M. Kemal Atatürk Osmanlı’ya darbe yapmıştır, Osmanlı Devleti’ni Kemal Atatürk yıkmıştır

M. Kemal Atatürk Osmanlı’ya darbe yapmıştır, Osmanlı Devleti’ni Kemal Atatürk yıkmıştır (13 Bölüm)

Atatürkçü yazar Sabahattin Selek

***

M. Kemal Atatürk Osmanlı’ya darbe yapmıştır – 1

Kemalistler genelde Osmanlı’yı düşmanlarımızın yıktığını ve bunun üzerine M. Kemal Atatürk’ün yeni bir Devlet kurduğunu söyler… Bazıları da M. Kemal Atatürk’ün “Ihtilal” yaptığını söyleyerek hakikati az da olsa, kekeme bir üslupla dile getirirler.

M. Kemal Atatürk, Osmanlı’yı yıkmak maksadıyla giriştiği eylemin “darbe” olarak görülmesini önlemek için, sürekli “Millet yapmıştır”, “Millet isyan etmiştir” diyerek, asker gücüyle yaptıklarını bu söylem ile maskelemek yolunu tutmuştur. Çünkü o dönemde ipler tam manasıyla elinde olmadığından dolayı halkı uyandırmak istemiyordu.

Bu kısa girişten sonra sözü büyük ölçüde; Kara Harp Okulu’ndan mezun olan, daha sonra 1973-77 yılları arasında CHP Ankara milletvekilliği yapan ve yakın Tarih ile ilgili çeşitli eserler kaleme alan, yazar Subay Sabahattin Selek’e bırakıyoruz… Atatürkçülüğünden şüphe edilmeyen birisidir kendileri.

Anadolu Ihtilâli, “dış görünüşüyle” yabancı işgallere karşı vatanı kurtarmak gerekçesine dayanmaktadır. Halbuki bu görüşün gerisinde uzun yılların hazırladığı, “devletin bünyesini değiştir” fikri yatar. Hareketin önünde ve başında bulunanların çoğunluğu ihtilâlci bir cemiyetin, Ittihat ve Terakkinin, fikir ve heyecan potasında yoğrulmuş kimselerdi. Eğer Türkiye kurtulacaksa, Osmanlı devlet düzenininde yapılacak şekli değişikliklerle değil, yeni bir devlet düzeni getirerek kurtulacaktı. M. Kemal Atatürk tarafından daha başka biçimde ifade edilmiş olan bu fikir Anadolu ihtilâlinin ilk olarak devletin politik strüktürünü değiştirmeyi hedef güttüğünü göstermektedir. Bunun yanı sıra başlangıçtan itibaren sosyal strüktürün de değişmesi gereğinin düşünüldüğünü ortaya koyan sözlere ve fikirlere rastlamaktayız.

Izmir’in Yunan kuvvetleri tarafından işgali, Anadolu ihtilâlinin doğmasında “olumlu bir etki yapmış” ve Ihtilâli çabuklaştırmıştır.

 

********************
********************
********************

 

M. Kemal Atatürk Osmanlı’ya darbe yapmıştır – 2

Sözü Sabahattin Selek’e bırakıyoruz demiştik… Selek, M. Kemal’in Anadolu’ya gelişinin Izmir işgaline denk gelmesine; “iyi bir tesadüf” (!) demekte ve ayrıca M. Kemal hareketinin aslında düşmana değil, Osmanlı devlet düzenine karşı olduğunu itiraf etmektedir:

“Izmir’in işgali ve hükümetin işgal karşısındaki tutumu, ihtilâl liderinin işine çok yaramıştır. Halka, ‘dış düşmanı göstererek’ devlet düzeni dışında bir organizasyon kurmak, sonra bu organizasyonu memleket haklarını korumayan (!) hükümete karşı işletmek, Anadolu Ihtilâlinin stratejisine temel teşkil eder. Izmir’in işgali, M. Kemal Paşaya bu fırsatı vermese idi, ihtilâlin en büyük dayanağı olan orduyu bile Istanbul’dan ayırmak güç olurdu. O takdirde, mevcut kuvvetleri bir ihtilâl davranışı içine sokabilmek için, bu derece net olmayan başka gerekçeler göstermek gerekecekti. Iyi bir tesadüf (!), M. Kemal Paşanın Anadolu’ya gelişi ile Izmir’in işgalini zaman bakımından denk getirmiştir. Fırsatlardan faydalanmayı bilen ihtilâl lideri, ilk merhalede, memleketi yalnız ‘dış düşmanlardan kurtaracak adam rolünde görünmüş’ ve ihtilâlci hüviyetini gizlemiş olmasına rağmen, Izmir’in işgalini hükümete karşı alabildiğine istismar etmiştir.”

 

********************
********************
********************

 

M. Kemal Atatürk Osmanlı’ya darbe yapmıştır – 3

Ihtilâl Plânı ve Metod

M. Kemal Paşanın ihtilâl plânını dört noktada özetlemek mümkündür.

Şöyle ki:

1 – Anadolu’nun Istanbul ile olan fikrî ve idarî bağını kopararak Anadolu’yu Istanbul’dan ayırmak.

2 – “Milli Istiklâli kurtarmak” parolasiyle Anadolu halkını bir teşkilât etrafında birleştirerek ihtilâl atmosferine sokmak.

3 – Ihtilal için ordunun desteğini sağlamak.

4 – Anadolu’daki mülki idareyi, valiler ve mutasarrıflar eliyle ihtilâl idaresine bağlamak.

Türkiye’nin o günkü şartları içinde ne bu plân açıkça ortaya konulabilir ve ne de gelişi güzel ihtilâlden söz edilebilirdi. Işin başında olanlar bile, M. Kemal Paşa’nın memleketi ihtilâle sürüklediğini kesinlikle bilmemeli idiler. Bunun içindir ki, M. Kemal Paşa daima millî istikâli, vatanı ve Padişahı kurtarmaktan sözetmiş; Padişaha karşı yapılan herhangi bir hareketi, Padişahı kurtarmak gerekçesine dayamıştır. Ihtilâl kelimesini telâffuz etmekten dikkatle kaçınması zamanın gerçeklerinin gereği olduğu kadar, Onun ihtilâl kavramına verdiği önemden de gelir.

Nitekim, zaferden sonra bile yaptığı işi ihtilâl olarak adlandırmaktan kaçındığını ve “Isyan” deyimini tercih ettiğini görmekteyiz. 1919-1926 yıllarındaki icraatının muhasebesini yaptığı nutukta, Osmanlı Devletinin, onun istiklâlinin, padişahın, halifenin, hükümetin hiç bir anlamı kalmadığı inancına vardığını belirttikten sonra şöyle demektedir:

“Osmanlı Hükümetine, Osmanlı padişahına ve müslümanların halifesine isyan etmek ve bütün milleti ve orduyu isyan ettirmek lâzım geliyordu.”[1]

***

KAYNAK:

[1] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 1, sayfa 14.

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Ihaneti herkes görsün… Yukarıda bahsedilen M. Kemal Atatürk’ün Nutuk’unun 14’üncü sayfası. Osmanlı ve Hilafet makamı Türklerin istiklaline tecavüz mü etmiştir ey Kemal?? Türkler Osmanlı ve Hilafet ile şeref kazanmıştır şeref!!

***

********************
********************
********************

 

M. Kemal Atatürk Osmanlı’ya darbe yapmıştır – 4

Atatürkçü yazar Sabahattin Selek devam ediyor…

Halkı ve orduyu ihtilâle sürükleyebilmek için M. Kemal Paşa’nın elinde üç önemli koz vardı:

a) Izmir’in Işgali,

b) Hükümetin zaafı,

c) Taşıdığı sıfat ve selâhiyetler (yetkiler).

Itilâf devletlerinin Türkiye üzerindeki emelleri ve Mondros mütarekesi gereğince bâzı yerlerin işgali, Anadolu’nun bir çok bölgelerinde halkı endişeye sevketmişti. Fakat Izmir’in işgali o güne kadar sezilmemiş olan büyük tehlikeyi meydana çıkarmıştır. O halde Izmir’in başına gelen felâket her yerde beklenebilirdi. Izmir’in işgali ile yaratılan heyecanı besliyerek bütün yurda yaymak ve devamlı kılmak gerekiyordu. M. Kemal Paşa bunu büyük bir koz olarak kullanacaktı. (…)

Easasen 6 aydan beri Itilâf devletlerinin işgali ve kontrolü altında bulunan Istanbul’da hükümet edilemezdi. Padişah da aynı sebeple hür ve serbest değildi. Bu görüşü ileri sürerek milletin Istanbul’a karşı ümidini ve güvenini kırmak, Ihtilâl için M. Kemal Paşanın elinde kuvvetli bir kozdu. Bu kozu devamlı olarak kullanabilirdi. M. Kemal Paşa “Yaveri Hazreti Şehriyari (Padişahın Onursal Yaveri) idi. Bu saygı değer sıfata ilâveten, ordu müfettişi unvanını taşıyordu.

Samsun’dan itibaren Anadolu’daki mülki ve askeri makamlara yazdığı telgraflarda, tamimlerde, imzasının üstüne her iki sıfatını da kaydetmeyi ihmal etmiyecekti. Ordu Müfettişi ve Padişahın yaveri olarak tanınmak ve güven kazanmak zorunda idi. Ilk etkiyi yaptıktan sonra bu sıfatları kaybetse bile gerisi nasıl olsa gelirdi.

 

********************
********************
********************

 

M. Kemal Atatürk Osmanlı’ya darbe yapmıştır – 5

Atatürkçü yazar Sabahattin Selek devam ediyor…

M. Kemal Paşa, mücadelenin iç ve dış cephesinde asıl dayanağın ordu olduğu prensibini kabul etmekle beraber, Anadolu ihtilâlini bir askerî ayaklanma şeklinde göstermekten dikkatle kaçınmıştır. Gerek Padişaha ve hükümete, gerekse dış âleme, Anadolu’da bir halk hareketi ile karşılaşıldığı kanısını vermek gerekiyordu. Ordu, ancak bu hareketi destekleyen bir kurum olarak geri plânda görünmeliydi.

22 Ocak 1920 tarihinde, şifreli bir telgrafla, Konya’daki XII., Sivas’taki III. ve Erzurum’daki XV. Kolordu Kumandanlarına, Ingilizlerin Istanbul’a tecavüzlerini arttırarak bâzı nazırları ve meb’usları bilhassa Rauf Beyi tevkif etmeleri ihtimâlinden bahsetmiş …[1]

(Selek, M. Kemal’in, bâzı nazırların ve meb’usların bilhassa Rauf Beyin Ingilizler tarafından tevkif edileceklerini aylar öncesinden bildigini söylüyor… HAYRET!!! NERDEN BILIYORDU ACABA? Oysa Ateşkes anlaşması imzalanmıştı.)

VE İSTANBUL’UN İŞGALİ

Itilâf Devletleri, 16 Mart 1920 günü Istanbul’u resmen ve fiilen işgal etmek suretiyle Anadolu ihtilâlinin başarısına “büyük ölçüde yardım etmişlerdir.” 2,5 aydanberi Ankara’da bulunan Heyeti Temsiliye Reisi M. Kemal Paşa, Istanbul’un işgalini kaçırılmayacak bir fırsat bilerek, kesin teşebbüslere girişmek imkânını bulmuş oluyordu.

