Kemalistlerin Namus ve Ahlak Anlayışı…

Kemalistlerin Namus ve Ahlak Anlayışı…

Cumhuriyetin ilk yıllarında ahlakın nasıl yozlaştırılıp neslin ifsad edildiğine dair hiç şüphesiz birçok misal verilebilir. Mesela tertip edilen “güzel bacak” yarışmaları[1] ve meşhur “Kadeş Rezaleti”[2] bunlardan sadece ikisidir. Her konuda Osmanlı’yı reddi miras yapan Cumhuriyet Türkiyesi’nin kurucuları, halkın inanç ve kültürüne taban tabana zıt olan yeni bir hayat tarzı dayattı. Bir yandan geleneksel aile yapısı tenkid edilirken, diğer yandan balo ve dans teşvik ediliyor, günlük gazeteleri müstehcen içerikli mesaj ve fotoğraflar süslüyordu.

*

kemalizm ahlaksizligi chp Aksam Gazetesi, 26 Eylül 1932, sayfa 6.

– Ayşenin başına gelen felaketi biliyor musun?

– Yo!.. Ne oldu?

– Kocamı ayarttı![3]

***

kemalizm ahlaksizligi chp Aksam Gazetesi, 1 Subat 1932, sayfa 6.

– Gerdanlığını nişanlın mı aldı?

– Hayır, her bir incisini bir nişanlım aldı![4]

***

atatc3bcrk-gc3bczellik-yarismasi-atatc3bcrk-maskeli-balo-cumhuriyet

Cumhuriyetin ilk yıllarında maskeli balo…

***

O dönemde hekimler, bu tür müstehcen sayılabilecek yayın ve baloların, bu hızlı değişime adapte olamayan genç kız ve kadınları bunalıma soktuğunu ve intihara sürüklediğini ifade ediyorlardı.

Nitekim o yıllarda Türkiye’de araştırma yapan Fansız sosyolog Max Bonnafous, bu intiharları, Cumhuriyet Türkiyesi’nde örf, adet ve fikirlerin değişmesine bağlamaktaydı.[5]

*

kemalizm ahlaksizligi chpnin namus anlayisi kadin ve kiz intiharlari

KAYNAK: Max Bonnafous, “Istanbul’da Intihar”, Türk Antropoloji Mecmuası, Teşrinievvel 1927, No. 5, sayfa 19-37.

***

Tabloda da gördüğünüz gibi, 1916’da yani “savaşta” 27 olan intihar vak’aları, 1926 Türkiyesi’nde inkılaplar başlayınca ve güya “kurtuldukdan” sonra 177’ye yükseldi. 10 yılda yaklaşık 7 kat bir artış. Kemalist inkılapların halkı nasıl bunalıma ittiğine dair net bir tablo.

Neslin nasıl ifsad edildiğine ve intihara sürüklendiğine dair iki misal daha zikredelim… Henüz 1924 gibi erken bir tarihte Darülfünunlu (Üniversiteli) kız öğrencilerin başlarının açık bir şekilde Romanya’ya gönderildiğini ve orada erkeklerle dans ettirildiğini dönemin basınından öğreniyoruz. Nitekim Mehmed Akif’in başyazarlığını yaptığı Sebilürreşad dergisi, yaşanan bu rezalete büyük tepki göstermiştir.[6] 

Diğer ve son misalimizi Prof. Dr. Emre Dölen’in “Türkiye Üniversite Tarihi” isimli eserinin ikinci cildinden kısaltarak veriyoruz[7] :

“Darülfünun öğrencilerinden oluşan elli kişilik bir grup Macaristan’ı ziyaret etmiştir. Bu ziyaretin karşılığı olarak içinde Macar Hükumet Naibi’nin oğlunun da bulunduğu altmış kişilik bir Macar öğrenci grubunun Istanbul’a geleceğinin Peşte Orta Elçiliği’nden bildirilmesi üzerine gerekli hazırlıklara girişilmiştir. Türk öğrencilerin Macaristan’da gördükleri misafirperverliğe karşılık verilebilmesi için Maarif Vekaleti’nin 16 Aralık 1924 tarihli talebi üzerine Icra Vekilleri Heyeti’nin 17 Aralık 1924 tarihli toplantısında “masarif-i gayr-i melhuza” [önceden düşünülemeyen masraflar] faslından 3000 lira ödenek verilmesine karar verilmiştir.[8]

*

chp ahlaksizligi Macar ögrencilerin türk kizlariyla dansi 1

chp ahlaksizligi Macar ögrencilerin türk kizlariyla dansi 4

[8] no’lu dipnotta bahsi geçen ödenekle alakalı kararname ve latinize hali…

***

Macar öğrenciler Ocak 1925’te gelmişler ve Darülfünun öğrencileri tarafından gezdirilerek ağırlanmışlardır. Macar öğrencilerin Darülmuallimat’ı [Kız Öğretmen Okulu] ziyaretleri sırasında kendileri şerefine yapılan çaylı toplantıda Darülmuallimat öğrencisi bazı kızlar Macar öğrencilerle dans etmişlerdir. Kızların Macar öğrencilerle dans etmeleri büyük bir sorun olmuştur. Konuyu TBMM’ne taşıyan Trabzon Mebusu Ahmed Muhtar Bey 29 Ocak 1925’te Maarif Vekili’nin sözlü olarak cevaplaması isteğiyle bir soru önergesi vermiştir. Bu önergede dans olayının gerçek olup olmadığı ve eğer gerçek ise Maarif Vekaleti’nin ne gibi bir işlem yaptığı sorulmaktadır.[9]

