M. Kemal Atatürk devrinde Devlet görevlileri Namaz kılamıyordu

M. Kemal Atatürk devrinde Devlet görevlileri Namaz kılamıyordu

*

 

***

Bu videoda Kadir Mısıroğlu, M. Kemal devrinde yaşamış bir şahıstan işittiklerini naklediyor. Bu şahıs, M. Kemal devrinde devlet vazifesi yapanların Namaz kılamadığını, kılanların ise işten kovulduğunu söylemiş.

Kemalist yalanlarla beyinleri esir alınmış insanlar daha doğrusu kurbanlar, elbette Kadir Mısıroğlu’nun söylediklerine inanmayacaklardır. Ancak yarasalar istemiyor diye hakikat güneşi doğmaktan vazgeçmez. Biz yine de söz konusu hakikati, üstelik daha fazlasını, kemalizmin kurbanı olmuş bu kardeşlerimize bizzat kendi kaynaklarından ispatlayalım.

“Daha fazlasını” diyoruz, zira sadece namaz kılmanın değil, oruç tutmanın da istenmediğini ispatlayacağız.

Malum, M. Kemal’in manevi kızı Afet Inan’ın Arı isminde bir kızı var. Arı Inan, 1974-1978 yılları arasında, Cumhuriyet’in kuruluşuna şahit olmuş meşhur Atatürkçülerle söyleşiler yapmış ve bunu “Tarihe Tanıklık Edenler-Cumhuriyet’in Kurucu Kuşağıyla Söyleşiler” başlığıyla kitaplaştırmıştır. Ne gariptir ki, 70’li yıllar olmasına rağmen, yani Cumhuriyet’in kuruluşundan yarım asır geçmiş olmasına rağmen o tarihe tanıklık eden insanlar konuşmaktan korkmuşlar. Arı Inan bu hususu kitabının “sunuş” kısmında şöyle ifade ediyor:

“Bu çalışma beni hem çok heyecanlandırdı, hem de bazı güçlüklerle karşı karşıya bıraktı. Aşağı yukarı 70 yaşının üstünde olan konuşmacılar, bazı şeyleri açık bir şekilde anlatmak istemediler. Zaman zaman elimdeki teybim, onlar için korkutucu bir alet haline geldi. ‘Onu kapat da öyle anlatalım’ dedikleri çok olmuştur.”

Yani M. Kemal devrinde öyle bir sansür ve baskı uygulanmış ki, bu insanlar yarım asır sonra bile bu baskıyı üzerlerinden atamamışlar ve M. Kemal’in manevi kızının kızı olan Arı Inan’a dahi bazı hakikatleri söylemekten çekinmişlerdir. Ancak yine de kitapta bazı hakikat kırıntılarına rastlamak mümkün. Işte bunlardan biri, Kadir Mısıroğlu’nun söylediklerini tasdik etmektedir.

Sözleriyle Kadir Mısıroğlu’nun naklettiklerini doğrulayan kişi, 1935’te TBMM’ye giren ilk kadınlardan Fakihe Öymen’dir. Öymen, 1941-1949 döneminde Türk Eğitim Derneği başkanlığı yaptı. Aynı zamanda Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu ve Türk Parlamenter Birliği’nin aktif üyelerindendi. Ayrıca M. Kemal’in meşhur sofrasına katılma “şerefine” nail olmuş bir isim Fakihe Öymen.

*

Fakihe Öymen Atatürk, Afet Inan Atatürk Ari Inan, Atatürkün din düsmanligi, M. Kemalin din düsmanligi, chp'nin din düsmanligi, kemalizmin din düsmanligi, Atatürk'ün Islam düs

Fakihe Öymen (ortadaki) Afet Inan ve Şevket Aziz Kansu ile Türk Tarih Kurumu’nun bir toplantısında…

***

Bu hanım, Arı Inan ile yaptığı söyleşide M. Kemal’in ölümünden sonra Cumhurbaşkanı olan Ismet Inönü’nün siyasetini tenkid ediyor ve onun zamanında laiklik mevzuunda M. Kemal’in yolundan gidilmediğinden yakınıyor. Ancak bazılarının zannettiği gibi daha dinsiz bir istikamete doğru gidildiği için değil, dine taviz verildiği için tenkid ediyor.

