M. Kemal Atatürk tarafından aldatılan din adamlarının Kurtuluş Savaşı’ndaki rolü

M. Kemal Atatürk tarafından aldatılan din adamlarının Kurtuluş Savaşı’ndaki rolü

*

Böyle başladı…

***

***

***

Böyle bitti…

***

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

***

***

***

***

***

Cumhuriyet Gazetesinde dönemin karikatürlerinde Alimler aşağılanıyor!

***

Halk, Kurtuluş Savaşı’nı “düşmandan kurtuluş” olarak anladığı için, “görünürde” düşmana karşı mücadele eden M. Kemal Atatürk’ün yanında yer almıştır. Ancak M. Kemal Atatürk “gerçekte” düşmandan değil; Osmanlı Devleti’nden, Hilafet’ten ve Allahu Teala’nın emirleri olan Şeriat’tan, kısaca Islam’dan kurtulmak maksadıyla mücadele ediyordu.

Din adamlarıda, M. Kemal’in gerçek maksadını anlamamış ve bu oyuna gelmişlerdir.

M. Kemal Atatürk 22 Aralık 1919 tarihinde, yani Kurtuluş Savaşı’nın başlarında, din adamlarından destek almak ve “Islam mücadelesi” yaptığı intibaını vermek gayesiyle Hacıbektaş’ı ziyaret etmiştir.[1] Yine aynı amaçla 23 Nisan 1920 tarihinde Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi Cuma günü ve dualarla açılmıştır.[2]

Ancak yunanlıların vatanımızdan çıkmasıyla birlikte M. Kemal Atatürk’ün gerçek yüzü de ortaya çıkmıştır.

Nitekim Sakarya Meydan Savaşı’ndan sonra beraberindekilerle Ankara’ya dönen M. Kemal Atatürk, dua etmek için Hacı Bayram Veli’nin türbesine gitmek isteyenlere:

– “Öyle şey olmaz, yurt toprağını karış karış kanını akıtarak ve canını vererek savunan Mehmetçiğin hakkını ben evliyalara kaptırmam!” Deyip doğruca meclis binasına sapmıştır.

M. Kemal böyle bir davranışta bulunmasının gerekçesini ise şöyle açıklamıştır:

– “Kimileri benim bu davranışıma kamunun inancını inciten yersiz bir davranış gözüyle bakmış olabilirler; ama ben, hele yurdun savunmasında, güvenilecek gücün evliyaların, yatırların ‘maneviyatı’ olamayacağını hatırlatmayı ‘artık’ zorunlu bulmuştum.”[3]

Yani, M. Kemal’in “artık” bunlara ihtiyacı kalmamıştır.

Başka bir vak’a ise şöyledir:

“Meclise geldik. Bir de müezzin geldi. Müezzin ezan okudu. Meclis kapısından içeri girdiğimiz zaman Atatürk’ün önüne sırmalı elbiseler giyinmiş bir Imam dikildi. Atatürk ne istediğini sordu. Imam ellerini kaldırarak, “Dua etmeden girilmez!” dedi. Atatürk, “Bu yurt Mehmedçiğin süngüsü ile kurtarıldı ve bu meclis onun gayretiyle kuruldu. Yoksa senin duanla degil! Çekil oradan!” dedi ve imamı eliyle iterek meclise girdi.”[4]

Gördüğünüz gibi, M. Kemal Atatürk halkı ve din adamlarını aldatmıştır.

Öte yandan M. Kemal Atatürk TBMM’nin açılışının öncüsü ve en örgütlü son kongrede, Sivas Kongresi’nde, şöyle and içmiştir:

“Makam-ı Celil-i Hilâfet ve Saltanata, Islâmiyete, Devlete, millete ve memlekete manen ve maddeten hizmetten başka bir gaye takip etmeyerek… çalışacağıma… namusum ve bilcümle mukaddesatım namına vallah, billâh.”[5]

Üstelik, 24 Nisan 1920 tarihli Meclis konuşmalarında da Hilafet makamını ve Saltanatı koruyacağını söylemiştir (sadeleştirdik) :

“Hilâfet makamının ve saltanatın bağımsızlığının dokunulmazlığını, milli bağımsızlığımızı ve milli sınırlarımız içinde yaşama imkân verecek bir barışı sağlayacak önerileri ayrıntıları ile tespit edip uygulayabilmek için, millet tarafından olağanüstü yetkiye sahip bir meclisin Ankara’da toplanması gereğini millete duyurmakla ilgili milli görevimizi ve vatan borcumuzu da yerine getirdik.(…)

Meclisimizde oluşan ve beliren milli kudretimiz, Hilâfet makamı ve saltanatı yabancı baskısından kurtaracak ve Osmanlı devletini dağılma ve tutsaklıktan kurtarma önlemleri alacaktır. Tam bağımsızlığa sahip, hilâfet makamına vicdani bağlılığı ile övünen, islâm dünyası içinde yaşama anlayışını kendinde gören bir milletin tutsak olamayacağı inancıyla, davranışlarımızı adım adım izleyen bütün medeni dünya ve insanlık sizlere yardımcı olacaktır. (Hararetli alkışlar)”[6]

M. Kemal Atatürk’ün 6 no‘lu dipnotta bahsedilen meclis konuşması (Meclis tutanakları)

***

Ayrıca aynı gün Meclist’e, Sultan Vahidüddin’e (rahmetullahi aleyh) “Üçüncü Ordu Müfettişi ve Padişahın Fahri Yaveri M. Kemal” imzasıyla şöyle bir telgraf çektiğini beyan etmiştir (sadeleştirdik) :

“Millet bağımsızlığına kavuşsun, saltanat makamı ile yüce ve büyük hilâfet yok olmaktan kurtulsun. Sonsuz bağlılığımın daima artmakta olduğunu bildirerek buna inanmanzı rica ederim.”[7]

M. Kemal Atatürk’ün 7 no‘lu dipnotta bahsedilen meclis konuşması (Meclis tutanakları)

***

Mesele gayet açık değil mı? Hilafeti, Şeriat’ı ve Saltnatı kaldıran M. Kemal değil miydi? Resmen halkı ve din adamlarını kandırmıştır. Bunu zaten kendisi de itiraf etmektedir…

Yaveri Mazhar Müfit Bey, M. Kemal Paşa’nın Erzurum Kongresi’ni açarken yaptığı konuşmanın sonunda şu sözlere yer verdiğini yazar:

“En son olarak niyazım şudur ki, Cenâb-ı Vacibü’l-Amal Hazretleri, Habib-i Ekrem’i hürmetine, bu mübarek vatanın sahip ve müdafii ve diyaneti celile-i Ahmediye’nin ilâyevnilkıyâme- haris-i estakı olan millet-i necibemizi ve makam-ı saltanat ve hilâfet-i kübrâyı masun ve mukaddesatımızı düşünmekle mükellef olan heyetimizi muvafık buyursun.”

Mazhar Müfit, bu konuşmayı yadırgayarak Paşa’ya niçin böyle bir konuşma yaptığını sorar.

Kongre akşamı Paşa’ya:

– “Erzurum, nutkunuzun sonunu **müftü efendinin duası gibi** bitirdiniz”, dedim. Bu tarz konuşmamı hoş gördüğü için sadece güldü ve:

“Maksadını anlıyorum, anlıyorum amma şimdi vazifemiz halkı, vatanı ve esir padişahı kurtarmaya **inandırmaktan** ibarettir.”[8]

Türk Tarih Kurumu tarafından basılan kitaptan alıntıladığımız bu diyalogtaki itirafı, M. Kemal Atatürk’ün Nutuk’undan da teyit etmek mümkündür…

M. Kemal Atatürk Nutuk’ta şöyle demektedir:

“Gerçek, Osmanlı Saltanatının ve Hilâfetin yıkılmış ve ortadan kalkmış olduğunu düşünerek yeni temellere dayanan, yeni bir devlet kurmaktan ibaretti. Fakat durumu olduğu gibi dile getirmek amacın büsbütün kaybedilmesine yol açabilirdi (…).”[9]

Yani, amacının büsbütün kaybedilmemesi için durumu olduğu gibi dile getirmemiş. Peki durumun aslı neydi? Görünürde düşmandan, ancak gerçekte Osmanlı Devleti’nden, Hilafet makamından, Allahu Teala’nin emri olan Şeriat’tan yani kısaca Islam’dan “kurtulmaktır.”

Açıkça yalan söylediğini itiraf ediyor. Bu hainlik değil de nedir?

Bu durumda Laikliği ve Kemalizmi; “Millet istedi” denilebilir mi?

Bu hususta bir Hadis-i Şerif konuyu yeterince izah ediyor… Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem) şöyle buyurmaktadır:

“Müslüman bir halka, Allah’ın görüp gözetmek üzere idâreci kıldığı hiçbir kul yoktur ki, onları aldatıp (zulmetmiş) olduğu halde ölürse muhakkak Allah ona cenneti haram etmiş olmasın.” (Buhârî, Ahkâm 8)

Bu konu, Kemalist çevrelerde dillendirilen, “din adamlarının Kurtuluş Savaşı’nda payı yoktu” şeklindeki iddialara net bir cevap niteliği taşımaktadır… Ayrıca, “Fetva” düşmanı olan bu zihniyete “Fetva”nın gücünü göstermek şart oldu.