(Ingilizler’de nedense hep M. Kemal’in işini kolaylaştıracak hamleler yapıyorlar!!!)

M. Kemal Paşa Istanbul’un işgali ile doğan durum karşısında, Istanbul idaresini tamamen bertaraf etmek ve Heyeti Temsiliyeyi geçici bir hükümet gibi çalıştırmak ve ihtilâlin meşruluğunu sağlıyacak bütün teşebbüslere girişmek ve özellikle Ankara’da bir meclis toplamak kararında idi. Bu kararın uygulanmasına, Heyeti Temsiliyenin bütün memlekette idarî bir merci olduğunu duyurmakla başladı.

M. Kemal Paşa, Kurucu Meclis toplamayı düşünürken “rejimi değiştirmek” amacını güdüyordu.[2]

“Milli Mücadele”, bir bakıma, Türklüğün “Osmanlılığa karşı” yaptığı bir kurtuluş savaşı da sayılmak gerekir. Osmanlı Devleti topluluğundan koparak bağımsız olmak için Bulgarların, Yunanlıların yaptıkları istiklâl mücadeleleri ile 1919 yılında başlayan Türk mücadelesi, önemli bir farklılık göstermemektedir.

***

KAYNAKLAR:

[1] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Vesikalar No: 226/a.b.)

[2] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 1, sayfa 421.

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız


Yukarıda bahsedilen M. Kemal Atatürk’ün Nutuk’unun 421’inci sayfası. Ihaneti herkes görsün…

***

Ne demek istediğini anlıyorsunuz değil mi? Inşaallah, “müslümanım ama Atatürkçüyüm” diyenlerde anlıyordur.

Bulgarlar ile Yunanlıların Osmanlı’dan ayrılmak istemeleri normaldir. Hıristiyanların kendi yönetimlerini kurmak istemeleri doğal karşılanabilir… Ancak M. Kemal neden ayrılmak istiyordu?

 

********************
********************
********************

 

M. Kemal Atatürk Osmanlı’ya darbe yapmıştır – 6

Atatürkçü yazar Sabahattin Selek tabuları yıkıyor…

Yunanistan’a Anadolu’dan vaadedilen pay, Izmir ve hinterlandından* ibaretti. Bu sebeple Yunan Ordusu, Izmir’e çıktıktan 1919 Haziran sonuna kadar geçen bir buçuk ay içinde payına düşen bölgeyi işgal etmiş ve durmuştu. Yunanlılar isteseler de, Türkiye’den daha büyük faydalar sağlamak için diledikleri gibi hareket edemezlerdi. Bu, ancak Ingiltere’nin izni ile olabilirdi. Türkiye hakkındaki Ingiliz politikası ve Ingiltere’nin zafer ortaklariyle olan anlaşmaları, Yunanistan’a bu tarz bir şans tanıyacak gibi görünmüyordu.

(…)

Yunanistan taarruza hazırlanırken müttefik devletler 1921 Haziran ayında Paris’te bir konferans yaparak, Trakya’yı Yunanistan’a bırakan, fakat Izmir’i bir muhtar yönetime bağlıyan esaslarda anlaştılar. Yunanistan ve Türkiye’ye bu esasları daha sonra bildirmek üzere, harbi durdurmak için tavasutta bulundular. Yunanistan, gizlilik kararına rağmen Paris Konferansı’nda varılan anlaşmayı öğrenmişti.

(…)

Yunanistan, Anadolu’da ne yapabilirdi? En ölçülü hedef, Sevres Andlaşmasiyle Batı Anadolu’da kendisine verilen küçük, fakat zengin toprak parçasını elde tutmaya ve Yunanlılaştırmaya çalışmak değil mi? Bu bile bir hayaldi. Yunanistan’a katılacak arazideki Türk çoğunluğunun, şu veya bu suretle Yunan yönetimine boyun eğeceği kabul edilse bile, yine de Yunanistan burada barınamazdı. Çünkü Sevres Andlaşması, ancak haritada bir sınır çiziyordu. Batı Anadolu’da, tabiat ve coğrafya böyle bölücü bir sınır tanımıyordu.

Aksine, doğudan batıya doğru uzanan dağlar, nehirler, vadiler ve yollar, Izmir bölgesini Anadolu içlerinden gelecek her türlü saldırıya karşı açık tutuyordu. Bu bölge, olsa olsa, daha doğuda Bursa – Uşak veya Eskişehir – Afyon hattında savunulabilirdi. Nitekim, Sakarya’dan çekildikten sonra Yunanlılar bu yolda bir savunmayı seçtiler. Fakat, bu sefer de cephe çok genişliyor ve 100-150 bin kişilik bir ordu ile tutulamıyacak ölçüde büyüyerek 500-600 kilometreyi buluyordu. Yunanlılar, şüphesiz bu güçlükleri az veya çok sezmişlerdir.

***

*Hinterland: Coğrafyada, bir kıyı veya akarsunun gerisindeki bölge… Bir liman veya başka bir merkezin geçiş (ulaşım, ticaret vs.) sağladığı bölge.

 

********************
********************
********************

 

M. Kemal Atatürk Osmanlı’ya darbe yapmıştır – 7

Atatürkçü yazar Sabahattin Selek, Yunanlıların Anadolu’ya yerleşmesinin imkansız olduğunu yazıyor…

Anadolu toprakları çok genişti. Yunan Ordusu Ankara’yı alsa bile, Kayseri’ye, Sivas’a kadar uzanıp, üssünden bu kadar uzaklaşamazdı. Bu problemlerin Yunan kumandanları arasında zaman zaman tartışıldığını da bazı belgelerden anlıyoruz. Prens Andrea, bu tartışmalardan şöyle söz eder:

“Biz düşmanı Küçük Asya’nın sonsuz genişlikleri içinde Iran sınırlarına kadar kovalıyabilir miydik? Bu gibi sorulara hiçbir kestirme cevap verilemiyor, yalnız genel olarak belirsiz bir surette deniyordu ki, bu takdirde biz öyle bir arazi işgal etmiş oluruz ki, bunun ektirilip biçtirilmesi masraflarıımızı ödeyebilir”.[1]
Bütün bu düşüncelerin hayal olduğunu idrâk edebilmek için, Anadolu imkânlarının bir işgal ordusuna pek az şey bahşedeceğini bilmeye lüzum yoktu. Evvelâ, uzun sürecek bir harbe, Anadolu’ya yerleşmeye, Yunanistan’ın iç durumu da, malî imkânları da, elverişli değildi. Kralcı -Venizelist bölünmesi, ordu da dahil, Yunan hayatının bütün safhalarına yayılmıştı.

***

KAYNAK:

[1] Prens Andrea, Felâkete Doğru – Çeviri: Emekli Albay Hüseyin Rahmi, 1932, sayfa 7, 8.

 

********************
********************
********************

 

M. Kemal Atatürk Osmanlı’ya darbe yapmıştır – 8

(Her cümle dikkatle okunmalıdır)

6 ve 7’inci bölümde Yunanlıların memleketimizi işgal etmelerinin mümkün olmadığına değindikten sonra, yarım bıraktığımız meseleye, yani Istanbul’un Ingilizler tarafından işgaline geri dönüyoruz.

“Istanbul, M. Kemal’in Anadolu’daki hareketini yıldırmak için işgal edilmiştir” diyenlerin kulakları çınlasın.

Atatürkçü Sabahattin Selek devam ediyor:

Istanbul ellerinin altında bulunuyordu. Kan dökmeden, Türkleri tahkir etmeden ve Istanbul’un işgal edildiğini ilân etmeden, yine de diledikleri tedbirleri alabilirlerdi.

(…)

Osmanlı Meclisi “Misâk-ı Millî”yi kabul ve ilân etmekten başka bir şey yapmamıştı. Meclisten beş on milliyetçi lideri alıp Malta’ya götürmekle Anadolu’daki milliyetçilerin yılacağını ummak “çocukça bir düşünce” idi. “Misâk-ı Millî” serinkanlılıkla incelenebilseydi, Ingiliz menfaatleri ile hemen hemen hiç çatışmadığı görülecekti. Ingilizler, M. Kemal Paşa’nın Millî Meclisi Anadolu’da toplamak istediğini pek âlâ biliyorlardı. Nitekim Amiral Robeck, henüz seçim yapıldığı sıralarda meclisi toplamamanın mümkün olmadığını, bu sağlansa bile Anadolu’da bir meclis ve bir hükümet kurulacağını sezmemiş miydi?

Sonra Ingilizler, hilâfetten kurtulmak istiyorlardı. M. Kemal Paşa ile bu konuda anlaşabilirlerdi. Fakat, bütün bunları gözden kaçıran Ingilizler, Istanbul’u işgal edip Osmanlı Meclisini dağıtmakla, M. Kemal Paşa’ya ikinci büyük bir koz vermiş oluyorlardı. M. Kemal Paşa, asıl yapmak istediğini, Ingilizlerin sayesinde artık bundan sonra yapmak imkânını bulacaktı.

Burada, Türk kurtuluş hareketine yardım etmek istiyen meçhul bir kuvvetin Istanbul’daki Ingiliz sorumlu kişilerini ve bunlar kanalı ile Ingiliz hükümetini yanıltmış ve teşvik etmiş olmak ihtimali bile akla geliyor. Herhalde bu noktanın aydınlanmaya muhtaç tarafları olsa gerek.

***

(Kim bu meçhul kuvvet? Sakın M. Kemal’in Ingiliz Valisi olmak için görüşmek istediği ve Pera Palas’ta Osmanlı’ya darbe yapmak için anlaştığı üst düzey Ingiliz ajanı “Rahip Frew” olmasın??)

HAINLER…

 

********************
********************
********************

 

M. Kemal Atatürk Osmanlı’ya darbe yapmıştır – 9

(3’üncü noktaya dikkat)

Atatürkçü Sabahattin Selek devam ediyor:

Ortadoğuda bir Türk devletinin yaşamasını Ingiliz menfaatlerine daha uygun bulan görüşü şu gerekçe doğrulamaktadır:

1 — Emperyalist bir devlet olarak, Osmanlı Imparatorluğunun elinde bulunan Arap ülkelerine hâkim olmak istiyen Ingiltere’nin Türk istiklâl Harbinin hedeflerini gösteren «Misâk-ı Millî»den memnun olması gerekir. Misâk-ı Millî’nin tesbit ettiği sınırlar Ingiltere’nin tecavüz etmek istediği sınırlar değildi, Istanbul’a hâkim olmak iddiasından vazgeçtikten sonra, Ingiltere, Musul üzerinde Türkiye ile anlaşabilirdi.

2 — Kilikya bölgesini elde tutabilmek için Türkler ile savaştığı halde, Fransa’nın Türkiye’ye karşı genel politikasından, Ingiltere haklı olarak kuşkulanmaktaydı. Fransa kamu oyunda açık bir şekilde beliren Türk dostluğu Ingilizlerin dikkatinden kaçamazdı. Fransa Hükümeti her ân Türkiye ile anlaşmaya yatkın görünmekteydi. Nitekim, bu anlaşma 1921 yılında gerçekleşecekti. Fransa’nın bu tutumuna karşılık Ingiltere’nin Türklerin düşmanlığını kazanmakta ve Ortadoğu’daki durumlarını tehlikeye düşürmekte bir menfaati olamazdı.