Aynen alıntılıyorum:

“Atatürk öldükten sonra birçok dostlarımız var ki, Ismet Paşa zamanında oruç tutmaya kalktılar, Ismet Paşa zamanında namaz kılmaya kalktılar. Kusurumuz, laikliği memlekete yayamadık.”[1]

Aynı sohbetin devamında ise şöyle diyor:

“Atatürk öldüken sonra Ismet Paşa aynı yoldan (yani dinsizlik yolundan: Kadir Çandarlıoğlu) yürümüş olsaydı, bugün her şey bambaşka olurdu. Ne laiklikte, ne kadın haklarında, ne şunda ne bunda Ismet Paşa Atatürk’ün yolundan yürümedi. Açıkçası bu.”

Ve eşi Edip Öymen hemen ekliyor:

“Namaz kılıp oruç tutmaya başladılar. Neydi o demin söylediğimiz Iktisadi Kamu Teşekkülü’ndeki Sadreddin Bey, namaz kılıp, oruç tutuyor evinde yapsa ibadetini neyse de.”[2]

Şu cehalete bakar mısınız… Çalışan bir insan öğle namazını nasıl evde kılar veya oruç nasıl evde tutulup iş yerinde tutulmaz çok merak ediyorum doğrusu…

Kısacası M. Kemal devrinde devlet görevlilerinin namaz kılıp oruç tutmaları istenmiyordu. Ve biz bunu bir kemalist kaynaktan ispatladık. Mevzu bu kadar açık olduğu halde hala o devri müdafaa eden varsa, kusura bakmasın, ya cahildir, ya da gavurdur. Bunun başka bir izahı yok.

Fakihe Öymen Atatürk, Afet Inan Ari Inan Atatürk, din düsmanligi, M. Kemalin din düsmanligi, chp'nin din düsmanligi, kemalizmin din düsmanligi, Atatürk'ün Islam düsmanligi, m.

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Arı Inan (M. Kemal’in manevi kızının kızı), Tarihe Tanıklık Edenler-Cumhuriyet’in Kurucu Kuşağıyla Söyleşiler, Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları, 2. Baskı, Istanbul 2017, (Iş Bankası’nın 1. baskısı 2011. Çağdaş Yayınları 1. baskısı 1997), sayfa 434.

[2] Arı Inan (M. Kemal’in manevi kızının kızı), Tarihe Tanıklık Edenler-Cumhuriyet’in Kurucu Kuşağıyla Söyleşiler, Türkiye Iş Bankası Kültür Yayınları, 2. Baskı, Istanbul 2017, (Iş Bankası’nın 1. baskısı 2011. Çağdaş Yayınları 1. baskısı 1997), sayfa 445, 446.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Reklamlar

Atatürk Dönemi Resmi Yayında Kur’an’a Hakaret!

Atatürk Dönemi Resmi Yayında Kur’an’a Hakaret!

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

osmanli imparatorlugundan türkiye cumhuriyetine nasildi nasil oldu 10. yil kitabi Atatürk dine hakaret Atatürk Kurana hakaret m. kemal dine hakaret m. kemal Kurana hakaret 3“Osmanlı Imparatorluğundan… Türkiye Cümhuriyetine. Nasıldı? Nasıl Oldu?” adlı propaganda kitabının kapağı…

***

osmanli imparatorlugundan türkiye cumhuriyetine nasildi nasil oldu 10. yil kitabi Atatürk dine hakaret Atatürk Kurana hakaret m. kemal dine hakaret m. kemal Kurana hakaretKitabın 1. sayfası…

***

Cumhuriyet’in 10. yıldönümü münasebetiyle 1933 senesinde, yani M. Kemal hayatta iken resmi yayın arasında çıkan “Osmanlı Imparatorluğundan… Türkiye Cümhuriyetine. Nasıldı? Nasıl Oldu?” kitabı, baştan sona her sayfasında Osmanlı ile Cumhuriyet’i zıdlaştırarak Osmanlı’ya hakaretler yağdıran çirkef bir propaganda kitabıdır.