*

chp ahlaksizligi Macar ögrencilerin türk kizlariyla dansi 8

chp ahlaksizligi Macar ögrencilerin türk kizlariyla dansi 2

[9] no’lu dipnotta bahsi geçen Soru Önergesi ve latinize hali…

***

Darülfünun öğrencileri Macar misafirlerine Beyoğlu’ndaki Splendid Otel’inde bir ziyafet vermek istemişlerdir. Bu ziyafet sırasında sonradan “Splendid Oteli olayı” adı verilecek olan bazı yakışıksız olaylar meydana gelmiştir. Otelin salonunda başkalarının da oturmuş olduğunu gören “Darülfünunlu hanım ve beyler yabancıların bulunduğu bir salonda dans edemeyeceklerini söyleyerek orada bulunanları dışarıya çıkmağa davet” etmişlerdir. (Içeride nasıl bir dans yapmak niyetindelerse artık: K.Çandarlıoğlu) Aileleriyle birlikte salonda bulunan yabancılar çıkmışlar, çıkmamak için direnen bir Isveçli diplomat ise zorla dışarı çıkarılmıştır. Meslek gazetesinde yayınlanan “Darülfünun gençliği- Son hadiseler münasebetile” başlıklı yazıda “Iki üç ay zarfında birbirini takiben üç dört defa Darülfünun talebesi kendisinden bahs etdiriyor” denildikten sonra konunun memleketimizin sınırlarını aşarak, Avrupa gazete ve ajanslarına geçecek kadar önem kazandığı belirtilerek meydana gelen son olay gazetelere göre yukardaki gibi özetlenmektedir. Meslek gazetesi bu konudaki görüşünü,

“Hadisenin çirkinliği, manasızlığı meydanda. Bunu teşhire hiç de ihtiyaç yoktur. Biz Darülfünun gençliğine, bu memleketde müsbet hüküm verebilecek pek az ve müstesna heyetlerden biri nazarile bakıyoruz. Çünkü henüz kendilerini evvelki neslin hastalıklarına tutulmamış ve saf kalmış bir kütle addediyoruz. Nitekim, Tıbbiyeli ve Hukuklu kavgası hakkında da hükmümüzü verirken hadiseyi bu cihedden görmeye çalışmışdık. Bu son hadise tekrar fikrimizi kuvvetlendirdi: hakikaten Darülfünun talebesi her şeyden evvel kendi kendilerini düzeltmeğe, tensik etmeğe ve kafalarını bir mizan içine sokmağa mecburdur”[10] biçiminde açıklamaktadır.

Macar öğrencilerin ziyareti sırasında meydana gelen dans ve özellikle Splendid Oteli olayı üzerine TBMM’nde çok sayıda soru önergesi verilerek bunların Maarif vekili Şükrü [Saraçoğlu] Bey tarafından sözlü olarak cevaplandırılması istenilmiştir. Denizli Mebusu Dr. Kazım Bey 25 Ocak 1925 tarihli soru önergesinde gazetelerden “Darülfünun mensuplarının haysiyet-i milliyeyi lekedar edecek tecavüzleri” konusunda bilgi sahibi olduğunu belirterek “Darülfünun’un her gün müessif bir vakaya sahne olması”nın nedenini ve “Darülfünun’un istiklaline hürmet hesabına hükümet hala seyirci midir?” diye sormaktadır.[11]

*

chp ahlaksizligi Macar ögrencilerin türk kizlariyla dansi 5

chp ahlaksizligi Macar ögrencilerin türk kizlariyla dansi 3

[11] no’lu dipnotta bahsi geçen Soru Önergesi ve latinize hali…

***

Eskişehir Mebusu Emin Bey ile Aksaray Mebusu Vehbi Bey 28 Ocak 1925 tarihli ortak soru önergelerinde Macar öğrencilere sadece barlar ve dansların gösterildiğini, onların “bize müessesatınızı [kurumlarınızı], muhacirlerinizi göstermediniz” demelerinin bizleri utandırdığını ve memleketini sevenleri ağlattığını belirttikten sonra Darülfünun yönetimini ve Emin Ismail Hakkı [Baltacıoğlu] Bey’i ad vermeden suçlayarak “evladlarımızın fena bir idareye, gayr-i muktedir ellere tevdi edildiği görülmektedir” demektedir. Darülfünun yönetimi “kendi evinin idaresinden aciz olan bir heyet” olarak nitelendirilerek bunların eline bırakılan ve “bu anarşi-i ahlak ile yetişen evlad-ı vatandan memleket birçok zararlar görmiyecek midir?” diye sorulmaktadır.[12]

*

chp ahlaksizligi Macar ögrencilerin türk kizlariyla dansi 7

chp ahlaksizligi Macar ögrencilerin türk kizlariyla dansi 6

[12] no’lu dipnotta bahsi geçen Ortak Soru Önergesi ve latinize hali…

***

Mehmed Akif’in başyazarlığını yaptığı Sebilürreşad dergisi, tıpkı yukarıda bahsi edilen Romanya ziyaretinde olduğu gibi bu hadiseye de büyük tepki göstermiştir.[13]

*

macar ögrenciler Sebilürresad 22 Ocak 1925 25 cild 635 sayi sayfa 170 Ruhi Milli ve Vicdani Ictimaiye Mugayir Hareketler

[13] no’lu dipnot ile alakalı… Mehmed Akif’in başyazarlığını yaptığı Sebilürreşad dergisi aynı sayfada iki tenkid yazısı birden neşretti… Aynı sayının 161’inci sayfasında Mehmed Akif’in “Vahdet” başlıklı makalesi yer almaktadır…

***

Bütün bu hadiseler, Kemalist kadronun Türkiye’de oluşturmayı hedeflediği namus ve ahlak anlayışının birer tezahürüdür. Bunu kendi yayın organlarında da açıkça ifade etmektedirler.

Hakikaten M. Kemal’in kontrolündeki Cumhuriyet gazetesinde, üstelik o daha hayatta iken, “Namusun manası nedir?” başlıklı bir yazı neşredilir. Yazıda, “bir kadının sevdiği bir adamla nikahsız yaşaması”nın dahi onu namus dairesi dışına çıkarmayacağı ve bu “daireleri genişletmek lazım” geldiği belirtilmektedir.[14]

*

kemalizm ahlaksizligi chpnin namus anlayisi Cumhuriyet Gazetesi, 11 Nisan 1930.

[14] no’lu dipnotta sözü edilen yazı…

***

1930 yılında Cumhuriyet gazetesinde neşredilmiş olan bu yazıyı okurken ağzınız açık kalmış olabilir ve hatta “vay anasını!” demiş de olabilirsiniz. Lakin bendeniz inanın artık şaşırmıyorum. Zaten M. Kemal de, Kazım Karabekir Paşa’ya, “Dini ve ahlâkı olanlar aç kalmaya mahkûmdurlar. Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkûmdurlar. Böyle kimselerle memleketi zenginleştirmek mümkün değildir. Onun için önce din ve namus telâkkisini kaldırmalıyız. Partiyi, bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz. Bu suretle kalkınma kolay ve çabuk olur..”[15] demiyor muydu?