3 — Birçok müslüman memleketlere hâkim emperyalist bir devlet olarak, Ingiltere, hilâfet müessesesini her devletten fazla düşünmek zorundaydı. Bu müessesenin devamı, halife Ingilizlerin elinde bulunsa bile, Ingiltere’nin işine elvermezdi. Devamlı olarak halifeyi elde bulundurmak çabası yerine halifeyi tasfiye edeceği muhakkak olan M. Kemal Paşa’yı desteklemek Ingiliz politikası bakımından uygun düşüyordu.

4 — Rusya’daki yeni rejimin mahiyeti henüz gereği kadar anlaşılamamış olmakla beraber, hele 1920 yılından itibaren bu rejimin Rusya’da yerleştiği kanaati uyanmıştı. Itilâf Devletlerinin Bolşeviklere karşı tuttukları ve destekledikleri Çarlık kuvvetleri (Varengel, Denikin, Kolçak) başarı sağlıyamamışlardı. Yeni Rus idaresi, Türk Millî Mücadelesine yardımcı idi. Rusya’dakî rejim değişikliğinden, genel Rus politikasının değişeceği sonucunu çıkarmak mümkün değildi. Bu sebeple, Ingiltere’nin Türkiye, özellikle Boğazlar ve Istanbul’dan dolayı ileride Ruslarla ihtilâfa düşmesinde bir fayda yoktu.

5 — Batı tarafından daha fazla sıkıştırılacak bir Türkiye’nin Bolşevik olması ihtimali de göz önünde tutulmalıydı. Batıya karşı bir Rus-Bolşevik cephesinin kurulması Ingiltere’nin menfaatlerine açıkça aykırı idi.

 

********************
********************
********************

 

M. Kemal Atatürk Osmanlı’ya darbe yapmıştır – 10

(Yabancı devletler Osmanlı Devletini de Londra Konferansına davet ettikleri halde, M. Kemal neden Ankara hükümetinin tanınmasını istiyordu? Diyoruz ya, M. Kemal Osmanlı’ya darbe yapmıştır. Ayrıca Ingilizlerin denetiminde olan Istanbul’dan nasıl Anadolu’ya silah ve cephane kaçırılması mümkün oluyordu? Acaba Ingilizler M. Kemal’i Istanbul hükümetine karşı kuvvetlendirmek mi istiyordu?)

Sözü Atatürkçü Sabahattin Selek’e bırakıyoruz:

Millî Mücadele boyunca Istanbul’da büyük ölçüde bir yeraltı faaliyeti devam etmiştir. Anadolu’ya sayısız silâh ve cephane kaçırılmış, yüzlerce sivil ve askerî şahıs hemen hemen “büyük güçlüğe uğramadan” Anadolu’ya geçebilmiştir.

M. Kemal Paşa, liderliğini yaptığı ihtilâli ölçülü adımlarla başarıya götürürken, asıl olan amacı hiçbir zaman gözden uzak tutmıyarak bir taraftan kendisini Türk toplumuna ustalıkla kabul ettirmeye çalışırken, diğer taraftan saltanatın tasfiyesi şartlarını hazırlıyordu.

Londra Konferansı (21 Şubat 1921), yeni Anayasa ile Türkiye’de beliren yeni devlet düzenini kuvvetlendirici bir gelişmeye yol açmıştır, itilâf Devletleri, “Doğu Meselesi”ni çözmek üzere Londra’da toplanmasına karar verdikleri konferans için yeni Türkiye’yi (Ankara Hükümeti’ni) Istanbul Hükümeti kanalı ile davet etmişlerdi.

(…)

Istanbul – Ankara arasındaki yazışmalar dış görünüşü ile Londra Konferansını ilgilendiriyordu. Gerçekte ise, M. Kemal Paşa, bunu vesile ittihaz ederek yeni Türk Devletini Istanbul’a empoze etmek ve Istanbul’u Ankara’ya bağlamak tasavvurunda idi. Bu sebeple önce bu yazışmaları özetliyeceğiz. Sadrıâzam Tevfik Paşanın Türkiye’nin Londra Konferansına davet edildiğini bildiren ilk telgrafı 21.1.1921 tarihlidir. Telgrafın esasa ait cümlesi şöyle idi:

“Osmanlı Hükümetine, gönderilecek davet, M. Kemal Paşanın veyahut Ankaraca gerekli izne sahip delegelerin Osmanlı delegeler kurulu arasında bulunmalarını da içerir.”

M. Kemal Paşa, biri özel, öteki resmî olmak üzere, Tevfik Paşaya iki telgrafla cevap verdi. Türkiye Büyük Millet Meclisi adına yazdığı resmî telgrafta[1]; Istanbul’da meşru ve hukukî herhangi bir heyet bulunmadığını, Türkiye’nin kaderi üzerinde söz söyliyebilecek tek meşru ve müstakil kuvvetin T.B.M. Meclisi olduğunu, dolayısiyle itilâf Devletlerine ancak Ankara Hükümetinin muhatap olabileceğini belirtiyor ve şöyle diyordu:

“Heyetinize”[2] düşen vatanî ve vicdanî vazife, millet ve memleket namına meşru muhatap hükümetin Ankara’da olduğunu kabul ve ilân etmektedir.”

***

DIPNOTLAR:

[1] T.B.M.M. Zabıt Ceridesi, cild 7, sayfa 411.

[2] “Hükümet” dememek için “heyet” kelimesini kullanmaktadır.

 

********************
********************
********************

 

M. Kemal Atatürk Osmanlı’ya darbe yapmıştır – 11

(Kongrelerde ve Meclis açılışında Padişah’a sadık kalacağına dair “namusu” üzerine yemin eden M. Kemal, Ingilizlerden aldığı desteklerle kuvvetlenmiş ve nihayet gerçek yüzünü göstermiştir… Artık Padişah’ı tehdit edecek cüreti bile kendinde bulabilmiştir. Üstelik, Meclis adına çektiği telgraflardan Milletvekillerinin haberi dahi yoktur. Kendi kafasına göre takılıyor. Kimden emir alıyor, kimlerle müzakere ediyordu acaba?)

Söz, yine Atatürkçü Sabahattin Selek’te:

Özel telgraf, son derece önemli olan aşağıdaki hususlar çerçevesinde yazılmıştı:

“…saltanat ve hilâfet merkezinden başlayarak maddî ve manevî bütün memleket kuvvetlerinin birlik olarak hareket etmesi gereklidir. Bunun için Padişahın millî iradenin tek temsilcisi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisini tanıdığını resmen ilân etmesi artık icâp etmiştir.”

“…bize katılmak suretiyle vaziyetinizi belirtmenizi ve tesbit buyurmanızı, tarih ve millet önünde yüklenmiş olduğumuz görev ve yetkiye dayanarak teklif ederiz.”

“…Samimî tekliflerimiz kabul edilip yerine getirilmediği takdirde, saltanat ve hilâfet makamını işgal eden Padişahın durumunun sarsılması tehlikesinden haklı olarak korkulur ve bunun bütün sorumluluğu, tahmin edilemiyecek sonuçlariyle birlikte, doğrudan doğruya Padişaha aittir.”

M. Kemal Paşa’nın deyimiyle, bundan sonra her iki telgrafı özetleyen ve yapılması gerekli şeyleri basit bir şekilde belirten şu telgraf çekildi:[1]

“1 — Padişah, Türkiye Büyük Millet Meclisini tanıdığını kısa bir hatt-ı hümâyûn ile ilân buyuracaklardır.

2 — Birinci madde hükmü yerine getirildikten sonra ailevi olan iç işlerimizi şöyle ayarlayabiliriz: Padişah ötedenberi olduğu gibi Dersaadet’te (Istanbul’da) ikamet buyururlar. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Hükümet şimdilik Ankara’da bulunur. Istanbul’da artık kabine adı altında bir heyet kalmaz. Istanbul’un özel durumu dolayısiyle Padişahın yanında Büyük Millet Meclisinden görev ve yetki almış bir heyet bulundurulur.

3 — Istanbul ve yöresinin idaresine ait işler sonra düşünülür ve düzenlenir.

4 — Bu şartların kabulü üzerine, zaten Büyük Millet Meclisince tasdikli bütçemizde mevcut olan Padişaha ve saltanat hanedanına ait tahsisatı ve lüzumlu olan bütün memurlara diğer maaş sahiplerinin tahsisatını hükümetimiz ödeyecektir.”

M. Kemal Paşa, Meclisin toplanmadığı üç gün içinde yapılan bu yazışmaları ve Londra Konferansı için davet alındığını B. M. Meclisinin 29 Ocak 1921 günlü toplantısında, telgrafları da aynen okuyarak açıkladı. Paşa, konuşması sırasında, Anayasaya girmiş olan “Türkiye Devleti” deyimini ilk defa kullanıyordu. Bu tarihe kadar hep “T.B.M. Meclisi Hükümeti”nden söz ettiği halde, bugün sık sık “Türkiye Devleti” demesi, yeni devlet kuruluşu olayı bakımından özellikle üzerinde durulacak bir noktadır.

***

KAYNAK:

[1] T.B.M.M. Zabıt Ceridesi, cild 7, sayfa 412.

 

********************
********************
********************

 

M. Kemal Atatürk Osmanlı’ya darbe yapmıştır – 12

Bir evvelki bölümde M. Kemal’in, Padişah’a, Ankara hükümetini tanıması yönünde tehdit telgrafı çektiğini ve bu telgrafı mecliste okuduğunu yazmıştık. M. Kemal’in mecliste okuduğu bu telgraftan sonra söz alan Mersin Milletvekili Ismail Safa Bey, baklayı ağzından çıkardı ve görüşmeler şöyle devam etti:

Ismail Safa Bey (Mersin) — “Arkadaşlar! Istanbul ile Milli Hükümet arasında birtakım yazışma yapılmış olduğunu muhterem başkanımız Paşa hazretleri burada izah buyurdular. Millî hükümetin teklifleri arasında gayet önemli bir madde var: Padişahın Meclisimizin meşruluğunu ve milletin mukadderatına bizzat hâkim olduğunu ilân etmesi isteniyor. Padişah, Milli Hükümet tarafından haklı olarak istenilen bu ilânı yapmadığı takdirde, ona karşı durumumuz ne olacaktır? Şimdiye kadar durumumuz, arkadaşlar biliyorsunuz, **gayet kapalı idi** ve hiç kimse bu noktaya dokunmaya cesaret edemiyordu. Hepimiz diyorduk ki; padişahımız ecnebilerin elinde esirdir. O halde, yapılan şeylerin hiçbirisinden razı değildir. Onun için daima padişahımızın bizimle beraber olduğunu ve fakat ecnebilerin elinde esir bulunduğu için padişah olarak emirlerini açıklamaya gücünün yetmediğini söylüyordu. Nasıl düşünürsek düşünelim, bu mesele genel kurulumuzca ve hepimizce böyle görülmek isteniyordu. Fakat bugün Padişahın bize karşı olan durumunu açık olarak, yani bizim meşruluğumuzu, milletin mukadderatına hâkim olduğumuzu tasdik edecek kadar durumunu açık söylemediği takdirde ne durum alacağız? Ona karşı ne düşünüyorsunuz? Bu nokta hakkında açıklama yapılmasını istiyorum.”