Kurtuluş Savaşı’nın temeli olan Fetevâ-yı Şerife’nin altındaki alimlerin imzaları

(Imzalayanların isimlerini latin harflerle yazının sonuna ekledik)

***

M. Kemal Atatürk’ün Adana’dan Istanbul’a çektiği telgraf üzerine kurulmuş olan Ahmet Izzet Paşa kabinesi, Mondros Mütarekenamesi’ni (Ateşkes Anlaşması’nı) imzalamıştır. Vatanımızın “işgali”, Ahmet Izzet Paşa kabinesinin on günlük Bahriye Nazırı Rauf Orbay (daha sonra M. Kemal’in TBMM’sinde Başbakan olmuştur !!!) tarafından imzalanan, Mondros Mütarekesi’nin 7’inci maddesine göre vaki olmuştur. Anadolu halkı, bu mütarekenin koşullarını öğrenir öğrenmez silaha sarılmış ve işgalcilere karşı direnmeye ve örgütlenmeye girişmiştir.[10]

Amasyalısıyla, Trakyalısıyla, Denizlilisiyle, Aydınlısıyla, Maraşlısıyla, Anteplisiyle, Erzurumlusuyla, Adanalısıyla, Ankaralısıyla, emperyalistlere karşı ayaklanmıştır. Kısaca çoluğuyla-çocuğuyla, kadınıyla-erkeğiyle Türk Milletinin bütün fertleri harekete geçmiştir. Kadınlarımız cephelere mermi taşımış, çocuklar yetişkinlerin yanı sıra vuruşmalara katılmış, başta Müftülerimiz olmak üzere pek çok din adamı vazifeye koşmuştur.[11]

Nitekim M. Kemal Atatürk, 14 Haziran 1919’da Sultan Vahidüddin’e Samsun/Havza’dan çektiği ve daha sonra 24 Nisan 1920 tarihli Meclis konuşmasında da açıkladığı telgrafta, bu durumu şöyle bildirmektedir (sadeleştirdik) :

“Şu bir ay içinde Zat-ı Şahanelerinin (Padişah’ın) Anadolu’sundaki hemen bütün il, liva, ilçe ve hudut boylarına kadar olan yerlerdeki milletin durumunu ve tüm kumandan ve memurların düşünce ve çalışmalarını öğrendim ve bilgi edindim. Sonuç olarak açık bir şekilde görülüyor ki, **millet baştan aşağı uyanık olup devlet ve milletin bağımsızlığı ve yüce saltanat ve hilâfet hakkının korunması için kesin kararlı ve inançla dolu bulunuyor.** Istanbul’da iken milletin bu kadar kuvvetle ve az sürede felâketlerden bu derece etkilenebileceğini düşünemedim.”[12]

M. Kemal Atatürk’ün 12 no‘lu dipnotta bahsedilen meclis konuşması (Meclis tutanakları)

***

Evet, Milletin ruhunda ve benliğinde mevcut olan direnme gücünü ateşleyen hocalar, müftüler, din adamları Milli Mücadele fikrinin doğuşunda önemli bir faktör olmuşlardır. Meselâ; Müftü Ahmet Hulusi Efendi, 15 Mayıs 1919 günü düzenlediği mitingte Denizli halkına;

“işgal edilen memleket halkının silaha sarılması dinî bir görevdir”

dediğinde, herkes Müftü Efendi’nin etrafında birleşmiştir. Halkla bütünleşen Ahmet Hulusi, Denizli ve çevresinde etkili olmuş ve daha sonraki günlerde Milli Mücadele için önem arzeden hizmetlerde bulunmuştur.

Izmir’in işgali üzerine 16 Mayıs 1919 günü Denizli-Sarayköy’de de işgali tel’in (lanetleme) mitingi düzenlenmiştir. Bu mitingte Ilçe Müftüsü Ahmet Şükrü Efendi[13], halka, Izmir’in kâfir Yunanlılar tarafından işgal edildiğini, bu kâfirlerin bulunduğu yerde namaz kılınamayacağını ve kılınmasının caiz olmadığını bildirerek düşmana karşı konmasını istemiştir.[14]

Denizli-Çal Müftüsü Ahmet Izzet Çalgüner (Buradaki Ahmet Izzet, yukarıda bahsedilen Ahmet Izzet Paşa değildir) Efendi de ilçesinde ve çevresinde halkın millî harekâta katılmaları için çalışmalarda bulunan din adamlarının ilklerindendir. O, 17 Mayıs 1919 günü Çal halkını Çarşı Camii’nde toplayarak onlara düşman istilasına karşı seyirci kalınmamasını ve silahla mukavemet edilmesinin gerekli olduğunu anlatmıştır. Daha sonraki günlerde de aynı camide yapılan toplantılarla halkı düşmana direnme konusunda bilinçlendirmeye ve teşkilatlandırmaya çalışmıştır. Bu amaçla, ilçenin nüfuzlu kişileriyle toplantı yapmıştır. Böyle bir toplantıda; “Allahımız bir, Peygamberimiz bir, kitabımız bir, vatanımız bir olduğuna göre muhafazasına mecburuz. Mukaddesatımızı müdafaa için Allah’ın ve Peygamber’in emirlerine uymak gereklidir…” şeklinde yürekleri ürpertici bir konuşma yapmıştı.

Bu arada Ahmet Izzet Efendi, toplantıda hazır bulunanlardan bir de imzalı senet almıştır. Çal halkından yirmi kişinin imzaladığı senette; “Efendim! Bâlada muharrer esami sahipleri (yukarıda isimleri yazılı olanlar), cümlemiz dinimizi, vatanımızı, namusumuzu vikâye için size iştirak etmeye söz veriyoruz. Buna dair her ne emir olursa ifasına amadeyiz”.[15]

Çal Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin de kurucularından olan Ahmet Izzet Efendi, Çal ve çevresinden topladığı 100 gönüllü ile Aydın-Köşk cephesinde düşmanla çarpışmıştır.[16]

Aynı şekilde Acıpayam Müftüleri Hasan (Tokcan) Efendi ile Mehmet Arif Akşit (1920’de Hasan Efendi, milletvekili seçilince yerine Müftü olmuştur) ve Tavas Müftüsü Cennetzade Tahir Efendi de ilçelerinin halkını Milli Mücadele lehinde bilinçlendirmişlerdir. Bu arada Ahmet Izzet Efendi gibi Müftü Hasan Efendi de çevresine topladığı gönüllülerden oluşturduğu Acıpayam Müfrezesiyle, Aydın Cephesi’ne gitmiştir. Burada düşmana karşı vatan topraklarını savunmuştur.[17]

Aydın halkının direnişe katılmasını sağlamakta zorluk çeken 57. Tümen Komutanı Albay Şefik Bey, Muğla’nın Bozöyüklü bucağından Hatip Hacı Süleyman Efendi’yi Çine’ye davet etti. Daha önce Muğla’daki Millî örgütlenmede rol almış olan Hacı Süleyman Efendi, 12 Haziran 1919’da Çine’ye geldi. Buranın ileri gelenleriyle görüşerek aynı gün Çine Heyet-i Milliyesi’nin kurulmasını sağladı.[18]

Üçüncü Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Bozöyüklü Hacı Süleyman Efendi ve hizmetlerinden şöyle söz eder:

“… Hacı Süleyman Efendi iri yarı, gösterişli, gür ve erkek sesli, pervasız bir din adamıydı. Gördüğü herhangi bir haksızlığa karşı koymaktan zevk duyardı. Heyet işe başlayıp memleketin umumi vaziyetini görüşürken Müftü Efendi (Çine Müftüsü)”

“- Yalnız Yunanlılarla kalsak kolay, fakat müttefikleri de var ve kuvvetli”

Mütalâasını ileri sürmüştü… Hacı Süleyman Efendi samimi bir edâ, fakat şiddetli bir lisanla müftüye cevap verdi:

“- Hoca! Hoca! Ingiliz, Fransız kim olursa olsun memleketimizi kurtarmaya çalışacağız. Icap ederse hepimiz şerefimizle öleceğiz” diye bağırdı.

Bundan sonra heyet ciddi bir azimle milli vazifesine sarıldı. Ianeler toplandı. Gönüllü kaydedildi. Bunların ailelerine para yardımı yapıldı. Silahlandırılan yüz kişilik ilk kafile Menderes Köprüsüne, Yunanlıların karşısına sevk olundu”.[19]

Aydın’ın merkezinde yine milli ordu fahri müftüsü olarak cephelerde hizmet yapan Aydın I. Dönem TBMM üyelerinden Esat Ileri ile Nazilli’de Müderris Hacı Süleyman Efendi’nin önemli hizmetleri olmuştur. I. Dönem için Izmir’den milletvekili de seçilen Hacı Süleyman Efendi, Demirci Mehmet Efe’nin Milli Mücadele lehinde hizmete katılmasında etkili olmuştur.[20]

Öte yandan Yunan işgali öncesinde Izmir’de düzenlenen mitingte de Izmir Müftüsü Rahmetullah Efendi, vatan sevgisinin imandan olduğunu, Izmir’in asırlardır ezan sesleri yükselen semalarında kulakları tırmalayan çan seslerine katlanmaktansa şerefle ölerek şehadet şerbetini içmenin daha iyi olacağını açıklayarak konuşmasını şu sözlerle bitiriyordu:

“Kardeşlerim… Ciğerlerinizde bir soluk nefes kaldıkça, damarlarınızda bir damla kan kaldıkça, anavatanımızı düşmanlara teslim etmeyeceğinize Kur’an-ı Kerim’e el basarak benimle birlikte yemin edin…”.[21]

Rahmetullah Efendi, “…bu sakalım kanımla kızarabilir, ama bu alına Yunan alçağını sukûnetle selâmlamış olmanın karasını sürerek Huzur-u Ilâhiye çıkamam” diye haykırmıştır.[22]

Manisa’da da Manisa Müftüsü Âlim Efendi, Cemiyet-i Islâmiyye adıyla bir örgüt kurarak faaliyete geçmiştir. Izmir’in işgalinden sonra Müftü Âlim Efendi, Kırkağaç Müftüsü Hacı Rifat Efendi, Burhaniye Müftüsü Mehmet Muhip Efendi, Edremit Müftüsü Hafız Cemal Efendi, Tire Müftüsü Sunullah Efendi, Yunan işgalini din açısından değerlendiren bir fetva vermişlerdir. Bu fetvada, Yunan işgali ve zulmünün haksızlığı belirtildikten sonra, buna karşı fiilî mukavemetin yani cihad yapmanın farz olduğu açıklanıyordu.[23]

Rahmetullah ve Âlim Efendilerden başka Batı Anadolu’da; Balıkesir Müftüsü Hacı Ahmet Efendi, I.Dönem TBMM Üyelerinden Müderris Abdulgafur ve Hasan Basri (Çantay) Efendiler[24], Edremit Müftüsü Cemal Efendi, Biga Müftüsü Hamdi Efendi, Ivrindi’de Hafız Hamid Efendi, Fart Nahiyesinde Müderris Ibrahim Efendi, Balya Müftüsü Hüseyin Efendi, 1920 Nisan’da Anzavur’un adamlarınca şehit edilen Gönen Müftüsü Şevket Efendi, Bandırma Müftüsü Hakkı Efendi, Tire Müftüsü Sunullah Efendi, Uşak Müftüsü Ali Rıza Efendi, Uşak Sabık Müftüsü Ibrahim (Tahtakılıç) Bey[25], Eşme Müftüsü Nazif Efendi[26], Turgutlu Müftüsü Hasan Basri Efendi, Demirci Müftüsü Ismail Hakkı, Soma Sabık Müftüsü Osman Efendi, Bakırlı Hafız Hüseyin Efendi, Salihli Sabık Müftüsü Mehmet Lütfi Efendi, Manisa Müftüsü Âlim Efendi’nin görevden alınması üzerine yerine müftü olan Abdülhamit Efendi, Kırkağaç Müftüsü Hacı Rifat Efendi gibi isimler çalışmalarda bulunmuştur.