Bu kitabın 36. sayfasında “Osmanlının Tarih Telakkisi” başlığı altında, Kur’an-ı Kerim’in Enbiya (=Peygamberler) kıssalarıyla alay ediliyor:

“Islam tarihi, Osmanlı cemiyetinin teokrasiye verdiği mevki dolayısile mühim sayılırdı. Baştan aşağı araplara ve Araplığa ait olan bu tarihin mukaddimesi ise ‘Kısas-ı Enbiya’ idi. O ‘Kısas-ı Enbiya’ ki, Yahudi peygamberlerinin masallarından başka bir şey değildir.”[1]

osmanli imparatorlugundan türkiye cumhuriyetine nasildi nasil oldu 10. yil kitabi Atatürk dine hakaret Atatürk Kurana hakaret m. kemal dine hakaret m. kemal Kurana hakaret 2“Osmanlı Imparatorluğundan… Türkiye Cümhuriyetine. Nasıldı? Nasıl Oldu?” adlı paçavranın 36. sayfası…

***

Kur’an’a hakaret edecek kadar haddi aşmış bu zihniyetin Osmanlı’yı kötülemesine şaşmamak lazım. Tam tersine, Islam düşmanı olan bu kemalist rejim eğer Osmanlı’yı kötülememiş olsaydı, bu durumda Osmanlı’dan şüphe etmemiz gerekirdi…

.

**********

.

KAYNAK:

[1] Osmanlı Imparatorluğundan… Türkiye Cümhuriyetine. Nasıldı? Nasıl Oldu?, Bastıran: Maarif Vekaleti (Eğitim Bakanlığı), Hazırlayanlar: Vedat Nedim Tör, Burhan Asaf Belge, Devlet Matbaası, Istanbul 1933, sayfa 36.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

Belgelerle Kemalistlerin Islam Düşmanlığı

Belgelerle Kemalistlerin Islam Düşmanlığı

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

belgelerle gercek tarih Kadir Candarlioglu belgelerle kemalistlerin Islam düsmanligi chpnin islam düsmanligi chpnin din düsmanligi kemalistlerin din düsmanligi[1] no’lu dipnot ile ilgili belge

***

Istanbul’da Yeni Sabah Matbaası’nda basılarak Bozkurt Kitabevi tarafından El miftahülmuin Li tilavetül kur’anül-kerim adlı bir eser yayınlanmıştı. Basın Yayın Umum Müdürü Selim Sarper’in 22 Kasım 1943 tarihinde Başbakanlığa yazdığı bir yazıya göre, “bu kitap, Arap harflerini öğretmek maksadı ile neşredilmiş”ti. Fakat, “Kur’an okumayı öğretmek gibi bir gaye takip ettiği, kitaba, ‘Kur’anı okutmak için yardımcı anahtar’ suretinde bir ad konmakla anlatılmak istenmişti.” “Kitabın dikkati çeken tarafı” ise, içinde yer alan dualardı. “Bunların Kur’anı okutmak gayesiyle çıkan bir kitapta bulunmaları, kitaba din propagandası mahiyetini vermiş sayılabilir”di. “Çünkü bunlar, Kur’anı Kerim parçalarından olmayıp, Arapça dualardı.”

Yazının altında elyazısı olarak düşülen notta ise, yayınevinin sahiplerinin kimler olduğu sorulmakta idi.[1]

Bizce burada Kur’an okutmayı öğretmek için basılan bir eser (Elif-Ba da diyebiliriz), “Arapça öğretmek istiyor” bahanesiyle yasaklanmak istenmiştir. Basın Yayın Umum Müdürü’nün ana gerekçesi, eserde “Kur’anı Kerimde yer almayan dualar”ın bulunmasıydı.

Oysa Namazda bile Kur’anı Kerimde yer almayan “Sübhaneke”, “Ettehiyyatü”, “Allahümme Salli” ve “Allahümme Barik” duaları okunmaktadır ve bu dualar da “din”dendir. Kaldı ki, o dönem Kur’an okutmak bile yasaktı.[2]

Burada, kemalistlerden “Türkçe Kur’an yazıldı, Türkçe okusunlar” şeklinde bir itiraz gelebilir, zira biz bu tür bilgisizliklerle sık sık karşılaşıyoruz. Türkçe Kur’an yoktur ve olamaz, Kur’an Arapça indirilmiştir ve bunun Türkçesi olsa olsa “tercüme/meal” olabilir. Elmalılı Hamdi Yazır, tefsirinin önsözünde “Türkçe Kur’an mı var behey şaşkın”[3] şeklindeki ifadesiyle bu zihniyete gereken cevabı vermiştir.