Erzincan milletvekili Osman Fevzi de söz alarak mücadelenin başlangıcından beri padişahın düşman elinde esir bulunduğunu, maksadın memleketi ve padişahı kurtarmak olduğunu, Anadolu uleması (alimleri) tarafından çıkarılan fetvaların da bu fikre dayandığını belirterek, şimdi durumun değişip değişmediğini sormuştur:

“Bundan dolayı şimdi acaba durum tamamen değişti mi? Kabul etmiyorum. Yani Padişah tarafından verilecek cevap kabul olunmaz tarzında anladığım bazı ifadelere karşı müdafaa ediyorum bendeniz. Yani şüphemi yok etsinler. Bu hâl sona erdi mi?”

 

********************
********************
********************

 

M. Kemal Atatürk Osmanlı’ya darbe yapmıştır – 13 ve SON

(Atatürkçü Sabahattin Selek, konuyu gayet güzel bir şekilde özetlemiş. Bazı yerleri fazla açmamış, dokunmakla yetinmiş ancak bundan iyisi Şam’da kayısı.)

“Anadolu Ihtilâli bir halk hareketi değildir. (…) Anadolu ihtilâli, aslî unsuru ittihatçılar (asker ve sivil) olan bir karma kadronun, daha doğrusu bir aydın (Selek’e göre: “aydın”) ekibin yarattığı ve yürüttüğü bir harekettir. (…)

Anadolu Ihtilâlinin, harple beraber, iç içe gelişmesi de ayrıca üzerinde durulacak bir husustur. Ihtilâlin ideolojik bir hareket olarak başlamamış olması ve böyle bir hazırlığa sahip bulunmaması, **dayanağını ve gerekçesini harpte bulmasına** yol açmıştır. Böylece, **harp, ihtilâle başarı şansı sağlamış oluyordu.**

Fakat, bu durum. Yeni Devletin kuruluşunda birtakım olumsuz etkiler yapmaktan da geri kalmamıştır. Dış düşmanlara karşı “vatan”ın savunulması ve milletin kurtuluşu için savaşanların **pek azı ihtilâlci idi.** Savaşçılara göre, kurtarılacak kutsal varlıklar arasında **saltanat ve hilâfet** makamları da vardı. Ileride bu iki müesseseyi de tasfiye edecek olan ihtilâlciler (darbeciler), bir süre, savaş arkadaşlarından **farklı görünememişlerdi.**

Anadolu millî hareketi içinde bütün siyasî görüşler bir koalisyon teşkil etmişti. Bu koalisyon, ihtilâlin uzak hedefleri bakımından büyük bir zaaftı. Çünkü, Ihtilâle karşı olan kuvvetler, zaferden sonra, **vatanın kurtuluşu için** girdikleri bu koalisyondan, alacaklı olarak çıkacaklardı. Bu sebepten tasfiyeleri güçleşiyordu. Ne kadar radikal davranılsa, bunlara taviz verilmek gerekecekti. Esasen, ilk günden beri, ihtilâl, taviz vere vere yürütülmekte idi.

“Yeni rejime yeni kadro”, gereği, şüphesiz, Atatürk’ün dikkatinden kaçmış değildir. Nitekim, zaferden sonra, geniş çapta bir tasfiyeye giriştiğini görmekteyiz. Birinci Büyük Millet Meclisindeki gruplaşma (1. ve 2. Gruplar), Millî Mücadele kadrosunun bölüneceğini ve gelecekteki sert çatışmayı belli etmiş görünüyordu. Bu durum, tasfiye hareketinin, zaferin hemen arkasından başlamasını zorunlu kıldı. Önce, Birinci Meclisin kendisini feshetmesi (Selek, “darbe” diyemedigi için “fesh” diyor. ) ve seçimlerin yenilenmesi (1 Nisan 1923) sağlandı. M. Kemal Paşa, “halkçılık esasına dayanan ve Halk Partisi adiyle siyasî bir parti kurmak” niyetinde olduğunu daha önce (6 Aralık 1922) açıklamıştı. Müdafaai Hukuk Grubunu (1. Grup) parti haline sokacak ve 2. Grubu seçimlerde tasfiye edecektir. M. Kemal Paşanın, 9 maddelik bir seçim beyannamesiyle 8 Nisan’da açtığı seçim kampanyası, bir hayli sert geçti. 11 Ağustos 1923 günü toplanan Ikinci Büyük Millet Meclisine, Ikinci Grubtan hemen hiç kimse girememişti. Bu sonuç, tasfiyenin ilk adımı idi.” (Ikinci Meclis vekillerini M. Kemal kendisi belirlemişti.)

***

Sabahattin Selek, ikinci adımın daha sert atılacağını ve bunun Izmir suikastinde yaşandığını belirttikten sonra şöyle devam ediyor:

“Tasfiyenin şiddetini canlandırabilmek için, idam mahkûmlarından bazılarını hatırlamakta fayda vardır:

Izmit Milletvekili Şükrü Bey, Saruhan Milletvekili Abidin Bey, Eskişehir Milletvekili M. Arif Bey, Sivas Milletvekili Halis Turgut Bey, Istanbul Milletvekili Ismail Canbolat Bey, Erzurum Milletvekili Rüştü Paşa, Eski Lâzistan Milletvekili Ziya Hurşit Bey, Eski Trabzon Milletvekili Hafız Mehmet Bey, Eski Ankara Valisi Abdülkadir Bey, ünlü Karakemal Bey, eski Maliye Nazırı Cavit Bey, Dr. Nazım Bey, Ittihat ve Terakki Kâtibi Mesullerinden Nail Bey, eski Ardahan Milletvekili Hilmi Bey.”

 

**********

 

KAYNAK:

Sabahattin Selek, Anadolu Ihtilali, Kastaş Yayınları, 8. baskı, Istanbul 1987, cild 1 ve 2.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Reklamlar

“Atatürk olmasaydı” ile aldatanlar

“Atatürk olmasaydı” ile aldatanlar

“Atatürk olmasaydı” ile aldatanlar, “Atatürk olmasaydı” sloganıyla; cinayetlerini, denaetlerini, dinsizliklerini, zulümlerini, ahlaksızlıklarını meşru bir zemine oturtmayı hedeflemişlerdir.

Allah’ın lütfu ve merhameti olmasaydı bizim halimiz nice olurdu diyen bir milleti; Atatürk olmasaydı… diye başlayan cümleler kuran bir millet haline getirmeye çalıştılar.

“Atatürk olmasaydı” ile aldatanlar, “Atatürk olmasaydı” sloganıyla:

“Amentü” okuyan bir millete; Islam’a aykırı olan “andımız”ı okumayı meşru göstermeye çalıştılar.

Namaz kılan bir milleti; bale yapan bir millet haline getirmeye çalıştılar.

Put yıkan bir milleti; put diken bir millet haline getirmeye çalıştılar.

Yeminlerini, en çok değer verdikleri Allah’ın adına eden bir milleti; namusları üzerine yemin eden namussuz bir millet haline getirmeye çalıştılar.

Başörtüsü Allah’ın emridir diyen bir milleti; başörtüsü ortaçağ karanlığının, bağnazlığın, köhneliğin sembolüdür diyen bir millet haline getirmeye çalıştılar.

Insanları aldatmayı günah bilen bir millete; aldatmanın uyanıklık olduğunu kabul ettirmeye çalıştılar.

Şeriat’a olan saygısını “Şeriat’ın kestiği parmak acımaz” şeklinde ifade eden bir millete; kahrolsun Şeriat dedirtmeye çalıştılar.

Allah’ı arayan bir milleti; Sevgili arıyorum diyen bir millet haline getirmeye çalıştılar.

Bir vakit namaz kılmamayı günah bilen bir milleti; okulda namaz kılmayı suç kabul eden bir millet haline getirmeye çalıştılar.

Kabe’ye hacca giden bir milleti; Anıtkabir’e giden bir millet haline getirmeye çalıştılar.

“Allah”ın ismini cihana duyurmak için canını vermekten çekinmeyen bir milleti; Ezan’dan Allah isminin çıkarılmasını savunan bir millet haline getirmeye çalıştılar.

Kurtuluş Savaşı’nda yunanlılar için “şapkalı gavurlar geliyor” diye bağıran bir milletin başına şapka geçirdiler.

“Atatürk olmasaydı” ile aldatanlar, Müslümanları Kemalizm potasında eritmeye ve buna karşı çıkanları ise, “Atatürk olmasaydı” sloganıyla susturmaya çalıştılar.

***

Peki, bu “Atatürk olmasaydı” sloganını yaymak için gayret sarfedenler kimlerdir?

Bir örnek verelim…

1994 yılında “Atatürk olmasaydı” isimli bir kitap yayınlandı. Bu kitabı kim bastırdı dersiniz?

Masonluğun bir alt basamağı olduğu söylenen “Rotary Kulübü” bastırdı.

Peki, kitabı kim yazdı?

“Hala Arab’ın tarihine asr-ı saadet deniyor. Hangi asr-ı saadet?! Arab’ın dinini atalım!..”[1] ve “Ben Şaman’ım. Atatürk de Şaman’dı”[2] diyen Cemal Kutay yazdı.

Daha ne diyeyim?

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Cemal Kutay’ın, “Atatürk şamandı dedim Kuleli beni ayakta alkışladı” başlığıyla Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan röportajı

***

“Atatürk olmasaydı” isimli kitabın kapağı

***

“Atatürk olmasaydı” isimli kitabın “Beşiktaş Rotary Kulübü” tarafından bastırıldığına dair kitapta verilen bilgi

***

“Atatürk olmasaydı” isimli kitabın “Beşiktaş Rotary Kulübü” tarafından bastırıldığına dair kitapta verilen bilgi

***

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Tarih ve Düşünce Dergisi, Mart 2000, sayı 5, sayfa 20.

[2] Tarih ve Düşünce Dergisi, Mart 2000, sayı 5, sayfa 17.

Ayrıca bakınız; Hürriyet Gazetesi, 12 Aralık 1999.

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Sultan II. Abdülhamid Han’ı tahttan indiren Ittihat Terakki ve Hareket Ordusu Kumandanı Mahmud Şevket Paşa

Sultan II. Abdülhamid Han’ı tahttan indiren Ittihat Terakki ve Hareket Ordusu Kumandanı Mahmud Şevket Paşa

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Mahmud Şevket Paşa

***

Ittihatçı Mahmud Şevket Paşa Alliance Israelite Universelle (Evrensel Yahudi Birliği) okulunda öğrenim gördü.[1]

“Eşitlik, ilericilik ve kardeşlik” gibi yaldızlı sloganların arkasına sığınarak ve Avrupa’daki siyonistlerin ajanı gibi çalışarak Osmanlı’nın içten yıkılışını kolaylaştıran ve Israil’in kuruluşuna zemin hazırlayan Jöntürk’lerin, Ittihat ve Terakki’cilerin elebaşlarının hemen hemen tamamı Yahudi asıllıdır. Bunların büyük kısmı, Yahudi cemaatine bağlı, Ibranice eğitim veren bu “Alliance Israelite Universelle” okullarında ders almışlardır.

“Alliance Israelite Universelle” okullarının hangi maksat ve programlarla çalıştığını ise Rıfat N. Bali’nin yayına hazırladığı Esther Benbassa ve Aron Rodrigue adlı Yahudi tarihçilerin yazdığı “Türkiye ve Balkan Yahudileri Tarihi”[2] kitabında detaylarıyla açıklanmaktadır. Bu iki Yahudi tarihcinin itiraflarından da anlaşıldığı gibi, ülkemizde Islam’ı dışlayarak veya sadece aksesuar gibi kullanan “Türk Milliyetçiliği” kılıflı ırkçılık ve din düşmanlığı da, yine aynı Yahudi Alliance okullarının saçtığı kirli ve tehlikeli bir akımdır.