.

**********

.

KAYNAKLAR:
.

[1] “Güzel Bacak” yarışması hakkında malumat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2014/05/31/dr-riza-nur-m-kemal-ataturke-iftira-mi-atiyor-guzel-bacak-yarismalari-neydi/

[2] “Kadeş Rezaleti” için ise şu yazıya bakabilirsiniz;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/06/chpnin-canakkale-rezaletinin-belgeleri-kades-rezaleti/

[3] Akşam Gazetesi, 26 Eylül 1932, sayfa 6.

[4] Akşam Gazetesi, 1 Şubat 1932, sayfa 6.

[5] Max Bonnafous, “Istanbul’da Intihar”, Türk Antropoloji Mecmuası, Mart 1928, No. 6, sayfa 19-28.

Intiharlarla alakalı neşriyat için bakınız;

Fahreddin Kerim Gökay, Türkiye’de Intiharlar Meselesi, Istanbul 1932.

Fahreddin Kerim Gökay, “Memleketimizde Intihar Salgınına Karşı Ne yapılmalıdır?”, Resimli Ay, Şubat 1926, No. 12.

Cemal Zeki, Genç Kız ve Kadınlarda Intihar, Kader Matbaası, Istanbul 1927.

Tafsilat için bakınız; Rüya Kılıç, Erken Cumhuriyet Dönemi Istanbulu’nda Intihar: Toplum – Ferd – Siyaset, Modern Türklük Araştırmaları Dergisi, sayı 3, cild 10, Eylül 2013, sayfa 100-117.

[6] Sebilürreşad Dergisi, “Darülfünunlu Talebe ve Talebatın Romanya’daki Ihtisasatı”, 23 Ekim 1924, sayı 622, cild 24, sayfa 382.

[7] Emre Dölen, Türkiye Üniversite Tarihi, cild 2, Cumhuriyet Döneminde Osmanlı Darülfünunu 1922-1933, Istanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, Istanbul 2010, sayfa 118-123, 421-428.

[8] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Kararname no: 1260; Fon kodu: 30.18.1.1/Yer No: 12.62.10.

[9] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Dosya no: 6501; Fon kodu: 30.10.0.0/Yer No: 7.40.38.

[10] Meslek Gazetesi, sayı 7, 27 Kanun-ı sani 1341 [27 Ocak 1925], sayfa 4.

[11] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Dosya no: 6494; Fon kodu: 30.10.0.0/Yer No: 7.40.31.

[12] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Dosya no: 6500; Fon kodu: 30.10.0.0/Yer No: 7.40.37.

[13] Sebilürreşad Dergisi, “Ruh-ı Milli ve Vicdan-ı Ictimaiye Mugayir Hareketler”, 22 Ocak 1925, sayı 635, cild 25, sayfa 170.

Ayrıca bakınız; Sebilürreşad Dergisi, “Darülfünun’da Şayan-ı Teessüf Bir Hadise”, 22 Ocak 1925, sayı 635, cild 25, sayfa 170.

[14] Cumhuriyet Gazetesi, “Namusun manası nedir?”, 11 Nisan 1930, sayfa 2.

[15] Kâzım Karabekir Anlatıyor, Yayına hazırlayan; Uğur Mumcu, 5. Basım, Tekin Yayınevi, Istanbul 1993, sayfa 83, 84.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Reklamlar

Atatürk Inkılabıyla Hıristiyan devletlerden farkımız kalmadı

Atatürk Inkılabıyla Hıristiyan devletlerden farkımız kalmadı

*

celal nuri ileri türk inkilabi m. kemal atatürk laiklik lozan hiristiyan hukuku kapak

“Türk Inkılabı” isimli kitabın kapağı…

***

CHP’nin ideologlarından Celal Nuri, 1926’da kaleme aldığı “Türk Inkılabı” isimli kitabında, M. Kemal’in yaptığı inkılabın “faydalarından” bahseder. M. Kemal tarafından milletvekili “atanan” Celal Nuri, kitabının 136’ncı sayfasında bu faydalardan birinin de devletler hukuku bakımından; “Hıristiyan devletlerden fark(ımızın) kalmamasıdır” der ve ekler: “Artık (dünyada) iki Hukuk-i düvel yoktur!”[1]

*

celal nuri ileri türk inkilabi m. kemal atatürk laiklik lozan hiristiyan hukuku sayfa 136

Kitabın 136’ncı sayfası…

***

.

**********

.

KAYNAK:

.

[1] Celal Nuri (İleri), Türk Inkılabı, Ahmed Kamil Matbaası, Istanbul 1926, sayfa 136.

Bu kitap 2000 yılında “Atatürk Kültür Merkezi Yayınları” tarafından Latin harfleriyle de neşredildi.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

M. Kemal Atatürk devrinde Devlet görevlileri Namaz kılamıyordu

M. Kemal Atatürk devrinde Devlet görevlileri Namaz kılamıyordu

*

 

***

Bu videoda Kadir Mısıroğlu, M. Kemal devrinde yaşamış bir şahıstan işittiklerini naklediyor. Bu şahıs, M. Kemal devrinde devlet vazifesi yapanların Namaz kılamadığını, kılanların ise işten kovulduğunu söylemiş.

Kemalist yalanlarla beyinleri esir alınmış insanlar daha doğrusu kurbanlar, elbette Kadir Mısıroğlu’nun söylediklerine inanmayacaklardır. Ancak yarasalar istemiyor diye hakikat güneşi doğmaktan vazgeçmez. Biz yine de söz konusu hakikati, üstelik daha fazlasını, kemalizmin kurbanı olmuş bu kardeşlerimize bizzat kendi kaynaklarından ispatlayalım.

“Daha fazlasını” diyoruz, zira sadece namaz kılmanın değil, oruç tutmanın da istenmediğini ispatlayacağız.