Hacı Rifat Efendi, Ayvalık cephesinde fiilen savaşa katılmış ve düşmana esir düşmüştür. Cephede düşmanla çarpışırken esir düşen bir diğer isim de, Manisa Müderrislerinden Hacı Hilmi Efendi’dir. Bu iki din adamı, Atina’da uzun süre esaret hayatı yaşamışlardır.[27] Bu arada Milli Mücadele lehindeki çalışmalarından dolayı Bilecik Müftüsü Mehmet Nuri Efendi de 1921 Nisan’ında Yunan askerlerince şehit edilmiştir.[28]

Adana, Maraş, Antep ve Urfa’da da halka mücadele fikrini aşılayanlar, yine din adamlarıdır. Bunlar Adana’da; Müftü Hüsnü, Müderris Abdullah Faik Çopuroğlu, Çamurzade Hafız Osman Efendi (Kozan Müftüsü), Abdülmecit Efendi (Bahçe Müftüsü), Yusuf Ziya Efendi (Osmaniye Müftüsü), Mehmet (Aldatmaz) Efendi (Karaisalı Müftüsü), Maraş’ta; Maraş Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurucularından Vezir Hoca diye tanınan Mehmet Alparslan, Hoca Hasan Rafet Seçkin ve Hoca Ali Sezai Kurtaran Hoca Efendiler, Antep’te; Müftü Rifat Efendi, Imam-Hatip Kazım, Mehmet, Abdülkadir ve Müezzin-Kayyım Ahmet Efendiler, Urfa’da; Müftü Hasan Hüsnü, Şeyh Saffet (Yetkin), Müftü Osman (Siverek Müftüsü) ve Müderris Âlim Asım Efendiler gibi din adamlarıdır.[29]

Onların önderliğinde emsalsiz bir savunma hareketi olan Maraş Müdafaası gibi müstesna bir kahramanlık örneği verilmiştir. Maraş halkının Ermeni çeteleriyle Fransız askerlerine karşı koymasında, “Türk ve Islâm hakimiyetinin bulunmadığı bir yerde Cuma namazı kılınmaz” fetvası etkili olmuştur. Özellikle Sütçü Imam’ın ilk kurşunu atması, bu yörede de Milli Mücadele kıvılcımının ateşlenmesi için kâfi gelmiştir.[30]

Konya’da; Milli Mücadele’yi fikirde, şuurda ve vicdanda yerleştiren binbir güçlük ve yokluk içinde istikrarlı bir yönetim kuran Müderris Ali Kemalî, Mehmet Vehbi, Müftü Ömer Vehbi ve Abdulhalim Çelebi gibi önde gelen şahsiyetlerdir. Ali Kemalî Efendi, Delibaş Mehmet’in adamlarınca şehit edilmiştir.[31]

Birinci Dünya Savaşı esnasında Van ve çevresini işgal eden Ruslara karşı silahlı mücadelede bulunan Bediüzzaman Said Nursi de Milli Mücadele’nin ilk günlerinde Istanbul’da bulunuyordu.”Ben tehlikeli yerde mücadele etmek istiyorum. Siper arkasında mücahede hoşuma gitmiyor. Anadolu’dan ziyade burayı daha tehlikeli görüyorum”[32] diyen Said Nursi, Fevzi ve M. Kemal Paşaların ısrarlı davetleri üzerine Ankara’ya gitmiş, TBMM’nce kendisine resmen hoşâmedî (hoşgeldin) töreni ifa edilmiştir.[33] Ancak Kurtuluş Savaşı’ndan sonra gerçek yüzünü gösteren M. Kemal Atatürk bu ve benzer hocalara dünyayı zindan etmiştir.

Ayrıca,

Antalya’da; Müftü Yusuf Talat, Müderris Rasih (Kaplan), Hacı Hatip Osman ve Çil Ahmet Efendiler,

Burdur’da; Müderris Hatipzade Mehmet ve Müftü Halil Efendiler,

Isparta’da; Müderris Hafız Ibrahim (Demiralay), Müftü Hüseyin Hüsnü, Şeyh Ali, Müderris Şerif, Eğridir Müftüsü Hüseyin Hüsnü, Yalvaç Müftüsü Hüseyin, Sütçüler’de Müderris Ismail, Uluborlu Müftüsü Tahir, Şarkîkaraağaç Müftüsü Ahmet (Bilgiç) Efendiler,

Afyon’da; Müftü Hüseyin (Bayık) Efendi, Müderris Ismail Şükrü, Mehmet Şükrü, Nebil, Gevikzade Hacı Hafız ve Müderris Bolvadinli Yunuszade Ahmet Vehbi Efendiler,

Kütahya’da; Müftü Fevzi, Müderris Ibrahim, Mazlumzade Hafız Hasan, Hacı Musazade Hafız Mehmet ve Müftü Mehmet Akif (Simav Müftüsü) Efendiler,

Bursa’da; Müftü Ahmet Hamdi, Şeyh Servet, Mustafa Fehmi (Karacabey Müftüsü), Ahmet Vasfi (Gemlik Müftüsü), Mehmet Niyazi (Mudanya Müftüsü), Müderris Hacı Yusuf, Ömer Kamil, Hacı Sadık, Şeyh Hacı Ahmet, Abdullah, Mehmet Kamil, Ali Rıza ve Mustafa Kamil Efendiler, Izmit’te: Halil Molla, Rıfat Hoca, Osman Nuri, Hafız Eşref, Kara Hafız Maksut, Imam-Hatip Mehmet Ali, Geyve’den Hafız Fuat Çelebi ve Hoca Bekir Efendiler,

Eskişehir’de; Müderris Veli, Abdullah Azmi, Müftü Salih ve Müftü Mehmet Ali Niyazi (Sivrihisar Müftüsü) Efendiler,

Uşak’ta; Müftü Ibrahim, Ali Rıza ve Nazif (Eşme Müftüsü) Efendiler,

Kırşehir’de; Müftü Halil, Müfit, Çelebi Cemaleddin, Niyazi Baba ve Hayrullah (Çiçekdağı Müftüsü) Efendiler,

Niğde’de; Müftü Mustafa Hilmi, Müderris Abidin Efendiler,

Aksaray’da; Müftü Ibrahim Efendi,

Nevşehir’de; Müftü Süleyman Efendi,

Çankırı’da; Müftü Ata ve Mehmet Tevfik Efendiler,

Çorum’da; Müftü Ali, Müderris Kazım ve Iskilip Müftüsü Ismail Hakkı Efendiler,

Yozgat’ta; Müftü Mehmet Hulusi, Kadı Halil Hilmi, Müderris Hasan ve Abdullah (Boğazlıyan Müftüsü) Efendiler,

Kayseri’de; Müftü Nuh, Remzi ve Müderris Mehmet Alim Efendiler,

Malatya’da; Müderris Tortumluzade Hacı Hafız Mustafa ve Mustafa Fevzi Efendiler,

Mersin (Içel)’de; Hocazade Emin, Kadı Ali Sabri, (Tarsus Kadısı) Müderris Naim, Ali Rıza, Mut Müftüsü Mustafa Kazım ve Silifke Müftüsü Ali Efendiler,

Kilis’te; Müderris Abdurrahman Lami Efendi,

Diyarbakır’da; Müftü Ibrahim ve Abdülhamit Efendiler,

Mardin’de; Müftü Hüseyin ve Müderris Hasan Tahsin Efendiler,

Siirt’te; Müftü Halil Hulki ve Salih, Müderris Hoca Ömer Efendiler,

Bitlis’te; Müftü Abdülmecit Efendi,

Hakkari’de; Müftü Ziyaeddin Efendi,

Van’da; Müftü Hasan, Müderris Abdülhakim ve Sıddık Efendiler,

Muş’ta; Müftü Hasan Kamil ve Müderris Ilyas Sami Efendiler,

Bingöl’de; Müderris Fikri Efendi,

Elazığ’da; Müftü Halil ve Mahmut Müderris Muhiddin ve Mustafa Şükrü Efendiler,

Ağrı’da; Müderris Ibrahim ve Abdülkadir Efendiler,

Kars’ta; Müftü Ali Rıza, Müderris Ahmet Nuri Efendiler,

Artvin’de; Müftü Ahmet Fevzi Efendi,

Erzurum’da; Kadı Hoca Raif, Müftü Sadık, Kadı Hurşit, Ispir Müftüsü Ahmet, Oltu Müftüsü Mehmet Sadık, Müderris Emin, Yakup ve Nusret (Alay Müftüsü) Efendiler ,

Erzincan’da; Müftü Osman Fevzi, Şeyh Fevzi ve Müftü Şevki (Iliç Müftüsü) Efendiler,