Selanik’ten, 31 Mart isyanını bastırmak bahanesiyle Istanbul’a gelen ve Sultan II. Abdülhamid Han’ı (rahmetullahi aleyh) tahttan indiren “Hareket Ordusu”nda 700 Selanikli Yahudi’nin oluşturduğu “Gönüllü Musevi Taburu” bulunmaktaydı. “Hareket Ordusu”nun başına Hüseyin Hüsnü Paşa geçti. Kurmay başkanı Yüzbaşı “M. Kemal’di” (Atatürk). Hareket Ordusu, Ayastefanos’a (Yeşilköy) geldiğinde birliğin komutasını 3. Ordu Komutanı Müşir Mahmud Şevket Paşa ve kurmay başkanlığını Berlin’den gelen Binbaşı Enver aldı.[3]

abdülhamiti tahtan indirenler hareket ordusu atatürk kemal selanik hareket ordusu abdülhamid masonlar

M. Kemal, Sultan Ikinci Abdülhamid Han’ı tahttan indiren mason güdümlü Hareket Ordusu erkanıyla birlikte

***

abdülhamiti tahtan indirenler hareket ordusu atatürk kemal selanik hareket ordusu abdülhamid masonlar musevi taburu

M. Kemal, Sultan Ikinci Abdülhamid Han’ı tahttan indiren mason güdümlü Hareket Ordusu’yla Istanbul’a gelirken

***

Bu mason/yahudi güdümlü hareket hakkında Atatürkçü Soner Yalçın şu bilgiyi veriyor:

“Isyan bastırıldıktan sonra Mahmud Şevket Paşa ile Harbiye Nazırı Salih Paşa, ‘Hahambaşı Haim Nahum’u ziyaret etti. Her iki paşa da, **Selanik Yahudilerinin verdiği destek** için teşekkür etti. Diğer cemaatleri de ziyaret eden Hareket Ordusu kurmay kadrosu, ayrıca Istanbul halkına bir bildiri yayınladı: vatanın ve milletin bölünmezliği ve Meşrutiyet her daim korunup kollanacaktır!.. (Ara not [Soner Yalçın’ın notu] : bu bildirinin benzeri 1960, 1971 ve 1980 [darbeleri] yıllarında da görülecektir. Tek değişen ‘Meşrutiyet’ yerine ‘Cumhuriyettir’ !..)”[4]

Ek Bilgi: “Haim Nahum” M. Kemal Atatürk’ün Lozan’a yolladığı Türk Heyeti’nde yer almıştır! Türk Heyeti’nde bir Hahambaşı! Ayrıca Haim Nahum, Kadir Mısıroğlu’nun bildirdiğine göre Vehbi Koç’un babasıdır.

Kadir Mısıroğlu’nun bu gerçeği açıkladığı videoyu izlemek için tıklayın:

https://www.facebook.com/photo.php?v=538739169542111&set=vb.131976427012616&type=3&video_source=pages_video_set

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Soner Yalçın, Efendi 2 – Beyaz Müslümanların Büyük Sırrı, Doğan Kitap, 1. Baskı, Istanbul 2006, sayfa 114.

[2] Esther Benbassa ve Aron Rodrigue, Yayına Hazırlayan: Rıfat N. Bali, İletişim Yayınları, 2. Baskı, Istanbul 2001.

[3] Soner Yalçın, Efendi – Beyaz Türklerin Büyük Sırrı, Doğan Kitap, 31. Baskı, Istanbul 2004, sayfa 134, 135.

[4] Soner Yalçın, Efendi – Beyaz Türklerin Büyük Sırrı, Doğan Kitap, 31. Baskı, Istanbul 2004, sayfa 135.

Tavsiye edilen konu:

http://belgelerlegercektarih.com/2012/06/10/mason-ustadi-itiraf-etti-sultan-abdulhamidi-biz-devirdik/

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.com

*

*

Ittihat ve Terakki liderlerine: Efendiler nereye?

Ittihat ve Terakki liderlerine: Efendiler nereye?

Selanik’ten gelerek Sultan ll. Abdülhamid Han (radıyallahu anh)’ı tahtan indiren, Osmanlı Devlet’ini Birinci Dünya Harbine sokan ve mağlubiyet üzerine yurtdışına kaçan mason güdümlü Ittihat ve Terakki liderleri hakkında basında çıkan yazıların mahiyetini anlamak için, Refik Halid’in “Efendiler nereye?” başlıklı makalesinden sadece hitap kısımlarını okumak yetecektir:

“Ziyafet bitti, fakat ağzınızı silmeden, elinizi yıkamadan, bir de acı kahvemizi içmeden:

Efendiler nereye?

Tahtakuruları nereye?

Tok kurtlar nereye?

Koca fareler nereye?

Ziyan kar evlâtlar nereye?

Eli sopalı beli palalı, gözü kanlı paşalar; damdan dama nereye?

Muhalif mi? Al aşağı.

Muharrir mi? Vur başına.

Türk mü? Sür ölüme.

Rum mu? İste parasını.

Ermeni mi? Kes kafasını.

Arap mı? Çek ipe.

Kadın mı? Gönder eve.

Haydut mu? Buyurun köşeye.

Külhanbeyi mi? Gelsin yanıma.

Yahudi mi? Sor fikrini.

Kalan kimseye at sopayı, paraları koy cebine: işte sizin programınız…

Şimdi böyle sinsi sansar gibi tavandan tavana nereye?

Kırk katır m? Kırk satır mı?., diye soramadık.”

 

**********

KAYNAK:

Sabahattin Selek, Anadolu Ihtilali, Kastaş Yayınları, 8. baskı, Istanbul 1987, cild 1, sayfa 88, 89.

 

**********

 

`K. Çandarlıoğlu´

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Sabataycılık (Dönmelik) hakkında kısa bilgi

Sabataycılık (Dönmelik) hakkında kısa bilgi

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

Son Saat Gazetesi; “Dönmelik” olarak bilinen Sabatay’ın mezhep ve mesleğinin her mezhep ve tarikat gibi kendine has hususiyetlerinin olduğunu; Edirne sarayında Kelime-i Şahadet getirerek (sözde) Müslüman olan (1666) Sabatay Sevi’nin Musevîyat ile Islâmiyet arasında ve her iki dinin esaslarından kendi içtihadına uygun düşenleri birleştirmek suretiyle meydana getirdiği yeni “Meslek”inin dikkat çeken taraflarının pek çok olduğunu belirtmekte ve şöyle devam etmektedir:

“Sabatay Sevi, bidayeti zuhurunda Mesihlik iddiasında bulunmuştur. Din-i Muhammediye’yi kabul ettikten sonra, yine bu iddiasından feragat etmiş değildir. Daha doğrusu Müslüman ismi ile (Aziz Mehmed Efendi) adını alan bu zât, Müslümanlık nâmı altında bir nevi din yaratmak istemiştir.”[1]

Sabataycıların Camiye gitmedikleri, camiye gidenlerin de Islâmiyet’i ifa maksadiyle değil de, Müslümanlara gösteriş yapmak için gittikleri; Islâmlarla olan ittifaklarının tuzak olduğu, diğer milletleri tercih ettikleri ve Hıristiyanlar’daki kadın serbestliğinden dolayı onlara sempati duydukları da ileri sürülmektedir.

J. Brunhes ve C. Vallaux, yazdıkları “Tarihin Coğrafyası” adlı eserde sabataycılar hakkında şöyle diyorlar:

“Dönmeler camiye giderlerse de hakikî Müslüman değillerdir. Müslümanların ef’al ve hareketlerini taklid ederlerse de bu gösteriş hakikatte ancak Müslümanlara karşı mücadelelerini temin içindir.”[2]

Dönmelerin Kapancılar zümresine mensup bir genç, Resimli Dünya Mecmuası’na gönderdiği bir mektubunda şu görüşlere yer veriyor:

“Dönmeler kâinatı yaratan bir ilâhın varolduğuna inanırlar, onu en büyük tutarlar. Allah’tan sonra Sabatay Sevi gelir. Sabatay Sevi her ne kadar korkusundan Islâmiyet’i kabul etmişse de yine dinini muhafaza etmiştir. Yani dönmelik ve dönmeler Müslümanlık ve Türklük kisvesi altındadırlar ama aslen yahudilik mezhebidir.”[3]

Nitekim sabataycıların bu hususiyetlerini Sabatay Sevi’nin ortaya koyduğu ve 18 emirden oluşan prensipler teyid etmektedir.

Müslüman oluncaya kadar belirli prensipler ortaya koymayan Sabatay Sevi, Müslüman olduktan sonra, belirli prensipler ortaya koymaya lüzum duymuştur. Çünkü; o zamana kadar yahudi dini, kitap ve âdetleri üzerine amel ediyordu. Müslüman olduktan sonra taraftarlarına nasıl hareket edeceklerini ve nelere inanacaklarını belirtmek için bazı prensipler ortaya koymuştur. Sabatay’ın bu prensipleri “18 Emir” olarak bilinmektedir. R. Abraham Danon tarafından Ibrânice olarak yayınlanan ve Prof. Abraham Galante tarafından Fransızcaya çevrilen bu 18 emirden 16’ıncısının Türkçe’si şöyledir:

16) Onaltıncısı şudur ki; Türklerin âdetlerine, onların gözlerini örtmek maksadiyle dikkat edilsin. Ramazan orucunu tatbik etmek için sıkıntı gösterilmesin ve aynı şey kurban için de yapılsın. Gözün gördüğü her şey ifa edilsin.

Işte; “Dönmelerin” dönmediklerini gösteren bu hüküm, onlar nazarında sıkı sıkıya muhafaza edilmiş ve Sabatay Sevi’nin ölümünden sonra da yürürlükte kalmıştır. Onların gerçekten değil de şeklî bir ihtida yolunu seçtiklerini göstermektedir.[4]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Son Saat Gazetesi, 25 Mayıs 1927.

[2] Aktaran Mihrab Mecmuası, 1924, sayfa 151.

[3] Resimli Dünya Mecmuası, 15 Kasım 1925.

[4] Abraham Galante, Nouveaux Documente Sur Sabatai Sevi, Istanbul 1935, sayfa 44-46.
(16’ıncı emirin Fransızcası buradan tercüme edilmiştir.)
N. Slousch, Les Deunmeh,  Une Secte Judéo – Musulmane de Salonique, Revue du Monde Musulman, Paris 1908, Nu: XII. sayfa 491-492 (Bu kaynak da, 18 emri, A. Danon’dan almış. Galante ile aynı malumatı vermesine rağmen, çevirmede değişik ifadeler kullandıkları görülmüştür.)

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Mason dergisi “Büyük Şark”ta M. Kemal Atatürk medhiyesi

Mason dergisi “Büyük Şark”ta M. Kemal Atatürk medhiyesi

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

 

(Türk Masonları inkılap yolunda M. Kemal’in en sadık en disiplinli askerleridir)

Bakın hele, inkılaplar masonların en büyük ülküsüymüş… O halde müslümanların bu inkılaplara karşı olması gerekmiyor mu?