Malum, M. Kemal’in manevi kızı Afet Inan’ın Arı isminde bir kızı var. Arı Inan, 1974-1978 yılları arasında, Cumhuriyet’in kuruluşuna şahit olmuş meşhur Atatürkçülerle söyleşiler yapmış ve bunu “Tarihe Tanıklık Edenler-Cumhuriyet’in Kurucu Kuşağıyla Söyleşiler” başlığıyla kitaplaştırmıştır. Ne gariptir ki, 70’li yıllar olmasına rağmen, yani Cumhuriyet’in kuruluşundan yarım asır geçmiş olmasına rağmen o tarihe tanıklık eden insanlar konuşmaktan korkmuşlar. Arı Inan bu hususu kitabının “sunuş” kısmında şöyle ifade ediyor:

“Bu çalışma beni hem çok heyecanlandırdı, hem de bazı güçlüklerle karşı karşıya bıraktı. Aşağı yukarı 70 yaşının üstünde olan konuşmacılar, bazı şeyleri açık bir şekilde anlatmak istemediler. Zaman zaman elimdeki teybim, onlar için korkutucu bir alet haline geldi. ‘Onu kapat da öyle anlatalım’ dedikleri çok olmuştur.”

Yani M. Kemal devrinde öyle bir sansür ve baskı uygulanmış ki, bu insanlar yarım asır sonra bile bu baskıyı üzerlerinden atamamışlar ve M. Kemal’in manevi kızının kızı olan Arı Inan’a dahi bazı hakikatleri söylemekten çekinmişlerdir. Ancak yine de kitapta bazı hakikat kırıntılarına rastlamak mümkün. Işte bunlardan biri, Kadir Mısıroğlu’nun söylediklerini tasdik etmektedir.

Sözleriyle Kadir Mısıroğlu’nun naklettiklerini doğrulayan kişi, 1935’te TBMM’ye giren ilk kadınlardan Fakihe Öymen’dir. Öymen, 1941-1949 döneminde Türk Eğitim Derneği başkanlığı yaptı. Aynı zamanda Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu ve Türk Parlamenter Birliği’nin aktif üyelerindendi. Ayrıca M. Kemal’in meşhur sofrasına katılma “şerefine” nail olmuş bir isim Fakihe Öymen.

*

Fakihe Öymen Atatürk, Afet Inan Atatürk Ari Inan, Atatürkün din düsmanligi, M. Kemalin din düsmanligi, chp'nin din düsmanligi, kemalizmin din düsmanligi, Atatürk'ün Islam düs

Fakihe Öymen (ortadaki) Afet Inan ve Şevket Aziz Kansu ile Türk Tarih Kurumu’nun bir toplantısında…

***

Bu hanım, Arı Inan ile yaptığı söyleşide M. Kemal’in ölümünden sonra Cumhurbaşkanı olan Ismet Inönü’nün siyasetini tenkid ediyor ve onun zamanında laiklik mevzuunda M. Kemal’in yolundan gidilmediğinden yakınıyor. Ancak bazılarının zannettiği gibi daha dinsiz bir istikamete doğru gidildiği için değil, dine taviz verildiği için tenkid ediyor.

Aynen alıntılıyorum:

“Atatürk öldükten sonra birçok dostlarımız var ki, Ismet Paşa zamanında oruç tutmaya kalktılar, Ismet Paşa zamanında namaz kılmaya kalktılar. Kusurumuz, laikliği memlekete yayamadık.”[1]

Aynı sohbetin devamında ise şöyle diyor:

“Atatürk öldüken sonra Ismet Paşa aynı yoldan (yani dinsizlik yolundan: Kadir Çandarlıoğlu) yürümüş olsaydı, bugün her şey bambaşka olurdu. Ne laiklikte, ne kadın haklarında, ne şunda ne bunda Ismet Paşa Atatürk’ün yolundan yürümedi. Açıkçası bu.”

Ve eşi Edip Öymen hemen ekliyor:

“Namaz kılıp oruç tutmaya başladılar. Neydi o demin söylediğimiz Iktisadi Kamu Teşekkülü’ndeki Sadreddin Bey, namaz kılıp, oruç tutuyor evinde yapsa ibadetini neyse de.”[2]

Şu cehalete bakar mısınız… Çalışan bir insan öğle namazını nasıl evde kılar veya oruç nasıl evde tutulup iş yerinde tutulmaz çok merak ediyorum doğrusu…

Kısacası M. Kemal devrinde devlet görevlilerinin namaz kılıp oruç tutmaları istenmiyordu. Ve biz bunu bir kemalist kaynaktan ispatladık. Mevzu bu kadar açık olduğu halde hala o devri müdafaa eden varsa, kusura bakmasın, ya cahildir, ya da gavurdur. Bunun başka bir izahı yok.

Fakihe Öymen Atatürk, Afet Inan Ari Inan Atatürk, din düsmanligi, M. Kemalin din düsmanligi, chp'nin din düsmanligi, kemalizmin din düsmanligi, Atatürk'ün Islam düsmanligi, m.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Arı Inan (M. Kemal’in manevi kızının kızı), Tarihe Tanıklık Edenler-Cumhuriyet’in Kurucu Kuşağıyla Söyleşiler, Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları, 2. Baskı, Istanbul 2017, (Iş Bankası’nın 1. baskısı 2011. Çağdaş Yayınları 1. baskısı 1997), sayfa 434.

[2] Arı Inan (M. Kemal’in manevi kızının kızı), Tarihe Tanıklık Edenler-Cumhuriyet’in Kurucu Kuşağıyla Söyleşiler, Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları, 2. Baskı, Istanbul 2017, (Iş Bankası’nın 1. baskısı 2011. Çağdaş Yayınları 1. baskısı 1997), sayfa 445, 446.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Atatürk Dönemi Resmi Yayında Kur’an’a Hakaret!

Atatürk Dönemi Resmi Yayında Kur’an’a Hakaret!

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

osmanli imparatorlugundan türkiye cumhuriyetine nasildi nasil oldu 10. yil kitabi Atatürk dine hakaret Atatürk Kurana hakaret m. kemal dine hakaret m. kemal Kurana hakaret 3“Osmanlı Imparatorluğundan… Türkiye Cümhuriyetine. Nasıldı? Nasıl Oldu?” adlı propaganda kitabının kapağı…

***

osmanli imparatorlugundan türkiye cumhuriyetine nasildi nasil oldu 10. yil kitabi Atatürk dine hakaret Atatürk Kurana hakaret m. kemal dine hakaret m. kemal Kurana hakaretKitabın 1. sayfası…

***

Cumhuriyet’in 10. yıldönümü münasebetiyle 1933 senesinde, yani M. Kemal hayatta iken resmi yayın arasında çıkan “Osmanlı Imparatorluğundan… Türkiye Cümhuriyetine. Nasıldı? Nasıl Oldu?” kitabı, baştan sona her sayfasında Osmanlı ile Cumhuriyet’i zıdlaştırarak Osmanlı’ya hakaretler yağdıran çirkef bir propaganda kitabıdır.