Kemalist rejim, sadece dini eserleri veyahut Kur’anı Kerimi okumayı değil, Islam dininin temel kurallarını dahi sakıncalı bulmaktadır. Nitekim Başbakanlık Basın ve Yayın Umum Müdürlüğü Iç Yayın Dairesi Müdürlüğü tarafından hazırlanan “Doğru Yol” adlı kitap hakkındaki rapor, bunu göstermektedir…

belgelerle gercek tarih Kadir Candarlioglu belgelerle kemalistlerin Islam düsmanligi chpnin islam düsmanligi chpnin din düsmanligi kemalistlerin din düsmanligi 2[4] no’lu dipnot ile ilgili belge

***

1944 senesinde kaleme alınmış rapora göre, “Hafız Naci Gürses tarafından yazılıp, Istanbul’da Ak-Ün Matbaası’nda basılan bu broşür, adından da anlaşılacağı üzere, cennete giden yolu ima etmekte” idi. Rapora göre yazar, “Yirminci medeniyet asrında Türk çocuklarının zihnini, cennet hülyaları, cehennem korkuları ile bulandırmakta (!), manzumelerinde milli, ahlaki hislerin örgüsü içinde, koyu Islamcı propagandalar yapmakta” idi.

Raporda, eserin niçin bu şekilde tanımlandığına ilişkin olarak kitaptan alıntılar da yapılıyordu:

“Allah sana kulum demiş – akıl vermiş, fikir vermiş – cennet gibi bir yurt vermiş”; “Tanı seni yaratanı – sunan kalbine imanı – oku, kitabın Kur’anı – Tanrı sana kanun demiş…”

Raporda, özellikle şu satırların “Kemalizmin altı umdesinden biri olan laikliğin zıddı bir mana taşımakta” olduğuna değiniliyordu:

“Her Türk, Islamım demeli – birden elele vermeli – ayrı düşen kalır geri – Tanrı, birlik olun demiş…”

Ayrıca rapora göre, “tamamen bir Ilmühal kokusu duyulan kitapta, abdeste, namaza, oruca oldukça mühim kıt’alar tahsis edilmişti.”

Şöyle ki: “günde hem beş abdest almak – namaz kılıp hakka tapmak – sakın yanlış yola sapmak – insanları günah demiş…” Diğer yandan, yine rapora göre, “muharririn kitabını yayınlamak için Ramazan ayını seçmesi de, dikkate değer mahiyette” idi. “Kitap, din duygularının hareket halinde olduğu bu (Ramazan) ayında, okuyanlar zihninde rejimimize karşı antipatiler doğurabilecek bir mahiyet taşımakta” idi.[4]

Bu konuda Prof. Dr. Cemil Koçak şunları yazıyor:

Aslında bu rapor, bize rejimin din propagandasından ne anladığını ve laiklik ile dini bilgileri ve duyguları nasıl ele aldığını açıklıkla göstermektedir. Dini bilgiler veren ve Islam dininin temel kurallarını öğreten bu kitabın, rejimin gözünde hem Islami propaganda olarak tanımlanıyor olması ve hem de Islami bilgilerin sonunda rejimin uygulamaları ile çatışacağına yönelik üstü örtülü kabul, dikkat çekicidir. Rejimin gözünde Islami pratikler, sadece inançlar değil, fakat ibadetler de, aslında laiklikle uyuşmayan faaliyetler olarak görülüyor ve böyle tanımlanıyordu. Bu bakımdan bir Müslümanın Islam dininin temel kurallarını gündelik hayat içinde uygulamaya sokması, gerçekte rejim açısından laiklik ilkesi ile bağdaşmayan ve bağdaşmaz bir etkinlik olarak görülüyordu. Islamın temel kuralları ile rejimin temel kuralları arasında çelişki olduğu ve bu çelişkinin algılanabileceği yayın ve faaliyetlerin önünün kesilmeye çalışıldığı açıkça anlaşılmaktadır. Bu bakımdan Islam toplumunda laik rejimin paradoksunu anlamak kolaydır. hiçbir dini etkinliğe sempati ile bakmayan rejimin, kendisine de antipati duyulayacağından hiçbir kuşkusu bulunmamaktadır!”[5]