***

Şöyle yazıyor dergide:

Türk Masonluğu kendi uzviyetini kuvvetlendirirken memlekette doğan Inkılap Güneşinin nuru ile daima aydınlanmayı gaye bilmiştir. 3 derecenin remzi en büyük kudreti olan (okunamıyor) ve Yüksek Hey’et birinci (okunamıyor) ele alan büyük üstatlarımızın bizi daima aydınlattıkları üzere Türk Masonluğu Büyük Inkılapcının yolunda yürüyen amelelerdir. Işte Masonluğumuzun hayatiyetindeki sırlardan biri de bizim için en büyük ülkü olan fakat yerine getirilmiyen dileklerimizin Büyük Türk tarafından yaratılan Inkılap ideolojisinde mevcut olmasıdır.

Bir kumandan için matlup olan şey kendisine ve mefkuresine (idealine) iman etmiş askerlere malikiyet değil midir?

Türk Masonları inkılap yolunda Gazinin en sadık en disiplinli askerleridir. Siyasi kanaatleri ne olursa olsun Gazi yolunda bütün Masonlar tek cephelidir. O cephenin parulası Gazinin şahsında Inkılap ışığıdır. Bu ışığı Masonlar canları kadar severler. Inkılap ideolojimizde kanunlar önünde mutlak bir müsavat kabul eden ve hiç bir ferde, hiç bir aileye, hiçbir sınıfa hiç bir cemaate imtiyaz tanımıyan fertler haktandır, ve hakçıdır diyen Gazi değil midir?

Yine gençlere hitaben “Gençler cesaretimizi takviye ve idame eden sizsiniz, siz almakta olduğumuz terbiye ve irfan ile insanlık meziyetinin, vatan muhabbetinin, fikir hürriyetinin en faziletli timsali olacaksınız” diyen Büyük Şefin şu ölmez sözleriyle bizim felsefemiz arasındaki birlik ne kadar kuvvetlidir.

Milletin umum (genel) hakları haricinde ne ferde ne de zümreye imtiyaz vermeyen, sınıf mücadeleleri kabul etmiyen, demokratik Türk Inkılabında Masonlar kadar Gazinin sadık askeri olur mu?

Inkılapçılık Türk milletinin yükselme aşkını temsil eden milli şıardır, ve öyle kalacaktır. Işte bunun içindir ki Inkılap Türkiyesinde kendini tescil kudretini bulan Masonluk ad ararken (Türk Yükselme Cemiyeti) ismini bulmuştur. Evet Türk şanlı tarihinin kendisine verdiği çok şerefli mevkiini daima yüksek olarak muhafaza edecek;  muasır medeniyetin icabatına uyarak fırlatıp attığımız hurafeler yerine Inkılabın nurunu getirerek; medeni alemde layık olduğu mevkii bihakkın alacaktır, ve almıştır. Işte biz bu yolun ve bu şefin yorulmaz askerleriyiz. Işte bunun içindir ki Türk yaşadıkça Türk Masonluğu da yaşıyacaktır.

Üstad-ı Muhterem Fahrettin Kerim

 

**********

 

KAYNAK: Masonların “Büyük Şark” dergisi, Ikinci Kânun – Şubat, 1934.

 

**********

 

`K. Çandarlıoğlu´

 

**********

 

“Belgelerle Gerçek Tarih” isimli 792 sayfalık çalışmamızı ücretsiz indirebilirsiniz:

http://www.mediafire.com/?vgk9k8cozdpy7ez

*

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

M. Kemal Atatürk mason mu? Atatürk Mason localarını kapattı mı?

M. Kemal Atatürk mason mu? Atatürk Mason localarını kapattı mı?

Bu yazıda M. Kemal Atatürk’ün Osmanlı’yı yıkmaya çalışan masonların teşkil ettiği hareketin bir parçası olduğunu ve M. Kemal’in masonluğunu okuyacaksınız. Bu makaleyi okuduktan sonra, linkini verdiğimiz şu yazı da mutlaka okunmalıdır:

http://belgelerlegercektarih.com/2013/09/21/ataturk-mason-localarini-kapatti-mi/

Hemen konuya girelim…

Nesta H. Webster eserinde[1], “Jön Türkler hareketi, İtalyan Büyük Doğu’sunun direktifi altında, Selanik Mason Locaları tarafından başlatılmıştır. Aynı makam, daha sonra M. Kemal’in başarıya ulaşmasında da yardımcı olmuştur.”[2] diyerek mason localarının Osmanlı’dan Cumhuriyete geçişte ve Cumhuriyet döneminde oynadığı role özlü bir şekilde işaret etmektedir. Aynı şekilde, 1920 yılında Londra’da yayınlanan Morning Post gazetesi de; “Kesin olarak söyleyebiliriz ki, Türk İhtilali hemen hemen tümüyle bir Mason-Musevi komplosudur.”[3] ifadesiyle bu rolü teyid etmektedir.

Bundan da anlaşılmaktadır ki, M. Kemal Atatürk’ün içinde bulunduğu hareket; “Mason yapılanmasıydı.”

Peki M. Kemal mason muydu, bu konuda deliller var mıdır?

Hemde çok…

Evet, M. Kemal Atatürk bir masondu.

Üstelik M. Kemal’e ithafen “Tek Adam” kitabını yazan “Şevket Süreyya Aydemir’in tanımlamasıyla, ‘O bir cilacı değil, bir yontmacıydı’.”[4]

M. Kemal, mason olmak için ilk başvurusunu, 1905 Kasım’ından 1907 Ekim’ine kadar görevli kaldığı Şam’da yapmıştır. Mimar Sinan dergisinde Semih Tezcan “Mim Kemal Öke ve Atatürkle Diyalogu” başlıklı makalesinde, Büyük Üstad Mustafa Hakkı Nalçacı’nın torunu Ümit Nalçacı’dan rivayeten, M. Kemal’in Şam’da görevliyken Mason olmak için yaptığı başvurunun kabul edilmediğini yazmaktadır.[5] “M. Kemal 13 Ekim 1907’de (Şamdaki görevini tamamlayarak) Selanik’e döner. 29 Ekim 1907’de İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne girer. Üye alımları ya Ömer Naci’nin evinde, ya da mason locası `Macedonia Risorta´nın bekleme odasında yapılmaktadır. Ikinci mekanda subaylar önce tekris edilerek mason, sonra yemin ettirilerek Cemiyet üyesi yaptırılmaktaydı.”[6] diyen mason yazar Tamer Ayan, üye listelerinde yer alan isimlerden bazılarını sıraladıktan sonra bir sonraki sayfada konuyla ilgili değerlendirmesini şöyle yapmaktadır:

“Atatürk çevresindeki, hem ittihatçı, hem mason olan asker ve sivil arkadaşlarının etkisiyle, `önce mason, sonra ittihatçı´ kuralına uygun olarak önce `Macedonia Risorta´ locasında mason olmuş ve bunu takiben de Ittihat ve Terakki Cemiyeti’ne 1907 yılında 322 numara ile üye yapılmıştır.”[7]

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

***

Araştırmacı Bilal Şimşir, Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlanan, “Ingiliz Gizli Belgeleri’nde Atatürk” adlı çalışmasında, 29 Ocak 1921 tarih ve sayı 35, Istanbul Genel Karargahı’ndaki General Harington’dan Ingiltere Savunma Bakanlığı’na gönderilen “Şifre Tel No:1,9821-Gizli” kayıtlı evrakta, M. Kemal hakkında derlenen bilgilerde;

“Selanik ve Manastır’daki okullarda çalışkandı. Harbiye’de hararetli milliyetçi oldu. Arkadaşları arasında âsi yaratılışıyla sivrildi. Suriye’den Selanik’e atanınca, 1907’de Ittihat ve Terakki ve Italyan mason locasına girdi. Yetenekli bir kurmay subay ve yurtseverdi. Çanakkale savaşında Liman von Sanders’e itaatsizlik, Enver Paşayla kavga etti, bir gözünü kaybetti. Veliaht Vahidettin’le Avrupa’ya gitti. Mayıs 1919’da Anadolu’ya gönderilirken kendisine 40.000 lira verildi.”[8] denildiğini aktarmaktadır.

Ilgili cümlenin ingilizcesi aynen şöyle: “In 1907, General Staff Salonika, where he became member of C.U.P.* and initiated into Free Masonry in the Italian Lodge.

*(C.U.P) : “Committee of Union and Progress”‘in kısaltmasıdır ve “Ittihat ve Terakki”nin ingilizce karşılıgıdır.

Ayrıca Sultan Vahidettin’in, Anadolu’ya gönderilen M. Kemal’e 40.000 lira para verdiği yazmaktadır. Belgede Anadolu’ya gönderilen kişi olarak “M. Kemal” yerine yanlışlıkla “Enver” yazılmış. Fakat hemen arkasına parantez içinde “sic” kısaltması eklenmiş. (sic) latince bir tabir olan “Sic Erat Scriptum”un kısaltmasıdır. Bu ifade, başka bir kaynaktan kopyalanan bir kelimenin yazılışından sonra yanlış hecelendiğini veya yanlış kullanıldığını göstermek için kullanılır.

Belgede dikkati çeken başka bir husus da, M. Kemal’in bir gözünü kaybettiğine dair verilen bilgidir.

atatürk mason mu, m. kemal mason mu, m. kemal mason durusu, mason nizam durusu, atatürk mason durusu, atatürk mason localarini kapatti mi,

***

atatürk mason mu, m. kemal mason mu, m. kemal mason durusu, mason nizam durusu, atatürk mason durusu, atatürk mason localarini kapatti mi 2

[8] no’lu dipnotta bahsi geçen belge…

***

Aynı şekilde, Istanbul’daki Ingiliz Yüksek Komiseri Sir H. Rumbold’un 27 Nisan 1921’de Ingiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a gönderdiği ve dönemin Türkiye’sinde yaşanan gelişmelerin (örneğin Istanbul ve Ankara Hükümetlerinin dış ilişkileri, Osmanlı donanmasının durumu, mevcut Osmanlı ordusu, polis teşkilatı, Istanbul ve Ankara’nın mali durumu, Milli Mücadele harekatının ilişkileri vs.) yer aldığı “Yıllık Rapor”da da, M. Kemal’in mason olduğu şu sözlerle ifade edilmektedir:

“Kurmay subaylığa hak kazanmasından sonra 1907’de Selanik’e atanmış ve aynı yıl içerisinde Ittihat ve Terakki Cemiyeti’ne girmek suretiyle farmasonlar arasına katılmış ve Ittihatçı fikirlerin en ateşli savunucularından biri olmuştur.”[9]

atatürk mason mu atatürk mason localari kemal mason, kemal yahudi atatürk yahudi mason localari

[9] no’lu dipnot ile ilgili… 27 Nisan 1921’de Ingiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon’a gönderilen raporda M. Kemal’in mason olduğu yazıyordu

***

Öte yandan, 1965-66 yıllarında Hollanda Grand Orienti araştırmacı üstadlarından Lowensteijn, ünlü Türk masonlarını araştırmaya koyulup, İstanbul’daki Obediyansa bir yazıyla başvurarak bilgi ve belge ister. Kendisine “Türkiye Büyük Locası Büyük Sekreteri Nafiz Ekemen” imzalı bir cevap gelir. Anılan yazıda Kargotich (Kargaliç) adlı eski bir Yugoslav masonun, Atatürk’ün Makedonya’da bir locada mason olduğu ve kalfa derecesine kadar yükseldiği hakkındaki ifadesi önemle aktarılır. Kargatovich’in, Yugoslavya Büyük Locası yıllığında M. Kemal’in Masonluğu hakkındaki bilgileri okuduğunu kesin bir şekilde dile getirdiği belirtilir.[10]