Bu kitabın 36. sayfasında “Osmanlının Tarih Telakkisi” başlığı altında, Kur’an-ı Kerim’in Enbiya (=Peygamberler) kıssalarıyla alay ediliyor:

“Islam tarihi, Osmanlı cemiyetinin teokrasiye verdiği mevki dolayısile mühim sayılırdı. Baştan aşağı araplara ve Araplığa ait olan bu tarihin mukaddimesi ise ‘Kısas-ı Enbiya’ idi. O ‘Kısas-ı Enbiya’ ki, Yahudi peygamberlerinin masallarından başka bir şey değildir.”[1]

osmanli imparatorlugundan türkiye cumhuriyetine nasildi nasil oldu 10. yil kitabi Atatürk dine hakaret Atatürk Kurana hakaret m. kemal dine hakaret m. kemal Kurana hakaret 2“Osmanlı Imparatorluğundan… Türkiye Cümhuriyetine. Nasıldı? Nasıl Oldu?” adlı paçavranın 36. sayfası…

***

Kur’an’a hakaret edecek kadar haddi aşmış bu zihniyetin Osmanlı’yı kötülemesine şaşmamak lazım. Tam tersine, Islam düşmanı olan bu kemalist rejim eğer Osmanlı’yı kötülememiş olsaydı, bu durumda Osmanlı’dan şüphe etmemiz gerekirdi…

.

**********

.

KAYNAK:

[1] Osmanlı Imparatorluğundan… Türkiye Cümhuriyetine. Nasıldı? Nasıl Oldu?, Bastıran: Maarif Vekaleti (Eğitim Bakanlığı), Hazırlayanlar: Vedat Nedim Tör, Burhan Asaf Belge, Devlet Matbaası, Istanbul 1933, sayfa 36.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Belgelerle Kemalistlerin Islam Düşmanlığı

Belgelerle Kemalistlerin Islam Düşmanlığı

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

belgelerle gercek tarih Kadir Candarlioglu belgelerle kemalistlerin Islam düsmanligi chpnin islam düsmanligi chpnin din düsmanligi kemalistlerin din düsmanligi[1] no’lu dipnot ile ilgili belge

***

Istanbul’da Yeni Sabah Matbaası’nda basılarak Bozkurt Kitabevi tarafından El miftahülmuin Li tilavetül kur’anül-kerim adlı bir eser yayınlanmıştı. Basın Yayın Umum Müdürü Selim Sarper’in 22 Kasım 1943 tarihinde Başbakanlığa yazdığı bir yazıya göre, “bu kitap, Arap harflerini öğretmek maksadı ile neşredilmiş”ti. Fakat, “Kur’an okumayı öğretmek gibi bir gaye takip ettiği, kitaba, ‘Kur’anı okutmak için yardımcı anahtar’ suretinde bir ad konmakla anlatılmak istenmişti.” “Kitabın dikkati çeken tarafı” ise, içinde yer alan dualardı. “Bunların Kur’anı okutmak gayesiyle çıkan bir kitapta bulunmaları, kitaba din propagandası mahiyetini vermiş sayılabilir”di. “Çünkü bunlar, Kur’anı Kerim parçalarından olmayıp, Arapça dualardı.”

Yazının altında elyazısı olarak düşülen notta ise, yayınevinin sahiplerinin kimler olduğu sorulmakta idi.[1]

Bizce burada Kur’an okutmayı öğretmek için basılan bir eser (Elif-Ba da diyebiliriz), “Arapça öğretmek istiyor” bahanesiyle yasaklanmak istenmiştir. Basın Yayın Umum Müdürü’nün ana gerekçesi, eserde “Kur’anı Kerimde yer almayan dualar”ın bulunmasıydı.

Oysa Namazda bile Kur’anı Kerimde yer almayan “Sübhaneke”, “Ettehiyyatü”, “Allahümme Salli” ve “Allahümme Barik” duaları okunmaktadır ve bu dualar da “din”dendir. Kaldı ki, o dönem Kur’an okutmak bile yasaktı.[2]

Burada, kemalistlerden “Türkçe Kur’an yazıldı, Türkçe okusunlar” şeklinde bir itiraz gelebilir, zira biz bu tür bilgisizliklerle sık sık karşılaşıyoruz. Türkçe Kur’an yoktur ve olamaz, Kur’an Arapça indirilmiştir ve bunun Türkçesi olsa olsa “tercüme/meal” olabilir. Elmalılı Hamdi Yazır, tefsirinin önsözünde “Türkçe Kur’an mı var behey şaşkın”[3] şeklindeki ifadesiyle bu zihniyete gereken cevabı vermiştir.

Kemalist rejim, sadece dini eserleri veyahut Kur’anı Kerimi okumayı değil, Islam dininin temel kurallarını dahi sakıncalı bulmaktadır. Nitekim Başbakanlık Basın ve Yayın Umum Müdürlüğü Iç Yayın Dairesi Müdürlüğü tarafından hazırlanan “Doğru Yol” adlı kitap hakkındaki rapor, bunu göstermektedir…

belgelerle gercek tarih Kadir Candarlioglu belgelerle kemalistlerin Islam düsmanligi chpnin islam düsmanligi chpnin din düsmanligi kemalistlerin din düsmanligi 2[4] no’lu dipnot ile ilgili belge

***

1944 senesinde kaleme alınmış rapora göre, “Hafız Naci Gürses tarafından yazılıp, Istanbul’da Ak-Ün Matbaası’nda basılan bu broşür, adından da anlaşılacağı üzere, cennete giden yolu ima etmekte” idi. Rapora göre yazar, “Yirminci medeniyet asrında Türk çocuklarının zihnini, cennet hülyaları, cehennem korkuları ile bulandırmakta (!), manzumelerinde milli, ahlaki hislerin örgüsü içinde, koyu Islamcı propagandalar yapmakta” idi.