Sivas’ta; Müftü Abdulgafur, Kadı Hasbi ve Müderris Mustafa Taki Efendiler,

Gümüşhane’de; Müftü Mehmet Fevzi, Müderris Mustafa, Azmi ve Müftü Hasan (Şiran Müftüsü) Efendiler,

Bayburt’ta; Müftü Fahrettin Efendi,

Rize’de; Müftü Mehmet Hulusi, Müderris Ibrahim Şevki, Şeyh Ilyas ve Mataracızade Mehmet Şükrü Efendiler,

Trabzon’da; Müftü Mahmut Imadeddin, Ahmet Mahir, Mehmet Izzet (Akçaabat Müftüsü), Mehmet Kamil (Maçka Müftüsü), Müderris Ibrahim Cûdi ve Müderris Hatipzade Emin Efendi,

Giresun’da; Müftü Ali Fikri, Alizade Imam Hasan, Görele Müftüsü Şevki ve Tirebolu Müftüsü Ahmet Necmeddin Efendiler,

Ordu’da; Müftü Ahmet Ilhami Efendi,

Samsun’da; Müftü Vekili Yusuf Bahri, Müderris Adil ve Ömerzade Hoca Hasan Efendiler,

Tokat’ta; Müftü Katipzade Hacı Mustafa Efendi, Hoca Fehmi Efendi, Tokat Müftü Yardımcısı Ömer ve Hafız Mehmet Efendiler,

Kastamonu’da; Müftü Salih, Müderris Şemsizade Ziyaeddin ve Inebolu Müftüsü Ahmet Hamdi Efendiler,

Sinop’ta; Müftü Salih ve Ibrahim Hilmi ve Boyabat Müftüsü Ahmet Şükrü Efendiler,

Bartın’da; Müftü Hacı Mehmet Rifat Efendi,

Zonguldak’ta; Müftü Ibrahim, Devrek Müftüsü ve Kadısı Abdullah Sabri ve Mehmet Tahir , Ereğli Müftüsü Mehmet, Müderris Nimet ve Safranbolu Müftüsü Said Efendiler,

Bolu’da; Müftü Hafız Ahmet Tayyar ve Müderris Mehmet Sıtkı Efendiler,

Amasya’da; Müftü Hacı Tevfik, Vaiz Abdurrahman Kamil, Gümüşhacıköy Müftüsü Ali Rıza, Müderris Hoca Bahaeddin ve Hacı Mustafa Tevfik Efendiler,

Trakya’da; Edirne Müftüsü Mestan ve Saray Müftüsü Ahmet, Keşan Müftüsü Raşit ve Şarköy Müftüsü Âsım Efendiler,

Istanbul’da; Şeyh Ata (Özbekler Dergahı Şeyhi) Efendi [34], Saadeddin Ceylan (Hatuniye Dergahı Şeyhi) Efendi, Vaiz Cemal Öğüt Efendi ve Müftü Mehmet Rifat, Müderris Hacı Atıf, Beynamlı Mustafa, Medreseler Müdürü Hoca Tahsin, Aslanhane Camii Imam-Hatibi Ahmet, Müderris Hacı Süleyman, Müderris Abidin, Müderris Abdullah Hilmi ve Hacı Bayram Şeyhi Şemseddin Efendiler; Milli Mücadele’nin önde gelen din adamlarıdır.[35]

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] M. Kemal’in ziyareti ile ilgili Arşiv Belgeleri (1911-1921 Tarihleri Arasına Ait 106 Belge), T.C. Başbakanlık Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı, Yayın No:1, Gn. No:060, Ankara 1982, sayfa 77.

[2] Lord Kinross, Atatürk, Bir Milletin Yeniden Doğuşu, Istanbul 1980, sayfa 335.

[3] Hadi Besleyici, Atatürk’ü Anlamak, sayfa 123, 124.

Ayrıca bakınız; Kânî Demirkan, Atatürk Devrimleri, sayfa 128, 129.

[4] Kemal Arıburnu, Atatürk’ten Anekdotlar-Anılar, Ayyıldız Matbaası, Ankara 1960, sayfa 163.

Ayrıca bakınız; Mahmut Esat Bozkurt, Atatürk Ihtilali, Kaynak Yayınları, Üçüncü Baskı, Istanbul 1995, sayfa 113.

[5] Sivas Kongresi Tutanakları, Haz: Uluğ Iğdemir, Ankara 1969, sayfa 5, 3.

[6] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 1, Içtima senesi 1, Içtima 2, 24 Nisan 1920, celse 3, cild 1, sayfa 29, 30. (Meclis tutanakları) Fotoğrafa bakınız.

[7] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 1, Içtima senesi 1, Içtima 2, 24 Nisan 1920, celse 1, cild 1, sayfa 11. (Meclis tutanakları) Fotoğrafa bakınız.

[8] Mazhar Müfit Kansu, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk ile Beraber, Türk Tarih Kurumu yay., 1986, cild 1, sayfa 85.

[9] M. Kemal Atatürk, Nutuk, 6. Bölüm: Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Toplanması, 3. Konu: Hükümetin Kurulması.

[10] Prof.Dr. Bayram Kodaman, Amasya Protokolü, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi (BTTD), Sayı: 16 (Haziran 1986), sayfa 20.

[11] Mete Tuncay, TC.’nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması (1923-1931), 2. baskı, Istanbul, 1989, sayfa 219.

[12] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 1, Içtima senesi 1, Içtima 2, 24 Nisan 1920, celse 1, cild 1, sayfa 10. (Meclis tutanakları) Tutanak için fotoğrafa bakınız.

Gönderdiği telgraf için bakınız; Atatürk’ün Tamim Telgraf ve Beyannameleri, cild 1, Der. Nimet Arsan, Ankara 1963, sayfa 15-17.

[13] Ahmet Şükrü Efendi, TBMM’de I.dönem Aydın Milletvekili olarak da görev yapmıştır.

[14] Tarhan Toker, Kuva-yı Milliye ve Milli Mücadele’de Denizli, Denizli, 1983, sayfa 23.

[15] Orhan Vural, Istiklâl Savaşı’nda Müftülerin Hizmetleri, Sebilürreşad, cild 1, Sayı: 12, sayfa 185-187.

[16] Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih, Stratejik Etüt Başkanlığı Arşivi (ATASE Arş.), Klasör (Kl) : 425, Dosya (D) : 2, Fihrist (Fh) : 31.

[17] Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih, Stratejik Etüt Başkanlığı Arşivi (ATASE Arş.), Klasör (Kl) : 792, Dosya (D) : 85, Fihrist (Fh) : 67-2.

[18] Celal Bayar, Ben de Yazdım, cild 6, sayfa 1969.

[19] Celal Bayar, Ben de Yazdım, cild 6, sayfa 1959-1960.

[20] Ali Sarıkoyuncu, Yunan Megalo ideası ve Batı Anadolu’nun Düşman Işgalinden Kurtarılmasında Din Adamları, Diyanet Ilmi Dergi, cild 30, Sayı: 4, sayfa 45.

Ayrıca, Hacı Süleyman Efendi hakkında daha fazla bilgi için bkz., Sadi Borak, Hacı Süleyman Efendi, Istanbul, 1947.

[21] Ali Sarıkoyuncu, Milli Mücadele’de Afyon Müftüsü Hüseyin (Bayık) Efendi, 3.Afyonkarahisar Araştırmaları Sempozyumu, Afyon, 1994, sayfa 74.

[22] Ali Sarıkoyuncu, Yunan Megalo ideası ve Batı Anadolu’nun Düşman Işgalinden Kurtarılmasında Din Adamları, Diyanet Ilmi Dergi, cild 30, Sayı: 4, sayfa 45.

[23] Teoman Ergül, Kurtuluş Savaşında Manisa (1919-1922), Izmir, 1991, sayfa 25.

[24] Hasan Basri Hoca, halkı Milli Mücadele lehinde bilinçlendirmek için bir de gazete çıkarmıştır. “Ses” adını verdiği gazetesinde işgallere karşı konulması konusunda yazılar yazmıştır. Ayrıca bakınız; Doç. Dr. Mücteba Uğur, Hasan Basri Çantay, Ankara, 1994.

[25] 1908 yıllarında Uşak Müftülüğü görevini yürüten Ibrahim Tahtakılıç’ın, Milli Mücadele’deki hizmetleri için bakınız; Ilhan Tekeli-Selim Ilkin, Ege’de Sivil Direnişten Kurtuluş Savaşına Geçerken Uşak Heyet-i Merkeziyesi ve Ibrahim (Tahtakılıç) Bey, Türk Tarih Kurumu Yayını, Ankara, 1989, sayfa 365-381.

[26] Müftü Nazif Efendi, Muntazam ordu haline getirilinceye kadar Kuva-yı Milliye’de çalışmıştır. Eşme ve Çevresinde Kuva-yı Milliye’yi örgütlemiştir. Müftü Nazif Efendi hakkında konuyla ilgilı malumat için bakınız; Celal Bayar, Ben de Yazdım, cild 8, sayfa 2460.

[27] Ali Sarıkoyuncu, “Milli Mücadele’de Afyon Müftüsü Hüseyin (Bayık) Efendi”, 3.Afyonkarahisar Araştırmaları Sempozyumu, Afyon, 1994, sayfa 74.

[28] Belgelerle Türk Tarihi Dergisi (BTTD), Sayı : 36, Belge No: 12. Ayrıca bakınız; Şeyh Edebâli ve Milli Mücadele’de Bilecik Müftüsü Mehmet Nuri Efendi, Diyanet Ilmi Dergi, Cild 4, Sayı 3’ten Ayrı Basım.