Kemalistlerin Islam düşmanlığına verebileceğimiz başka bir örnek ise “Kutlu Bilgi” dergisi hakkında yazılan yazıdır. Basın ve Yayın Umum Müdürü Selim Sarper, 12 Eylül 1944 tarihli yazısında, Başbakanlığın dikkatini çekmeye çalışıyordu. Bu yazıda Sarper, 19 Ağustos 1944 tarihli bir önceki raporuna dikkat çekiyor ve bu raporunda, Diyanet Işleri Müşavere Heyeti üyesi Profesör Derisam Yusuf Ziya Yörükan’ın Ankara’da aylık olarak yayınlamaya başladığı Kutlu Bilgi dergisinin 1 Ağustos tarihli birinci sayısının “dikkate şayan görülen içeriğinin özetle” bildirildiğini hatırlatıyordu.

Derginin 1 Eylül tarihli ikinci sayısı da yayınlanmıştı ve bu sayıda yayınlanan “Aile Terbiyesinde Ana Babanın Mükellefiyeti” adlı yazıya ilişkin olarak Sarper’in yazısında şu saptamalarda bulunulmuştu:

“Kanunlarımıza göre ana babanın çocuklarına dini terbiyeyi dilediği gibi vermekte serbest bırakıldığı bilindiği halde, ana ve babaların çocuklarına behemehal Islami bir terbiye vermesi lüzumu kuvvetle tavsiye edilmekte, yine bu konuşmada, halkın içtimai yardım hisleri okşanmak suretiyle, koyu bir Islamcılık ve Islam birliği fikri telkin olunmaktadır: “Kandil gecelerinde çocukların sevinçleri, Ramazan günlerinde iftar sofrasında yapılan ihtimam ve sahur yemeğinden sonra şafak ağarırken ve bütün tabiatın ıssızlığı içinde ezan seslerinin yükseldiğini dinlemek ve bayram sabahlarında yeni elbiseleriyle babasının yanında camiye gitmek, fakir çocuklara acımak, onların saadetini istemek, bütün Müslümanların aynı imanla aynı mabette Tanrıya ibadetle birleşmelerini görmek…’ cümlelerinde ortaçağa has koyu bir dincilik ruhu görülmektedir.”

Evet yanlış okumadınız, bu sözlerde, ortaçağa has koyu bir dincilik, yani başka bir tabirle ortaçağ karanlığı, yobazlık ruhu görülüyormuş.

Raporda, derginin birinci sayısından itibaren devam eden bir başka yazıya daha dikkat çekiliyordu. Kıvamettin Burslan’ın kaleme aldığı “Alp Arslan ve Oğuzların Anadolu’ya Yerleşmesi” adlı tarihi inceleme de raporda şöyle eleştiriliyordu:

“Alparlsan’ın Ani kasabasını fetheden yiğitlerinin kahramanlığı ve askeri kaabiliyetleri övülecek yerde, “Allahın lütfundan surun büyük bir kısmı hiçbir sebepsiz yıkıldı; bunun üzerine Müslümanlar şehre girdiler’ gibi sözlerle bir mucize ve ilahi bir kuvvet aramakta, efkarı umumiyeyi (kamuoyunu) bu manevi kuvvete inandırmaya uğraşmaktadır.”

Anlaşılan Selim Sarper, askeri zaferin inanç temelinde açıklanmasını hazmedememiştir. Özellikle “Manevi bir kuvvet”e yönelik bilgilendirmeyi “din propagandası” şeklinde değerlendirmesi son derece düşündürücüdür.

Oysa askeri zafer (örneğin Bedir savaşı) Kur’an-ı Kerim’de inanç temeliyle açıklanmıştır:

Enfal Suresi (Elmalılı meali) :

“9 – O vakit siz Rabbinizden yardım diliyordunuz. O da: “Ben işte ardarda bin melekle size yardım ediyorum” diye duanızı kabul buyurmuştu.

10 – Bunu da Allah size sırf bir müjde olsun ve bununla kalbleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa zafer ancak Allah katındandır. Gerçekten Allah mutlak galiptir ve hikmet sahibidir.