Raporda, eserin niçin bu şekilde tanımlandığına ilişkin olarak kitaptan alıntılar da yapılıyordu:

“Allah sana kulum demiş – akıl vermiş, fikir vermiş – cennet gibi bir yurt vermiş”; “Tanı seni yaratanı – sunan kalbine imanı – oku, kitabın Kur’anı – Tanrı sana kanun demiş…”

Raporda, özellikle şu satırların “Kemalizmin altı umdesinden biri olan laikliğin zıddı bir mana taşımakta” olduğuna değiniliyordu:

“Her Türk, Islamım demeli – birden elele vermeli – ayrı düşen kalır geri – Tanrı, birlik olun demiş…”

Ayrıca rapora göre, “tamamen bir Ilmühal kokusu duyulan kitapta, abdeste, namaza, oruca oldukça mühim kıt’alar tahsis edilmişti.”

Şöyle ki: “günde hem beş abdest almak – namaz kılıp hakka tapmak – sakın yanlış yola sapmak – insanları günah demiş…” Diğer yandan, yine rapora göre, “muharririn kitabını yayınlamak için Ramazan ayını seçmesi de, dikkate değer mahiyette” idi. “Kitap, din duygularının hareket halinde olduğu bu (Ramazan) ayında, okuyanlar zihninde rejimimize karşı antipatiler doğurabilecek bir mahiyet taşımakta” idi.[4]

Bu konuda Prof. Dr. Cemil Koçak şunları yazıyor:

Aslında bu rapor, bize rejimin din propagandasından ne anladığını ve laiklik ile dini bilgileri ve duyguları nasıl ele aldığını açıklıkla göstermektedir. Dini bilgiler veren ve Islam dininin temel kurallarını öğreten bu kitabın, rejimin gözünde hem Islami propaganda olarak tanımlanıyor olması ve hem de Islami bilgilerin sonunda rejimin uygulamaları ile çatışacağına yönelik üstü örtülü kabul, dikkat çekicidir. Rejimin gözünde Islami pratikler, sadece inançlar değil, fakat ibadetler de, aslında laiklikle uyuşmayan faaliyetler olarak görülüyor ve böyle tanımlanıyordu. Bu bakımdan bir Müslümanın Islam dininin temel kurallarını gündelik hayat içinde uygulamaya sokması, gerçekte rejim açısından laiklik ilkesi ile bağdaşmayan ve bağdaşmaz bir etkinlik olarak görülüyordu. Islamın temel kuralları ile rejimin temel kuralları arasında çelişki olduğu ve bu çelişkinin algılanabileceği yayın ve faaliyetlerin önünün kesilmeye çalışıldığı açıkça anlaşılmaktadır. Bu bakımdan Islam toplumunda laik rejimin paradoksunu anlamak kolaydır. hiçbir dini etkinliğe sempati ile bakmayan rejimin, kendisine de antipati duyulayacağından hiçbir kuşkusu bulunmamaktadır!”[5]

Kemalistlerin Islam düşmanlığına verebileceğimiz başka bir örnek ise “Kutlu Bilgi” dergisi hakkında yazılan yazıdır. Basın ve Yayın Umum Müdürü Selim Sarper, 12 Eylül 1944 tarihli yazısında, Başbakanlığın dikkatini çekmeye çalışıyordu. Bu yazıda Sarper, 19 Ağustos 1944 tarihli bir önceki raporuna dikkat çekiyor ve bu raporunda, Diyanet Işleri Müşavere Heyeti üyesi Profesör Derisam Yusuf Ziya Yörükan’ın Ankara’da aylık olarak yayınlamaya başladığı Kutlu Bilgi dergisinin 1 Ağustos tarihli birinci sayısının “dikkate şayan görülen içeriğinin özetle” bildirildiğini hatırlatıyordu.

Derginin 1 Eylül tarihli ikinci sayısı da yayınlanmıştı ve bu sayıda yayınlanan “Aile Terbiyesinde Ana Babanın Mükellefiyeti” adlı yazıya ilişkin olarak Sarper’in yazısında şu saptamalarda bulunulmuştu:

“Kanunlarımıza göre ana babanın çocuklarına dini terbiyeyi dilediği gibi vermekte serbest bırakıldığı bilindiği halde, ana ve babaların çocuklarına behemehal Islami bir terbiye vermesi lüzumu kuvvetle tavsiye edilmekte, yine bu konuşmada, halkın içtimai yardım hisleri okşanmak suretiyle, koyu bir Islamcılık ve Islam birliği fikri telkin olunmaktadır: “Kandil gecelerinde çocukların sevinçleri, Ramazan günlerinde iftar sofrasında yapılan ihtimam ve sahur yemeğinden sonra şafak ağarırken ve bütün tabiatın ıssızlığı içinde ezan seslerinin yükseldiğini dinlemek ve bayram sabahlarında yeni elbiseleriyle babasının yanında camiye gitmek, fakir çocuklara acımak, onların saadetini istemek, bütün Müslümanların aynı imanla aynı mabette Tanrıya ibadetle birleşmelerini görmek…’ cümlelerinde ortaçağa has koyu bir dincilik ruhu görülmektedir.”

Evet yanlış okumadınız, bu sözlerde, ortaçağa has koyu bir dincilik, yani başka bir tabirle ortaçağ karanlığı, yobazlık ruhu görülüyormuş.

Raporda, derginin birinci sayısından itibaren devam eden bir başka yazıya daha dikkat çekiliyordu. Kıvamettin Burslan’ın kaleme aldığı “Alp Arslan ve Oğuzların Anadolu’ya Yerleşmesi” adlı tarihi inceleme de raporda şöyle eleştiriliyordu:

“Alparlsan’ın Ani kasabasını fetheden yiğitlerinin kahramanlığı ve askeri kaabiliyetleri övülecek yerde, “Allahın lütfundan surun büyük bir kısmı hiçbir sebepsiz yıkıldı; bunun üzerine Müslümanlar şehre girdiler’ gibi sözlerle bir mucize ve ilahi bir kuvvet aramakta, efkarı umumiyeyi (kamuoyunu) bu manevi kuvvete inandırmaya uğraşmaktadır.”

Anlaşılan Selim Sarper, askeri zaferin inanç temelinde açıklanmasını hazmedememiştir. Özellikle “Manevi bir kuvvet”e yönelik bilgilendirmeyi “din propagandası” şeklinde değerlendirmesi son derece düşündürücüdür.

Oysa askeri zafer (örneğin Bedir savaşı) Kur’an-ı Kerim’de inanç temeliyle açıklanmıştır:

Enfal Suresi (Elmalılı meali) :

“9 – O vakit siz Rabbinizden yardım diliyordunuz. O da: “Ben işte ardarda bin melekle size yardım ediyorum” diye duanızı kabul buyurmuştu.