[29] Bu din adamlarının Güney cephesindeki hizmetleri için bakınız; Hakkı Şenkon, “Maneviyatın Yurt Müdafaasındaki Rolü”, Sebilürreşad, Cild 2, sayfa 367.ve diğerleri (vd.) ; Hulusi Yetkin, Gaziantep Tarihi ve Dâvâları, Gaziantep, 1968; Sahir Uzel, Gaziantep Savaşının Içyüzü, Kayseri, 1964; Bedri Alpay, “Istiklal Savaşının Sarıklı Kahramanları”, Sebilürreşad, Cild 2, sayfa 336 vd; Adil Bağdatlıoğlu, Uzun Oluk, Istanbul,1942, sayfa 53 vd; Hulusi Yetkin, Gaziantep Savaşı Hatıralarından Derlemeler, Gaziantep, 1962, sayfa 20 vd.; Cemal Kutay, Kurtuluşun ve Cumhuriyetin Manevi Mimarları, sayfa 303-304.

[30] Yaşar Akbıyık, Milli Mücadele’de Güney Cephesi (Maraş), Kültür Bakanlığı Yayını, Ankara, 1990, sayfa 112 vd.

[31] Hasan Güzel, Konya’da Milli Mücadele’yi Destekleyen Din Adamları, Yüksek Lisans Tezi (Basılmamış), Ankara Üniversitesi Türk Inkılap Tarihi Enstitüsü (AÜTİTE), Ankara, 1988.

[32] Bediüzzaman Said Nursi-Tarihçe-i Hayatı, Eserleri, Meslek ve Meşrebi Ankara, 1958, sayfa 90.

[33] TBMM Zabıt Ceridesi, C.24, sayfa 457. (Meclis Tutanakları)

[34] Şeyh Ata Efendi’nin Anadolu’ya silah ve personel sevkinde önemli hizmetleri olmuştur. Ismet Inönü’den Halide Edip’e ve Mehmet Akif’e kadar çok kimse Şeyh Ata’nın Dergahından Anadolu’ya hareket etmişlerdir. Albay Hüsamettin Ertürk, işgal altındaki Istanbul’dan Anadolu’ya silah sevkiyatını idare eden vatanperverleri zikrederken şu din adamlarını da saymaktadır: Topkapı’da Kayyım Ahmet, Imam Necati, Kadıköy’de ilk milli teşkilatı kuran Şeyh Muhip Efendi ile oğlu Yusuf Efendi, Aksaray’da Imam Tevfik Efendi, Üsküdar’da Hafız Nuri ile Bektaşi Tarikatından Ali Nutki Baba, Sarıyer’de Hafız Mehmet Bey’dir. (Hüsamettin Ertürk, Iki Devrin Perde Arkası, Istanbul, 1957, sayfa 222-239)

[35] Hakimiyet-i Milliye Gazetesi, 5 Mayıs 1336; Kadir Mısıroğlu, Kurtuluş Savaşı’nda Sarıklı Mücahitler, Istanbul 1969, sayfa 109 ve diğer sayfalar.

Ayrıca bakınız;

Cemal Kutay, Kurtuluşun ve Cumhuriyetin Manevi Mimarları, sayfa 43 ve diğer sayfalar. Ali Sarıkoyuncu, Milli Mücadele’de Zonguldak ve Havalisi, Kültür Bakanlığı Yayını, Ankara, 1993, sayfa 96-120; Ali Sarıkoyuncu “Milli Mücadele’de Amasya Müftüleri Hacı Tevfik ve Abdurrahman Kâmil Efendiler, Diyanet Ilmi Dergi, cild 31, sayı 2, sayfa 61-200.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

 

**********

 

Alıntılarda şu şekilde kaynak belirtiniz:

http://www.belgelerlegercektarih.wordpress.com

*

*

Kurtuluş Savaşı’ndaki sarıklı mücahidlerden bazılarının resimleri:

*

Resimleri orjinal boyutunda görmek için üzerlerine tıklayınız

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

***

Fetevâ-yı Şerife’yi imzalayan ve tasdik eden alimler:

***

***

Resimlerin tamamı (birkaç tanesi hariç) Kadir Mısıroğlu’nun; “Kurtuluş Savaşı’nda Sarıklı Mücahidler” isimli eserinden alınmıştır.

45 comments on “M. Kemal Atatürk tarafından aldatılan din adamlarının Kurtuluş Savaşı’ndaki rolü

  1. Geri bildirim: M. Kemal Atatürk’ün ne zaman Islami söylemlere başvurduğu hakkında bir Analiz « Belgelerle Gerçek Tarih

  2. Geri bildirim: Kemal Kılıçtaroğlu’nun “Değişim” vurgusu ve Kemal Atatürk’ün Takıyye Politikası « Belgelerle Gerçek Tarih

  3. Geri bildirim: Hilafetin kuvveti yok muydu? “Halifeliğin kuvveti, nüfuzu yoktu, Cihad-ı Ekber tesirsizdi” diyenlere cevap « Belgelerle Gerçek Tarih

  4. Geri bildirim: Atatürk: “Filistin’e el sürülemez!” dedi yalanı « Belgelerle Gerçek Tarih

  5. Geri bildirim: M. Kemal Atatürk Din derslerini ve Imam Hatipleri kaldırmadı yalanı « Belgelerle Gerçek Tarih

  6. Geri bildirim: Milli Mücadele’yi M. Kemal Atatürk başlattı yalanı « Belgelerle Gerçek Tarih

  7. Geri bildirim: Atatürk’ü Samsun’a Vahdettin Gönderdi (Belgelerle) « Belgelerle Gerçek Tarih

  8. Geri bildirim: Türk Büyükleri Hilafet makamına saygı gösterirken, M. Kemal Atatürk hakaret etmiştir « Belgelerle Gerçek Tarih

  9. Geri bildirim: M. Kemal Atatürk’ün okuttuğu Lise Tarih kitabı « Belgelerle Gerçek Tarih

  10. Geri bildirim: İngiliz Muhipler Cemiyeti’ne üye olan hocalar hain miydi? | Belgelerle Gerçek Tarih

  11. Küllüm yalan-dolan ve kin dolu bu yazıları nerenizden uydurduğunuz belli. Sizin gibi yalancı ve vatan haini karşısında ancak cahil cühela takımını inandırır. Büyük Atatürk az bile yapmış, sizin kökünüzü kurutmamış.

    • @Nergis

      Hem küllüm yalan diyorsunuz, hem de “büyük atatürk az bile yapmis, sizin kökünüzü kurutmamis” diyorsunuz. Kendinizle celisiyorsunuz. Yani atatürke olan muhabbetiniz mantikli bir cümle kurmaniza dahi mani. Bu kin dolu yorumunuzda bizi kindar olmakla suclamaniz da cabasi.

  12. Yahu bu kadar palavrayı, sıkılmadan, nasıl bir araya getirdiniz. Bugünlerde moda galiba. Geçenlerde de İnönü’nün kendi hatıralarında söylediği iddia edilen bir metin dolaşıyordu ortalıkta; yahu kitabın ilk baskısı bile sahaflarda var, kaldı ki yeni baskısı zaten kitapçılarda; hiç kimse mi kontrol etmez doğru mu, yanlış mı diye? Yahu, insan hitab ettiği kitlenin cehaletine bu kadar mı güvenir?

    • Sende bu kadar kaynak göster, palavraysa bu kadar palavrayı bir araya getir de okuyalım. Hadi abisi takılma buralarda. Beyin lazım burda takılmak icin.

  13. atatürk ü tanrılaştırıp başımıza çıkardınız resmen. bir insan yalanların arkasında gizlenerek bi ülkeyi böyle savunur işte. masum ve mücahit insanları kandırarak kendi devletini kurmak isterken bile onların gücünün farkındaymış. ama unuttuğu birşey var bu millet hiç bir zaman dinini ve töresini unutmamış unutmayacaktır.. allah unutturmasın ve unutanlardan eylemesin

  14. atatürk değilde bu şerefsizler ne zamandan beri mağdur duruma geldiler? ingilizler tarafından aldatılan (yada aldatılmaya zaten kişiliksizlikleri nedeniyle müsait desek daha doğru olur), mehmetçik canını ortaya koyup yunan’lılar ile savaşırken kumandanlarını islam düşmanı olarak gösteren ve yunanlıları yalayan sözde hocaları hala aldatılan gösterip %98 müslamanlığımızı nasıl koruduk? savaş teyyarelerinden ismen atılan savaşmayın münafık olursunuz kağıtları ıspatlı belgeli tarihte yerini aldı. allah ile aldatmak cehenneme en giden en büyük kapıdır. allahtan kormadığınız belli, korksanız yalana başvurmazdınız zaten. iskilipli atıf denen din vatan düşmanının, şeyh sait yada dede rıza’nın yaptıkları buna en büyük örnekleridir. akıl ve izan. rabbim ıslah etsin.

    • @bagimsiz türk, hem Allah korkusundan bahsediyorsun, hem de o alimlere iftira atiyorsun. Bakalim öbür tarafta yakayi nasil kurtaracaksin. Teyyarelerden atilanlar ingiliz baskisiyladir. Hatta m. kemal icin cikarilan idam fetvasi da ingiliz baskisiyladir. m. kemal ve fevzi pasa mecliste “biz olsak o baski karsisinda ayni seyi biz de yapardik” diyorlardi. Neden kraldan cok kralci oluyorsun? M. Kemal islam düsmani degil miydi? Okullarda din derslerini kaldirip yerine darwinizmi okutmak Islam’a olan sevgisinden mi kaynaklaniyordu?