11 – O sırada size, yine katından bir güven ve esenlik olmak üzere bir uyku sardırıyordu, sizi temizlemek, şeytanın vesvesesini sizden gidermek, yüreklerinize kuvvet vermek ve ayaklarınızı sağlam durdurmak için gökten üzerinize yağmur indiriyordu.

12 – İşte o anda Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu: Ben sizinle beraberim, müminlere sebat verin. Kâfirlerin yüreğine korku salacağım, hemen boyunlarının üstüne vurun, parmaklarına, parmaklarına vurun”.

13 – Çünkü onlar Allah’a ve Resulüne karşı geldiler. Kim Allah’a ve Resulüne karşı gelirse, bilsin ki Allah’ın azabı çok çetindir.

14 – İşte gördünüz ya, şimdilik siz bunu tadın, şu da kesindir ki, ahirette kâfirlere cehennem azabı vardır.

15 – Ey iman edenler! Toplu olarak kâfirlerle karşılaştığınız zaman, onlara arkalarınızı dönmeyin (kaçmayın).

16 – Böyle bir günde her kim onlara, tekrar dönüp çarpışmak için geri çekilmek veya diğer bir safta yeniden mevzilenmek hâlleri dışında, arkasını dönerse, muhakkak Allah’dan bir gazaba uğramış olur ve varacağı yer cehennemdir, orası da ne kötü bir akıbettir.

17 – Sonra onları siz öldürmediniz, lâkin Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, lâkin Allah attı. Bu da müminlere güzel bir imtihan geçirtmek içindi. Allah işitendir, bilendir.

18 – Gördünüz ya, Allah, kâfirlerin kurduğu tuzağı işte böyle boşa çıkarır.

19 – Fetih istiyorsanız, işte size fetih gelmiştir, eğer aşırı gitmez de son verirseniz, hakkınızda daha hayırlıdır. Yok eğer dönerseniz, biz de döneriz. O vakit askeriniz çok da olsa size hiç bir şekilde fayda vermez. İyi biliniz ki, Allah müminlerle beraberdir.

20 – Ey iman edenler, Allah’a ve Resulü’ne itaat edin. İşitip durduğunuz halde onun emirlerinden yüz çevirmeyin!”

Aynı konu Al-i Imran Suresi’nde (Elmalılı meali) ise şöyle anlatılmaktadır:

“121 – Hani sen sabah erkenden müminleri savaş mevzilerine yerleştirmek için ailenden ayrılmıştın. Allah, hakkıyla işiten ve bilendir.

122 – O zaman içinizden iki takım bozulmaya yüz tutmuştu. Halbuki Allah onların yardımcısı idi. İnananlar, yalnız Allah’a dayanıp güvensinler.

123 – Andolsun, sizler güçsüz olduğunuz halde Allah size Bedir’de yardım etmişti. Allah’tan sakının ki, O’na şükretmiş olasınız.

124 – O zaman sen müminlere: “Rabbinizin size, indirilmiş üç bin melek ile yardım etmesi size yetmez mi?” diyordun.

125 – Evet, sabreder ve (Allah’tan) korkarsanız, onlar ansızın üzerinize gelseler, Rabbiniz size nişanlı nişanlı beş bin melekle yardım eder.

126 – Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla yatışsın diye yaptı. Yardım, yalnız daima galip ve hikmet sahibi olan Allah katındandır.

127 – (Allah bu yardımı) inkâr edenlerden bir kısmını kessin veya perişan etsin de umutsuz olarak dönüp gitsinler (diye yaptı).

128 – Bu işten sana hiçbir şey düşmez. (Allah), ya onların tevbesini kabul eder, yahut onlara, zalim olduklarından dolayı azab eder.”