10 – Bunu da Allah size sırf bir müjde olsun ve bununla kalbleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa zafer ancak Allah katındandır. Gerçekten Allah mutlak galiptir ve hikmet sahibidir.

11 – O sırada size, yine katından bir güven ve esenlik olmak üzere bir uyku sardırıyordu, sizi temizlemek, şeytanın vesvesesini sizden gidermek, yüreklerinize kuvvet vermek ve ayaklarınızı sağlam durdurmak için gökten üzerinize yağmur indiriyordu.

12 – İşte o anda Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu: Ben sizinle beraberim, müminlere sebat verin. Kâfirlerin yüreğine korku salacağım, hemen boyunlarının üstüne vurun, parmaklarına, parmaklarına vurun”.

13 – Çünkü onlar Allah’a ve Resulüne karşı geldiler. Kim Allah’a ve Resulüne karşı gelirse, bilsin ki Allah’ın azabı çok çetindir.

14 – İşte gördünüz ya, şimdilik siz bunu tadın, şu da kesindir ki, ahirette kâfirlere cehennem azabı vardır.

15 – Ey iman edenler! Toplu olarak kâfirlerle karşılaştığınız zaman, onlara arkalarınızı dönmeyin (kaçmayın).

16 – Böyle bir günde her kim onlara, tekrar dönüp çarpışmak için geri çekilmek veya diğer bir safta yeniden mevzilenmek hâlleri dışında, arkasını dönerse, muhakkak Allah’dan bir gazaba uğramış olur ve varacağı yer cehennemdir, orası da ne kötü bir akıbettir.

17 – Sonra onları siz öldürmediniz, lâkin Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, lâkin Allah attı. Bu da müminlere güzel bir imtihan geçirtmek içindi. Allah işitendir, bilendir.

18 – Gördünüz ya, Allah, kâfirlerin kurduğu tuzağı işte böyle boşa çıkarır.

19 – Fetih istiyorsanız, işte size fetih gelmiştir, eğer aşırı gitmez de son verirseniz, hakkınızda daha hayırlıdır. Yok eğer dönerseniz, biz de döneriz. O vakit askeriniz çok da olsa size hiç bir şekilde fayda vermez. İyi biliniz ki, Allah müminlerle beraberdir.

20 – Ey iman edenler, Allah’a ve Resulü’ne itaat edin. İşitip durduğunuz halde onun emirlerinden yüz çevirmeyin!”

Aynı konu Al-i Imran Suresi’nde (Elmalılı meali) ise şöyle anlatılmaktadır:

“121 – Hani sen sabah erkenden müminleri savaş mevzilerine yerleştirmek için ailenden ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işiten ve bilendir.

122 – O zaman içinizden iki takım bozulmaya yüz tutmuştu. Halbuki Allah onların yardımcısı idi. İnananlar, yalnız Allah’a dayanıp güvensinler.

123 – Andolsun, sizler güçsüz olduğunuz halde Allah size Bedir’de yardım etmişti. Allah’tan sakının ki, O’na şükretmiş olasınız.

124 – O zaman sen müminlere: “Rabbinizin size, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi size yetmez mi?” diyordun.

125 – Evet, sabreder ve (Allah’tan) korkarsanız, onlar ansızın üzerinize gelseler, Rabbiniz size nişanlı nişanlı beş bin melekle yardım eder.

126 – Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla yatışsın diye yaptı. Yardım, yalnız daima galip ve hikmet sahibi olan Allah katındandır.

127 – (Allah bu yardımı) inkâr edenlerden bir kısmını kessin veya perişan etsin de umutsuz olarak dönüp gitsinler (diye yaptı).

128 – Bu işten sana hiçbir şey düşmez. (Allah), ya onların tevbesini kabul eder, yahut onlara, zalim olduklarından dolayı azab eder.”

Işte sadece “akıl”ı esas alıp “imanı / inancı” yok sayanlar, askeri zaferlerin manevi bir kuvvet olmadan kazanılacağını zannederler. Yavuz Bahadıroğlu’nun da ifade ettiği gibi, Seyit Onbaşı’nın Çanakkale’de, daha önce hiçbir idman yapmadan, 250 kilodan daha ağır top mermilerini nasıl taşıyıp namluya sürdüğünü “Besmelesiz beslemeler” açıklayabilirler mi?[6]

Neyse, devam edelim…

Sarper, derginin aynı sayısında Sedat Rıza Aran’ın “Din ve Kültür” başlıklı yazısı için de şu değerlendirmede bulunmuştu:

“[Yazıda] ; din, hakiki ve gerçek manası ile manevi ve ahlaki varlığımızı besleyen bir ruhi membadır. Insanın dine yaklaşması için geçireceği birçok safahat vardır. Insan ne kadar olgunlaşırsa, telakkileri de o nisbette olgunlaşır demektir’ sözleriyle, dini inançları olmayanların olgun insan olamayacaklarına işaret” etmektedir.

Sonuçta Sarper, Kutlu Bilgi dergisinin “her iki sayısında da Islam dininin müdafaasını yapmakta ve bu arada cemiyeti orta çağ zihniyetine ve geriye götürecek telkinlerde bulunmakta” olduğuna işaret ediyor ve Başbakanlığı bilgilendiriyordu.[7]

“Orta çağ zihniyeti” ile “geriye götürmek” tarzındaki ifadeler, dini bir yayın karşısında kemalist rejimin algısını açıkça göstermektedir.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

 

[1] “Başvekalet Basın ve Yayın Umum Müdürlüğü’nden Başvekalet’e”, (22 Kasım 1943), Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Cumhuriyet Arşivi Daire Başkanlığı, Başbakanlık Muamelat Genel Müdürlüğü Kataloğu, Katalog Numarası: 030 10/86 569 3.

[2] Kemal Atatürk’ün eseri: Kuran ve Ezan’ın yasaklanması: http://belgelerlegercektarih.com/2012/04/29/kemal-ataturkun-eseri-kuran-ve-ezanin-yasaklanmasi/

[3] Türkçe ibadet olur diyen Yaşar Nuri ve avenesine cevap: http://belgelerlegercektarih.com/2013/03/10/turkce-ibadet-olur-diyen-yasar-nuri-ve-avenesine-cevap/

[4] “Başvekalet Basın ve Yayın Umum Müdürlüğü’nden Başvekalet’e”, (5 Eylül 1943), Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Cumhuriyet Arşivi Daire Başkanlığı, Başbakanlık Muamelat Genel Müdürlüğü Kataloğu, Katalog Numarası: 030 10/86 571 8.