  15. Bağimsiz türke bende bir cevap vereyim. Umulurki adminden firça yemeyiz bu sebep ile. Yunan 1919 da 15 mayista çikiyor izmire. 16 mayista mustafa kemal anadoluya yollaniyor. İngiliz zoruyla. Mustafa kemalin anilarinda var. Ben sarayda vahdettin ile gorusur iken dusman gemilerinin namlulari saraya bakiyordu diyor. Bu ne demek biliyormusunuz. Gördermede yikayim sarayi başina.
    Yunan tarihciler açiklamişti bizim izmire çikmamizla mustafa kemalin samsuna çikmasi ayni amaca hizmet eder diye. Bu amaç yunan işgali bahanesiyle osmanlinin tasfiyesinin gerçekleştirilmesi ve emperyalistlerle işbirliği ıçindeki birisinden süper kahraman yaratmak. Kurtulus savaşi gazetesinde gordüm o bati Anadoluda katliam yapan yunanlilar mustafa kemali öven öyle açiklamalarda bulunuyorlarki. Hemde 1919 da.
    İngiliz herkesi parmağinda oynatmiş maalesef. Yuzde 98 muslumanliği korumaktan bahsediyorsun. Ama ata döneminde camiye giden neredeyse yoktu. Vardirda çok az,Ezanda yoktur tanridan başka tapacak dendi türkcesinde. Ama bu söz tanri insana tapsin anlaminada gelir. Din eğitimi verilmiyordu orjinal kuranlar yakiliyordu. Camiye giden çok azdi. Boştu harabeydi çoğu cami. Hekim oğlu ismail 1950 lerin başlarinda süleymaniyede benle beraber 3 kişi vardi namaz kilan diyor. Biri imamdir zaten. Ateizmin kitabini bastirdi mustafa kemal abdullah cevdete 1928 de eski yaziyla 29 da yeni yaziyla. Mehmetciğe tabiiki sözumuz yok ama devlet mezarliğindaki sabetayci komutanlarin mezarlarinda mezar taşlarinda ruhuna fatiha diye bir yazi varmi acaba.
    İskilipli atif hoca meselesine gelelim. 1921 de mustafa kemale muhalif olduğu malum. Ama 1922 de savaş bitmiş. Savaş donemi fitne dönemidir atla it izinin birbirine kariştiği bir donem.. Bu donem geçince ağir suç yoksa herkez affolunur.
    Şapka ile ilgili bir kitap yaziyor hoca. Şapka kanunundan bir sene evvel. Bu sebep ile ödül bile aliyor. Ertesi sene şapka kanunu çikiyor. Kanuna muhalefetten geriye dönük olarak hesap soruluyor kendinden. Reşit galip sorguluyor. Yahudi okulundan mezun bu adam. Böyle bir adama hangi ifadeyi verirsen ver islemez. Zaten amaç seni sallandirmaktir.
    Son savunma yapilacak atif hoca savunmasini yazmiş gece kurani kerim okuyor. Bir ara uyuya kalmiş. Ruyasina peygamber efendimiz giriyor. Birak savunmayi gel yanima diyor. Yirtiyor savunmayi atif hoca, ertesi gün mahkeme oluyor. Atif hoca mahkemede esasen benim suçsuzluğum sizinde niyetiniz belli diyor. Savunma yapmaya gerek duymuyor. Zaten mahkeme heyeti için bulunmaz firsat bu. İdam hukmunu verip kiriveriyorlar kalemini. Adam ankarada asilirken boynuna ip geçirilirken başina zorla şapka geçiriliyor olmasi neden idam edildiğini gösterir. Vakti zamanindan mustafa kemale hain demiş ya bununda intikamini almiş olmali birileri. Hadi onu damgaladiniz az ötede bir başka hoca daha asili. Babaeski muftusude sallandirildi ona ne diyeceğiz peki.
    Ama ayetle sabit. İslami savunurken öldürülenler peygamberler gibidir. Onlari öldürenler peygamber öldürmüş hesabina tutulurlar.
    Bakin atif hoca kurani kerime arabin yaveleri, peygambere donsuz çoban. Ahlaksiz bir arabin kitabi gibi ifadeler kullanmiyor. Allah beyinlerdeki olgudur da demiyor. Bizler maymunlariz duşuncelerimiz insanda demiyor. Bizi tabiat var etti sonrada kendine taptirdi diyen kimsede malum.
    Benim buyuk dedem cami hocasi köyde. Mustafa kemalin çetecileri köyde diye duyuyor yunan. 1920 de baskin veriyor köye. Rumlarla birlikte. Köyün ağasini ve çetecileri öldürecekler. Muhtari, öğretmeni, imami aliyorlar sorguya. Hiçbirisi söylemiyor. Vermişler kurşunu bunlara. Öğretmen şehit oluyor. Muhtarla bizim dede olan imam atmişlar kendini dere yatağina ölü numarasi yaparak kurtulmuşlar. Bizim büyuk dede ensesinde yunan kurşunuyla yaşamiş 1954 te ölene kadar. Kimin hangi işbirliğinden bahsediyorsun sen.
    Bağimsiz türk herşey ortada sen kimi neyi savunuyorsun. Hangi muslumanliktan bahsediyorsun. 1935 te mustafa kemale suikast meselesi vardir. Ortaya çikarilmiş. Suikastin gerçekleşemediği malum. Kurun gazetesinde var o tarihlerdeki. Yahudiler sinagoglara kapanip mustafa kemalin sağlik ve selameti için dualar etmişler. Mustafa kemal müslumanlari düşmanlardan kurtarmiş olsun. Ama suikast ihbari sebebiyle onun sağliği için yahudiler dua etsin. Sen bir şeylerin ters gittiğini görmüyormusun.
    Saidi nursi niyeti bozmuş mustafa kemali öldurecek. Elinde biçak göruyor sokakta onu. Arkasina geliyor biçagı kaldiriyor. Devrin kutbu gözunun önüne gelip sakın yapma demiş vaz geçmiş o sebeple.
    Bir milletin imtihan sebebi yapilmiş mustafa kemal, öyle gözüküyor.