Işte sadece “akıl”ı esas alıp “imanı / inancı” yok sayanlar, askeri zaferlerin manevi bir kuvvet olmadan kazanılacağını zannederler. Yavuz Bahadıroğlu’nun da ifade ettiği gibi, Seyit Onbaşı’nın Çanakkale’de, daha önce hiçbir idman yapmadan, 250 kilodan daha ağır top mermilerini nasıl taşıyıp namluya sürdüğünü “Besmelesiz beslemeler” açıklayabilirler mi?[6]

Neyse, devam edelim…

Sarper, derginin aynı sayısında Sedat Rıza Aran’ın “Din ve Kültür” başlıklı yazısı için de şu değerlendirmede bulunmuştu:

“[Yazıda] ; din, hakiki ve gerçek manası ile manevi ve ahlaki varlığımızı besleyen bir ruhi membadır. Insanın dine yaklaşması için geçireceği birçok safahat vardır. Insan ne kadar olgunlaşırsa, telakkileri de o nisbette olgunlaşır demektir’ sözleriyle, dini inançları olmayanların olgun insan olamayacaklarına işaret” etmektedir.

Sonuçta Sarper, Kutlu Bilgi dergisinin “her iki sayısında da Islam dininin müdafaasını yapmakta ve bu arada cemiyeti orta çağ zihniyetine ve geriye götürecek telkinlerde bulunmakta” olduğuna işaret ediyor ve Başbakanlığı bilgilendiriyordu.[7]

“Orta çağ zihniyeti” ile “geriye götürmek” tarzındaki ifadeler, dini bir yayın karşısında kemalist rejimin algısını açıkça göstermektedir.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

 

[1] “Başvekalet Basın ve Yayın Umum Müdürlüğü’nden Başvekalet’e”, (22 Kasım 1943), Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Cumhuriyet Arşivi Daire Başkanlığı, Başbakanlık Muamelat Genel Müdürlüğü Kataloğu, Katalog Numarası: 030 10/86 569 3.

[2] Kemal Atatürk’ün eseri: Kuran ve Ezan’ın yasaklanması: http://belgelerlegercektarih.com/2012/04/29/kemal-ataturkun-eseri-kuran-ve-ezanin-yasaklanmasi/

[3] Türkçe ibadet olur diyen Yaşar Nuri ve avenesine cevap: http://belgelerlegercektarih.com/2013/03/10/turkce-ibadet-olur-diyen-yasar-nuri-ve-avenesine-cevap/

[4] “Başvekalet Basın ve Yayın Umum Müdürlüğü’nden Başvekalet’e”, (5 Eylül 1943), Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Cumhuriyet Arşivi Daire Başkanlığı, Başbakanlık Muamelat Genel Müdürlüğü Kataloğu, Katalog Numarası: 030 10/86 571 8.

[5] Cemil Koçak, Tek-Parti Döneminde Muhalif Sesler, Iletişim Yayınları, 2. Baskı, Istanbul 2011, sayfa 79.

[6] Yavuz Bahadıroğlu’nun “18 Mart Zaferi’ni nasıl kazandık?” başlıklı köşe yazısı: http://www.yeniakit.com.tr/yazarlar/yavuz-bahadiroglu/18-mart-zaferini-nasil-kazandik-661.html

[7] “Başvekalet Basın ve Yayın Umum Müdürlüğü’nden Başvekalet’e”, (12 Eylül 1944), Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Cumhuriyet Arşivi Daire Başkanlığı, Başbakanlık Muamelat Genel Müdürlüğü Kataloğu, Katalog Numarası: 030 10/86 571 10.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.com

*

CHP’nin Din Düşmanlığı

CHP’nin Din Düşmanlığı

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

atatürkün din düsmanligi chpnin din düsmanligi atatürk müslüman miydi, atatürk dinsiz miydi, chp zulmü tekkelerin kapatilmasi

Dönemin Içişleri Bakanı Şükrü Kaya tarafından, CHP Genel Sekreteri Recep Peker’e gönderilen yazı

***

Bu olay M. Kemal Atatürk’ün döneminde oluyor, dikkatle okuyalım:

Dahiliye Vekaleti (Içişleri Bakanlığı)
Hususi Kalem Müdürlüğü

17/6/1935

Sayın Recep Peker C.H.P. Genel Sekreteri

Erzurumun Çırçır mahallesinde Şerif oğlu Fevzi adında biri Sivas Vilayetinin Kayadibi nahiyesine bağlı Savcun köyünde başına topladığı on iki kişi ile kapatılmış tekkeyi açarak tekkede köy odasında ve camide zikir çektikleri ve yağmur duası yaptıkları haber alınarak yakalanan suçlular adliyeye verilmiş ve bunlardan başta Fevzi olmak üzere beşi tevkif edilerek diğerlerinin gayri mevkuf mahkemeleri yapılmak üzere serbest bırakıldıkları vilayetin bildirişinden anlaşılmıştır.
Keyfiyetin önemle takip edilmekte olduğunu bildirir saygılarımı sunarım.