[5] Cemil Koçak, Tek-Parti Döneminde Muhalif Sesler, Iletişim Yayınları, 2. Baskı, Istanbul 2011, sayfa 79.

[6] Yavuz Bahadıroğlu’nun “18 Mart Zaferi’ni nasıl kazandık?” başlıklı köşe yazısı: http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/yavuz-bahadiroglu/18-mart-zaferini-nasil-kazandik-661.html

[7] “Başvekalet Basın ve Yayın Umum Müdürlüğü’nden Başvekalet’e”, (12 Eylül 1944), Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Cumhuriyet Arşivi Daire Başkanlığı, Başbakanlık Muamelat Genel Müdürlüğü Kataloğu, Katalog Numarası: 030 10/86 571 10.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

CHP’nin Din Düşmanlığı

CHP’nin Din Düşmanlığı

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

atatürkün din düsmanligi chpnin din düsmanligi atatürk müslüman miydi, atatürk dinsiz miydi, chp zulmü tekkelerin kapatilmasi

Dönemin Içişleri Bakanı Şükrü Kaya tarafından, CHP Genel Sekreteri Recep Peker’e gönderilen yazı

***

Bu olay M. Kemal Atatürk’ün döneminde oluyor, dikkatle okuyalım:

Dahiliye Vekaleti (Içişleri Bakanlığı)
Hususi Kalem Müdürlüğü

17/6/1935

Sayın Recep Peker C.H.P. Genel Sekreteri

Erzurumun Çırçır mahallesinde Şerif oğlu Fevzi adında biri Sivas Vilayetinin Kayadibi nahiyesine bağlı Savcun köyünde başına topladığı on iki kişi ile kapatılmış tekkeyi açarak tekkede köy odasında ve camide zikir çektikleri ve yağmur duası yaptıkları haber alınarak yakalanan suçlular adliyeye verilmiş ve bunlardan başta Fevzi olmak üzere beşi tevkif edilerek diğerlerinin gayri mevkuf mahkemeleri yapılmak üzere serbest bırakıldıkları vilayetin bildirişinden anlaşılmıştır.
Keyfiyetin önemle takip edilmekte olduğunu bildirir saygılarımı sunarım.

Dahiliye Vekili (Içişleri Bakanı) Şükrü Kaya[1]

Suça bakın; Camide Allah’ı zikretmek ve Yağmur duası yapmak!

Oysa yağmur duası Islam’da vardır. Hz. Ömer’in, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem efendimizin amcası Hz. Abbas ile yağmur duasına çıktıkları başta Ibn Kesir’in tarihinde olmak üzere neredeyse bütün hadis ve tarih kitaplarında bildirilmektedir. Kaldı ki, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem efendimiz Tebük Sefer’nde bizzat Hz. Ebu Bekir’den (radıyallahu anh) yağmur duası yapmasını istemiştir. Bu da başta Taberi tarihi olmak üzere neredeyse bütün tarih kitaplarında kayıtlıdır.

Yani Islam’da yağmur duası yoktur, bu yüzden yasaklanmıştı denilemez.

Allah’ı zikretmek de Islam’da vardır. Hatta Allah’ı zikretmekle emrolunduk. Zikrin nasıl olacağı hususu ise konumuzun dışındadır.

Nedense aklıma Bakara suresinde geçen bir ayet geldi:

114 – “Allah’ın mescitlerini, içlerinde Allah’ın isminin anılmasından meneden ve onların harap olmalarına çalışan kimselerden daha zâlim kim olabilir! İşte bunlar, oralara korka korka girmekten başka birşey yapmazlar. Bunlara dünyada perişanlık, ahirette de büyük bir azap vardır.”

Ayetin tarif ettiği “zalim” tipine ne kadar da benziyorlar, değil mi?

Zikirle ilgili birkaç ayet meali (Elmalılı Hamdi Yazır meali) yazmak faydalı olacaktır:

Ahzab Suresi
21 – “Şanım hakkı için muhakkak ki size Resullulah’da pek güzel bir örnek vardır. Allah’a ve son güne ümit besler olup da Allah’ı çok zikreden kimseler için.”

***

Nur Suresi
37 – “Birtakım insanlar (Allahı tesbih ederler = an zikrillâhi) ki, ne ticaret ne de alış veriş onları Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.”

***

Ahzab Suresi
41 – “Ey iman edenler! Allah’ı çokça anın. (uzkurû/zikren kesîrâ)

42 – Ve O’nu sabah akşam tesbih edin. (sebbihû-hu)

43 – Sizleri karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için melekleri ile birlikte üzerinize rahmet ve bereket indiren O’dur ve O, müminlere çok merhametlidir.”

***

Cum’a Suresi
10 – “Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan (nasibinizi) arayın. Allah’ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz.” (vezkurûllâhe kesîren)

***

Müzzemmil Suresi
8 – “Rabbinin adını an ve bütün gönlünle O’na yönel.” (Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ)

Böyle daha birçok ayet sıralayabiliriz.

Islam’da var olan şeyleri yasaklamak; Islam’a savaş açmaktır. Nitekim belgede adı geçen Şükrü Kaya, “dinlerin işinin bittiğini” meclis kürsüsünde söyleyebilmiştir.[2] Zaten ATA’sı da aynı kürsüde “gökten indiği sanılan kitaplar”[3] dememiş miydi? Yani o da Islam’a savaş açmamış mıydı?

Islam’a savaş açanlarla mücadele etmek ise her Müslümanın vazifesidir.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

 

[1] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Cumhuriyet Halk Partisi Kataloğu, 490 01/587245.

[2] Şükrü Kaya’nın hezeyanı:

http://belgelerlegercektarih.com/2013/04/14/chpli-icisleri-bakani-sukru-kaya-din-bitmistir/

[3] M. Kemal’in sözleri ve itirazlara verilen cevaplar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/24/m-kemal-ataturkun-gokten-indigi-sanilan-kitaplar-sozunu-savunanlarin-iddialarina-reddiye-cevap/

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.com

*

*