    • Arkadaşım siz tarihin T’sinden Mustafa Kemalin M’esinden Cumhuriyetin C’sinden Osmanlının O’sundan haberin yok senin yazdıkların dini bırakıp hurafelerle yaşamak gibidir. 16 mayista mustafa kemal anadoluya yollaniyor. İngiliz zoruyla. Mustafa kemalin anilarinda var. Ben sarayda vahdettin ile gorusur iken dusman gemilerinin namlulari saraya bakiyordu diyor. Demişsiniz. Mustafa kemal Yıldırım orduları komutanı 13 Kasım 1918 tarihi müttefik devletlerin İstanbul’ a girdiği günlere tekabül etmekteydi. İngiliz donanmasına ait zırhlılar İstanbul Boğazına girip buraya demirlemiş toplarını Osmanlı Devletinin merkezi karargâhı olan Dolmabahçe Sarayına çevirmişti. Durum hiç de iç açıcı değildi. Devlet tüm siyasi ve mülki idareleri ile işgal güçlerine teslim olmuş ve ağır şatlar içeren Mondoros Mütarekesi hükümleri çerçevesi içerisinde işgalci Müttefik Devletlerden gelecek direktiflere boyun bükmekten başkaca bir varlık gösteremiyordu. İşte bu sırada yaveri Salih Bozok’un gözyaşları içinde Mustafa Kemal’e dönerek Boğaza demirlemiş İngiliz zırhlılarını göstermesi üzerine Mustafa Kemal: “Geldikleri gibi giderler” demiş böylelikle ülkenin bir gün yüce Türk milletinin gücüyle bağımsızlığına kavuşacağına dair inancı dile getirmiştir. 1919 yılı başlarında İngilizler, Türklerin Pontusçulara karşı geliştirmiş oldukları direnişlerden rahatsız olmaya başlamışlardı. Damat Ferit Paşa, Sadrazam olduktan sonra sorunun çözümü için yollar aramaya başlamıştı. 30 Nisan 1919’da 9. Ordu Müfettişliğine atanan Mustafa Kemal, Samsun’a, görev bölgesindeki iç huzuru sağlamak, silah ve cephaneleri toplamak, vatandaşlara silah dağıtılmasını engellemek ve bunu yapan kuruluşları ortadan kaldırmak üzere gönderildi. 16 Mayıs 1919’da Samsun’a hareket eden Mustafa Kemal 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktı. İngilizlerin denetiminde olan Samsun’da milli mücadele hareketi için istediklerini gerçekleştiremeyeceğini anlayan Mustafa Kemal, 25 Mayısta Havza’ya geçti. Samsun’a çıkışını Mustafa Kemal, Nutuk’ta şu şekilde anlatmıştır:
      “1919 yılı Mayıs’ının 19’uncu günü Samsun’a çıktım. Genel durum ve manzara : Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu durum, Dünya Savaşı’nda yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, Şartları ağır bir ateşkes Antlaşması imzalamış, Büyük Harbin uzun yılları boyunca, millet yorgun ve fakir bir halde. Milleti ve memleketi Dünya Savaşı’na sokanlar, kendi hayatları endişesine düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilafet makamında bulunan Vahdettin, soysuzlaşmış, şahsını ve yalnız tahtını emniyete alabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki hükümet aciz, haysiyetsiz, korkak, yalnız Padişahın iradesine tabi ve onunla beraber şahıslarını koruyabilecek herhangi bir duruma razı, Ordunun elinde silahları ve cephanesi alınmış ve alınmakta. İtilaf Devletleri, ateşkes Antlaşmasının hükümlerine uymağa lüzum görmüyorlar. Birer vesileyle itilaf donanmaları ve askerleri İstanbul’da Adana vilayeti Fransızlar, Urfa, Maraş, Gaziantep İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya’da İtalya askeri birlikleri, Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurlar ve ajanlar faaliyette. Nihayet başlangıç kabul ettiğimiz tarihten dört gün önce 15 Mayıs 1919’da itilaf Devletleri’nin uygun görmesiyle Yunan ordusu İzmir’e çıkartılıyor. Bundan başka, memleketin her tarafından Hıristiyan azınlıklar gizli, açık milli emel ve maksatlarını gerçekleştirmeğe, devletin bir an evvel çökmesine, çalışıyorlardı.”
      “Başında hoca lakabı bulunan hele de “Şapka Kanunu’na” karşı çıktığı için idam edildiğine dair hakkında efsaneler türetilen bir kişi hakkına yazı yazmanın zor olduğunu söylemeliyim. Ama dini konularda epeyce mürekkep yalamış bir kişi olarak “idam edilmiş” bir kişi hakkında asla ve asla belgeye dayanmayan bir tek satır bile kaleme almayacağımı, bunun aksinin “iftira” olduğunu herkes gibi ben de çok iyi biliyorum.
      Ama bazı kesimler hiçbir araştırma, insaf, izan ve ahlak duygusu taşımadan, “İskilipli bizim hocamızdır, o hemşehrimizdir, ona karşı çıkanlar dinden çıkar” gibi sapıklık ötesi bir cehalet sergiliyorlar.
      Allah indinde hiç kimse sakalı ve cüppesi vardı diye temize çıkmayacak, yaptıklarından yani fiillerinden sorumlu tutulacak. Hz. Peygamber’in “Kızım Fatıma bile hırsızlık yapsa, ona cezasını verin” dediği ölçü işte budur. Herkesin cezada ve mizanda eşit olduğu ölçü.
      Şimdi konuya gelelim:
      İskilipli Atıf Hoca’nın idamı konusundan önce, kendisi hakkında pek konuşulmayan bir hususu gündeme getirelim. Malumuz İskilipli Atıf Hoca’nın yazdığı bir kitap var. Adı Frenk Mukallitliği ve Şapka. Hoca, bu kitabı yazarak Anadolu’nun birçok yerine satılması için gönderir.
      Kitabın adında geçen “Frenk” ne anlama geliyor? Frenk Osmanlının Batılılara bilhassa Fransız kökenli Hıristiyanlara (ki o dönemde Fransa bütün Batı medeniyetini temsil ediyordu) verilen addır. Frenklik toplumda çoğunlukla gâvurluk olarak da adlandırılır.
      İskilipli, Müslümanın şapka giyerek gâvuru taklit etmesinin dine aykırı olduğunu çeşitli vesikalarla anlatmıştı kitabında.
      Buraya kadar güzel.
      Peki, “şapka giyerek gâvuru taklit etmenin caiz olmadığını” yazan İskilipli hangi derneğin kurcusu ve üyesi idi?
      İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin!
      İyi de bu İngilizler gâvur değil mi?
      Bir hoca efendi, hem de “gâvuru taklit etmeye” bile karşı çıkan bir hoca efendinin “gavur sevenler derneğine” üye olması dine uygun mu acaba? Kuran-ı Kerim’in “Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin” (Maide 51) emrine rağmen İskilipli neden “İngiliz Muhipleri Cemiyetine” üye oldu?
      Gâvuru sevenler derneğine üye olan İskilipli için acaba “Allahın sevdiği bir kulu” denilebilir mi?
      Ya da “Allah, gavuru seveni,sever mi?
      Hem “Frenk’i taklit etmeyin” deyip hem de Frenk’e sevgisini ilan eden İskilipli’nin bu çizgisini “Çorum’un Atıf Hoca aşığı dernekleri” neden sorgulamazlar?
      Gelelim idam bahsine:
      İskilipli Atıf Hoca, şapka kanununa muhalefetten dolayı idam edilmedi. İskilipli’nin Şapka Risalesi’inden yargılandığı mahkeme Giresun İstiklal Mahkemesi’dir ve bu yargılamanın tarihi 16-18 Aralık 1925’tir. İskilipli, bu yargılama sonunda, Şapka Risalesi’nin, geçmiş bir tarihte yazıldığı ve binaenaleyh buna dayanılarak yeni kanun muvacehesinde suçlama yapılamayacağı gerekçesiyle beraat ettirilmiş ve mahkeme heyetiyle aynı gemide İstanbul’a dönmüştür.
      Giresun Mahkemesi şapka risalesinden dolayı İskilipli’yi beraat ettirmiştir.
      Ancak bu defa başka suçlardan dolayı Ankara İstiklal Mahkemesine sevk edilmiş burada esas olarak vatana ihanetle suçlanmıştır. Bu mahkemede de şapka konusu gündeme gelmekle beraber İstiklal Mahkemesi zabıtları incelendiğinde kendisine ağırlıklı olarak “Teali İslam Cemiyeti üyesi iken neden Yunanla yapılan savaşa karşı çıkan bildiriler yazıp dağıttığı sorulmuştur.”
      Mahkeme zabıtları incelendiğinde mahkeme başkanının kendisine defalarca ve öfkeyle “Neden Yunan tayyareleri ile Milli Mücadele karşıtı bildiriler attınız? Ama bu yaptığınız aksi tesir yaptı. Anadolu halkı Milli Mücadeleye daha fazla destek vermiştir” diye hesaba çektiği görülür. İskilipli ise Milli Mücadelenin başarıya ulaşması üzerine Vakit gazetesinin 1034. nüshasında tekzip yayınlayarak “o bildiri bana ait değil” diyecekti.
      Ankara İstiklal Mahkemesi zabıtlarında idam gerekçesi olarak şunlar yazar:
      “Bundan başka milli mücadelenin en buhranlı zamanında Anadolu içlerine doğru uzanmış işgal ordusuna mukavemet edilmemesi hususunda başkanlığını yaptığı Teali İslam Cemiyeti adına düzenlediği beyannameleri sonradan aldığı çeşitli inkâr tertiplerine rağmen yunan tayyareleri ile istiklali ve hayat hakkı için mücadele eden Anadolu köylerine attırdığı ve yeniliğe ve cumhuriyete daimi bir düşman vaziyeti almış olan adı geçen kişinin son isyan hadisesi ile maddeten ve manen alakadar bulunduğu birçok delil ile anlaşıldığını ve ortaya çıktığı… adı geçen kanunun 55. Maddesinin TC’nin teşkilat-ı esasiye kanununu tamamen veya kısmen tağyir… veya ifa-yı vazifeden men’ine cebren teşebbüs edenler idam olunur” diyen muharrer fırkası mûcebince İskilipli Hoca Atıf… efendinin salben idamlarına… oy birliği ile karar verildi.”
      Yani İskilipli’nın idam kararında “şapka” değil “devleti ortadan kaldırmaya” teşebbüs suçu vardır.
      Bugün “İngiliz Muhipleri Cemiyetine mensup” İskilipli’yi savunanların bu muhabbetinin tek nedeni “O’nun Mustafa Kemal”e olan düşmanlığıdır.
      Mustafa Kemal’e düşman isen “İngiliz’e muhip, Yunan’a dost” olabilirsin, bir beis yoktur!
      Tarihten ve akıldan yoksun olan “devlet, millet hatta din düşmanları” bunu böyle bile.”
      Neyse uzun uzadıya hepsine cevap vermek gerekir ama burada olmuyor Bu konularda makale yazmak gerekiyor.

      • mertcan, yorumun icin sagol kardesim. Ama mesele alinti yaptigin yerlerde anlatildigi gibi degil. Bunlar daha cok ilk ve orta okullarda anlatilan mitoloji karisimi seylerdir.
        Kisaca cevaplandirayim. M. Kemal’in nutuku aslinda “siyasi” bir metindir. Yani tarihi vakalari kendi zaviyesinden ortaya koymus. M. Kemal’in cizdigi bu vahim tablonun müsebbibi kimdir? Mütarekeni imzasindan yalnizca birkac ay evvel tahta oturan Sultan Vahideddin midir? Yoksa Filistin cephesinden kacan m. kemal ve avenesi midir? Sultan Vahideddin mi cephede savasiyor, ve orduya kumandanlik ediyor? Yoksa m. kemal ve avenesi mi? Elbette m. kemal ve avenesi… O halde ülkenin bu duruma düsmesine sebep olanlar da onlardir, baskasi degil. Mondros, m. kemalin Padisaha tavsiyesiyle, hatta m. kemalin dostu rauf orbay tarafindan imzalanmistir.

        Gelelim Iskilipli Atif hocaya.

        Iskilipli Atif hoca “sapka” yüzünden idam edilmistir. Ancak yeterli delil bulunamadigi icin milli mücadele dönemine dair bazi haksiz ithamlara maruz kalmistir. Ancak bütün bu ithamlar verilecek idam kararina kilif teskil etmek üzere kurgulanmistir. Buna dair sitemizde yayinladigimiz uzun bir makale var, buyur:
        http://belgelerlegercektarih.com/2015/02/08/iskilipli-atif-hoca-neden-idam-edildi-tum-iftiralara-cevaplar/

        Ayrica Iskilipli Atif hocanin Ingiliz muhipler cemiyetine üye olduguna dair bir belge görmedik. Varsa buraya eklemeni rica ediyorum. Biz de görelim. Ancak öyle olsa bile bu o zati hain yapmaz. Zira Milli Istihbarat Teskilati’nin atasi olan Teskilati Mahsusa’nin son baskani Hüsamettin Ertürk, istihbarat toplamalari icin bazi alimleri bu cemiyete soktuklarini hatiralarinda aciklamistir. Buyur:

        http://belgelerlegercektarih.com/2013/06/18/ingiliz-muhipler-cemiyetine-uye-olan-hocalar-hain-miydi/

      • Mertcan tatar senin bildiğinin kaç misli benim unutmuşluğum var. Atilla oralin yazilarinda gordum aklimda kaldiği kadariyla fahri canin anilarina gore Bunlar yani kemalistler bursa valisini astilar. Kendi adamlarini getirmek için ingiliz işbirlikcisi diyerek. Öldürdükleri herkese bu damgayi vurdular. Mustafa kemal ve avanesini ülkenin başina getiren ingilizlerdir. İngilteredeki yahudi lobisi selanik başta olmak uzere balkan yahudilerine verdi osmanli sonrasi türkiyeyi. Bunlar herkese ingiliz işbirlikcisi damgasini vurarak hallettiler. Kendi işbirliklerini asarak keserek söylettirmediler. Soyleyen kendisi yedi o damgayi ve dedigini caniyla ödettiler.
        Osmanliyi kim yikti aç oku.

  16. Galiba 2000 yilina doğru köyde bir yakinimin evinde elime geçen bir kitapta görmüştüm.iskilipli mehmed Atif hoca asilmiş. Adamin biri geliyor hocanin idam sehbasindaki vefat etmiş haline üc kulhüvallahü bir elham okuyor iki avucunu açarak. Uyariyorlar adami delirdinmi sen kaç o idam sehbasinin başindan, şimdi onu indirirler seni sallandirirlar diyorlar. Adamcağiz nasil kaçacağini bilemiyor.
    Millete korku vermek adina bu nasil bir canavarca yonetim. .