M. Kemal Atatürk’ün mason olduğu, pek çok ülke yayınında da açıkça yer almıştır. M. Kemal’in “beni en iyi anlatan kitap”[11] dediği “Bozkurt” adlı kitapta Atatürk’ün mason olduğu şu sözlerle ifade edilmektedir:

“M. Kemal Vedata Locası’nda bir birader olarak örgüte katıldı.”[12]

Aynı kitapta bir de şu hadise nakledilmektedir:

“Fransız Sarraut, Cavid için kişisel bir ricada bulunmak üzere Ankara’ya gelmişti. Sarraut, Doğu Farmason locasının tanınmış bir ismiydi. M. Kemal’e meslekteki bir mason birader olarak başvurmuştu.”[13]

Başka bir delil ise, M. Kemal Atatürk’ün yakın dostlarından ve onun kalemşörlüğünü üstlenen Falih Rıfkı Atay’ın Bugün gazetesine manşet olan; “Evet, Atatürk bir masondu.” itirafıdır.[14]

Falih Rıfkı Atay’ın manşet olan itirafı. Bakınız; dipnot [14]

NOT: Falih Rıfkı Atay daha sonra bu haberi yalanlamış… Tabii ki yalanlayacaktı. Ama bu yetmez… Dikkat ederseniz haberde “masayı yumrukladıktan” sonra M. Kemal’in mason olduğunu itiraf ettiği bildiriliyor. Yani sinirli bir anında… Insanların sinirlendikleri anlarda ağızlarından bazı hakikatleri kaçırdıkları malum. Anladığımız kadarıyla Falih Rıfkı da sinirli bir anında böyle bir itirafta bulunmuş. Ancak daha sonra aklı başına gelmiş olacak ki söz konusu haberi yalanlamış. Buna rağmen Bugün gazetesinin bir düzeltme yaptığına dair bir bilgiye rastlamadık. Eğer Falih Rıfkı hakikaten böyle bir şey söylememiş olsaydı, Bugün gazetesine tekzip yazısı gönderirdi. Kaale alınmadığı takdirde mahkeme kanalıyla tekzip metninin neşredilmesini talep edebilirdi. Ama yapmamış… Demek ki o ortamda Falih Rıfkı’nın bu sözleri söylediğine birçok kişi şahit olmuştu. Şayet mahkemeye verseydi, o şahitlerin beyanlarıyla Falih Rıfkı’nın “Atatürk bir Masondu” sözü, mahkeme kararıyla tescillenecekti… Bu da hiç şüphesiz arzu etmedikleri bir netice olurdu. Böyle mühim bir mevzuda sadece “yalanlamak” yetmez; Mahkemeye başvurmalı ve ATA’sına sürülen bu “leke”yi temizlemeliydi.

***

Diğer taraftan, Jürgen W. Diener, Beyaz Zambaklar dergisinde M. Kemal’in mason olduğunu yazmıştır. Diener onun Makedonya (Risorta et Veritas) locasına mensup bulunduğunu bildirir.[15]

G. Gamberini de “Mille Volti di Massoni” adlı 1975 tarihli çalışmasında, dünyanın bin ünlü masonu arasında Atatürk’e de yer vermektedir.

Ayrıca 1988’de, Hamburg’da Atatürk’ü anma töreninin yapıldığı mason locasının duvarlarındaki dünyaca ünlü masonlar listesinde onun da adı bulunuyordu.[16]

Bu arada, 1932’deki “Beynelmilel Masonlar Birliği (AMI)”nin Büyük Konvan’ının, dönemin diktatörü M. Kemal Atatürk’ün tam kontrolündeki Istanbul’da toplanması anlamlıdır. O toplantıda dünyanın en üst kademe masonlarının Cumhurbaşkanı olarak M. Kemal’e gönderdikleri “bağlılık mesajları” onu kendilerine yakın saydıklarının delilidir.

Atatürk’ün mason olduğunu, dünyaca ünlü Özgür Ansiklopedi “Wikipedia” (Almanca ve Ingilizce) da bildirmektedir.[17] 

Wikipedia (Ingilizce) : Mustafa Kemal Atatürk (1881 – 1938), National hero and founder of the modern Republic of Turkey. Macedonia Risorta Lodge No. 80 (some claim Lodge Veritas), Thessaloniki

***

Wikipedia (Almanca)

***

M. Kemal’le Mütareke yıllarında Istanbul’da tanışan mason Kont Sforza da “Modern Avrupa’nın Kurucuları” adlı kitabında onun mason olduğunu yazmıştır.[18]

Bunların dışında, Daniel Ligou’nun “Mason Ansiklopedisi”nde ve daha pek çok kaynakta Atatürk’ün mason olduğu belirtilmektedir.[19]

Daniel Ligou’nun “Mason Ansiklopedisi”nde Atatürk’ün mason olduğu belirtilmektedir. Bakınız; dipnot [19]

***

Şayet M. Kemal mason ise, localar niçin ona hala açıktan sahip çıkmamaktadır?

Bu soruyu mason yazar Tamer Ayan, yakın tarihte yayınlanan “Atatürk ve Masonluk” adlı kitabının önsözünde kısaca şöyle cevaplandırmaktadır:

“Eski mason yöneticileri, Atatürk’ün mason olduğu ortaya çıktığı takdirde, bu sıfatının Atatürk’e zarar vereceğini düşündüklerinden(…). ‘Ya Atatürk’ün mason olduğunun duyulması ona zarar verirse?’, ‘Ya da, Atatürk düşmanlarının eline kötüye kullanabilecekleri yeni bir koz verilirse?’ “[20] kaygısıyla sessiz kalmayı yeğlemişlerdir.

Nitekim Atatürk’ün mason olduğunun anlaşılmasının tepki yaratmasından endişe duyanlar arasında, bu konuda belgesel araştırmalar yapan ve önemli ip uçları yakalayan mason araştırmacı Osman Zeki Koylan da vardır. “Koylan, dönemin büyük üstadına gönderdiği (…) Atatürk’ün masonluğuna ilişkin bazı verileri, hatta kendisine göre kanıtları içeren 12 Ekim 1981 tarihli önemli mektubunu, bu konuda duyduğu endişeyi, aşağıdaki cümlelerle dile getirerek bağlar:

‘Netice itibarı ile: bize karşı umumi (genel) bir antipati (soğukluk) devam ettiğinden, Atamızın intisabı konusunun harice (dışarıya) intikalini asla tecviz etmiyorum (onaylamıyorum). Mamafih (bununla birlikte) localara tamimini takdirinize arz ederim… Yıllarca araştırmalara rağmen bir türlü çözümlenmeyen bu meçhulü gün ışığına çıkarmak bana nasip oldu.”[21] diyerek Atatürk’ün masonluğunu belgelediğini söyleyerek sorumuzun cevabını vermektedir.

Mason localarının Atatürk’ün şefliği döneminde kapanması (1935) mevzuuna gelince…

Araştırmacı Suat Parlar, çalışmasında, Atatürk’ün mason olduğuna dair kuvvetli iddialar bulunduğu, en azından masonluğu felsefe olarak benimsediği bilindiği halde, 1935’de mason localarının niçin kapandığı meselesine eğiliyor ve şöyle diyor:

“Devletin en önemli kurumlarının başında zaten masonlar varken, (locanın) malvarlığı konusunda alınacak tedbirler, sembolik olmaktan öte bir anlama sahip değildi!”[22]

Bu resim, M. Kemal Atatürk’ün mason olduğunu îtiraza mahal bırakmayacak bir şekilde göstermektedir

***

kemal atatürk mason mu

Peki bu el işareti ne anlama geliyor? Parmaklara dikkat ediniz

***

M. Kemal’in özel hekimi ve yakın arkadaşı olan Büyük Üstad Mim Kemal Öke’nin Mason Derneği’nin 1949 yılındaki büyük kongresinde yaptığı ve Türk Mason Dergisi’nin birinci sayısının 12-14’üncü sayfalarında yayınlanan konuşmasında bu konuyla ilgili olarak söyledikleri aydınlatıcıdır:

“Memleketin siyasi akışları bir an için bizim mesaimizi men etmişti. Bu yalnız bizim değil, Türk Ocakları, Kadınlar Birliği vesaire gibi teşekküllere de teşmil edilmişti. Bu tatili mesai bir kapanış değil, bir ima üzerine olmuştur. Atatürk mason teşekkülü için çok büyük iltifatta bulunmuş, Ankara’daki binaya her yıl 3 bin lira yardım etmişlerdir. Bugün başımızdakiler de aynı yardımda bulunmuşlardır. Atatürk memleketimizi ziyarete gelen tanınmış şahsiyetleri bu lokalde kabul ve ziyaret etmiştir. Mason teşekkülünü Atatürk kapattırmamıştır. Siyasi ahval o zaman böyle bir imayı mecburi kılmıştır. O zaman başkanlıktan Mareşal Fevzi Çakmak’ın emri üzerine ayrılmıştım. Mareşal askerlerin bu kabil teşekküllerde bulunmamalarını emretmiştir. Ortalığı karıştırmak, şahsi taassuplarını kullanmak isteyen baykuşlara bu kürsüden tekrar ediyorum: `Bu teşekkül Atatürk’ün ruhunu tazib (ruhuna azab) etmemiş, taziz etmiştir (sevgi ile anmıştır).”[23]

Mason Yazar Tamer Ayan da bu konuyu ele alarak, “Eğer Atatürk masonlara yapılan suçlamalara inansa, hatta inanmak değil şüphe bile etse; üzerine titrediği rejimin selameti için Masonluğu kanun yoluyla kapatmaz, hatta masonları Istiklal mahkemeleri ve Takriri Sükun Kanunları gibi olağanüstü yöntemlerle sindirmez miydi?” diye sorarak şu hükmü veriyor:

“(…) Atatürk, ülkeye ışık veren bu pencereyi tuğlayla ördürüp iptal ettirmemiştir; ancak kamuoyunu ve rejimi masonluğun aleyhine yönlendiren ve şartlandıran antimasonik baskı ve propagandanın, masonluğa telafi edilmez ölçüde zarar vermesini önlemek amacıyla, sadece perdelerinin ev sakinlerinin eliyle kapatılmasını ve oturanların da tatile çıkmasını sağlamıştır. Özetle Atatürk masonluğu yasaklatmamıştır. Bilakis böylesi bir ılımlı çözümle zulümden kurtarmıştır.”[24]

Kaldı ki, masonlar, M. Kemal Atatürk’ün gazetesi Anodolu Ajansı’nda şu bildirgeyi yayınlamışlardır:

“Mes’ul ve maruf (sorumlu ve herkesçe bilinen) imzalar altında Ajansımıza verilmiştir. Türk Mason Cemiyeti memleketimizin sosyal tekamülünü ve günden güne artan muazzam terakkilerini dikkate alarak ve Türkiye

Cumhuriyetinde hakim olan demokratik ve cidden laik prensiplerin tatbikatından doğan iyilikleri müşahede ederek faaliyetine, bu hususta **hiç bir kanun olmaksızın** nihayet vermeyi ve bütün mallarını memleketimizin sosyal ve kültürel kalkınmasına çalışan Halk Evlerine teberruu muvafık (bağışı uygun) görmüştür.”[25]

Ayrıca Şükrü Kaya hükümet adına kamuoyuna yaptığı resmi açıklamada;

“Türk Masonları kendi **ideallerinin hükümetin esas programına dahil olduğunu** görerek, kendi teşkilatlarını **kendileri fesh etmişlerdir. Hükümetin bu iş üzerinde hiç bir teşebbüsü ve alakası yoktur.” ** diyerek durumu belirtmiştir.

