?
Kimdi ecdadımıza sövenler- sövdürtenler?
Kimdi ruhumuzu GAVURa satanlar?

MADEM BİZ YENİLMEDİK BU MİLLETİ KİM “GAVUR İZMİRLİ” “LAİK ANTALYALI” yaptı?

Kim?
Yunan mı?
İngiliz mi?
Yahudi mi?
Fransız mı?
Hangi soysuz hangi hain yaptı ?

Bu sorular karşısında başını ellerinin arasına alıp düşünmeyen hatta ağlamayan kalabilir mi acaba?

Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın!
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana vaadettiği günler Hak’kın;
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri “toprak” diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır atanı;
Verme, dünyaları alsan da bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

Ruhumun senden ilahi, şudur ancak emeli;
Değmesin mabedimin göğsüne na-mahrem eli!
Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli

O zaman vecdile bin secde eder varsa taşım;
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerret gibi yerden naşım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

 

**********

 

“Serdar Osmanoğlu” kardeşimize teşekkür ederiz

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Atatürk Inkılapları Islam’a karşı yapılmıştır

Atatürk Inkılapları Islam’a karşı yapılmıştır

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

***

Atatürk inkılaplarının, özellikle Harf inkılabının, milleti Islam’dan uzaklaştırmak gayesiyle yapıldığını mütemadiyen dile getirmiş olmamıza rağmen, malum çevrelerce, “yobaz” damgası vurularak sözlerimiz itibarsız hale getirilmek isteniyor. Bu yüzden, Müslüman olmayan ve bunu açıkça ifade eden, üstelik M. Kemal Atatürk’ün bazı Islam aleyhindeki inkılaplarını onaylayan Sevan Nişanyan’ın Atatürk inkılapları hakkındaki görüşüne yer vereceğiz..

Işte Müslüman olmayan Sevan Nişanyan’ın bu konuda yazdıkları:

“Alfabe devriminde asıl gaye, Batı kültürünü benimsemekten çok, Islam kültürünün entellektüel köklerini kurutmaktır. Amaç Türklerin Shakespeare’i ya da Paris gazetelerini daha kolay okuması değildir: Kuran’ı ve Osmanlı kaynaklarını okumalarını önlemektir. Bu aşamada tümüyle Türkçeye özgü bir alfabe geliştirmek üzerinde bir müddet durulmuşsa da, daha kolay – ya da daha inandırıcı– bulunduğu için Batı’dan alfabe ithali tercih edilmiştir.

Cumayı ve Hicret esasına dayalı tarih perspektifini toplum zihninden silmek için, Pazar tatili ve Miladi takvim getirilmiştir. Batı müziğinin radyoda zorunlu kılınması ise, bu müziğe yönelik gerçek bir sevgi veya inançtan çok, Islami kültürle yakın ilişkileri olan alaturka müzik geleneğini yıkmak kaygısını akla getirmektedir. (…)

Maksat, o halde, Batı kültürünü ilginç, güçlü ve güzel kılan şeyleri benimsemek değildir: siyasi nedenlerle düşman sayılan bir kesimin toplumsal dayanaklarını ortadan kaldırmaktır.”

 

**********

 

KAYNAK: Sevan Nişanyan, Yanlış Cumhuriyet, Kırmızı Yayıncılık, Istanbul 2008, sayfa 253 ve devamı.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Atatürk Inkılaplarının Amaçları

Atatürk Inkılaplarının Amaçları

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

***

Atatürk inkılaplarıyla; yaklaşık bin yıldır Islam’ın hükmettiği, şehitlerin kanlarıyla yoğrulmuş ve ecdadının ekip biçtiği topraklarda beslenen, suyunu içen, havasını teneffüs eden, bu toplumun değerlerini ve kültürünü içselleştiren hatta izlerini DNA’sında taşıyan, ve “ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol” düsturunu benimsemiş olan insanlara; “olduğunuz gibi görünmeyeceksiniz, kafirler gibi görüneceksiniz” dediler ve direnenleri asıp kestiler. Çünkü “olduğu gibi görünmeyen, kafirler gibi görünen” bir adamın çocuğu da (babasının, dolayısıyla kafirlerin) “göründüğü gibi olacaktı.”

Atatürk inkılaplarıyla olduğumuz gibi görünmemiz engellendi ve neticede göründüğümüz gibi olduk.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*