  17. Ozbekler tekkesinin şeyhi ata bey sabetaycilardan, mustafa kemalin istemediği adamlara pek yuz verilmezdi o tekkede. Orasida mustafa kemalin kontrolundeydi. Tekke ve zaviyeler kanunu çikip bu kurumlar kapatikdiğinda üskudar özbekler tekkesi sabetaycilara ait olduğundanmi bilinmez burasi kapsam dışı tutularak açik kaldi. Aralik 2006 da ilahiyatci sabetayci Ahmet ertegun ölunce tvde haberi verirken özbekler tekkesinin şeyhi ata beydende bahsetti. Galiba şeyh onun amcası oluyormuş. Ertegunun dedeside bu tekkenin şeyhiymişti. Sabetayci sulalesi bunlar.beyaz türklerden

  18. KAdir mısırlıoğlu mu ? herif bildiğin deli yahu kaynak diye onumu gösteriyorsun. Daha dün shespare müslüman seyh pir diyenden kaynak olmaz. Ayrıca o bunları nerden almış o zamanda yaşamadığına göre. Son olarak kimsenin arkasından konuşmayın belki herkez bi yanılgı içindedir nedir ne değildir bilmeden konuşmayın.

    • gökhan, deli olduguna dair bir belge yok. Varsa buraya getir. Daha “shakespeare”in ismini bile yazamiyorsun ama onun hakkinda fikir beyaninda bulunuyorsun. Bu olmaz. Bunlari slogan adamlari yapar. Ingiltere’de bile shakespeare’in “Sheykh Pir” olabilecegine dair yayinlar var. Ayrica daha yaziyi okumadigin suradan belli ki, genelkurmay basta olmak üzere, meclis zabitlari, basbakanlik arsivi, m. kemalin nutku, m. kemalin yakin dostlarinin hatiratlari dahil 30’un üzerinde kaynak sunmamiza ragmen sadece Kadir Misiroglu’nu kaynak gösterdigimizi iddia ediyorsun. Biraz ciddi olalim. Hayirli aksamlar.

  19. Geri bildirim: 10 Kasım’da Atatürk’ü neden hayırla, saygıyla ve minnetle anmıyoruz? | Belgelerle Gerçek Tarih

  20. Geri bildirim: 15 Temmuz Saldırısının 2. Dalgası: Algı Bombaları | Belgelerle Gerçek Tarih

  21. Geri bildirim: Darbeci M. Kemal Atatürk’ün Darbe Teşebbüsleri | Belgelerle Gerçek Tarih

  22. Türk olmayanların ,Türk milletini Türk devletini sevmeyenlerin Atataürkü sevmeleri beklenemez. İstiklal harbinde gerçek din adamları Türk milletinden yana oldular ve düşmana karşı savaştılar. Ama bazı kanı bozuklar istilacı ülkelerin askerleriyle işbirliği yaptılar. Şimdi soruyorum. Atatürkü sevmeyenler İstiklal harbindeki istilacıları da sevmiyorlar mı..Hilafet konusuna gelince.. Madem ki halifelik kaldırıldı diye kızıyorsunuz. Arap ülkeleri neden halifeliği uygulamıyorlar.Siz Atatürkün halifeliği kaldırdığına değil; Arap ülkelerinin -şeriat- adı altında krallıkla yönetildiğine kızın. Unutmayın ki İSLAM’ da krallık haramdır.

  23. Mustafa kemal bolayirda 114 e karşi 6000 kayip vererek yenildi kuçucuk bulgara. Orada benim dedemin amcasi kaldi. 19 mayis 1915 te Çanakkallede ingilize. 600 e 10000 kurban bir tek savaşta, daha ölmesi emredilip hiç sag kalamayanlar.
    Burasi muştur yolu yokuştur
    Giden gelmiyor acep ne iştir
    Neden gelmiyor giden. Herkes öldüğu icin ve oradada komutan mustafa kemal.
    Filistinde savaşsiz ingilizin eline esir düşuyor. 75000 kişilik ordu. Oradada komutan mustafa kemal. Ona dokunan yok.
    Sebep zaten onlarin adami ve onlar getirdiler onu bu ülkenin başina. Yunanla savaş mustafa kemali kahraman yapmak yunan kovuluyor gibi gosterilip osmanliya konma savaşidir. Kovulan ayni zamanda osmanlidir.
    Benim dedemin babasi yemende kaldi. Bir başka akrabam sirplar tarafindan vurulup şehit oldu. Anneannemin babasi imamdi yunan vurdu, ölü numarasiyla yarali kurtuldu. Bunlar bu ülkeye gizli yahudi sabetaycilar konsun. Ülkenin servetleri kaynaklari onlara aksin. Millet donu yirtik gezsin mancar kökü yesin diyemi oldu.yada orjinal kuranlar yakilsin, kimi hocalar asilsin, camiler harabe olsun, din eğitimi yasaklansin diyemi oldu.
    Ata kandirmacadir. Asil zor duruma düşürülen bir milletin onu o duruma düşürenlerden olan sözde kurtaricilar sebebiyle bu asıl millete hakaret edenler kendileri türk değildir. Birde atanin hastaliklarini bir araştir. Kan durumlarina bir bakiver istersen.

    • Beyniniz iyi yıkanmış….Siz benim gibi yapın şehir şehir ülke ülke gezin ve gerçeği öğrenin.hayato hayattan öğrenin.padişah m.kamal gizli görüşüo samsuna gönderdi ve son ana kadar padişahın emirleri doğrultusunda çalıştı.bunun tersi düşünülemez çünkü kazım karabekir sürekli atstürkün yanında kaldı.

      • Selim, yani bütün tezini Karabekir’in M. Kemal’in yaninda kaldigina dayandirmak cok gercekci degil. Kaldi ki Karabekir ile M. Kemal’in arasi Cumhuriyetin ilanindan sonra acilmisti. Hatta evveliyati var.

  24. yasasın cumhuriyet ne yaparsanız yapın bu vatanı yobazlıgınızla yokedemeyeceksiniz mustafa kemal yalnızca baslangıctı şimdi ozgurluge esitlige laiklige hukuka inanan milyonlarcayız kendi cehaletinizde yok olacaksınız

  25. Kendilerine türk dedirten sabetaycilarin nesi türk, ve yahut biz bu vatana ne hayinlik yapmişiz. Sulale olarak kaç şehidimiz var seferberlikte. Mustafa kemallerin tek şehidi yok bu memlekete. O teşfikiyeden hiç şehit cenazesi kalkmaz. Onlar saltanat sursun diye bu milletin evlatlari şehit olur. Süleyman dinçer vardi 15 seneyi geçti öleli. 1905 doğumluydu. Gebzenin Seferberlikte her ailenin şehidi var. 3 şehidi olan var beş şehidi olan var toplasan 3000 i bulur derdi. 3000 olmasinda 2000 olsun, yada 1500. 240 a bile ulaşmiyor şehitler listesinde. Maaş vermemek için yok edilmiş şehidlik vesikalari. 32144 nufus var 1914 te. 11 de bir kayip 3000 eder, toplamda Milyon kayip var ülkede seferberlikte.
    Yukaridaki olanlari görüpte inadina böyle yazmak türklüğe islama duşman olmaktir. Bu kadar açik. Mustafa kemalin arkasinda abdnin ingilterenin butun imkanlari ve yahudi lobisi ecnebi dunyasi vardi. Devlet çaresiz kaldi. Ama halen oh olsun çeker gibi yazanlari Allaha havale ediyoruz. Kimsede bu devlete duşman değil. Ama sabetayci dakka dukkalardan super kahramanlik çikmaz. Yemiyoruz biz bu yalanlari. Senin o övdüklerin bile işgalci dayamasi. Buda sizinkileri kukla durumuna duşurür.

  26. Biz çocuk iken korku boku selanik diye bir soz vardi. İstanbulu ülkeyi ele geçirenler memleketin servetini yağmalayan selanikin yahudi dönmeleridir. Her oyunu çevirmişler bu milletin uzerine. Gikimi çikti birisinin kirivermişler kemiklerini. Hayatinida karartmişlar. Hiç kimse sesini çikartamamiş bu sebeple. Bu sözün çikiş sebebi işte budur.

  27. Yezidi haklı gören bir akıl hastasından kaynak alorak yazıp bizim inanmamızı istiyon.Biz tarihimizi iyi biliyoruz.İnsanlar hangi idolojiye kapılırsa onun kapısı açar ve diğer kapıları kapatırlar…Bu sen oluyorsunki…yazık olmuş sana…

    • Selim, Yezid’i öven yok. Kadir Misiroglu’nu kastediyorsan, o da övmüyor. Yalnizca onun hakkinda ortaya atilan iddialarin sii propagandasi oldugunu söylüyor. Bu bir. Ikincisi, yazida M. Kemal’in Nutuk’u basta olmak üzere 20 civarinda kaynak var. Üc, Kadir Misiroglu’ndan ise yalnizca bir kaynak alindi ve onu da M. Kemal’in dostu celal bayarin kitabina dogrulattik. Sen daha yaziyi okumamissin. Demek ki asil ideolojiye kapilan sen missin… Kapildigin ideolojinin etkisiyle yaziyi okumadan yorum yapmani ve aklini kullanmamani saglamis.

    • Selim islama karşi onlarca sene verdikleri mucadele. Dindarlarin okullardan ve devletten atilmasi senin için hiç bir şey ifade etmiyormu. 1920 ler 30 lar detayiyla döküldü ortaliğa. Sabetaycilar haybeden geçinip çalişmadan maas aldilar. Bir şeyler bizim gibilerin cebinden mal varligindan metezori olarak alinip çuvallara dolduruldu birilerine peşkeş çekildi. Bizimkiler borç batağina duşurulurken birileri faizden nemalanan baron oldu. Yani birileri bizi kendine binek yapip somurerek kendi yukselmesinde basamak yapti. Bizi kurtardiğini ileri suren sabetaycilar bizi batirma bahasina kendi istikballerini hemde o biçim kurtardilar.

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s