M. Kemal Atatürk’ün Cumhuriyetçi (daha doğrusu diktatörlük) kadrosunda görev alanların büyük bölümü Masondur. Bir bakıma yönetim ve devrimlerin gerçekleştirilmesi Masonlara emanet edilmiştir.

Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası’nın resmi web sitesinde açıklanan kadro:

Fethi Okyar, Rauf Orbay, Refet Bele Paşa, Ali İhsan Sabis Paşa, Meclis Başkanı Kazım Özalp Paşa, Meclis Başkanı Abdülhalik Renda, Başbakan Hasan Saka, İçişleri Bakanları Şükrü Kaya ve Mehmet Cemil Ubaydın, Dışişleri Bakanları Bekir Sami Kunduh ve Tevfik Rüştü Aras, Sağlık Bakanları Rıza Nur, Adnan Adıvar, Refik Saydam, Behçet Uz, Milli Eğitim Bakanları Reşit Galip, Hasan Ali Yücel, Ekonomi Bakanı Sırrı Bellioğlu, Milletvekilleri Cevat Abbas, Atıf Bey, Edip Servet Tör, Yunus Nadi, Reşit Saffet Atabinen, Memduh Şevket Esendal, Hilmi Uran, Tevfik Fikret Sılay, Ahmet Ağaoğlu, Ankara Valisi Nevzat Tandoğan ve Belediye Başkanı Süleyman Asaf İlbay, İstanbul Valileri Muittin Üstündağ, Lütfü Kırdar, Danıştay Başkanı Mustafa Reşat Mimaroğlu, Jandarma Genel Komutanı Galip Paşa, İstiklal Mahkemesi Başkanı Necip Ali Küçüka, Amiral Mehmet Ali Paşa Atatürk’ün çevresinde ülkeye hizmet (!) etmiş Masonlardır.[26]

Yazıda sunduğumuz delilleri, beyni resmi ideoloji telkiniyle yıkanmış olup düşünme mekanizmasını kullanamayanların kabul etmesi elbette güç.

Fakat, Mason dergisi “Büyük Şark”ta, mason üstadı Fahrettin Kerim’in yayınlanan bir yazısındaki şu sözleri dikkat çekici ve düşündürücüdür; “Türk Masonları inkılap yolunda Gazinin (M. Kemal’in) en sadık en disiplinli askerleridir.”[27]

[27] no’lu dipnotta bahsedilen, mason üstadı Fahrettin Kerim’in mason dergisi “Büyük Şark”taki yazısının tamamı

***

Büyük Üstat ! Şekûr Okten’e göre M. Kemal Atatürk “ideal Mason tipi”dir:

“Atatürk’ün ruh ve fikir yapısına baktığımızda, O’nda, “ideal Mason” tipine yakın bir şahsiyet görüyoruz.

Masonluğun bütün ana prensipleri, evvela şahsiyetinde ve sonra, bu şahsiyete uygun düşen eserlerinde mevcuttur.”[28]

Netice… M. Kemal Atatürk mason muydu?

Bize göre, evet, M. Kemal Atatürk bir masondu ve “3’üncü dereceye” kadar yükselmiştir. Ancak M. Kemal Atatürk, kendi sözleriyle sabit olduğu üzere, tabiata tapıyordu…[29] Yani ateistti. Masonlukta ise bir yaratıcıya (Evrenin Ulu Mimarı) inanılmaktadır. Dolayısıyla, M. Kemal Atatürk’ün ateist olduğu anlaşıldıktan sonra ihraç edilmesi icab ediyordu, lakin masonlukta “ihraç” olmadığından dolayı M. Kemal Atatürk ihraç edilmek yerine, masonların tabiriyle “uykuya yatırılmıştır.”

Nitekim M. Kemal Atatürk’ün, masonlukta “3. Derece Nizam Vaziyeti”[30] şeklinde birçok resmi bulunmaktadır.

Masonlukta “3. Derece Nizam Vaziyeti.” Bakınız; dipnot [30]

***

***

***

***

***

M. Kemal Atatürk’ü mason nizam duruşuyla gösteren birçok resim mevcuttur

***

***

***

***

***

.

**********

.

KAYNAKLAR:

.

[1] Nesta H. Webster, Gizli Cemiyetler ve Yıkıcı Faaliyetler, Londra, 1928, sayfa 284.

[2] Tamer Ayan, Atatürk ve Masonluk, Istanbul, 2008, sayfa 127.

[3] Morning Post gazetesi, 1920. Aktaran: Tamer Ayan, Atatürk ve Masonluk, Istanbul, 2008, sayfa 127.

[4] Tamer Ayan, Atatürk ve Masonluk, Istanbul, 2008, sayfa 92.

[5] Mimar Sinan Dergisi, Semih Tezcan “Mim Kemal Öke ve Atatürkle Diyalogu” 1998, sayı 109, sayfa 16. Aktaran: Tamer Ayan, Atatürk ve Masonluk, Istanbul, 2008, sayfa 159-160.

[6] Tamer Ayan, Atatürk ve Masonluk, Istanbul, 2008, sayfa 159-160.

[7] Tamer Ayan, Atatürk ve Masonluk, Istanbul, 2008, sayfa 159-161.

[8] Bilal Şimşir, İngiliz Belgelerinde Atatürk, Türk Tarih Kurumu Yayını, 1979, cild 3, sayfa 96. (2. Baskı, cild 3, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 2000, sayfa 96, 97.) Ingiliz Arsivi. Foreign Office 371/6465/E.1473.

[9] Londra Kew Gardens, Public Record Office, Ingiltere Dışişleri Bakanlığı (Foreign Office) 371/6469/E.5233/1/44’den naklen:

Yrd. Doç, Dr. Ali Satan, Ingiliz Yıllık Raporlarında Türkiye (1920), (Çeviri: Burak Özsöz), Tarihçi Kitabevi, Istanbul 2010, sayfa 209.

[10] Tamer Ayan, Atatürk ve Masonluk, Istanbul, 2008, sayfa 186.

[11] Yalın Alpay, gazetesiz.com.tr, 17 Ocak 2011.

Ayrıca bakınız: Engin Ardıç, Sabah, 05 Mart 2011.

[12] H.C. Armstrong, Bozkurt, Arba yayınları, Çev. Gül Çağalı Güven, birinci baskı, Istanbul 1996, sayfa 16.

[13] H.C. Armstrong, Bozkurt, Arba yayınları, Çev. Gül Çağalı Güven, birinci baskı, Istanbul 1996, sayfa 198.

[14] Bugün Gazetesi, 6 Eylül 1968. (Bu dipnot ile ilgili yazıda fotoğraf bulunmaktadır.)

[15] Jürgen W. Diener, Beyaz Zambaklar dergisi, Mart 1938, sayı 38.

[16] Suat Parlar, Türkler ve Kürtler, Bağdat Yayınları, sayfa 496, 497.

[17] Wikipedia Almanca:

http://de.wikipedia.org/wiki/Gro%C3%9Floge_der_Freien_und_Angenommenen_Maurer_der_T%C3%BCrkei#cite_note-10

Almanca Wikipedia’nın Kaynakları:

1 – “List of famous Masons compiled by Abbey Lodge, Abingdon, UK”. Abbey.lodge.org.uk. Retrieved 2012-08-08.

2 –  Robert A. Minder: Freimaurer Politiker Lexikon. Edition zum rauhen Stein, ISBN 3-7065-1909-7, S. 229-231.

Ayrıca bakınız;

Eugen Lennhoff, Oskar Posner: Internationales Freimaurerlexikon (Uluslararası Masonlar Sözlüğü), Herbig Verlagsbuchhandlung, 2000, sayfa 92.

Wikipedia Ingilizce:

http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_Freemasons#cite_note-50

Ingilizce Wikipedia’nın Kaynakları:

1 – Hamill, John and, Gilbert, R. A., Freemasonry: A Celebration of the Craft‎, Page 226. Paul & Company, 1992, ISBN 0-9516355-2-2

2 – “Freemasonry in Turkey – Address given to Palestine Lodge 189 by Kaya Pasakay, Former Grand Master of the Grand Lodge of Turkey”. Palestinelodge189.com. Retrieved 2010-01-12.

3 –  “List of famous Masons compiled by Abbey Lodge, Abingdon, UK”. Abbey.lodge.org.uk. Retrieved 2012-08-08.

[18] Kont Sforza, Les Batissenrs de L’europe Moderne.

[19] Daniel Ligou, Ansiklopedi, Dictionnaire Universal De La Franc-Maçonnerie. (Bu dipnot ile ilgili yazıda fotoğraf bulunmaktadır.)

[20] Tamer Ayan, Atatürk ve Masonluk, Istanbul, 2008, sayfa 10.

[21] Tamer Ayan, Atatürk ve Masonluk, Istanbul, 2008, sayfa 37.

[22] Suat Parlar, Türkler ve Kürtler, Bağdat Yayınları, sayfa 496, 497.

[23] Tamer Ayan, Atatürk ve Masonluk, Yurt Kitap Yayın, Istanbul, 2008, sayfa 229, 230.

[24] Tamer Ayan, Atatürk ve Masonluk, Yurt Kitap Yayın, Istanbul, 2008, sayfa 340.

[25] Anadolu Ajansı, 10 Ekim 1935.

Gazete küpürü ve tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2013/09/21/ataturk-mason-localarini-kapatti-mi/

Söz konusu haber yerel basında yayınlanmıştır. Bakınız; “Türk Mason Cemiyeti Kendi Kendini Feshetti”, Varlık Birlikte Yaşar, 11.10.1935, sayfa 2.

[26] Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası resmi web sitesi

[27] Masonların “Büyük Şark” dergisi, Ikinci Kânun – Şubat, 1934.

[28] Büyük Üstat Şekûr Okten, Mimar Sinan Dergisi, yıl 1981, sayı 41, sayfa 5. Bu dergi, Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locasının yayın organıdır.

[29] M. Kemal Atatürk’ün tabiata taptığına ilişkin sözleri için bakınız; http://belgelerlegercektarih.wordpress.com/2012/04/30/ataturk-ve-din-ataturk-ve-islam-ataturk-ateist-mi-kemal-ataturk-musluman-mi-ataturk-tabiata-mi-tapiyor/

[30] Masonlukta “3. Derece Nizam Vaziyeti”nin fotoğraftaki şekilde olduğuna dair bakınız; Masonlar Büyük Locası Üstadı Celil Layiktez, Başlangıçtan Bugüne Kadar Ritüelimizin Inkişafı, Mimar Sinan Yayınları No:1, Yenilik Basımevi Istanbul 1972, Üçüncü Dereceye Mahsus Muhtıra, sayfa 11. (Bu dipnot ile ilgili yazıda fotoğraf bulunmaktadır.)

NOT:Erol Karayel’in çalışmasından büyük ölçüde istifade edilmiştir. Son 5 resim “Tevbe.org” sitesinden “gokkusagi” rumuzlu üyeden alıntılanmıştır.

.

**********

.

Kadir Çandarlıoğlu

.

**********

.

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.com

*

*