Dahiliye Vekili (Içişleri Bakanı) Şükrü Kaya[1]

Suça bakın; Camide Allah’ı zikretmek ve Yağmur duası yapmak!

Oysa yağmur duası Islam’da vardır. Hz. Ömer’in, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem efendimizin amcası Hz. Abbas ile yağmur duasına çıktıkları başta Ibn Kesir’in tarihinde olmak üzere neredeyse bütün hadis ve tarih kitaplarında bildirilmektedir. Kaldı ki, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem efendimiz Tebük Sefer’nde bizzat Hz. Ebu Bekir’den (radıyallahu anh) yağmur duası yapmasını istemiştir. Bu da başta Taberi tarihi olmak üzere neredeyse bütün tarih kitaplarında kayıtlıdır.

Yani Islam’da yağmur duası yoktur, bu yüzden yasaklanmıştı denilemez.

Allah’ı zikretmek de Islam’da vardır. Hatta Allah’ı zikretmekle emrolunduk. Zikrin nasıl olacağı hususu ise konumuzun dışındadır.

Nedense aklıma Bakara suresinde geçen bir ayet geldi:

114 – “Allah’ın mescitlerini, içlerinde Allah’ın isminin anılmasından meneden ve onların harap olmalarına çalışan kimselerden daha zâlim kim olabilir! İşte bunlar, oralara korka korka girmekten başka birşey yapmazlar. Bunlara dünyada perişanlık, ahirette de büyük bir azap vardır.”

Ayetin tarif ettiği “zalim” tipine ne kadar da benziyorlar, değil mi?

Zikirle ilgili birkaç ayet meali (Elmalılı Hamdi Yazır meali) yazmak faydalı olacaktır:

Ahzab Suresi
21 – “Şanım hakkı için muhakkak ki size Resullulah’da pek güzel bir örnek vardır. Allah’a ve son güne ümit besler olup da Allah’ı çok zikreden kimseler için.”

***

Nur Suresi
37 – “Birtakım insanlar (Allahı tesbih ederler = an zikrillâhi) ki, ne ticaret ne de alış veriş onları Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.”

***

Ahzab Suresi
41 – “Ey iman edenler! Allah’ı çokça anın. (uzkurû/zikren kesîrâ)

42 – Ve O’nu sabah akşam tesbih edin. (sebbihû-hu)

43 – Sizleri karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için melekleri ile birlikte üzerinize rahmet ve bereket indiren O’dur ve O, müminlere çok merhametlidir.”

***

Cum’a Suresi
10 – “Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan (nasibinizi) arayın. Allah’ı çok anın ki kurtuluşa eresiniz.” (vezkurûllâhe kesîren)

***

Müzzemmil Suresi
8 – “Rabbinin adını an ve bütün gönlünle O’na yönel.” (Vezkurisme rabbike ve tebettel ileyhi tebtîlâ)

Böyle daha birçok ayet sıralayabiliriz.

Islam’da var olan şeyleri yasaklamak; Islam’a savaş açmaktır. Nitekim belgede adı geçen Şükrü Kaya, “dinlerin işinin bittiğini” meclis kürsüsünde söyleyebilmiştir.[2] Zaten ATA’sı da aynı kürsüde “gökten indiği sanılan kitaplar”[3] dememiş miydi? Yani o da Islam’a savaş açmamış mıydı?

Islam’a savaş açanlarla mücadele etmek ise her Müslümanın vazifesidir.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

 

[1] Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, Cumhuriyet Halk Partisi Kataloğu, 490 01/587245.

[2] Şükrü Kaya’nın hezeyanı:

http://belgelerlegercektarih.com/2013/04/14/chpli-icisleri-bakani-sukru-kaya-din-bitmistir/

[3] M. Kemal’in sözleri ve itirazlara verilen cevaplar için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/24/m-kemal-ataturkun-gokten-indigi-sanilan-kitaplar-sozunu-savunanlarin-iddialarina-reddiye-cevap/

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.com

*

*